Jump to content

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması


AYANDON
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması

 

Şeyh Sait İsyanı ve Tcf’nin Kapatılması

 

TCF’nin dine saygı adı altında gerici çevrelere verdiği mesaj kısa süre içinde etkisini göstermiş ve TCF Cumhuriyet karşıtı bütün güçlerin kendisini ifade ettiği yasal bir platforma dönüşmüştür. Ancak kısa süre içinde bu eşik atlanacak ve irticai hareket TCF’den aldığı güçle harekete geçecektir. Şeyh Sait öncülüğünde başlayan ve kısa süre içinde Doğu ve Güneydoğu’ya yayılan isyan girişimi İngilizlerin de büyük desteğiyle ciddi bir tehlike yaratacak ve zorlukla bastırılabilecektir.

TCF’nin kapatılışının Şeyh Sait ayaklanmasıyla ilgili olmadığı, yalnızca Atatürk’ün muhalefete tahammül edememesi yüzünden gerçekleştirildiği iddialarının aksine TCF’nin Şeyh Sait isyanına karıştığı şüpheye yer bırakmayacak derecede kesindir. Liberal kesimlerce TCF konusundaki sayılı uzmanlardan birisi olarak görülen Erik Jan Zürcher bile, TCF liderlerinin dine saygı adı altında gerici kesimleri kışkırtmaya çalıştıklarını kabul ederek şöyle demektedir:

 

“Rauf Orbay daha sonraları İslamiyet’in Türkiye’de hâlâ devlet dini olarak kabul edildiği bir dönemde, maddenin çoğulcu bağlamda inanç ve itikatlardan söz ettiğine dikkati çekerek, 6. maddenin programa dahil edilmesinin laikliğin bir ifadesi olduğunu söyleyecekti. Mantıken bu iddiaya bir kusur bulunamasa da, bunun safsata koktuğu ortadadır. 1924 Türkiyesi’nde halkın bu maddeyi Kemalistlerin laik eğilimlerine karşı İslam’dan yana bir destek beyanı şeklinde yorumlayacağını kavrayamamış olmaları için, TCF liderlerinin son derece toy olmaları gerekirdi.”

 

Bu isyan üzerine TCF’nin Cumhuriyet için büyük bir tehdide dönüştüğü ortaya çıkar ve ardından da partinin kapatılması çalışması başlar. Muhalefet karşısında yetersiz kalan Fethi Okyar Hükümetinin istifasıyla Atatürk iktidarı İnönü’ye devreder. Meclis’te yaptığı konuşmada bu durumu “Devrimi başlayan tamamlayacaktır” diyerek özetler.

 

Atatürk, Muhalefeti Nasıl Tasifye Etti?

 

TCF’nin kapatılmasına giden süreçte İstiklal Mahkemeleri ve tek maddelik Takrir-i Sükun Yasası devreye sokulur. Atatürk artık açıktan kendisine karşı örgütlenen muhalefetin toplum içinde de bir bölünme yaratmaya başladığını görmektedir ve muhalefeti tasfiyeye girişir.

Aslında daha muhafazakar paşalarla arasında ilk ayrılıkların başladığı dönemden başlayan bir tasfiye süreci vardır ve bu süreç şimdi tamamlanacaktır.

 

İlk dönemlerde muhalefet cephesindeki paşaların önüne “Ya Ordu, ya siyaset” tercihi konur. Neredeyse tamamı Ordu içinde en üst rütbelerde bulunan paşalar bu iki yoldan birisini tercihe zorlanarak zayıflatılır. Dolayısıyla Atatürk’ün o dönem Ordu’yu politikanın dışında tutma çabası yalnızca muhalefetin zayıf düşürülmesini amaçlayan taktik bir harekettir. Zira bu tercihe zorlanma sürecinde Ordu her zaman devrim politikasının temel bileşeni durumunda olacaktır ve Mustafa Kemal de Genel Kurmay Başkanlığı ve Meclis Başkanlığı görevlerini tek başına yürütmektedir.

 

Cumhuriyet’in ilanının ardından yine aynı paşalarla karşı karşıya kalan Atatürk, Şeyh Sait isyanının ardından bu cepheyi bütünüyle gözden çıkartacaktır. İstiklal Mahkemelerinin kurulması, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun değiştirilmesi ve Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkartılmasıyla birlikte TCF için yolun sonuna gelinmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin Halk Fırkası’na dönüştürülmesi süreciyle birlikte başlayan tek parti iktidarı ülke içindeki karşı devrim güçlerini bertaraf ederek toplumsal devrimleri gerçekleştirme mücadelesine hız kazandıracaktır.

 

Terakkiperver ve İttihatçı muhalefetin bütün direnişine rağmen tasfiye süreci başarıyla sonuçlandırılmıştır. İlk iş olarak Cumhuriyet karşıtı cephenin sözcüsü durumundaki mütareke basını susturulmuştur. Tanin’in başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın başta olmak üzere pek çok muhafazakar ve gerici gazeteci görevlerini bırakmak zorunda kalmışlardır. İstiklal Mahkemeleri’nde Şeyh Sait isyanına katılan pek çok kişi idam edilmiş ve ardından da TCF isyanı kışkırttığı için kapatılmıştır. Böylelikle neredeyse bütün Milli Mücadele sürecinde Atatürk’e karşı çalışan Hilafetçi muhalefet bütünüyle ezilmiştir.

 

Son Hamle: İzmir Suikasti

 

Mustafa Kemal’i tasfiye etme girişimleri sonuçsuz kalan ve Hilafet ve Saltanat düşleri sona eren muhaliflerin son kozu, Mustafa Kemal’in canına kastetmektir. Cumhuriyet’in ilanının ardından üç yıl geçmiştir. 1926’da İzmir’i ziyarete giden Mustafa Kemal’e karşı içlerinde Lazistan eski mebusu Ziya Hurşit’le yakın adamları Çopur Hilmi, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’un bulunduğu bir suikast teşebbüsü ortaya çıkartılır. İzmir Suikastı bir anlamda Meclis’te ezilen ve bütün ümitlerini yitiren muhalefetin son hamlesidir. Ancak son hamle de başarısızlığa uğramıştır. Suikast planının öğrenilmesi üzerine tutuklanan ve asılan muhaliflerle birlikte Terakkiperver ve İttihatçı muhalefetin daha öncesinde Takrir-i Sükun ve Hıyanet-i Vataniye yasaları ve İstiklal Mahkemeleriyle büyük ölçüde tasfiye edilen kesimi bir daha toparlanamayacak şekilde bitirilmiştir.

 

İzmir Suikastini gerçekleştirmek için kullanılan isimler yakalanarak idam edilmişlerdir ancak suikastle bağlantısı olduğu iddiasıyla tutuklanan ve yargılanan isimlerin başında yine Rauf Orbay ve Kazım Karabekir’den, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy’a kadar malum muhalefet vardır. Ancak Atatürk’ün devreye girmesiyle birlikte bu isimler idamdan kurtulacaklardır. İzmir Suikasti yargılamalarının ardından Meclis içindeki İttihatçı ve Terakkiperver muhalefet artık tamamen etkisizleşmiştir.

Ancak bu af aynı zamanda muhafazakar cephenin önde gelen isimlerin bir daha dönmemek üzere siyasete veda etmesi anlamına gelmektedir.

 

Önce bütün bu yaşananlardan sonra siyasetten uzaklaşan K.Karabekir, Atatürk’ün ölümünden sonra, 22 Aralık 1938’de alınan bir adaylık kararı ile İstanbul’dan aday gösterildi ve 6 Ocak 1939’da milletvekili seçtirildi. İnönü bununla yetinmemiş, 1946 yılında K.Karabekir’i T.B.B.M başkanı olmasını sağlamıştır. K.Karabekir 26 Ocak 1948 de ölünce , bu defa onun yerine Ali Fuat Cebesoy T.B.B.M başkanı yapıldı.

TCF ve CHP’nin tam olarak bütünleşebilmesi için Rauf Orbay’ın da yeniden CHP’lileştirilmesi gerekiyordu ancak bir sorun vardı. İzmir suikasti davası nedeni ile İstiklal Mahkemesi tarafından1926 yılında verilmiş mahkumiyet kararı vardı. Kendisi yurt dışında bulunması nedeni ile karar infaz edilememişti. Bulunan formül, araya af yasası girdiği gerekçesi ile mahkumiyeti yok sayıldı ve 22 Ekim 1939’da yapılan seçimlerde milletvekili olarak yeniden T.B.B.M’ye girdi.

 

İnönü “kırgınlıkları gidermek” amacı ile 24 Mart 1939’da Dolmabahçe Sarayı’nda 1700 kişilik bir çay partisi düzenledi ve tüm kırgınları bu partiye davet etti. Eski sadrazamlardan Salih Paşa ve Cafer Tayyar Eğilmez, Ali İhsan Sabis gibi kişiler de çağırılanlar arasındaydı. Atatürk ve devrimlere karşı olduğu için Türkiye’de barınamayan ve eşi ile birlikte yurtdışında yaşayan TCF kurucularından Adnan Adıvar’da bu çay partisine yetişti. 2 gün sonra da Halide Edip Türkiye’ye gelecekti.

Anlaşılan o ki kırgınlıkları gidermek üzere yapılan çay partisine bütün mandacılar, hilafetçiler ve saltanatçılar davet edilmişti.

 

Atatürk, Sivas Kongresi sırasında kendisine Amerikan Mandasının gerekli olduğunu bildiren Halide Edip’i affedememişti ve belki de bu yüzden kendisine o zaman gönderdiği mektubun tamamını Nutuk’da yayınlamış ve eleştirmişti. TCF sırasında ki tutumu ve devrimlere karşı muhalefeti yüzünden Atatürk ile ters düşmüştü. Şimdi diğerleri gibi onunda kırgınlığının giderilmesi ve onurlandırılması gerekiyordu. O nedenle üniversitede İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne atandı. Ancak konuyu daha iyi anlayabilmek için Halide Edip’i yakından tanımamız gerekiyor.

 

Devam Edecek…

Kaynaklar:

 

Prof.Dr.Çetin Yetkin KARŞIDEVRİM 1945-1950

http://www.ileri2000.org/25/kahramanoglu25.htm

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...