Jump to content

Kutsal Kitaptan Çelişkler Değiştiğene Dair Kitap İçinden Örnekler


Guest jülide
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Günümüzde İncil Matta, Markos, Luka, Yuhanna tarafından yazılmış, insan yazmalarından oluşan, Hz. İsa'nın hayatını anlatan tarihi bir eser görünümündedir : "İncil'i Allah indirmemiş, hatta onu değişik peygamberlere tek tek yazdırılmamıştır. ( Kur'an ve kutsal kitap, John Gılchrıst)". Hz. İsa'nın tebliğ ettiği İncil, günümüzde, elimizde bulunan İncil değildir. Bunun en büyük delili yine İncil'de bulunmaktadır.

".... İsa. Tanrının İncil'ini tebliğ ederek Galile'ye gelir..." (Markos : 1/14)

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

- Birincisi, Mesih İnanlıları Topluluğu zaten her zaman, Tanrı sözünün insanlar tarafından, ama doğrudan doğruya Kutsal Ruh'un esinlemesiyle yazıldığını söyler (II. Petrus 1:20-21).

- Oysa Kutsal Kitap'ta durum farklıdır. Kutsal Kitap, Tanrı'nın seçtiği havariler ve peygamberler aracılığıyla bize iletilmiştir. Böylece Tanrı, sadece sözünü iletmekle kalmıyor, onu anlaşılır bir hale de getirmiş oluyor. Havariler, sadece Tanrı'nın sözünü ileten kimseler değil, aynı zamanda anlamını da okuyucuya anlatabilen ve bunu Kutsal Ruh yardımıyla, hiç yanılmaksızın yapabilen kimselerdir. Bu durum Kutsal Kitap için geçerlidir, kendisinde insani katkı olmayan Kuran için tabii ki geçerli değildir.

Deedat, sonra dâhiyane bir ayrım yapıp, Tanrı sözü, peygamber sözü ve tarihçilerin sözleri olmak üzere, Kutsal Kitap'ta şahitliğin üç türünün bulunduğunu söylüyor. Tanrı'nın konuştuğu, İsa'nın konuştuğu ve nihayet İsa'yla ilgili şeylerin söylendiği bölümlerden alıntılar yapıp, bunların Müslümanlar için farklı şeyler olduğunu gururla ifade ediyor. Diğer yandan, Kuran'ın sadece Tanrı sözünü içerdiğini, hadisin peygamberin sözlerinden oluştuğunu, diğer kitapların da tarihçiler tarafından yazıldığını belirtiyor ve sözü şöyle bağlıyor:

"Müslümanlar yukarıdaki üç çeşit delili, kendilerine özgü otorite derecelerine göre titizlikle birbirinden ayrı tutarlar. Onları kesinlikle eşit tutmazlar."

İslam bilgini olarak tanınan bir kimsenin, böyle bir iddiada bulunması bizi gerçekten de çok şaşırtmaktadır. Bu söylediğinin doğru olmadığını kendi de biliyor olmalıdır. Her şeyden önce, Kuran'da pek çok bölüm vardır ki, peygamberlerin sözlerini aktarır. Örnek olarak, Zekeriya peygamberin şu şözlerini okuyabiliriz:

"Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?" (âl-i İmran/3:40)

Deedat'ın iddiası doğru olsaydı, yani Kuran'da sadece Tanrı sözü bulunsaydı, yukarıdaki sözleri de Tanrı'ya atfetmemiz gerekecekti. Bundan başka, Kuran'ın bir sûresinde Muhammed'e konuşan bir meleğin sözleri bulunmaktadır. Bu sözler açıkça Tanrı sözleri değildir.

"Biz ancak Rab'bin buyruğuyla ineriz geçmişimizi, geleceğimizi ve ilişkinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rab'bin unutkan değildir."(Meryem/19:64)

Yukarıdaki sözlerin kime ait olduğu Kuran'da belirtilmemişse de Muhammed'e yöneltilen sözler olduğu ve bir melek tarafından söylendiği metnin kendisinden anlaşılmaktadır. Yani bunlar Tanrı'nın sözleri değildir.

Diğer yandan, hadislerde karşılaştığımız pek çok sözün, bir peygamber değil, Tanrı'ya ait olması gerektiğini görüyoruz. Bu hadislere, hadis-i kutsi (ilahi sözler) denilmektedir. İşte bir örneği:

Abu Hureira'nın aktardığına göre Allah'ın elçisi (S.A.) şöyle demiştir: Yüce ve şanlı Allah dedi ki 'Bildirdiklerimin yanısıra, mümin kullarım için öyle şeyler hazırladım ki, onları hiçbir insan gözü görmemiş, kulağı işitmemiş, kalbi hissetmemiştir'.

Hadislerde benzeri sözler çoktur. Diğer taraftan, hadis ve Kuran'da bulunan pek çok hikâye, Kutsal Kitap'takileri andırmaktadır. Oysa Deedat bunları, Kutsal Kitap'taki tarihçilerin sözleri diye nitelendirmekteydi. Örnek olarak verebileceğimiz, İsa'nın doğumu ile ilgili bölüm, Deedat'ın sınıflandırmasındaki üçüncü tip tanıklığa, yani tarihçilerin tanıklığına pek benzemektedir.

"Meryem oğlana gebe kaldı o haliyle uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur etti..." (Meryem/19:22-23)

Kuran'ın Meryem'le ilgili bu hikâyesi, anlatım tarzı bakımdan, Kutsal Kitap'ın, Markos 11:13'te İsa'yla ilgili olarak söylediğinden farklı değildir. Ama Deedat, İncil'in bu ayetini gösterip "böyle hikâyeler Kuran'da bulunmaz" diyebilmektedir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Deedat'ın Kuran ile ilgili Kutsal Kitap'ın farklılığını gösterme çabaları yanlış temellere dayanmaktadır. Kuran da başından sonuna kadar hem peygamber sözleri, hem tarihi hikâyeler içermektedir. Bunun aksini iddia etmek gerçekle bağdaşmaz. Öte yandan, hadislerde de hem peygamberlere ait sözler hem Tanrı'ya atfedilen sözler bulunur. O halde, Deedat'ın iddiası, yani Müslümanların üç tür tanıklığı - Tanrı sözü, peygamber sözü ve tarihçilerin sözlerini - titizlikle birbirinden ayrı tuttuğu iddiası tamamen yanlıştır. Maalesef kitapçığı da bu tip iddialarla doludur.

Deedat'ın Kutsal Kitap aleyhine söylediklerinin haksızlığı daha başından belli olmakta ve bu eğilim kitabın sonuna kadar sürdürülmektedir.

"Biz Müslümanlar inanırız ki," "biz inanırız," "biz samimiyetle inanırız," gibi sözler sarfetmekte, ancak bu inançlarını destekleyecek en küçük bir kanıt dahi getirmemektedir.

Kitabında dile getirdiği bu inançlarla ilgili olarak ancak şu kadarını söyleyebiliriz. Tarihin sağladığı kanıtların tümü, hiçbir şüphe bırakmayacak bir şekilde, bu inançların karşısında durmaktadır. Bu yüzden de, tamaman spekülatif özellikte ve her türlü temelden yoksundurlar.

yani Tanrı'nın bir yandan, on dört yüzyıl boyunca Kuran'ı bozulmadan korumuş olması, böylece bugün de özgünlüğünü sürdürmesi, diğer yandan İncil ve Tevrat'ın özgünlüğünü korumak şöyle dursun, bunların varlığını gösterecek kanıtları dahi ortadan kaldırması bize çok şaşırtıcı gelmektedir. Tanrı'nın bu kadar çelişkili davranabileceğini kabul etmek mümkün değildir. Çünkü, evrenin sonsuz yöneticisi, şüphesiz her zaman tutarlı davranır. Kendi kitaplarından birini, yüzyıllarca mucizevi bir şekilde koruduğuna, diğerlerinin bir zamanlar var olduğunu gösterecek bir küçük kanıtı dahi korumaktan aciz olduğuna inanmamızı kimse bekleyemez. Bu kadar büyük bir çelişkiyi kabul etmek güçtür.

Diğer taraftan, daha önce de görmüş olduğumuz gibi, Kuran'ın kendisi de, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde, adı geçen Tevrat'ın, o zaman, yani Muhammed zamanında yaşayan Yahudilerin kutsal kitabı olduğunu, İncil'in de Hristiyanların kutsal kitap olarak gördükleri kitap olduğunu belirtiyor. Buna ilaveten, tarihin hiçbir döneminde, ne Yahudilerin de de Hristiyanların, bugün ellerinde bulunan kutsal kitapları, yani Eski ve Yeni Ahit dışında bir kitapları olmadığını da biliyoruz.

Muhammed zamanında, dünyanın her yerinde Yahudiler, sadece tek Tevrat bilirlerdi. O da bugün bildiğimiz Eski Ahit'i oluşturan kısımlardan başka bir kitap değildir. Tarihin söz konusu döneminde, Hristiyanlar da tek bir kitap bilirlerdi. O da bugün bildiğimiz Yeni Ahit'ten başka bir kitap değildi. Şimdi, bu noktayı belirten, onunla ilgili Kuran ayetlerine bakalım:

"Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar...?"(Mâide/5:43)

"İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler."

(Mâide/5:47)

Eğer Muhammed zamanında, Hristiyanların elinde İncil bulunmasaydı, onların bu kitabın hükümlerine göre yargılanmalarının da düşünülemeyeceği belli değil midir? Bundan başka, A'raf/7:157'de tekrar doğrulamaktadır ki, Yahudi ve Hristiyanların elinde, Muhammed zamanında, Tevrat ve İncil adlı kitaplar bulunuyordu ve bu cemaatlerin kendileri de bunları kendi kutsal kitapları olarak görüyorlardı. Şimdi, söz konusu bu kitapların, bugün bildiğimiz kitaplar, yani Eski ve Yeni Ahit kitapları olmadığını iddia etmek hiçbir dürüstlükle bağdaştırılamaz.

Bundan başka, Baidavi ve Zamakşari gibi, ünlü Kuran yorumcuları, İncil kelimesinin Arapça olmadığını, Süryaniceden alınma bir kelime olduğunu ve Hristiyanların bu adı kendi kitaplarını tarif etmek için kullandığını açıkça belirtiyorlar. Bazı eski Kuran araştırmacıları, bu kelime için Arapça bir köken bulmaya çalışmışlarsa da, bu iki uzman bu tür çabaları boş bulup reddetmişlerdir (Jeffery, Kuran'ın Dilindeki Yabancı Kelimeler, s.71). Bu da göstermektedir ki, İncil söylendiği gibi İsa'ya vahyedilen, sonra hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan, meçhul bir kitap değildir. Bugün bildiğimiz Yeni Ahit'in ta kendisidir. Tevrat için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Çünkü Tevrat kelimesi de Arapça bir kelime değildir. İbraniceden alınan bu kelimeyi Yahudiler, her zaman kutsal kitapları için kullanmışlardır.

Saydığımız bu nedenlerden ötürü, Kutsal Kitap'ın Tanrı Sözü olduğunu, Kuran'ın en küçük bir şüpheye dahi yer bırakmadan kabul ettiğini görmekteyiz. söz konusu kitapların, değişik Kutsal Kitap çevirileri olduğunu söylememektedir. Kral James Nüshası (King James Version - KJV), Düzeltilmiş Nüsha (Revised Version - RV) ve Düzeltilmiş Standart Nüsha (Revised Standard Version - RSV) gibi, değişik Kutsal Kitap çevirilerinden söz etmekte, bunların farklı Kutsal Kitap'lar olmadığını bilmiyormuş gibi davranmaktadır. Adı geçen bu üç çevirinin de Muhammed zamanından birkaç yüz yıl öncesinden beri İnanlılar Topluluğu tarafından korunup saklanan özgün metinlerden yapıldığını, Eski Ahit'in İbranice, Yeni Ahit'in de Eski Yunanca yazıldığını biliyoruz. Adı geçen çeviriler arasındaki farklılıkları göz önünde bulundurmaya hazırız. Bu arada, Güney Afrika'da Kuran'ın Muhammed Asad tarafından yapılan çevirisinin dağıtımı konusunda çıkan tartışmayı hatırlatmak isteriz. Kutsal Kitap'ın olduğu gibi, Kuran'ın da birçok değişik çevirisi bulunmaktadır.

Asad'ın bu çevirisine karşı duyulan tepki o kadar büyük olmuştu ki, Güney Afrika İslam Heyeti bir bildiri yayınlayarak, bu kitabın ülkedeki Müslümanlara satılmamasını istemişti. Kutsal Kitap'ın hiçbir çevirisi benzeri bir tepkiyle karşılaşmamıştır. Bu nedenle kutsal kitabimiz'ın, değişik birkaç kitap olduğu, dolayısıyla, Mesih İnanlıları Topluluğu'nun tek bir kitabı olmadığı yolundaki sözlerine okuyucular kanmamalıdır.

Elimizde bugün 4000 kadar eski Yunanca metin bulunmaktadır ve bunları Muhammed'den iki yüz sene öncesine tarihlemek mümkündür.

Ancak, bir şeye şaşmamak elimizde değildir. O da Müslümanların iddiası, Kuran'ın hiç değişmeden korunduğu, Kutsal Kitap'ın ise çok değiştirilip bozulduğu, öyle ki artık geçerliliğini yitirdiğidir. Halbuki, her iki kitabın da tarihini incelersek, göreceğiz ki, her ikisi de yazıldıkları halini, yani orijinalliklerini çok iyi koruyabilmişlerdir. Bununla beraber değişik ifade tarzları, yani aynı anlamın farklı biçimde dile getirilmesi, her ikisinde de bulunmaktadır. Kuran'ın yanılmazlığı ve Kutsal Kitap'ın geçersizliği ile ilgili bu iddianın nereden ileri geldiğini tahmin edebiliyoruz. Gerçekten de, bu iddianın kaynağı, İncil ve Tevrat'ın, içerik ve öğreti açısından, beklendiği gibi bulunmaması, yani İslami olmamasıdır. İşte bu durumu açıklamak için, yukarıdaki iddia ortaya atılmıştır. Nedeni ne olursa olsun, bu hakikat adına söylenmiş en büyük yalandır.

Bütün dünyadaki Müslüman teoloji doktorlarının, öğrencilerine hakikati söylemelerinin zamanı gelmiştir. Elimizde yeterince kanıt vardır ki, Halife Osman zamanında, Kuran tek bir standart metin haline getirilirken, elde bir çok metin vardı ve bunlar da değişik ifade tarzlarına sahipti. Halifeliği zamanında Osman haber aldı ki, Kuran, Suriye, Kafkasya ve Irak'ta, Arabistan'da olduğundan farklı bir şekilde okunuyordu. Derhal harekete geçip Hafsah'ın (Hz. Muhammed'in eşlerinden biri ve Hz. Ömer'in kızıdır) elinde bulunan elyazması metinleri istetti. Sonra Zeyd b. Sabit'e ve daha üç kişiye emir vererek bu metnin kopya edilip çoğaltılmasını ve gerekli yerlerinin düzeltilmesini sağladı. Bu işler tamamlandığında, Kuran'ın diğer elyazmalarıyla ilgili olarak, sert tedbirler aldığını görüyoruz.

"Hz. Osman'ın hazırlattığı nüshalar... Mekke, Küfe, Basra, ve Şam'a gönderilmişler, bir tanesi de Medine'de alıkonulmuştur. Bu nüshaların gönderilmesiyle birlikte, bunların metinlerine uymayan mashafların (Kuran'ların) yakılması da emredilmiş, yazılarına aykıra düşen okuyuşların yasaklanması istenmiştir."İbn Ebî Dâvâd, Kitaba'l-mesâhif, s. 34; Dânî el-Mukni, s. 9; Suyûtî, el-Îtkan, I. Cilt, s. 172. Bkz. Tayyar Altıkulaç, Yüce Kitabımız Hz. Kur'an, s. 21, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara, 1984.

Hristiyanlık tarihinin hiçbir döneminde, hiç kimse, Kutsal Kitap'ın tek bir kopyasını doğru kabul edip diğerlerini yok etme çabasına girmemiştir. Niye Osman, mevcut diğer Kuran metinleriyle ilgili emri vermiştir? Biz sadece, bunların "ciddi hatalara" sahip olduğunu düşünebiliriz. Öyle çok, öyle ciddi yanlışlar ki, bir düzeltme yoluna değil de, toptan imha yoluna gidilmiştir. Bir başka deyişle, Kuran metni tarihinin bu dönemini inceleyecek olursak, göreceğiz ki, doğru olarak benimsenip standart hale getirilen Kuran, bir insanın (Tanrı'nın değil) kendi takdirine göre (Tanrı'dan gelen ilhamla değil) seçtiği Kuran'dır. Hangi nedenlerden dolayı, Hafsah'ın elindeki elyazmasının eldeki en mükemmel metin olarak görüldüğünü anlamak mümkün değildir. Şimdi sıralayacağımız kanıtlar, İbni Mesud derlemesinin bu seçime daha layık olduğunu gösterecektir. (Aralarındaki farkların büyüklüğünü düşünürsek, birinin mükemmelliğini ciddi bir şekilde savunmak imkânsızdır.)

Her ayrıntısı Hafsah'ınki ile aynı olan, başka tek bir Kuran daha olmadığı, hepsinin yakılarak yok edilmesinden belli olmaktadır. Bu tür kanıtlar, Kuran'ın hiçbir zaman değiştirilmediği yolundaki inancı destekler mahiyette değildir.

Diğer taraftan bu "düzeltilmiş standart Kuran'ın" da mükemmel olmadığı anlaşılmaktadır. İslam literatürünün en gözde eserlerinde okuduğumuza göre, yukarıda adı geçen Zeyd İbn-i Sabit, bir ayetin eksik kaldığını hatırlamıştır. Bakın, şöyle diyor:

"(Kuran'ı istinsah ederken) ben, (Hafsa'nın yanındaki Kuran yazılı) sahifeleri (n sûresini) Mushaflara naklettiğimde Ahzab (sûresin) den bir âyeti - ki Resûlullah... onu okuduğu her zaman işittiğim halde kaybetmiştim. Ve o âyeti (yazılı olarak) bulamamıştım yalnız Peygamberimiz'in tek başına şehâdetini iki kimsenin şehadetine denk tuttuğu Ensâr'dan Huzeyme'nin yanında buldum. (En sonu onu da hey'edin kârariyle Mushaf'taki sûresine koyduk). O âyet de Allah'ın: [Mü-minlerden öyle erler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri ahde bağlı kaldılar]. (Ahzab, 23. ayet) mealindekidir. Sahih-i Buhari, Cilt 8, s. 273, 1187. hadis. Bu hadisin "izahı"ndan da şu açıklama yapılıyor: "Ebu Bekir zamanında Kuran toplanırken de iki âyet yine Hüzeyme'nin yınında bulunmuştu. Fakat bu iki âyet Ahzap sûresine mensub olmayıp Tevbe sûresi ayetlerindendir ve bu sûrenin son iki ayetidir." (A.g.e. 274. sayfa).

Sözü edilen bu ayet, Ahzâb (33) Sûresindeki 23. ayettir. Bu yüzden, bu kanıta inandığımız takdirde - ki aksini gösteren başka bir kanıt da yoktur - Osman'ın derlemesinden sonra da tek bir mükemmel Kuran yoktu.

İkincisi, bunun benzeri kanıtları bize göstermektedir ki, elimizdeki Kuran'da ayetler, hatta paragraflar eksiktir. Örneğin, Hz. Ömer halifeliği zamanında, zinanın taşlanarak cezalandırılmasıyla ilgili bazı ayetleri Hz. Muhammed'den duyduğunu belirtmiştir:

"Ömer (İbnü'l Hattab) radiya'llâhu anh'den (bir hutbesinde) şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Bir hakikattir ki, Allah, Muhammed Salla'llahu aleyhi ve sellem'i hak Peygamber gönderdi ve ona kitap indirdi. Ona indirdiği âyetler içinde Recm âyeti de vardi." Recm âyeti şudur: "Evli bir erkek ve kadın zinâ ederlerse (zinâ, gebelik veya ikrâr ile) sâbit olursa (âile namusunu lirleten bunları taşlayınız!" A.g.e. 12. Cilt, 409. sayfa, 2176. Hadis.

Zina işleyenlerin taşlanarak cezalandırılmasıyla ilgili ayetin olmaması, Kuran'ın bugünkü haliyle de "mükemmel" olmadığını açıkça kanıtlamaktadır. Hadislerde rasladığımız başka kanıtlar da bize, bir zamanlar Kuran'da mevcut bazı ayet ve paragrafların bugün bulunmadığını göstermektedir. Öyleyse, şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, bugün geçerli Kuran, orijinal Kuran değildir.

Yakılması emredilen metinlere dönüp baktığımızda, bunlarla Osman'ın kendi anlayışına göre en iyisi deyip standart hale getirdiği Kuran arasında önemli farklar görüyoruz. Üstelik bu farklar sık sık iddia edildiği gibi, sadece "lehçe farkları değil, gerçek metin farklılıklarıdır".Jeffery, Kuran Metni

Bazı durumlarda, bazı kelimelerde sessiz harf farklılığı vardır. Bazı durumlarda ise bütün bir cümle farklıdır. Bazı derlemelerde rastlanan bazı kelime ve cümlelerin, diğerlerinde olmadığı görülmüştür. Bu farklılıkların söz konusu olduğu derleme sayısı on beş kadardı.

Şimdi Abdullah ibni Mesud'un metnini ele alalım. (Bu kişinin derlemesiyle ilgili söyleyeceklerimiz, diğerleri için de geçerlidir.) O dönemde Kufa'da yaşayan Müslümanlar bu metni standart Kuran olarak benimsemişlerdi. Osman haber gönderip Hafsa'ınki dışında her türlü metnin yakılmasını emredince, Mesud bir müddet daha kendi metnini bırakmayı reddetti. Böylece bir süre daha, resmi Kuran haline gelen Hafsa'ın metni ile rekabet halinde bulundu.

İbni Mesud ilk Müslüman olanlardan biriydi. Aynı zamanda Kuran okumayı öğreten kişilerin de ilkiydi. Kuran metni konusundaki bilgisiyle, gerçekten de geniş çevrelerin saygınlığını kazanmıştı. Bir defa Muhammed'in huzurunda yetmişten fazla sûreyi ezbere okumuş, hiç kimse de hata bulamamıştı.Sahih-i Buhari, 11. Cilt, s. 1768. Hadis. İmam Müslim'in bu çok saygı gören hadis derlemesinde şu cümleleri buluyoruz:

"Masruk bildirdi ki Abdullah bin Amr huzurunda İbni Mesud'un sözünü ettiklerinde şöyle dedi: Onun sevgisi kalbimde hiç eksik olmaz, çünkü Allah'ın elçisi (S.A.) onun hakkında bir gün şöyle demişti: 'Kuran'ı okumayı, dört kişiden öğrenin: İbn Mesud, Abu Hudayfa'nın müttefiği Salim, Ubayy b. Kab ve Muad b. Cabal.'"Salih-i Müslim, 4. Cilt, s.1313.

Bir başka hadis kitabına göre, Muhammed Kuran'ı her yıl Cebrail ile birlikte gözden geçirir ve yukarıda adı geçen İbni Mesud da yanlarında bulunurdu. İbni Sa'd, Kitab'al Tabakat al Kabir, Cilt 2, s. 441 Bunun benzeri bir hadiste, Muhammed'in şöyle dediğini okuyoruz.

"Kuran'ı okumayı dört kişiden öğrenin: Abdullah bin Mesud (önce Mesud'u zikrettiğine dikkat edin), Abu Hudayfa'nın eski kölesi Salim, Muad b. Cabal ve Ubai b. Kab." Sahih-i Buhari, 9. Cilt, s. 40, 1517. Hadis.

Yukarıda yaptığımız alıntılardan da görülüyor ki, o dönemde yaşayan tüm Müslümanlar için Mesud, Kuran konusunda tam bir otoriteydi.

Hem Salim hem Ubai b. Ka'b'ın derlemelerinde farklı ifade tarzları bulunmaktadır. Fakat İbn Mesud'a Muhammed'in kendisi tarafından öncelikle verilmiştir. Bu yüzden İbni Mesud'un metninin, Hafsah'ınki de dahil olmak üzere diğerlerinden pek çok yerde farklı olduğunu keşfetmek şaşırtıcı olmaktadır. Ayrıldığı bu noktalar Arthur Jeffery'nin değişik derlemeler arasındaki farklılıkları inceleyen kitabında doksan sayfa tutmaktadır. Arthur Jeffery, Kuran Metni Tarihi İçin Malzeme, s. 24-114. Yazar kanıtlarını pek çok İslami kaynaktan almış ve belgelemiştir. Sadece Bakara (2.) sûresinde diğerlerinden farklı olduğu noktaların sayısı 149'ı bulmaktadır.

Hafsah'ın metninden derlenen Kuran'ı kabul edip kendi metnini yok etmeyi reddetmesinin bir başka nedeni de, Hafsah'ın metninin Zeyd b. Sabit tarafından derlenmiş olmasıydı. Neden derseniz, henüz Zeyd anasından doğmamışken, o Muhammed'in en yakın arkadaşlarından birisiydi.

Bu anlattıklarımızın hepsinden iki şey ortaya çıkmaktadır. Birincisi, Mesud'un metni, standart Kuran olmak için, Hafsah'ınkinden daha uygundu. Çünkü, Muhammed Mesud'u Kuran konusundaki dört otoriteden en önde geleni olarak görüyordu. İkincisi, iki metin arasında pek çok fark vardı. Doğrusunu isterseniz, binlerce fark vardı ki, bunların da tümü, Jeffery'nin kitabında belgelenmiştir.

Sail ve Ubai b. Ka'b gibi tanınmış daha birçok kimsenin, kendilerine ait derlemeleri olduğunu, bunların Hafsah'ınkinden çok farklı olduklarını ve daha çok Mesud'un derlemesiyle çakıştığını göz önünde bulundurursak, Kuran'ın değiştirildiğine dair elde kanıt bulunmadığı iddiasının ne kadar yersiz olduğu görülür. Jeffery'nin kitabında 362 sayfalık çürütülmez kanıt vardır ki, Kuran'ın o ilk ve önemli dönemindeki derlemeler birbirinden çok bakımdan farklıydı. Bu nedenle, Kuran da değişik ifade tarzlarına sahiptir. Dürüst hiçbir kimse, Tanrı önünde durup Kutsal Kitap'ta olduğu söylenen "önemli hatalardan" Kuran'ın yoksun olduğunu söyleyemez. Bu, aksini ispatlayan kanıtlar ortada olduğu halde yapılan asılsız bir iddia olur.

Gerçek şudur ki, Kuran'ın metin tarihi, Kutsal Kitap'takine pek benzemektedir (Guillaume). Her iki kitap da özgünlüğünü dikkate değer bir şekilde korumuştur. Her ikisi de, yapı ve içerik açısından, başlangıçta var olanı çok iyi aktarmaktadır. Fakat, her iki kitap da tamamen yanlışsız veya metin eksikliği olmadan korunmuş değildir. Her ikisinin de eski metinlerinde farklı ifade tarzlarına raslanmaktadır. Ama bu onların bozulmuş, geçerliliğini yitirmiş olduğu anlamına gelmez. Samimi Hristiyan veya Müslümanların bu gerçekleri kabul edeceğine inanıyoruz.

Kuran'la Kutsal Kitap arasındaki tek fark şudur: Mesih İnanlıları Topluluğu doğruluk adına, değişik anlatımlı metinleri büyük bir özenle korumuş, Müslümanlar ise, halife Osman zamanında, Kuran'ın değişik anlatımlarını gösterecek her türlü kanıtı yok ederek tüm İslam dünyası için tek bir Kuran bırakmayı uygun görmüşlerdir. Bugün piyasada tek bir Kuran olabilir. Fakat dürüst olan hiç kimse, bunun Muhammed tarafından arkadaşlarına iletilenle, tıpatıp aynı olduğunu iddia edemez. Öte yandan, bugüne kadar hiç kimse, niye Hafsah'ın elindeki metnin kusursuz olduğunu kanıtlayabilmiş değildir. Aksine, eldeki kanıtlar, bu hakka, İbni Mesud'un elindeki metnin daha fazla sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu gerçekleri göz önüne alırken, hadislerde bulunan ve elimizdeki Kuran'ın hâlâ tamam olmadığını gösteren diğer kanıtlar da düşünülmelidir.

Bugün dünyada mevcut, tüm Kuran'ların aynı olduğunu söylemek bir şey ifade etmez. Zincir en zayıf halkası kadar sağlamdır. Kuran metni tarihindeki zayıf nokta da, işte burada, yani o eski günlerdedir. O dönemde birbirinden farklı bir çok Kuran derlemesi vardı. Standart olması için sonunda seçilip çoğaltılan Kuran metni de tamam ve mükemmel değildi. (Not: Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek için, İngilizce bilenler bakınız: JAM' AL-QUR'AN: THE CODIFICATION OF THE QUR'AN TEXT, A Comprehensive Study of the Original Collection of the Quran Text and the Early Surviving Quran Texts, John Gilchrist, P.O. Box 1804, Benoni 1500, Güney Afrika.)

Sadece hakikat sevgisi olmayan, geçerli kanıtlara saygı göstermeyen kimseler ancak Kutsal Kitap'ın değiştirilip bozulduğunu, Kuran'ın ise, değiştirilmeden korunduğunu iddia edebilir. Onlar böylece, imanlarına hizmet ettiklerini düşünürler. Ancak, doğru olan ve doğruyu seven Tanrı onların bu temelsiz propagandalarına karşı duracaktır.

Ayrıca, İncil kitaplarının ilk elyazması metinlerinin bize ulaşmadığını, bunların kayıp olduğunu söylemek bir şey ifade etmez. Çünkü aynı durum Kuran'ın ilk elyazmaları için de geçerlidir. Kuran'ın bize ulaşan en eski metni, Hicret'ten iki asır sonra derlenmiş, erken Al Mail üslubuyla, parşömen üzerine yazılmış bir elyazmasıdır. Diğer eski Kuran'lar, Kufi yazısıyla, aşağı yukarı aynı tarihlerde yazılmışlardır.

1.H.z İsa hangi İncil'i tebliğ ediyor, anlatıyordu ? Matta 'yımı, Luka'yımı yoksa 300 sene sonra yasaklanacak İznik konsülünün reddettiği İncil'leri mi?

- isa mesih bir kitabi teblig etmiyordu onu yerine getiriyordu. Bu incil bölümleri onun yasami ve ögretisleri ile ilgilidir. İznik konsülündeki olayi daha önceki aciklamamda okuyabilirsiniz. Yine özetlersek iznik konsili isa mesihin Tanriligi üzerine durmustur. Hepside ayni kitabi kullaniyorlardi.

2.Günümüzdeki İncil şu an Hz. İsa'nın hayat öyküsünü içerir. ( Matta, Hz İsa ile gezerken gördüklerini, Luka Hz. İsa ile başından geçen olayları, Yuhanna, Markos... yine Hz. İsa ile olan anılarını ,aynı olayı, birbirine zıt olarak İncil'de anlatırlar.). Hz. İsa halka neyi anlatıyordu, kendi hayat hikayesini mi, doğumunu mu anlatıyordu ?... Matta'ya göre İncil varda, "İsa'ya göre İncil neden yok ?" hala.

- isaya bir kitap inmemistir zaten kendisi söz olarak inmistir. İnclide söz Tanri ile birlikteydi ve söz insan olup aramizda yasadi.

3.Eldeki en eski İncil Yunancadır. Hz. İsa ise İbranice konuşurdu...

- İsa halkla konuşurken büyük bir olasılıkla İbranice veya halkın dili olan Aramice konuşurdu. Fakat bu sözlerinin kalıcı kaydı Tanrı'nın bilgeliğiyle o zamanki dünya dili olan Grekçe olarak yazıldı. Bizim için en esaslı sorun ise müjdenin bize hangi dilde ulaştığı değil ama onu anlayıp anlayamadığımız, yaşayan Mesih'e yürekten iman edip etmemiş olmamızdır.........

Tüm bunlar elimizdeki Tevrat ve İncil'in bozulduğunu gösteren delillerdir.

- Kutsal Kitap'ın içerdiğini objektif olarak inceleme gayretini, hiçbir yerde görmüyoruz. Onun hakkında tek bir iyi söz söylememektedir. Bir kimsenin Kutsal Kitap'ı baştan sona okuyup sadece kötü şeyler söylemesine şaşmamak elimizde değildir. ilk sayfasından son satirina kadar okuyucu aşırı önyargılı bir ruhla karşı karşıya gelmektedir. Böyle bir tutum, kendini bir Kutsal Kitap araştırmacısı olarak tanıtan kimseye yakışmamaktadır.

Tevrat 39, İncil 27 bölümden oluşur. Hıristiyanlar, K.Mukaddesin tamamına (yani sadece İncil'e değil, Tevrat, İncil, Zebur üçünü birden) inanırlar. Yahudiler ise sadece eski Ahit'e - Tevrat'a inanırlar :

- Yahudiler tevrat ve zebura inanirlar. Bizde öyle fakat onlar inansaydi hristiyan olurlarda yada mesihe iman etmis olurlardi. Fakat bu onlarinda inandigi kitaplarin degistigini göstermez. Yani biz mesih imanlilari incil vardir diye digerleri degismistir demiyoruz.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

K. Mukaddes'in tanrısı nasıl bir tanrıdır. Yahudi ve hıristiyanlar nasıl bir tanrıya inanırlar : Yorulan, pişman olan, acı duyan, güreşte yenilen, korkan, kinci... bir tanrıdır, K.Mukaddesin tanrısı.

Yorulan tanrı : "... Ve tanrı yaptığı işi yedinci günde bitirdi ve yaptığı bütün işten yedinci günde istirahat etti, dinlendi..." (Tekvin 2/2-3). Kim dinlenir, tabi ki yorulan tanrılar.

"Allah yorulur mu?"

Bilmedin mi? işitmedin mi? Ebedî Allah, RAB, dünyanın uçlarını yaratan, zayıf-lamaz ve yorulmaz; onun anlayışının derınliğine erilmez.(Yeşaya 40:28)

Ve Allah yedinci günü mubarek kıldı, ve onu takdis etti; çünkü A1lah yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirahat etti.(Tekvin 2:3)

 

Yeşaya Tanrı'nın yorulmadığını ve zayıflamadığını söyler ama Tekvin Tanrı'nın dünyayı yarattıktan sonra dinlendiğini kaydeder. İnsanbiçimci dilin (yani O'nu daha iyi anlamamıza yardım etmek için Tanrı'yı insansal terimlerle açıklayan dilin) kullanımı Kutsal Kitap ayetleri boyunca görülen bir şeydir. Tanrı görülmez, sonsuzdur ve vücudu yoktur. Buna karşın Kutsal Kitap'ta kullanılan insanbiçimci dil, Tanrı'nın "güçlü sağ koluyla" etkin olduğunu söyler (Çıkış 15:16). Bunun anlamı O'nun bir kolu olduğu mudur? Tabii ki, kullanılan bu dil harfi harfine yorumlanmamalıdır. Tanrı bir baba olarak resmedilir ama insansal bir babanın bütün özelliklerini Tanrı'ya atfetmeyiz. Tanrı hakkında yaptığımız bütün tanımlamalarda insansal sözler ve deyişler kullanılır, ama genelde metnin içeriğinden bu tür bir dilin teolojik bir gerçeği anlatmaya çalıştığı anlaşılır. İnsanbiçimci dili harfi harfine algılamak, antik kutsal yazılarda çok bulunan kabul edilmiş edebi tür hakkında tamamen cahil olduğunu göstermektir. Böyle bir sorunun ortaya çıkması bizi iki nedenden ötürü şaşırtmıştır: Birincisi, Kuran da Allah'ı tanımlamak için insanbiçimci dil kullanır. Örneğin Tâh/20:5 ve Hadîd/57:4'de Allah'ın tahtından söz edilir. Tanrı'nın yorulması hakkındaki soru ile aynı ruhta bizler de neden Allah'ın oturmak için bir tahta ihtiyacı olduğunu sorabiliriz. O da mı yorulur? Tabii ki hayır! Bu, insanbiçimci dildir. insanbiçimci dili harfi harfine yorumlamak kullanılan edebi türün anlaşılmadığını gösterir.

Pişman olan, acı duyan tanrı : " Ve Rab yeryüzünde insanı yarattığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu " (Tekvin 6/6).

Allah insan değil ki, yalan söylesin,ve insan oğlu değil ki, nadim olsun; O söyler de onu yapmaz mı? Yahut söz verir de icra etmez mi?

(Sayılar 23:19)

Ve RAB yeryüzünde adamı yaptığına nadim oldu, ve yüreğinde acı duydu. Ve RAB dedi: Yarattığım adamı, ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim; çünkü onları yaptığıma nadim oldum.

(Tekvin 6:6-7)

Ve RABBE dua edip dedi: Ah, ya RAB, ben daha memleketimde iken bunu söylemedim mi? bundan ötürü hemen Tarşişe kaçmağa davrandım; çünkü biliyordum ki sen lûtfeden ve çok acıyan, geç öfkelenen, ve inayeti çok olup kötülükten nadim olan Allahsın.(Yunus 4:2)

 

Sayılar'da Tanrı, pişman olmayan olarak sunulmuştur. Ama diğer iki ayet Tanrı'nın pişman olduğunu söyler.

Yine burada Kutsal Kitap ayetleri Tanrı'nın duygularını ifade edebilmek için insanbiçimci bir dil kullanmaktadır (bakınız soru 20 ve 22). Bizim insansal duygularımız İlahi Olanı tanımlamak için asla yeterli değildirler. Ancak, Kutsal Kitap'ta Tanrı, yarattıklarından ayrı duran pasif bir varlık değildir. Yarattıklarıyla birçok yönden ilgilenir. Örneğin Tanrı'nın bir sevgi Tanrı'sı olduğunu biliyoruz. Tanrı'nın sevgisini insan sevgisiyle eşit tutamayız. Ama O'nun sevgisini insanlara bildirmek için başka hangi dili kullanabiliriz? O'nun sevgisini yaptığı şeylerde görürüz. İsrail'i Mısır'daki esaretten kurtarmıştır. Biricik Oğlu'nu günahkârları kurtarmak amacıyla ölmesi için vermiştir. Bunlar derin bir sevgiyi gösteren davranışlardır.

Buna benzer bir şekilde, Kutsal Kitap, Tanrı'yı tövbe eder bir şekilde resmettiğinde, Tanrı'nın nasıl olduğunu anlamamız için insansal sözcükler kullanılmıştır. Her zaman olduğu gibi, dikkatli bir bilgin onların gerçek anlamını anlamak için bu ayetlerin içinde bulunduğu metnin bütününe bakar. Her ayeti sırasıyla inceleyeceğiz:

a) Tekvin 6:6-7 Tanrı insanoğlunu yarattığına pişman oldu. İnsanlığın içine düşmüş olduğu ahlaksal ve ruhsal bozukluğun farkına vardığımızda Tanrı'nın, Kendi kutsal karakterine sadık kalabilmek için bu tür davranışları ahlaksal açıdan tiksindirici bulduğunu anlarız. Bu bize insanbiçimci dilin kullanımından başka bir şekilde nasıl anlamlı bir biçimde iletilebilir? Tanrı'nın insanlığın davranışını bu şekilde değerlendirmemesi, O'nu, Kendisi kutsal olmakla beraber, kutsal olmayan davranışlar karşısında pasif kalan Biri olma suçlamasıyla karşı karşıya bırakırdı. İnsanlığı yarattığına pişmandır, insanlığın ahlaksal bozukluğa düşmesi O'nu üzmektedir, bu yüzden O, Kendi ahlaksal karakteriyle tutarlı bir biçimde davranmaktadır.

b) Yunus 4:2 Burada Tanrı'nın fikrini değiştirdiğini ve ilk önce vaat ettiği gibi kötü insanları yargılamadığını görüyoruz. Ama yine Tanrı, sadece Kendi kutsal ahlaksal karakteriyle tutarlı bir biçimde davranmaktadır. Kutsal Kitap ayetlerinde tekrar tekrar, Tanrı'nın günahı yargılama vaadinin yanı sıra tövbe edenlere merhamet vaadinde bulunduğunu okuyoruz. Bu şekilde, eğer günahkârlar günahlarından tövbe ederlerse, Tanrı günahkârlar için olan yargısından dönme kapasitesine sahiptir. Buna bir başka örnek de, Yeremya 18:6-8'de bulunur. Tanrı İsrail'e, eğer bir ulusu yargılayacağını bildirmiş ve sonra da o ulusu uyarmışsa, eğer ulus tövbe ederse Tanrı da vaat ettiği yargıdan vazgeçeceğini söylemiştir. Bu, Tanrı'nın herhangi bir biçimde değiştiğini mi gösterir? Tabii ki hayır. Tanrı'nın insanlıktan tövbe beklemesi, sonra da, yargılamadan vazgeçerek karşılık verememesi O'nun ahlaksal karakteriyle çok tutarsız bir şey olurdu. Ama Kutsal Kitap ayetleri, Tanrı'nın Kendi ahlaksal karakterinde tamamiyle tutarlı ve değişmez olduğunu öğretirler.

c) Sayılar 23:19 Buradaki metin, tanrıtanımaz bir kralın İsrail'i lanetlemek için bir din adamı kiralamaya çalışmasından söz etmektedir. Ayetin söylemek istediği, Tanrı'ya kutsadığı bir halkı lanetlemesi için kaba bir şekilde rüşvet verilemeyeceğidir. Bir insan hoş olmayan bir şeyi yapmak için kiralanabilir ama kutsal bir Tanrı'nın böyle bir şey yapması mümkün değildir. Bu bakımdan Tanrı bir insan gibi değildir. Malaki 3:6 bunu onaylar, "Çünkü ben Rab değişmem." Bu ayet, Tanrı'nın duygusuz, yerinden kımıldayamayan, yaratıklarına karşılık verme kapasitesine sahip olmayan biri olduğunu söylememektedir. Söylemek istediği, Kendi ahlaksal karakterinde Tanrı'nın Kendi amaçları, karakteri ve varlığına tutarlı olmasına güvenebileceğimizdir.

Güreşte yenilen tanrı : " ... ve Yakup, seher sökünceye kadar bir adamla gü-reşti... (adamı yenince) adam Yakub'a dedi :

Tevrat'ta geçen bir ayette "Tanrı ile güreşti" anlamı vardır ve müslümanların görüşü şu şekildedir "haşa! Tanrı pehlivan mı ki güreşsin"(!)

Tabi ki olay bu değildir...Ayetlere bakılırsa:

 

""21 Böylece armağanı önden gönderip GECEYİ KONAKLADI?I YERDE GEÇİRDİ.

 

22 Yakup O GECE KALKTI; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağı'nın sığ yerinden karşıya geçti.

23 Onları karşıya geçirdikten sonra sahip olduğu her şeyi de geçirdi.

24 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. BİR ADAM gün ağarıncaya kadar onunla güreşti.

25 Yakup'u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı.

26 Adam, "Bırak beni, gün ağarıyor" dedi. Yakup, "Beni kutsamadıkça seni bırakmam" diye yanıt verdi.

27 Adam, "Adın ne?" diye sordu. "Yakup."

28 Adam, "Artık sana Yakup değil, İsrail denecek" dedi, "ÇÜNKÜ TANRIYLA, İNSANLARLA GÜREŞİP YENDİN."

29 Yakup, "Lütfen adını söyler misin?" diye sordu. Ama adam, "Neden adımı soruyorsun?" dedi. Sonra Yakup'u kutsadı.

30 Yakup, "Tanrı'yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı" diyerek oraya Peniel adını verdi.

31 Yakup Peniel'den ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu.

32 Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı”(yaratılış)

 

İlk once söylenmelidir ki bu olay bir rüya olabilir…(bazı hristiyan teologları bu olayı bir rüya olarak yorumlamıştır)devam edilirse ,Peki Yakup hem bir ADAMLA güreştiğini söylüyor hem de “Tanrı yı yendin” diye bir ifade geçiyor.Peki Yakup kiminle güreşti?

 

Ayetlere devam edilirse;

 

“RABBİN davası var Yahuda’yla,

Yakup'u izlediği yola göre cezalandıracak,

Yaptıklarının karşılığını verecek.

3 Yakup ana rahminde kardeşinin topuğunu tuttu,

Büyüyünce Tanrı'yla güreşti.

4-5 MELEKLE GÜREŞİP YENDİ,

Ağladı, kutsanmak istedi.

Tanrı'yı Beyt-El'de buldu,

RAB, Her Şeye Egemen Tanrı bizimle orada konuştu,

O Yahve diye anılır.”

 

Demek ki Yakup kendisine insan şeklinde görünmüş bir melek ile güreşmiştir.Peki bu meleğin Tanrı ile ne ilgisi var?

 

Tekrar ayetlere dönülürse;

 

“20 "Yolda sizi koruması, hazırladığım yere götürmesi için önünüzden bir MELEK göndereceğim

21 Ona dikkat edin, sözünü dinleyin, başkaldırmayın. ÇÜNKÜ BENİ TEMSİL ETTİ?İ İÇİN başkaldırınızı bağışlamaz

22 Ama onun sözünü dikkatle dinler, bütün söylediklerimi yerine getirirseniz, düşmanlarınıza düşman, hasımlarınıza hasım olacağım.

23 Meleğim önünüzden gidecek, sizi Amorlular'ın, Hititler'in, Perizliler'in, Kenanlılar'ın, Hivliler'in, Yevuslular'ın topraklarına götürecek. Onları yok edeceğim.” (Exodus)

 

Demek ki bu melek"Tanrı yı temsil etmektedir" Yani Tanrı nın gönderdiği bir meleğidir.Yakup bu meleği insan şeklinde görmüştür.Yani “Tanrı yı yendin” ifadesi “Tanrı nın meleğiyle güreşip yendin” anlamına gelmektedir.

 

"Tanrı yı yendin" ifadesi özel bir kullanımdır.Bu meleği ifade eder.Yakup un "Tanrı'yı yüz yüze gördüm" şeklindeki konuşması da bu meleği ifade eder.

 

_geriye şu sorukar kalır: Bu “güreşme” nedir? İnsan bir meleği nasıl güreşte “yener”?

 

Nasıl bir Baba oğluyla oyun oynarken "ah beni yine yendin" demesi o Baba nın gerçekten oğlundan güçsüz olduğu anlamına gelmiyorsa bu Tanrı yı temsil eden onun MELE?İ yenilirse bu da meleğin "güçsüz" olduğu anlamına gelmez.Tanrı nın amacı burada Yakup ile "güreşmek" ya da onu öldürmek değildir ya da ona gücünü göstermek değildir onun kim olduğu konusunda bilgilendirmektir.Daha sonra onu kutsamış ve "İsrail" demiştir.Dolayısıyla Tevrat ta böyle bir anlatım bulunur....

 

Konunun basit ve yüzeysel olarak "Tanrı güçsüz mü ki yenilmiş" şeklindeki yorumlarla alakası yoktur... Ayrıca buradaki "güreşme" kelimesi bilindiği anlamda değildir....Bazı İbranice profösörleri ve tarihçilerine göre anlam "Tanrı dan birşeyi çok çok istemek ve en sonunda o isteğini yerine getirtmektir"(bir örnek verilirse nasıl bir çocuk birşey için tutturuyor ve annesi onu en sonunda alıyor bu olay da bu şekildedir)

Adın nedir ? Yakup. Yine adam ona, "artık sana Yakup değil, ancak İsrail* denecek çünkü insanlarla ve Allah ile uğraşıp onları yendin. " (Tekvin : 33/24-29)

O gece Tanrı Yakup’a yeni bir isim verdi: İsrail.

Yakup, aldatan anlamına gelir. Ama İsrail’in anlamı, Tanrı ile egemenlik süren’dir.

İsrail, İbrahim, İshak ve Yakup’un soyundan ortaya çıkarmayı vaat ettiği yeni ulusun adıydı.

Bildiğiniz gibi, İsrail ulusu, Yakup’un on iki oğlundan meydana geldi. Ve Kurtarıcı, İsrail halkı aracılığı ile dünyaya geldi.

 

Biri şu soruyu sorabilir: Tanrı neden Yakup gibi bir hilekarı seçti ve onu dünyaya göndereceği Kurtarıcı’nın geleceği ulusun babası yaptı?

 

Kutsal Yazıların bu konudaki yanıtına kulak verelim:

Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti.

Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti.

Öyle ki, Tanrı'nın önünde hiç kimse övünemesin. (1.Korintliler 1:27-29)

 

Yakup bir hilekardı. Kendi gücü ile Tanrı’yı hoşnut edebilmesi için hiç bir yol yoktu.

Onda iyi olan hiç bir şey yoktu, tek bir şeyin dışında: Yakup Tanrı’nın Sözü’ne inandı.

Yakup, Tanrı’nın vaatlerine değer verdi.

Yakup için Tanrı’nın bereketlerini elde etmek, dünyadaki her şeyden daha önemliydi.

Böylece, Tanrı Yakup’a Kendisini bildirdi ve onu bereketledi.

Tanrı, sonsuz amaçları uyarınca, hilekar Yakup’un yüreğini, Tanrı adamı İsrail’in yüreği ile değiştirdi.

 

Siz de Yakup gibi, Tanrı’yı hoşnut etme konusundaki yetersizliğinizin farkına vardınız mı?

 

Tanrı Sözü’nün bu konuda ne söylediğini dinleyelim.

Mat.5: 3 "Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. (Matta 5:3)

Ey gençler, siz de ihtiyarlara bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın. Çünkü, "Tanrı kibirlilere karşıdır, Ama alçakgönüllülere lütfeder."

Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrı'nın kudretli eli altında kendinizi alçaltın. (1.Petrus 5:5, 6)

 

Sizi Tanrı Sözü’ndeki şu ayeti düşünmeyle baş başa bırakıyorum. Tanrı sizi bereketlesin.

"Yine de RAB size lütfetmeyi özlemle bekliyor,

Size merhamet göstermek için harekete geçiyor.

Çünkü RAB adil Tanrı'dır.

Ne mutlu O'nu özlemle bekleyenlere!" (Yeşaya 30:18)

Korkak tanrı : " Ve rab... derede oturanlar, kovamadı, çünkü demirden savaş arabaları vardı." (Hakimler (1/19). Demirden savaş arabalarından korkan bir tanrı...

Kinci bir tanrı : " Rab diyor, seninle milletleri, atı ve binicisini, cenk arabasını ve binicisini, erkeği ve kadını, kocamış adamı ve genci, genç adamı ve ere varmamış kızı, çobanı ve sürüsünü, çiftçiyi ve çiftini, valileri ve kaymakamları... kıracağım..." (Yaremya : 51/20-26)

K. Mukaddesin peygamberleri nasıldır ?

Hz. Lut (A.S)'a iftira : Lut (A.S)'a iki kızı, şarap içirip sıra ile yanlarına girip, onunla yatıp, babalarından hamile kalırlar.(Tekvin : 33-36)

- Simdi Lut peygamber o kadar iyi idi ki Tanri kötü olan kenti yok ederken.( Sodom ve gomara kentleri) Ona bir melek tarafindan bildirildi ve ona iki kizini ve karisini al kentten uzaklas dedi. Ama arkaniza asla bakmayin dedi. Sehirden kacarken Lutun hanimi geriye bakti ve tuz kesildi.

Ancak Lut'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi. Yaratilis 19 - 26 ayet

Lut ve kizlari bir magraya gittiler. Kizlar her tarafta kül ve duman gördüler ve dünyada hic bir insanin artik yasamadigini ve soyunun onlarin elinde oldugunu sandilar ve bu sekilde Lut ile beraber oldular.

Yahuda peygambere iftira : Gelini ile yatıp , hamile kalınca onun yakılmasını emreden bir kayınpeder. (Tekvin : 38/15-25)

Davud (A.S) 'a iftira : Bir komutanın karısı ile yatıp hamile kalınca, kocasını savaşa gönderip ölmesi için tezgah hazırlayıp, sonra da dul eşi ile evlenir. (I. Samuel : 2-27). Oğlu Amnon kız kardeşi Tamar ile zorla yatıp onu "alçaltır" ( I. Samuel : 13/1-39)

Kutsal Kitap'ta Müstehcenlik

Yahuda'nın Tamar'la ilişkisi - ki Tekvin 38'de geçer - ve benzeri diğer hikâyelerin, örneğin Lut'un kendi kızlarıyla ilişkisi gibi hikâyelerin üzerinde duruyor, böyle hikâyeler içerdiği için bunun Tanrı'nın sözü olamayacağını söyluyor

Tanrı sözü olduğunu iddia eden bir kitabı, insanların en iyisinin dahi kötü yanları olduğunu gösteriyor diye reddetmemiz mümkün değildir. İnsanların günahlarını böyle apaçık söylüyor diye Tanrı sözü değildir dememiz, nasıl mümkün olur, anlayamıyoruz. Kutsal Kitap'ın başından sonuna kadar Tanrı tam anlamıyla kutsal, adil ve sevgi dolu bir karakterde tanıtılmaktadır. Bizim için önemli olan da budur. Çünkü, bizim görüşümüze göre, bir kitabın Tanrı sözü olup olmadığına bakılırken göz önüne alınması gereken nokta, Tanrı'yı nasıl tanıttığıdır. Eğer o kitap insanların günahlarını hiç bir şeyi saklanmadan ortaya döküyor ve en iyilerinin dahi kusurlu davranışlarını göz ardı etmiyorsa, Tanrı sözü olma iddiasından hiçbir şey kaybetmez. Demek ki övdüğü insanlar değil Tanrı'dır deriz. Kutsal Kitap da Tanrı'yı yüceltir, insanları değil.

Bizim dikkatimizi bir noktanın daha çektiğini söyleyebiliriz. işine öyle geldiği için Kutsal Kitap'ta anlatılan daha büyük bir kötülük ve günahtan hiç söz etmiyor. Bu da II. Samuel 11'de geçen Davut'la Batşeba'nın hikâyesidir. Davut bu kadını banyo yaparken görmüş, kendi yanına çağırtmış ve sonra onunla zina etmiştir. Bunun ardından kadının çocuğu olunca da kocası Uriah'ı öldürtüp onunla evlenmiştir.

Bu hikâye en az sizin işaret ettiğiniz hikâyeler kadar kötüdür. Fakat bunu özenle görmezlikten gelmektedir. Niye? Çünkü Kuran'da da bu hikâye bulunmaktadır. Sad (38.) Sûresinde okuduğumuza göre, Davut'un önüne iki adam çıkar. Doksan dokuz koyunu olan biri tek koyunu olan diğer adamdan, o tek koyunu da ister. Bunun üzerine Davut kızıp bunun haksızlık olduğunu söyler. Ancak, sonradan anlar ki aslında bu hikâye kendisini yargılamaktadır. O zaman Allah, Kuran'da şöyle diyor:

"Davut, kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tövbe etmiş Allah'a yönelmişti. Böylece onu bağışlamıştık." (Sad/38:24-25)

Habil ve Kabil hikâyesinde de olduğu gibi ardarda sıralanan bu olayları izlemek güç olmaktadır. Sanki aralarında bir bağlantı yok gibidir. Tanrı, yaptığı şey için Davut'u nasıl yargılamıştır? Davut ne yapmıştır ki sonunda Tanrı onun tövbesini kabul etmiştir? Bu soruların cevabını Kutsal Kitap'ta buluyoruz. II. Samuel 12'de Natan peygamber Davut'a gelip koyun sürüsü sahibi zengin bir adamın, ziyafet için bir koyunun kesilmesi gerektiğinde kendi koyunlarını bırakıp tek koyun sahibi olan hizmetçisinin pek sevdiği koyununu kestiğini anlatır. Davut bu zengin adama kızınca, Natan "o adam sensin" demiştir:

"Ve Natan Davut'a dedi: O adam sensin. İsrailin Allahı RAB şöyle diyor: Ben seni İsrail ülkesine kral olarak meshettim. Ve ben seni Saul'un elinden kurtardım. Ve efendinin evini sana, ve efendinin karılarını koynuna verdim. Ve eğer bu az gelse idi, sana daha neler verirdim. Niçin RAB'BİN gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü hor gördün? Hititli Uriya'yı kılıçla vurdun ve karısını kendine karı olarak aldın. Ve Uriya'yı Ammon oğullarının kılıcı ile vurdun?" (II. Samuel 12:7-9)

Tanrı'nın Davut'u nasıl yargıladığı, işte şimdi anlaşılıyor. İsteyebileceğinden fazlasına sahipken, bir çok karısı varken o, hizmetçisinin tek karısını almıştır. Sonra Davut, "Rabbe karşı günah işledim" deyince, Natan da "Rab de günahını bağışladı" diye cevap vermiştir" (II. Samuel 12:13).

Kuran ve Kutsal Kitap'taki hikâyeler birbirine öyle benziyor ki, nedenlerinin aynı olduğu, yani Davut'un Batşeba ile zinasına işaret ettikleri apaçıktır. Ayrıca, bu hikâyenin doğruluğunu Kuran'ın da onaylamış olması, Kutsal Kitap'ta diğer peygamberlerin benzeri günahlarının bulunmasına da pek itirazımız olamayacağını gösterir.

Tüm peygamberler etten kemikten insanlardı. Bu nedenle de, aynen diğer ölümlü insanlar gibi, günaha düşmeleri mümkündür. Onların bu kötü işlerini saklamadan, ayrıcalık gütmeden, olduğu gibi anlatıyor diye Kutsal Kitap'ı eleştiremeyiz. HZ muhammet Hayatının bir döneminde dokuz karısı olmasına rağmen, onlarla sıra ile beraber olacağına, dilediği ile beraber olma arzusunu yenememiştir. Bunun üzerine Ahzâb/33:51 "vahyedilip" karılarının istediği ile keyfine göre yatmasına izin verilmiştir. Öyle ki en sevdiği karısı Ayşe, şu yorumu yapmaktan kendini alamamıştır:

"Öyle hissediyorum ki, Rabbin istek ve arzularını yerine getirmekte acele davranmaktadır." Sahih-i Buhari, 11. Cilt, s. 151, 1721. Hadis.

Yaşamış insanlar arasında sadece İsa Mesih, diğer insanlar gibi arzu ve isteklerine mağlup olmamıştır. II. Timoteyus 3:16'nın ışığında anlatılan hikâyeleri hangi başlık altında toplayabiliriz.:

1. Doktrin: Tüm insanlar günahkârdır. Peygamberler ve insanların en iyisi de istisna oluşturmaz. Bu nedenle İsa Mesih aracılığıyla bağışlanmaya herkesin ihtiyacı vardır.

2. Uyarı: İnsanlar Tanrı'ya karşı günah işledikleri zaman sonuçlarına da katlanmak zorundadırlar. Yahuda'nın işlediği günahtan sonra, kendileriyle ilgili hikâyelerde Yakup'un oğullarından tek yer alanı Yusuf'tur. Tekvin bölümünün başından sonuna kadar, onunla ilgili olarak anlatılan her şey, davranışlarının kusursuz olduğunu göstermektedir. Öte yandan, talihleri o kadar parlak olmayan kardeşlerinin zamanla ona yenildiklerini, önünde diz çöküp yiyecek için yalvarmak zorunda kaldıklarını, Yusuf'un ise Tanrı'ya sadakati nedeniyle galip geldiğini anlıyoruz.

3. Düzeltme: Tanrı günahlarımızı bağışlasa dahi, kendi iyiliğimiz için, bazı sonuçlarına katlanmak zorunda kalabiliriz. Davut'un zina günahı bağışlanmıştır, ama bu günahının sonucu olarak hayatında dört büyük kayıp meydana geldiğini görüyoruz. Diğer yandan, bu cezanın onun terbiyesi için olduğunu, benzeri bir şeyi bir daha yapmadığını biliyoruz

4. Doğruluk Yoluna Ulaştırma: Bu olayların tümü bize insanın doğuştan gelen bir doğruluğu olmadığını, tam aksine, eline fırsat geçmesi halinde, günahların en büyüğünü işlemeye potansiyeli olduğunu görüyoruz. Bize gerekli olan Tanrı'dan gelen doğruluktur ki, bu da ancak İsa Mesih'e imanla olur. O korkunç cinayeti işledikten sonra Davut'un şöyle dua ettiğini görüyoruz:

"Bende temiz yürek yarat, ey Allah

Ve içimde doğru ruh tazele.

Beni önünden atma,

Ve Mukaddes Ruhunu benden alma.

Bana kurtarışının meserretini geri ver

Ve istekli ruh ile bana destek ol." (Mezmur 51:10-12)

Günahkârlar günahlarını Tanrı'ya itiraf edip tövbe etmek ve kurtuluşları için ona güvenmek suretiyle, Tanrı'nın doğruluğunu kazanabilirler. Havari Petrus bunu şöyle ifade etmiştir:

"Günahlarınızın bağışlanması için tövbe edin, her biriniz İsa Mesih'in adıyla vaftiz olsun. Böylece Kutsal Ruh armağanını alacaksınız." (Elçilerin İşleri 2:38)

 

--- Sonraki mesaj ---

 

K. Mukaddes nasıl bir kitaptır?

Kalça, karın, göbek yuvarlağı, göğüs, boyun, göz, saç, dudaktan... bahseden bölümleri ( Neşideler neşidesi 7:1-13)

- Neşideler Neşidesi karıkoca arasındaki derin aşk ilişkisini anlatmak için kaleme alınmış şiirsel yazılardır

dışında, yahudi olmayanların yabani hayvan kabul edildiği ( Tesniye : 8/ 21-22),

- Böyle bir sey söz konusu degildir. Verdiginiz ayetlere tekrar bakin

Fırat ırmağı civarının tanrı tarafından yahudilere verildiği ( Tesniye : 12/24),

- Ayet yerini dogru verin .

insanların kasaplık koyun gibi ölüm gününe hazırlanmayı emreden (Yaremya : 13/3),

- Ayetlerin yerini dogru verin.

insanları delik deşik edip çocukların yere çalınıp, karılarının kirletilmesini emreden ( İşaya: 13/15-16) ... ayetleri bulunan bir kitap

- Secilmis bir halk vardi ve insanlar yasaya bagli idiler ve bu yüzden cok Dikkat gerekiyordu cünkü sürekli Tanridan uzaklasmaya calisiyorlardi.

( İşaya: 13/15-16) Samiriye halkı suçunun cezasını çekecek, Çünkü Tanrısı`na başkaldırdı. Kılıçla yıkılacaklar, Yere çalınıp parçalanacak yavruları, Gebe kadınlarının karnı yarılacak.” Tanriya bas kaldirmanin sucu bu sekilde idi.

K. Mukaddes insan mahsulü olduğu için, içinde birbiri ile çelişen pek çok ayet bulunmaktadır.

- Okuyan bir kisi de hemen inanacak. Ben öyle saniyorum cünkü hic kimse dogru dürüst bir arastirma yapmiyor.

•Şela kimin oğlu ? : Arpakşad'ın ( Tekvin: 11-12) - Kainan'ın (Lukas: 3-36)

Ve Arpakşad otuz beş yıl yaşadı, ve Şelahın babası oldu(Tekvin 11:12)

Eber oğlu, Şalah oğlu, Kenan oğlu, Arfakşat oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lamek oğlu,

(Luka 3:35-36)

 

Bu sorudaki söz konusu olan edebi tür "soy tetkiki"dir. Bu soruyu yanıtlamadan önce, soy tetkiklerinin nasıl oldukları ve işlevleri hakkında bir şeyi anlamak önemlidir. Ancak o zaman bu edebi türü kendi çerçevesi içinde anlayabilir ve eleştirisel gözlemlerimizi adilce yapabiliriz. Soy tetkiklerinin bazı ortak özellikleri vardır:

a) Soy tetkiksel edebiyatta sözcükler her zaman harfi harfine sözlük anlamlarına gelmezler. 'Oğul' gibi bir sözcük '-nin soyundan gelme' anlamına ve 'nesil' sözcüğü 'birkaç nesil' anlamına gelebilir. Böylece soyağaçlarını kronolojik ölçüler olarak kullanmak, onları hiçbir zaman olmaları tasarlanmamış bir şey olarak kullanmak demektir.

b) Soyağacının istenilen bir kalıba uyması ya da teolojik bir maksadı yerine getirmesi için nesillerin ya da bireylerin soyağacında bulunmaması ender görülen bir durum değildi. Bununla söylenmek istenen soyağaçlarının yazarların hayal gücüyle uydurulmuş ya da yaratılmış oldukları değildir. Bu edebiyat türü, antik dünya yazarları arasında o zaman anlaşılan ve kabul edilen belirli ölçüde bir serbestliğe uygun görülürdü. Bu eğer o zaman bir sorun olmadıysa şimdi de bizim için bir sorun olmaması gerektir.

c) Bazı soyağaçları geriye, bazıları da ileriye doğru yapılmış olabilirler. Geriye doğru giden tür, genellikle belirli bir kişinin soyunun diğer bir önemli kişiye kadar uzandığını, ilk ve son kişi arasındaki aile bağını aradaki kişileri bağlantıyı yapmaktan başka bir nedenle belirtmeden göstermek için kullanılır. Örneğin, I. Tarihler 6:33-43'deki soyağacı sadece Heman'ın soyunun Levi'ye kadar uzandığını gösterme amacıyla yazılmıştır. Ezra 7:1-5'deki soyağacı Ezra'nın soyunun Harun'a kadar uzandığını göstermeye çalışır. İleriye doğru olan soyağacı türü ise sık sık bağlantısı olan kişilerin yaşlarını ve yaptıkları hakkında bilgiler içerir. Buna iyi bir örnek, Tekvin 5'te Âdem'den Nuh'a kadar olan nesillerin verilişidir.

Kutsal Kitap uzmanları, zamanın buna benzer Kutsal Kitapsal olmayan edebiyatını inceleyerek antik doğuda kullanılan soyağaçlarını nasıl anlamamız gerektiği konusuna epey ışık tutmuşlardır. Zamanın dinsel olmayan kaynaklarından bu örnekler, antik çağlarda insanların nasıl yazdıklarını ve yazılarından beklentilerinin ne olduğunu anlamamıza yarar. Eleştirilerimiz sadece o zamanın yazı stilleri ve uygulamaları hakkındaki bilgisizliğimizi yansıtıyorsa, Kutsal Kitap soyağaçlarında çelişkiler bulmakta fazla acele etmeyelim.

Şimdi bizim sorumuz. The New Bible Dictionary (Yeni Kutsal Kitap Sözlüğü) New Bible Dictionary, Cilt I; IVP, Leicester, İngiltere, 1980, sayfa 546.İbranice "ben" sözcüğünün sadece oğul değil torun ya da soyundan anlamına da geldiğini belirtmektedir. Soyağacını yazarın anlatmaya çalıştığı ana teolojik noktayı anlamadan harfi harfine incelemek metnin yanlış anlaşılmasına neden olur. "Şela kimin oğluydu?" gibi sorular sormak, sadece soruyu soranın okumakta olduğu edebiyat türünü anlamadığını ve her iki bölümde de söylenmek istenen şeyi anlamadığını gösterir. Tekvin 11 ulusların oluşumunu gösteren genel bir liste içerir. Luka 3'te yazar sadece İsa'nın 'Tanrı'nın Oğlu' olduğunu göstermek için geldiği soyu göstermeye çalışmaktadır (3:38).

•Harun (A.S) nerede öldü ? : Hor dağında ( sayılar . 20-28) - Mosereya'da ( Tesniye :10-6)

Ve Musa RABBİN emrettiği gibi yaptı; ve bütün kavmın gözü önünde Hor dağına çıktılar. Ve Musa Harunun esvabını çıkardı, ve onları oğlu Eleazara giydirdi; ve Harun orada, dağın tepesinde öldü; ve Musa ile Eleazar dağdan indiler.(Sayılar 20:27-28)

Ve Harun Hor dağında öldüğü vakit yüz yirmi üç yaşında idi.(Sayılar 33:39)

Ve İsrail oğulları Beerot Bene-yaakandan Moseraya göç ettiler. Harun orada öldü, ve orada gömdüler; ve oğlu Eleazar onun yerine kâhinlik etti.

(Tesniye 10:6)

 

Hor bölgesi herhalde büyük dağlık bir bölgeydi. Sayılar bize O'nun kesin olarak dağda öldüğünü söyler. Yazar burada Harun'un kahin esvabının nasıl oğluna geçtiğini göstermeye uğraştığından belli ki teolojik bir nokta ile ilgilenmektedir. Mekanın dağ olması Sayılar'ın metni için çok önemlidir. Ne de olsa Tanrı'nın halkına dağlarda birçok önemli şey olmuştur. Tesniye, Harun'un öldüğü yer olarak Moserah'dan söz eder. Neden besbelli farklı bir mekân? Belki de Moserah, Hor'un bulunduğu dağlık bölgenin adıydı.New Bible Atlas, Lion/IVP, Leicester, England, 1985, sayfa 32. Örneğin bir hafta sonu Uludağ'a kayak yapmaya gittiğini söylemek de mümkündür, Bursa'ya kayak yapmaya gittiğini söylemek de mümkündür. Anlatmak istediğimiz yer aynıdır, tek fark Uludağ'ın belirli bir yer, Bursa'nın ise daha genel bir bölge olduğudur.

Ancak burada Eski Antlaşma'daki yerlerin isimleri hakkında bir şey söylemeliyiz. Sözü edilen birçok yerin tam olarak coğrafi konumu konusunda hatırı sayılır bir belirsizlik vardır. Bu, genelde arkeoloji bilimine ait olan, çok görülen bir zorluktur ve antik dünya hakkındaki bütün araştırmaları etkilemektedir. Sözü edilen zaman hakkında güvenilir coğrafi bilgiye sahip olmadığımızdan metindeki açık çelişkileri göstermek tereddüt etmemize neden olmalıdır.

•Davud ( A.S)'u kim tahrik etti ? : Tanrı (II.Samuel: 21/1) - Şeytan (Tarihler : 21-8)

"Davud'u kim tahrik etti, Allah mı Şeytan mı?"

Ve İsraile karşı RABBİN öfkesi yine alevlendi, ve: Git, İsraili ve Yahudayı say, diye Davudu onlara karşı tahrik etti.

(II. Samuel 24:1)

Ve Şeytan İsraile karşı kalktı, ve İsraili saymak için Davudu tahrik etti.(I. Tarihler 21:1)

 

II. Samuel'deki ayette Davut'u tahrik edenin Tanrı'nın Kendisi imiş gibi görünür, ama I. Tarihler'de bunu yapanın Şeytan olduğu söylenir

Kutsal Kitap ve onun öğretilerini bilenler için bu ayetler açık bir çelişki anlamına gelmezler. Tanrı her zaman her şeyi yönetmektedir ve birçok durumda Şeytan'a Tanrı'nın hizmetkârlarını ayartıp sınamak için izin verir. Bireyin yaşamındaki sıkıntılarda, hem Tanrı'nın hem de Şeytan'ın rolü olmasının iyi bir örneği de Tanrı'nın hizmetkârı Eyüp'ün durumunda görülür. Tanrı, Eyüp'ün Şeytan'ın elinden birçok felaketler yaşamasına izin verdi, ancak Tanrı'nın amacıyla Şeytan'ın amacı tamamiyle farklıydı. Tanrı, sıkıntının terbiyesiyle Eyüp'ün imanını arıtıp kuvvetlendirmek istiyordu. Şeytan ise, Eyüp'e verebileceği kadar zarar vermek istiyor, hatta Eyüp'e Tanrı'yı lanetletmeye çalışıyordu (Eyüp 1 ve 2). Sonuçta Eyüp'ün Tanrı'ya olan imanı arttı ve Tanrı'ya olan güveninin haklı olduğu ortaya çıktı.

Kutsal Kitap hem Tanrı hem de Şeytan'ın işbaşında olduğu birçok durum içerir, ama her ikisinin de amaçları ayrıdır. Tekvin 37, Yusuf'un ağabeylerinin onu sonra Mısır'da köle olarak satan tüccarlara satmalarının korkunç öyküsünü anlatır. Tekvin'in son bölümünde Yusuf, ağabeylerinin kendisine zarar vermeyi istedikleri halde Tanrı'nın buna izin vermekteki amacının iyilik olduğunu kabul eder. Bu, Şeytan burada direkt bir şekilde işin içinde olmadığı halde, Tanrı'nın ağabeylerin kötü davranışlarını kullanıp onlardan (insanları kıtlıktan kurtarmak gibi) iyi bir sonuç çıkarttığı durumlardan biridir.

I. Petrus 5:8-11'de Şeytan'ın yutacak birini arayarak kükreyen bir aslan gibi dolaştığını okuyoruz. Ama Mesih İnanlısı bir süre acı çektikten sonra onu eski konumuna döndürecek olan ve sıkıntılarından ötürü onu daha kuvvetli yapacak olan Tanrı'dır.

Öyleyse Davut'u kim tahrik etmişti? Tarihler'in yazarı mı doğruyu söylemektedir yoksa Samuel'deki anlatım mı doğrudur? Bu sorunun yanıtı, her ikisinin de doğru olduğudur. Tanrı'nın en iyi sonucu almak Şeytan'ın da en büyük zarara neden olmaya çalışmak amacıyla, hem Tanrı hem de Şeytan'ın kişinin karar vermesi işine karışmaları olasıdır. Davut'un neden nüfus sayımı yaptırdığı bize açık bir biçimde anlatılmamıştır ama daha önceki yaşamının simgesi olan Tanrı'ya olan tam güvenini bir yana bırakıp daha çok askeri kuvvete güvenmeye başlamışa benziyor. Bir nüfus sayımı yaptırmasında bir kötülük yoktu. Ne de olsa, Tanrı daha önce Musa'ya halkı sayması için talimat vermişti (Sayılar 1:2-3; 26:2). Ama Davut'un askeri kuvvetinin ne olduğunu anlamak isteğinin gerisindeki güdü çok yanlış olabilir. Hatta, Davut'un komutanı Yoab Davut'a Davut'un aldırmadığı bazı kuşkulardan söz etme cesaretini bile gösterdi (I. Tarihler 21:3). Böylece bunun aracılığıyla Tanrı Davut'a bir ders vermek istiyordu, bu da askeri gücün hiçbir sonucu olmadığıydı.

İşin içinde Şeytan da vardı ve şüphesiz o da Davut'un yanlış arzularını kendi menfaatine kullanmak istiyordu. Ancak sonunda, Şeytan arzularına erişemedi ama Tanrı hem Davut'a hem de İsrail'e öğrenmeleri gereken bir ders verdi ve ruhsal büyümelerinde kendilerine yardımcı olacak bir şekilde onları alçakgönüllü kıldı. Tanrı bu korkunç olayı çok iyi bir şeye dönüştürdü. Hastalığın bittiği yerde, Tanrı'nın meleği gelecekte yapılacak olan tapınağın Moriya Dağının tam tamına neresinde yapılması gerektiğini gösterdi (I. Tarihler. 21:18).

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

•Yehoyakin kaç yaşında kral oldu ? : 18 yaşında (II.Krallar : 24-8) - Sekiz (II.Tarihler : 36-9)

Sayıların kaydedilmesinde. Antik dil sistemlerinin bugün bizim yaptığımızdan çok daha değişik bir biçimde sayı kaydetme yolları vardı. Örneğin Soru 13'ün yanıtında gösterdiğimiz gibi yazıları yanlış okumak çok kolaydır. Yehoakin'in yaşının 8 mi yoksa 18 mi olduğu sorulmuştur. Bir metin uzmanı, hatta böyle şeyleri öğrenmek için zamanını vermiş biri bile bir elyazmasında sayının silinmiş, lekelenmiş ve bu yüzden yanlış okunmuş olduğundan ötürü metni kopya eden kişinin yanlış yazdığını hemen anlayabilir.

 

•Nuh (A.S) her canlıdan kaçar tane aldı ? : İkişer ( Tekvin : 6-19) - Yedişer (Tekvin : 7-2)

 

Ve seninle beraber sağ kalmak için her yaşıyan, bütün beden sahibi olanlardan, her nevinden ikişer olarak gemiye getireceksin; erkek ve dişi olacaklar. Cinslerine göre kuşlardan, ve cinslerine göre sığırlardan, cinslerine göre toprakta her sürünenden, her neviden ikişer olarak, sağ kalmak için sana gelecekler.

(Tekvin 6:19-20)

Bütün yeryüzü üzerinde zürriyetlerinin sağ kalması için, kendine her temiz hayvandan, erkek ve onun dişisi olarak yedişer, ve temiz olmıyan hayvanlardan, erkek ve onun dişisi olarak ikişer; göklerin kuşlarından da erkek ve dişi olarak yedişer yedişer alacaksın.

(Tekvin 7:2-3)

 

Soru metinleri dikkatli okumamaktan kaynaklanmaktadır. Hem bölüm 6'da hem de bölüm 7'de Nuh'a yanına her hayvandan bir çift alması söylenmiştir. Bunun nedeni basitti, tufandan sonra her hayvanın kendi türünün devamını sağlayabilmesi içindi. Nuh'a her hayvandan iki tane alması ama aynı zamanda temiz olan hayvanlardan yedi tane ve temiz olmayan hayvanlardan iki tane alması söylenmişti (7:2). Tekvin 8'de Nuh'un karaya çıktıktan sonra yaptığı ilk işin, Tanrı'ya kurban olarak hayvanlar ve kuşlar sunduğunu görüyoruz. Bunlar ne tür hayvanlar ve kuşlardı? "Nuh... her temiz hayvandan, ve her temiz kuştan aldı, ve mezbah üzerinde yakılan takdimeler arzetti" (Tekvin 8:20).

 

•Ahazya kaç yaşında kral oldu ? : Yirmi iki ( II.Krallar : 8-26 ) - Kırkiki ( II.Tarihler: 22-7)

 

Krallar 22 yaşında olduğunu, Tarihler 42 yaşında olduğunu söyler.Sayıların kaydedilmesinde. Antik dil sistemlerinin bugün bizim yaptığımızdan çok daha değişik bir biçimde sayı kaydetme yolları vardı. Bir metin uzmanı, hatta böyle şeyleri öğrenmek için zamanını vermiş biri bile bir elyazmasında sayının silinmiş, lekelenmiş ve bu yüzden yanlış okunmuş olduğundan ötürü metni kopya eden kişinin yanlış yazdığını hemen anlayabilir. Aynı şekilde Ahazya'nın kral olduğunda 22 mi yoksa 42 yaşında mı olduğu sorulmuştur. Bunlar bu tür antik belgelerde çok görülen ve bilinen kopya eden kişinin hatalarıdır.

 

 

•Saulun kızı Mikal çocuk doğurdu mu ? : Çocuğu olmadı (I. Samuel : 6-23) - Beş çocuğu oldu ( I. Sauel : 21-8)

"Saul'un kızı Mikal çocuk doğurdu mu?"

Ve Saulun kızı Mikalın ölümü gününe kadar çocuğu olmadı.

(II. Samuel 6:23)

Ve Ayyanın kızı Ritspanın Saula doğurduğu iki oğlunu, Armoniyi ve Mefiboşeti, ve Saulun kızı Mikalın Meholalı Barzillay oğlu Adriele doğurmuş olduğu beş oğlunu kıral aldı.(II. Samuel 21:8)

 

II. Samuel 6 bize Mikal'ın ölümüne dek hiç çocuğu olmadığını söyler. II. Samuel 21 ise, sadece bazı İngilizce çevirilerde (!) Mikal'ın beş oğlu olduğunu söyler.

Mikal'ın her iki ayette de sözü edilen aynı kişi olduğu konusunda ısrar etmesi tuhaftır. Eğer dikkatle okursak, Mikal'ın sadece Saul'un kızı değil aynı zamanda Davut'un karısı olduğunu (I. Samuel 18:27) anlarız. Böylece II. Samuel 21:8'de, Mikal'dan Adriel'le evli olduğundan söz edildiğinden, kendisi Saul'un kızı olarak tanımlandığı halde bunun başka birisi olduğunu bilmeliyiz. I. Samuel 14:49'dan, Saul'un en büyük kızının Merab ve kardeşinin de Mikal olduğunu biliyoruz. I. Samuel 18:19'da Merab'ın Adriel'le evliliğinin anlatımını buluyoruz. Neden bazı İngilizce çevirilerde ona Mikal denmiştir.

•İnsan kaç yıl yaşayabilir ? : En çok 120 yıl: ( Tekvin 6-3) - 403 yıl ( Tekvin : 11-13)

"İnsanoğlu en çok kaç sene yaşayabilir?"

Ve RAB dedi: Ruhum adam ile ebediyen çekişmiyecektir, çünkü o da ettir; bunun için onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır.(Tekvin 6:3)

Ve Nuhun bütün günleri dokuz yüz elli yıldı; ve öldü.(Tekvin 9:29)

Şelahın babası olduktan sonra, Arpakşad dört yüz üç yıl yaşadı, ve oğullar ve kızlar babası oldu.(Tekvin 11:13)

 

Tekvin 6:3 insanoğlunun günlerinin sadece 120 yıl olacağını yazar. Buna karşın Tekvin 9:29, Nuh'un yaşamının 950 yıl olduğunu söyler. Tekvin 11:13 Şela'nın yaşamının 403 yıl olduğunu kaydeder. Bu neden böyledir?

Tekvin 6:3'de insanın günlerinin 120 yıl olduğunun söylenmesi insanın yaşam süresinden değil, Tanrı'nın tufan vasıtasıyla insanları yargılamadan önce onların tövbe etmesini bekleyeceği yılların sayısıdır. I. Petrus 3:20'de Nuh'un günlerinde Tanrı'nın sabırla beklediğini okuyoruz. Bu süre boyunca Nuh gemiyi inşa etti ve doğruluk yolunu bildirdi. Bu, Tanrı'nın günahkârlara karşı ne kadar sabırlı olduğunu gösterir. Ancak, Nuh'un zamanında 120 yıl sonra Tanrı'nın yargı günü geldiği gibi yine gelecektir.

 

 

 

•Tanrı yorulur mu ? : Rab yorulmaz : ( İşaya : 40-28) - İstirahat eder.( Tekvin : 2-3)

"Allah yorulur mu?"

Bilmedin mi? işitmedin mi? Ebedî Allah, RAB, dünyanın uçlarını yaratan, zayıf-lamaz ve yorulmaz; onun anlayışının derınliğine erilmez.(Yeşaya 40:28)

Ve Allah yedinci günü mubarek kıldı, ve onu takdis etti; çünkü A1lah yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirahat etti.(Tekvin 2:3)

 

Yeşaya Tanrı'nın yorulmadığını ve zayıflamadığını söyler ama Tekvin Tanrı'nın dünyayı yarattıktan sonra dinlendiğini kaydeder. İnsanbiçimci dilin (yani O'nu daha iyi anlamamıza yardım etmek için Tanrı'yı insansal terimlerle açıklayan dilin) kullanımı Kutsal Kitap ayetleri boyunca görülen bir şeydir. Tanrı görülmez, sonsuzdur ve vücudu yoktur. Buna karşın Kutsal Kitap'ta kullanılan insanbiçimci dil, Tanrı'nın "güçlü sağ koluyla" etkin olduğunu söyler (Çıkış 15:16). Bunun anlamı O'nun bir kolu olduğu mudur? Tabii ki, kullanılan bu dil harfi harfine yorumlanmamalıdır. Tanrı bir baba olarak resmedilir ama insansal bir babanın bütün özelliklerini Tanrı'ya atfetmeyiz. Tanrı hakkında yaptığımız bütün tanımlamalarda insansal sözler ve deyişler kullanılır, ama genelde metnin içeriğinden bu tür bir dilin teolojik bir gerçeği anlatmaya çalıştığı anlaşılır. İnsanbiçimci dili harfi harfine algılamak, antik kutsal yazılarda çok bulunan kabul edilmiş edebi tür hakkında tamamen cahil olduğunu göstermektir. Böyle bir sorunun ortaya çıkması bizi iki nedenden ötürü şaşırtmıştır: Birincisi, Kuran da Allah'ı tanımlamak için insanbiçimci dil kullanır. Örneğin Tâh/20:5 ve Hadîd/57:4'de Allah'ın tahtından söz edilir. Tanrı'nın yorulması hakkındaki soru ile aynı ruhta bizler de neden Allah'ın oturmak için bir tahta ihtiyacı olduğunu sorabiliriz. O da mı yorulur? Tabii ki hayır! Bu, insanbiçimci dildir.

 

•Hz. İsa, Hz.Davud'un oğlu mu ? : Evet Davud'un oğlu (Luka : 18-38) - Hayır, tanrının oğlu (Matta : 22-45)

İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih'in soyuyla ilgili kayıt şöyledir:..

(Matta 1:1)

Kör bir adam da, "Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!" diye bağırdı.

(Luka 18:38)

Ferisiler toplu haldeyken İsa onlara şunu sordu: "Mesih'le ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? O, kimin oğludur?"

Onlar da, "Davud'un Oğlu" dediler.

İsa şöyle dedi: "O halde nasıl oluyor da Davut, Ruh'tan esinlenerek O'ndan 'Rab' diye söz ediyor? Şöyle diyor Davut:'Rab Rabbime dedi ki, Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek sağımda otur.' Davut O'ndan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davud'un Oğlu olur?" (Matta 22:41-45)

 

Evet. İsa Mesih Davut'un oğludur. Matta 1:1'de İsa'nın Davud'un "oğlu" (torunu, neslinden) olduğunu okuyoruz. "Davut Oğlu" ismi, beklenen Mesih için çok yaygın bir unvandı çünkü eski peygamberler Mesih'in bu soydan geleceğine tanıklık etmişlerdi. Tanrı, verdiği sözü tutarak Davut'un soyundan İsrail'e bir Kurtarıcı, İsa'yı gönderdi. Bunun için Luka 18:38'deki kör gibi İsa'yı Mesih olarak kabul eden insanlar ona "Ey, Davut Oğlu" olarak seslenirlerdi.

Şimdi İsa Mesih'in Matta 22:41-45'te söyledikleri bununla çelişmiyor ki! İsa, Hz. Davut'un Tanrı'nın esniyle yazdığı 110. Mezmura başvurarak, İsrail'in din liderlerine "Davut O'ndan (Mesih'ten) Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davut'un Oğlu olur?" diye sordu (22:45). Ama bunu sormakla İsa, Kutsal Yazılara göre Mesih'in hem Davut'un oğlu hem de Davut'un Rabbi olduğunu göstermekteydi. İsa'nın verdiği kanıta hiç kimse karşılık veremedi. İşte, Mesih'le ilgili sırrın özü zaten budur. Davut'un Rab'bim diye seslendiği yüce Olan Davut'un soyundan doğarak insan oldu. Ve böylece Davut'un Oğlu Mesih oldu. Matta'nın aynı bölümünde bu gerçek vurgulanmaktadır ki, bakireden doğan çocuk için, melek şöyle dedi, "'O'nun adını İmanuel koyulacaklar'. İmanuel de 'Tanrı bizimledir' demektir" (Matta 1:23). Açıkça görülüyor ki burada aklı ermeyecek kadar büyük bir gerçek var, ama hiç bir çelişki yoktur.

 

 

•Yusuf (A.S) 'ın babası kim ? : Yakup ( Matta: 1-16) - Heli (Luka : 3-23)

Bu soruda verilen ayetlerin aslinda sorusu su sekilde olmaliydi:

"İsa'nın dedesi Yakup mu Heli mi?"

Yakup, Meryem'in kocası Yusuf'un babasıydı. Meryem'den de Mesih denilen İsa doğdu.(Matta 1:16)

İsa'nın kendisi görevine başladığı zaman otuz yaşlarındaydı. Yusuf'un oğlu olarak biliniyordu. Yusuf da Eli oğlu, (Luka 3:23)

 

İsa'nın üvey babası Yusuf'un babası Yakup'tu. Yusuf'un kayınpederi ise Heli'ydi. iddia ettiğine göre Hristiyanlar bu iki soy listesinin tutarsızlığını gizlemeye çalışmaktadırlar. Böyle bir amaç söz konusu olamaz. Karşılaştırılınca besbelli ki bu iki liste birbirlerinden çok farklıdırlar. Yani ikisi aynı kişinin soyu olamaz. Yukarıda söylediğimiz gibi Matta'da İsa'nın üvey babası olan Yusuf'un soyu verilmektedir. Luka'da ise İsa'nın annesi Meryem'inki verilmektedir. Ama Yahudiler arasında kadınların isimleri soy listelerinde genellikle bulunmadığı için Luka'da Yusuf Meryem'in yerini tutuyor. Bunu ispatlamak için aşağıdaki noktalara başvurabiliriz:

1.İsa'nın doğumuyla ilgili olaylar Matta'da Yusuf'un açısından ama Luka'da Meryem'in açısından anlatılmaktadır. (Bkz. Matta 1-2 ve Luka 1-2). Örneğin İsa'nın bakire Meryem'den doğacağını bildiren meleğin Yusuf'a görünmesi Matta'da bulunurken, Meryem'e daha önceki görünmesini Luka'da buluyoruz (Matta 1:18-25; Luka 1:26-38). Buna göre Meryem'in soyunu zaten Luka'da bulmayı beklerdik.

2.Luka'da, her ne kadar Yusuf'un ismi bulunuyorsa da yine de İsa'nın onun oğlu olmadığı vurgulanmaktadır "Yusuf'un oğlu olarak biliniyordu" (Luka 3:23).

3.Luka 1:32 ve 69'da Meryem'in de Davut'un soyundan olduğu ima ediliyor.

4.Oğlu sözcüğü sık sık değişik anlam taşıyabilir. Örneğin: İsa için "İbrahim oğlu, Davut oğlu" (Matta 1:1), Âdem için "Tanrı oğlu" denilir (Luka 3:38). Ayrıca belli ki bu listelerde birçok kuşak bilerek atlanmaktadır, yani "oğul" sözcüğü "torun" anlamını da taşır. Buna göre "Heli oğlu" derken "Heli'nin damadı" anlamında olmasına şaşmamalıyız.

5.Bu son nokta Luka'nın asıl Grekçe metninde de doğrulanmaktadır. Şöyle ki, listedeki her isimden önce belirtili tanıtıcı olan "tou" sözcüğü bulunmaktadır. Ancak Yusuf'tan önce yoktur! Anlaşılan buradaki ilişkide bir fark vardır.6.Bir başka kaynakta kanıt bulunmaktadır. Yahudilerin "Talmud" diye bilinen yorum kitabında, İsa'nın annesi Meryem'den söz ederken "Heli'nin kızı olan Meryem" olarak söz etmektedir (Bkz. Haghigha 77.4).

Sonuçta Luka'daki listenin Meryem'in soyuna verdiği yorumu her açıdan uygun ve mantıklıdır.

 

•İbrahim'den Davud'a kaç nesil vardır ? : 14 (Matta : 1-17) - 15 (Luka: 3-31-34)

 

Yekonya, Babil'deki sürgünlükten sonra doğan Şaltiyel'in babası; Şaltiyel ise Zerubabel'in babasıydı. Zerubabel, Abihud'un babası; Abihud, Elyakim'in babası; Elyakim de Azor'un babasıydı. Azor, Sadok'un babası; Sadok, Ahim'in babası; Ahim ise Elihud'un babasıydı. Elihud, Elazar'ın babası; Elazar, Matan'ın babası; Matan da Yakub'un babasıydı. Yakup, Meryem'in kocası Yusuf'un babasıydı. Meryem'den de Mesih denilen İsa doğdu.

(Matta 1:12-16)

Buna göre, İbrahim'den Davud'a kadar toplam ondört kuşak, Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak ve Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak geçti.(Matta 1:17)

 

Yüksel, "Babil sürgününden Mesih'e kadarki sürede 14 nesil geçtiğini belirten Matta on üç nesil saymaktadır" diyor. Bu sorunun cevabı çok basit değildir. Matta 1:17 ile ilgili aşağıdaki iki noktaya dikkat etmemiz gerek.

"Buna göre, (a) İbrahim'den Davud'a kadar toplam ondört kuşak, (b) Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak ve © Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak geçti." (Matta 1:17)

1) Matta, üç ayrı kuşak grubunun ayrımını yaparken Davut'u birinci ve ikinci gruplara (a, b) dahil ediyor. Bu nedenle ikinci kuşak grubunun başında Süleyman değil, Davut yer alıyor (Bkz. aşağıdaki şema).

2) Matta ikinci kuşak grubunu (b) sayarken bir kişiye (yani Yekonya'ya) kadar değil sürgünlüğe kadar saymaktadır. "Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak". Aynı şekilde üçüncü kuşak grubunu © sayarken sürgünlüğü dahil ederek saymaktadır: "Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak geçti." Ayet 11'de Yoşiya'nın ismi sürgünlüğün başlangıcı ile ilgili olarak gösteriliyor. Yekonya'nın ismi ise, ayet 12'de sürgünlüğün sonu ile ilgilidir.

Bu nedenle Matta, nesillerin sayımını aşağıdaki tablo şeklinde yapmaktadır:

"İbrahim'den

Davud'a kadar toplam ondört kuşak"

"Davut'tan

Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak"

"Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak"

 

1

 

İbrahim

 

1

 

Davut

 

1

 

(Yekonya )

Sürgünlük

 

 

 

2

 

 

3

 

 

 

4

 

 

 

5

 

 

 

6

 

 

 

7

 

 

 

8

 

 

 

9

 

 

 

10

 

 

 

11

 

 

 

12

 

 

 

13

 

 

İshak

Yakup

Yahuda

Peres

Hesron

Ram

Aminadab

Nahşon

Salmon

Boaz

Obed

Yeşay

 

2

 

 

3

 

 

 

4

 

 

 

5

 

 

 

6

 

 

 

7

 

 

 

8

 

 

 

9

 

 

 

10

 

 

 

11

 

 

 

12

 

 

 

13

 

 

Süleyman

Rehavam

Abiya

Asa

Yehoşafat

Yoram

Uziya

Yotam

Ahaz

Hizkiya

Manaşe

Amon

 

2

 

 

3

 

 

 

4

 

 

 

5

 

 

 

6

 

 

 

7

 

 

 

8

 

 

 

9

 

 

 

10

 

 

 

11

 

 

 

12

 

 

 

13

 

 

Şaltiyel

Zerubabel

Abihud

Elyakim

Azor

Sadok

Ahim

Elihud

Elazar

Matan

Yakup

Yusuf

 

 

 

14

 

Davut

 

14

 

Sürgünlük

(Yoşiya )

 

14

 

Mesih İsa

 

 

 

Özet olarak söz konusu olan ayeti şöyle anlamamız gerek: İbrahim'den Davut'a kadar toplam ondört kuşak sayılır. Davut'tan (Babil'deki sürgünlük zamanında doğan Yekonya'nın babası olan) Yoşiya'ya kadar ondört kuşak sayılır. (Babil'deki sürgünlük zamanından sonra doğan Şaltiyel'in babası olan) Yekonya'dan Mesih'e kadar ondört kuşak sayılır. Yani herhangi bir tutarsızlık yoktur.

 

•Eriha'dan çıkarken İsa'dan kaç kör yardım istedi ? : İki : (Matta: 20-30) - Bir (Markos : 10-46)

 

Eriha'dan ayrılırlarken büyük bir kalabalık İsa'nın ardından gitti. Yol kenarında oturan iki kör adam, İsa'nın oradan geçmekte olduğunu duyunca, "Ya Rab, ey Davut Oğlu, halimize acı!" diye bağırdılar.(Matta 20:29-30)

Sonra Eriha'ya geldiler. İsa, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla birlikte Eriha'dan ayrılırken, Timay oğlu Bartimay adında kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu.(Markos 10:46)

İsa Eriha'ya yaklaşırken kör bir adam yol kenarında oturmuş dileniyordu.

(Luka 18:35)

 

İsa herhalde eski Eriha'dan çıkarken yeni Eriha'ya yaklaşırken körleri iyileştirdi. O dönemde iki Eriha vardı - tepede büyük ölçüde yıkıntı olan eski Eriha ve bundan bir kilometre uzakta Romalı kral Herodes'in inşaat ettirdiği yeni Eriha.Yosefus, Savaş IV, 459 (viii. 3), Expositor's Bible Commentary'de, Zondervan, Cilt 8, s. 435. Eski Eriha,Yeşu zamanında yıkılıp İsrail'in kralı Ahab zamanında tekrar yapılmıştı (Yeşu 7:20; I. Krallar 16:33-34). Büyük bir olasılıkla Matta'yla Markos Filistin'li Yahudiler olarak İsa'nın çıktığı eski şehirden, Troas'lı Luka ise İsa'nın yaklaştığı yeni şehirden bahsetmektedir.

İkinci soruya gelince iki kör vardı. Bu, Markos'la Luka'nın bir kişi yazdığı yerde Matta'nın iki kişi yazdığı tek yer değildir (Bkz. Matta 8:28 ve Markos 5:2 ile Luka 8:27'ye). Bu Matta'nın olaylara gözleriyle tanık olduğundan kaynaklanmış olabilir. Her ne ise bu bir çelişki yaratmıyor. Olayın önemli yönlerini anlatmak için bir kişi, hele o kişi diğerinden daha fazla dikkate değerse yeterdir. Örneğin: "Bugün çarşıda Salih Erdoğan'ı gördüm. Senelerdir onu görmemiştim!" derim. Halbuki Salih beyin yanında gördüğüm başka bir arkadaş da vardı. Fakat anlatmak istediğim şey için önemli olmadığından ona değinmeyebilirim.

 

 

•H.z İsa ' nın şehadeti doğru mudur ? : Evet (Yuhanna: 5-31) - Hayır ( Yuhanna: 8-14)

 

Eğer kendim için ben tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz.(Yuhanna 5:31)

Kendim için ben tanıklık ediyorsam da tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz, nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz.(Yuhanna 8:14)

 

İsa'nın şehadeti, söylediği her söz ve yaptığı her şey gibi doğruydu. O'nu suçlamak istedikleri zaman İsrail'in Yüksek Kurulu kendisine karşı tanık aradılar fakat bulamadılar. O günah işlemedi, ağzından hileli bir söz çıkmadı. Sayın Yüksel'in bu soruda çok yüzeysel bir şekilde karşılaştırdığı iki ayete, bağlantılı oldukları ayetlerle birlikte bakılırsa gerçek bir çelişki yoktur tabii. Yuhanna 5:30-32'de İsa'nın dediğini şu sözlerle açıklayabiliriz: "Eğer sırf kendiliğimden tanıklık edersem, yani Tanrı'nın bana verdiği sözlerine bağımsızca kendim için tanıklık edersem tanıklığım geçerli ve doğru olmaz. Halbuki Tanrı da aynısını tanıklık eder." Yuhanna 8:13-18'de Ferisiler İsa'nın önceki sözlerini yanlış bir şekilde kendisine karşı kullanmaya çalışıyorlardı. Bu sefer İsa kendi sözlerinin doğru ve güvenilir olduğunu vurguluyor, hatta öncekine benzer sözlerle bile bunu ispatlıyor (8:16-18). Her iki bölümde de İsa'nın vurgulamak istediği gerçek, kendisinin Baba Tanrı'yla bir olmasıdır.

 

•Haçı kim taşıdı ? : Simon (Luka : 23-26) - İsa (Yuhanna : 19-17)

Askerler İsa'yı götürürken, kırdan gelmekte olan Simun adında Kireneli bir adamı yakaladılar, çarmıhı sırtına yükleyip İsa'nın arkasından yürüttüler. (Luka 23:26)

Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası - İbranicede Golgota - denilen yere çıktı.(Yuhanna 19:17)

 

Bizi çok seven ve Kendini uğrumuza feda eden Kurtarıcımız İsa haçı taşıdı. Zalimce dövülüp kamçılandığı halde, İsa yine de vali konağından Kudüs şehir kapısına kadar çarmıhını taşıyarak "dışarı" çıkabildi (Yuhanna 18:28 ile Markos 15:20'ye bkz.). Orada zayıflığı ve kan kaybedişinden dolayı İsa çökünce askerler "kırdan gelmekte olan Simun adında Kirenli bir adama ...İsa'nın çarmıhını zorla taşıttılar (Markos 15:21). Ondan sonra "İsa'yı Golgota, yani Kafatası denilen yere götürdüler" (Markos 15:22).

Yuhanna neden Simon'u ele almıyor? Çünkü bu ayrıntı Yuhanna İncili'nin amacına uygun değildi.İsa'nın çarmıhtaki ölümüne, O'nun kararlılığı ve Baba'sına olan itaatkârlığı açısından bakmak mümkündür. Ayrıca ölümüne O'nun çektiği acılar ve verdiği mücadele açısından bakmak da mümkündür. Her iki perspektif de doğrudur ve ikisi de her iki İncil'de de öğretilmektedir. Fakat Yuhanna özellikle Baba'nın egemen planına ve Oğul'un söz dinlemesine ağırlık vermektedir.

 

 

 

 

•Yahuda İsa'yı öptümü ? : Öptü (Matta : 26-49) - Öpmedi ( Luka: 22-49)

 

İsa daha konuşurken, Onikilerden biri olan Yahuda geldi. Yanında, başkâhinlerle halkın ihtiyarları tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı büyük bir kalabalık vardı. İsa'yı ele veren Yahuda, "Kimi öpersem, İsa O'dur, O'nu tutuklayın" diye onlarla sözleşmişti. Dosdoğru İsa'ya gidip, "Selam, Rabbî*!" diyerek O'nu öptü.

İsa ona, "Arkadaş, bunun için mi geldin?" dedi. Bunun üzerine adamlar yaklaştı, İsa'yı yakalayıp tutukladılar. (Matta 26:47-50)

İsa'yı ele veren Yahuda, "Kimi öpersem, İsa O'dur. O'nu tutuklayın, güvenlik altına alıp götürün" diye onlarla sözleşmişti. Gelir gelmez İsa'ya yaklaştı, "Rabbî" diyerek O'nu öptü. Onlar da İsa'yı yakalayıp tutukladılar.

(Markos 14:44-46)

İsa daha konuşurken bir kalabalık çıkageldi. Onikilerden biri, Yahuda adındaki kişi, kalabalığa öncülük ediyordu. İsa'yı öpmek üzere yaklaşınca İsa ona, "Yahuda" dedi, "İnsanoğlu'nu bir öpücükle mi ele veriyorsun?"(Luka 22:47-48)

Böylece Yahuda, yanına bir bölük askerle başkâhinlerin ve Ferisilerin gönderdiği görevlileri alarak oraya geldi. Onların ellerinde fenerler, meşaleler ve silahlar vardı. İsa, başına geleceklerin hepsini biliyordu. Öne çıkıp onlara, "Kimi arıyorsunuz?" diye sordu. "Nasıralı İsa'yı" diye karşılık verdiler.

İsa onlara, "Ben'im" dedi. O'nu ele veren Yahuda da onlarla birlikte duruyordu.

(Yuhanna 18:3-5)

 

Yahuda İsa'yı öptü. Bir kez daha söylemek gerekirse, İsa'yla ilgili İncil'i yazıya geçiren dört tanığa vahyeden Tanrı'nın Kutsal Ruh'u, kendi amaçlarına göre hikâyenin ayrıntılarını ya dahil etti ya da etmedi. Böylece Yuhanna'da Yahuda'nın İsa'yı öpücükle ele verdiği ayrıntısı yer almıyor. Çünkü orada özellikle İsa'nın, canını kendiliğinden verebilme yetkisi ve O'nun kimliği - "kimi arıyorsunuz... Ben'im" - vurgulanmaktadır. Yine de ayet 5'teki "O'nu ele veren Yahuda da onlarla birlikte duruyordu" ifadesiyle Yahuda'yı suçsuz bırakmamaktadır.Yahuda, İsa'yı ya da on bir öğrencisini düşünerek O'nu öpmedi ki! Karanlıkta İsa'yı tanımayacak olan kalabalığa bir işaret vermek gereğini duydu ve öpücük işaretini seçti. Bu kadar. Yine de bu, onun İsa'yı ele vermesinin ne kadar acı ve keskin bir şey olduğunu ortaya koyuyor. O toplumda birini öpmek, bugünkü doğu ülkelerde olduğu gibi bir dostluk işaretidir. Bu olayı yüzyıllar önceden bildiren ilgili Mezmur'un sözleri Yahuda'nın verdiği sahte sevgi işaretiyle gerçekleşti: "Sevgime karşılık bana hasım oldular; Ben ise, dua etmekteyim. Ve iyiliğe karşı bana kötülük, Ve sevgime karşı nefret ettiler" (Mezmur 109:4-5).

 

 

•Kabirden çııkan cinlenmişler kaç kişi idi ? : İki (Matta : 8-28) - Bir (Markos:5-7)

İsa gölün karşı yakasında Gadaralıların memleketine vardığında, cine tutsak iki kişi mezarlık mağaralardan çıkıp O'nu karşıladı. Bunlar öyle tehlikeliydi ki, o yoldan kimse geçemiyordu.(Matta 8:28)

İsa kayıktan iner inmez, kötü ruha tutsak olan bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp O'nu karşıladı.(Markos 5:2)

İsa karaya çıkınca, kentten bir adam O'nu karşıladı. Cinlere tutsak olan ve uzun zamandan beri giysi giymeyen bu adam evde değil, mezarlık mağaralarda yaşıyordu.(Luka 8:27)

 

İki kişiydi.

Bu, Markos'la Luka'nın bir kişi yazdığı yerde Matta'nın iki kişi yazdığı tek yer değildir (Bkz. Matta 8:28 ve Markos 5:2 ile Luka 8:27'ye). Bu Matta'nın olaylara gözleriyle tanık olduğundan kaynaklanmış olabilir. Her ne ise bu bir çelişki yaratmıyor. Olayın önemli yönlerini anlatmak için bir kişi, hele o kişi diğerinden daha fazla dikkate değerse yeterdir. Örneğin: "Bugün çarşıda Salih Erdoğan'ı gördüm. Senelerdir onu görmemiştim!" derim. Halbuki Salih beyin yanında gördüğüm başka bir arkadaş da vardı. Fakat anlatmak istediğim şey için önemli olmadığından ona değinmeyebilirim.

•H.z İsa'yı kim kabre koydu ?: Yusuf ve Nikodimus (Markos: 15-46) - Sadece Yusuf: ( Yuhanna:19-42)

Yusuf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurmuş olduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldı.

(Matta 27:59-60)

Yusuf da keten bez satın aldı, cesedi çarmıhtan indirip beze sardı ve kayadan oyulmuş bir mezara yatırarak mezarın girişine bir taş yuvarladı.(Markos 15:46)

Yusuf, Pilatus'a gidip İsa'nın cesedini istedi. Cesedi çarmıhtan indirip keten beze sardı ve daha hiç kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı. (Luka 23:53)

Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsa'nın cesedini kaldırmak için Pilatus'a başvurdu. Yusuf, İsa'nın öğrencisiydi, ama Yahudilerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsa'nın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsa'nın yanına gelmiş olan Nikodim de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi. İkisi, İsa'nın cesedini alıp Yahudilerin gömme geleneğine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar. İsa'nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. O gün Yahudilerin Hazırlık günüydü. Mezar da yakın olduğundan İsa'yı oraya koydular.

(Yuhanna 19:38-42)

 

 

 

 

İki kişi. Aslında kabrin sahibi Aramatyalı Yusuf'tu. İsa'nın cesedini çarmıhtan kaldırmak için Pilatus'a başvuran da oydu (Yuhanna 19:38). Yani hikâyedeki önemli insan Yusuf'tu. Fakat Yuhanna'da Nikodim'in hikâyesi de izlenmekte olduğu için (3:1-10; 7:50-52), sonunda İsa'ya tamamen inanan bir izleyici olup böylece Yusuf'a yardım ettiği ayrıntısı eklenmektedir. Bu şekilde korkudan İsa'ya inandıklarını açıkça söylemekten çekinen inanlılar da cesaret alabilirler.

 

 

•Mezarda kaç melek göründü ? : Bir (Matta: 28-2) - İki (Yuhanna : 20-12)

 

Sept gününü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab'bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı.(Matta 28:1-3)

Mezara girip sağ tarafta beyaz bir kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar.(Markos 16:5)

Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında beliriverdi.(Luka 24:4)

Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı. Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsa'nın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu.(Yuhanna 20:11-12)

 

Matta, Markos, Luka ve Yuhanna kitaplarında, birinde tek kişi görünürken diğerlerinin paralel bir bölümünde bir veya iki kişi daha bulunduğu ondan fazla olay vardır. Daha önce belirtiğimiz gibi bunun gibi ayrıntıların dahil edilip edilmemesi söz konusu olan Rab'bin İncil'de öngürdüğü amacına bağlıdır. Özetle bu muhteşem olayda, en azından iki melek yer alıyordu.

Yuhanna'da kadınlardan sadece Mecdelli Meryem'in (İsa'nın annesi olan değil) mezarda bulunduğu konusuna gelince, Yuhanna'da İsa'nın dirilişi, özellikle Meryem'in açısından açıklanır. Bunun için diğer kadınlara önem verilmiyor. Buna rağmen Yuhanna 20:2'deki "Rab'bi mezardan almışlar, nereye koyduklarını da bilmiyoruz"çoğul ifadesi diğer kadınları açıkça dahil etmektedir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

K.mukaddes daha birçok katma ve çıkartmaları bünyesinde barındırmaktadır...

Hıristiyan teslise (Baba- Oğul- Ruhul Kudüs) inanırlar. Baba doğmamış, oğul ve ruh doğmuştur. Üçü her zaman bir arada idiler.

Morkos 13-32) :" Ne melekler, ne de oğul, babadan başka kimse bir şey bilmez."

Morkos 13-32 O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba`dan başka kimse bilmez.

Markos 10-18 " İsa dedi: ... birden başka kimse iyi değildir o da Allah'tır "

Ayete bir daha bakin;

Markos 10-18 İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı`dır

İsa, baba ile bir olsa onun gibi her şeyi bilmesi gerekmez mi ?

- Markos 10-18 İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı`dır

Evet dogru çünkü hitap veya soru sahibi İsa’ya yaklaşırken sıradan bir insana yaklaşır gibi yaklaşmıştı. İsa da ona bu vurguyu yaptı.

İsa her şeyi tam olarak biliyor veya biliyordu. Ancak son saat’i ilan etmekle doğru bir ifade değildi. Burada çalışkanı tembel, kutsalı da kötülük işleyen biri yapardı. Ancak o dönemki insanların İsa’ya olan yaklaşımları hatalıydı. Kendisine soru soranlar ve yaklaşan kişiler O’na sıradan bir insana yaklaşır gibi yaklaşıyorlardı. Böylece bu kör yaklaşımlara, kısıtlı cevaplar veriyordu. İsa, Baba ve Kutsal Ruh’la eşittir. Üçü bir Allah’tır. Bu üç şahısların ortak olarak bir tabiatları, bir iradeleri ve benzersiz ilahı birliği statüsüne sahiptirler. Farklı tarafları ise şu: Baba doğurdu (evlat olarak ‘Kelam-Söz’ İsa’yı, "dünyaya gelmeden önceki durum"). Baba çıkarır (Kutsal Ruh O’ndan çıktı). Oğul yani İsa: doğumludur. Kutsal Ruh: çıkma özelliği var. Baba Allah’tan çıktı. İsa’nın üç doğumu vardır. 1. Öncesiz Baba’dan, 2. Bakire Meryem’den, 3. Vaftiz’den. Not. Vaftizden doğan herkes yeniden doğduğunu kabul ediyoruz (Yuhanna 3. bölüm).

Baba, oğul mecazi anlamda kullanılmış olabilir mi ? Bu mecaz, zamanla asıl anlam gibi algılanmış olabilir mi :

Matta (5-9) : " Ne mutlu sulh edicilere, çünkü onlar Allah oğulları çağrılacaklar"

Matta (6-14): " İnsanların suçlarını bağışlarsanız , semavi babanız da size bağışlar."I. Yuhanna (5-19) : "Biliriz ki biz Allah'tanız..."

Tabii ki mecazî anlamdadır. Hele Tanrı'yla ilgili olarak kullanıldığı her yerde öyledir .İncil'in hiç bir yerinde Tanrı'yla ilgili olarak fiziksel bir babalık veya oğulluk kavramı yoktur. İlkin Kutsal Kitap'ta ne mecazî anlamda ne de "hakikî" anlamda "Tanrı bütün insanların babası" öğretisi vardır. Tersine, doğal olarak hepimiz Tanrı'nın yaşamından yoksunuz, içinde yaşadığımız suç ve günahlarımızdan ötürü "gazap çocukları"yız. Yaptığımız kötülükler yüzünden düşünüşümüzde Tanrı'ya yabancı ve düşmanız. Fakat İncil'in bu konudaki müjdesi şudur: "Mesih'i kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı'nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne bedenin isteğinden, ne de insanın isteğinden doğdular; tersine, Tanrı'dan doğdular." (Yuhanna 1:12-13). Bu doğuş ruhsal bir doğuştur. İsa'nın sözettiği "yeniden doğuş"tur (Bkz. Yuhanna 3:3-5). İsa "semavi Babanız" dediği kişiler Onu kabul edenlerdir. Tanrı'nın çocuğu olma ayrıcalığı, ancak Mesih'e tek Kurtarıcı olarak sarılanlara verilmektedir.

İkinci nokta da İsa'nın "oğulluğu" ile O'na inananların "oğulluğu" arasındaki farktır. Arada çok büyük fark var. Tanrı'nın "biricik" Oğlu ezelden beri Tanrı'yla birlikte ve Tanrı'ydı. Fakat bizim gibi günahkâr bir insan tövbe edip O'na ve Mesih'in lütfuyla sağlanan kurtuluşa sarılınca Tanrı onu günahlarından arındırıp evlat edinir. O kişiyi, yaşayan bir ümide, çürümez, lekesiz ve solmaz bir mirasa kavuşturur. O an Tanrı'nın "çocuğu" oluyor ve Mesih ona "kardeş" demekten utanmıyor. Tanrı "birçok oğulu yüceliğe eriştirmektedir" (İbraniler 2:10).

Tanrı tüm insanların babası (Rabbi)'dir. Hıristiyanlar İsa(A.S) söz konusu olunca baba, oğul kelimelerini hakiki manalarında, diğer insanlar söz konusu olunca mecazi manalarda anlamaktadırlar. Bu ayırımın sebebi nedir?

- Biz hristiyanlar hakiki ve mecaz anlami iyi biliriz. Böyle bir ayrim yoktur.

K. Mukaddes'te tevhid- Allah'ın bir olması:

Tesniye (4-39) : "Yukarıda göklerde ve aşağıda yerde Rab, o Allah'tır başka yoktur"

Tesniye (6-4) : " Dinle ey İsrail : Allah'ınız Rab, bir olan Rabtir."

Tesniye (32-39) :" Şimdi görün ki , ben O'yum, katımda ilah yoktur"

I. Samuel (2-2) :" ... Senden başka ilah yoktur."

I. Krallar (8-60) : "... Rab, Allah olan odur, ondan başka yoktur."

İsaya (45-5,6) : " Rab benim ve başkası yoktur, benden başka Allah yoktur"

- Bizde buna iman ediyoruz yoksa Tek Tanrili inancimiz vardir diyemeyiz. Hem o ayetlere biz iman ediyoruz.

İsa (A.S) Allah'ın kulu ve Resulüdür:

Matta (12-18) : " İşte benim seçtiğim kulum"

Luka (24-19) : "... Kudretli bir peygamber olan Nasıralı İsa."

(Matta 12:15-21; 21:11, 46; Luka 7:16; 24:19; Yuhanna 4:19; 6:14; 9:17)

İsa bunu bildiği için oradan ayrıldı. Birçok kişi O'nun ardından gitti, O da hepsini iyileştirdi. Kendisini başkalarına tanıtmamaları için onları uyardı. Bu, Yeşaya peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz

yerine gelsin diye oldu:

"İşte, benim seçtiğim kulum,

canımın hoşnut olduğu sevgili kulum.

Ruhumu O'nun üzerine koyacağım.

O da adaleti uluslara ilan edecek.

Çekişip bağırmayacak,

yollarda kimse O'nun sesini duymayacak.

Ezilmiş kamışı kırmayacak,

tüten fitili söndürmeyecek,

ve sonunda adaleti zafere ulaştıracak.

Uluslar da O'nun adına ümit bağlayacak." (Matta 12:15-21)

Burada da itirazımız yoktur ki! "Mesih İnancı"nın temellerinden biri İsa'nın, Yeşaya peygamber aracılığıyla vaadedilen "Rab'bin Kulu" yani "Mesih" olduğudur! Yalnız ricamız şudur: Kutsal Kitap gerçeğini araştıran kişi Yeşaya'da yazılanlara başvururken dürüstçe, bu kısmının tümüne baksın. Çünkü Yeşaya kitabında, Mesih'in ezeli çıkışına, çekeceği elemlere ve bu elemlerin ardından gelecek yüceliklere tanıklık eden aşağıdaki ilahi sözleri okumaktayız. Lütfen bunları bir kere dikkatle okumaya özenin:

· Bakireden doğacak olan çocuğun adları asıl yüceliğini gösterir:

Rab kendisi size bir alâmet verecek; işte, kız gebe kalacak, ve bir oğul doğuracak, ve onun adını İmmanuel koyacak [immanuel 'Tanrı bizimledir' demektir] Bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi; ve reislik onun omuzu üzerinde olacak, ve onun adı: Harika Öğütçü, Kadir Allah, Ebediyet Babası, Barış Prensi çağırılacaktır. Onu Davudun tahtı üzerinde, ve ülkesi üzerinde, şimdiden ebede kadar hakla ve doğrulukla pekiştirmek ve desteklemek için, reisliğinin ve setâmetin artmasına son olmayacak. Ordular RABBİNİN gayreti bunu yapacak (9:6-7).

· İsrail'e Rab'bin Kendisi gelip Çoban olacak:

Siona müjde getiren, yüksek dağa çık; Yeruşalime müjde getiren, sesini kuvvetle yükselt; yükselt, korkma; Yahuda şehirlerine de: İşte, Allahınız! İşte, RAB Yehova yiğit gibi gelecek, ve kendisi için bazusu saltanat sürecek; işte, ücreti kendisiyle beraberdir, ve mükâfatı kendi önündedir. Sürüsünü çoban gibi güdecek, kolu ile kuzuları toplayacak, ve bağrında taşıyacak, ve emzikli olanları yavaş güdecek (40:9-11).

· İlk ve Son olup dünyaları yaratan, Rab ile O'nun Ruhu tarafından gönderilendir:

Ey Yakub, ve çağırdığım İsrail, beni dinle: Ben oyum; ilk benim, Son da benim. Evet, yerin temelini benim elim koydu, ve gökleri sağ elim yaydı; ben onları çağırınca, birlikte dikilip dururlar... Bana yaklaşın, bunu dinleyin: Başlangıçtan berı gizlice söylemedim; vaki olduğu zamandan beri ben oradayım; ve şimdi Rab Yehova ve onun Ruhu beni gönderdi (48:12-16).

· Mesih önce İsrail tarafından hor görülecek, sonra bütün uluslara ışık olacak:

Yakub sıptlarını yeniden yerlerine dikmek, ve İsrailin esirgenmiş olanlarını geri getirmek için bana kul olman bir şey değildir; seni Milletlere de ışık olarak vereceğim ki, yerin ucuna kadar benim kurtarışım olasın. İnsanın hor gördüğü, milletin nefret ettiği, hükümdarların kölesi olan adama İsrailin Kurtarıcısı ve Kuddûsu Rab şöyle diyor: Sadık olan Rabden, seni seçmiş olan İsrailin Kuddûsunden ötürü krallar görüp ayağa kalkacaklar; reisler görecekler, ve secde edecekler (49:6-7).

· Mesih günahlarımıza karşılık ölüp dirilecek

HABERİMİZE kim inandı? ve RABBİN bazusu kime izhar olundu? çünkü onun önünde körpe fidan gibi, ve kurak yerden kök sürgünü gibi çıktı; ne biçimi ve ne de güzelliği vardı; gösterişi de yoktu ki, kendisine bakınca gönlümüz onu çeksin. Hor görüldü, ve insanlar tarafından bırakıldı; acıları tanımış, elemler adamı; ve insanların kendisinden yüzlerini örttükleri bir adam gibi hor görüldü, ve biz onu saymadık.

Gerçek acılarımızı o taşıdı, elemIerimizi o yüklendi; gerçek biz sandık ki, o cezaya uğradı, Allah tarafından vuruldu, ve alçaltıldı. Fakat günahlarımızdan ötürü o yaralandı, fesatlarımızdan ötürü o zedelendi; selâmetimiz için olan ceza onun üzerine indi; ve onun bereleriyle biz şifa bulduk. Hepimiz koyunlar gibi yolu şaşırdık; her birimiz kendi yoluna döndü; ve RAB hepimizin fesadını onun üzerine koydu.

Ona kötü muamele ettiler, fakat alçaltıldığı zaman ağzını açmadı; boğazlanmağa götürülen kuzu gibi, ve kırkıcılar önünde dilsiz duran koyun gibi, ağzını açmadı. Gaddarlıkla hükmolunarak kaldırıldı; onun zamanında yaşıyanlar arasında kim düşündü ki, diriler diyarından kesilip alınması kavmımın günahından ötürü idi? vuruş ise, kavm içindi. Ve haksızlık etmediği, ve ağzında hile bulunmadığı halde, kabrini kötülerin yanında yaptılar, ve ölümünde zengin adamla beraberdi.

Fakat onu ezmek RABBE hoş göründü; onu eleme düşürdü; onun canı günah takdimesi edilince, zürriyetini görecek, ömrünün günlerıni uzatacak, ve RABBİN muradı onun elinde ileri gidecek. Canının emeği semeresini görecek, ve doyacak; salih kulum bir çoklarını kendi bilgisi ile salih kılacak; ve fesatlarını kendisi yüklenecek.

Bundan dolayı büyüklerle beraber ona pay vereceğim, ve çapul malını zorlularla beraber paylaşacak; çünkü canını ölüme döktü, ve günahkârlarla sayıldı; çoğunun suçunu da o taşıdı, ve günahkârlar için şefaat etti (53:1-12).

Bu ayetleri önyargısızca okuyan herkes, "Rab'bin Kulu" olan Mesih'in sadece bir peygamber olmadığına kanaat getirecektir.

Son olarak Sayın Yüksel'in alıntı yaptığı Kuran'daki İsa'yla ilgili ayete dikkat edelim. Orada okuduğumuz "sadece Allah'ın peygamberidir" ifadesiyle birlikte İsa'ya üç unvan verilmektedir:

"Meryem Oğlu İsa

(1) Mesih... Meryem'e ulaştırdığı

(2) [Allah'ın] Kelimesi ve

(3) Kendinden bir Ruhtur" (Nisâ/4:171).

Kuran'da bu üç unvan İsa'dan başka hiçbir peygambere verilmemiştir. Ayrıca Kutsal Kitap'ta bu üç unvan, bir peygamberden çok üstün kavramları içermektedir.

(1) "Al-Masih" veya "Mesih" hakkında Tevrat'tan başlayarak bütün peygamberler, gelecek olan "Meshedilmiş Olan" veya "Seçilmiş Olan" anlamına gelen "Mesih" ile ilgili tanıklıkta bulunuyor. Bu unvan "Tanrı'nın Oğlu" ve "Aradığınız Rab" unvanlarına denk düşmektedir. Örneğin Hz. Davut'un ikinci Mezmurunda şöyle yazılıdır:

"Dünyanın kralları kalkıyor, Ve hükümdarlar RABBE karşı ve Mesihine karşı, birbiriyle öğütleşiyorlar... Fermanı ilân edeceğim; RAB bana dedi: Sen benim oğlumsun; Ben seni bugün tevlit ettim. İste benden, ve miras olarak sana milletleri, Mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; Bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksın. Ve şimdi, ey krallar, artık aklınızı başınıza alın; Ey dünya hâkimleri, ibret alın. RABBE korku ile kulluk edin, Ve titreyerek mesrur olun. Oğlu öpün ki, hiddet etmesin, siz de yolda yok olmayasınız, Çünkü birazdan hiddeti alevlenir. Bütün ona sığınanlar ne mutludur!" (Mezmur 2:2, 7-12)

Aynı şekilde "İşte, habercimi gönderiyorum, ve önümde yol hazırlıyacak; ve aradığınız RAB kendi mabedine ansızın gelecektir" (Malaki 3:1) diye yazan ayet, hem Hz. Yahya'yla hem de Rab olan Mesih'le ilgili önceden tanıklık etmektedir.

(2) "Kalimatullah" (Kelamullah) veya "Allah'ın Sözü" - İncil'de Tanrı'nın Sözü Mesih'in yüce bir unvanıdır: Ezeli varlığını açıklarken şöyle yazılır: "Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı. Başlangıçta O, Tanrı'yla birlikteydi" (Yuhanna 1:1-2). Dünyayı yargılamak üzere ikinci gelişi de şöyle açıklanır: "Bundan sonra göğün açılmış olduğunu ve orada beyaz bir atın durduğunu gördüm. Ata binmiş olanın adı Sadık ve Gerçek'tir. Adaletle yargılar...Gözleri alev alev yanan ateşe benzer. Başında çok sayıda taç vardır ve üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılmıştır...'Tanrı'nın Sözü' adıyla anılır...Kaftanı ve kalçası üzerinde, 'krallarin Kralı ve rablerın Rabbı' diye yazılmış bir adı vardı" (Esinleme 19:11-16).

(3) "Ruhun minhu" veya "Allah tarafından bir Ruh" - İslam âleminde genellikle "Ruhullah" olarak bilinir - İncil'de ölümden dirilmiş olan Mesih'in, Hz. Âdem ilk yaradılışın başı olduğu gibi, yeni bir yaradılışın başı olup yaşam veren bir ruh olduğu açıklanır: "Şöyle yazılmıştır: 'İlk insan Ådem, yaşayan bir can oldu.' Son Âdem ise yaşam veren bir ruh oldu. Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi. İlk adam yerden, yani topraktandır. İkinci adam [Mesih] göktendir" (I. Korintliler 15:45-47).

Bu örneklerden apaçıktır ki "Al-Masih", "Kalimatullah" ve "Ruhun minhu" diye tanınan kişi, her hangi bir peygamberden çok çok üstündür. Bu yüzden Kuran'ın bu ayeti büyük bir çelişki yaratmaktadır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

hristiyan dininin en büyük iki farkı protestanlık ve ortadoksluktur...

zaten halk ikiye bölünmüş ve her ikiside incili okuduklarını ona inandıkalrını söylüyorlar ama aralarında daglar kadar da fark var...çok çelişkili bi durum yanii.....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

hristiyan dininin en büyük iki farkı protestanlık ve ortadoksluktur...

zaten halk ikiye bölünmüş ve her ikiside incili okuduklarını ona inandıkalrını söylüyorlar ama aralarında daglar kadar da fark var...çok çelişkili bi durum yanii.....

 

Konumuz mezhepler degil Kutsal kitaptaki celiskilerdir. Bhasettiginiz mezheplerin olusumu ile kutsal kitabin kendisi degismistir demek yanlis olur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sayın melkem bütün hristiyanlar farklı görüşleri savunuyor..

 

Sizin savunduklarınızı onlar tasvip etmiyor onların savunduklarınıda siz kabul etmezsiniz zaten.tanıdıklarımın bir çoğu incil değiştirilmiş diyor..Bir kısmı hayır değişmemiştir diyor..Bir kısmı ise değişmiştir incil deyip kurandan örneklerle açıklama yapıyorlar..

Bir kısmı Hz Muhammed, Hz isa tarafında (Yani sizde mesih isah ikiside aynı varlık) müjdelendi der bir kısmı bunu ısrarla kabul etmez birde küfür eder..Hangisi doğru

 

Ama size bunu büyük bir samimiyetle söyleyebilirim ki büyük çoğunluğu değiştiğini kendileri söylüyor o çoğunluğun arasında yakınlarımda var diğer arkadaşlarımda var arkadaşlarımın yakınlarıda var arkadaşlarıda var yani büyük çoğunluğu artık birçok şeyi çözmüş..

o yüzden sizin burda yazdıklarınız garibime gidiyor..

ve onların dilinden size şunu aktarayım bütün dinler birbirinin tamamlayıcısı olmuştur en orjinal haliyle insan eliyle değiştirilmeden..Kuran-ı Kerim ise indiği şekilde insan elinin müdahalesine ve tahrifine maruz kalmadan bütün dinlerin tamamlayıcısı oldu ve İnsanları islama davet etti kimseyi zorlamadan,.Son peygamberde HZ MUhammed'dir..

Bunları söyleyen hristiyan arkaşlarım, kardeşlerim..

Saygınızdan dolayı size teşekkür ederim

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sayın melkem bütün hristiyanlar farklı görüşleri savunuyor..

 

Sizin savunduklarınızı onlar tasvip etmiyor onların savunduklarınıda siz kabul etmezsiniz zaten.tanıdıklarımın bir çoğu incil değiştirilmiş diyor..Bir kısmı hayır değişmemiştir diyor..Bir kısmı ise değişmiştir incil deyip kurandan örneklerle açıklama yapıyorlar..

Bir kısmı Hz Muhammed, Hz isa tarafında (Yani sizde mesih isah ikiside aynı varlık) müjdelendi der bir kısmı bunu ısrarla kabul etmez birde küfür eder..Hangisi doğru

 

Ama size bunu büyük bir samimiyetle söyleyebilirim ki büyük çoğunluğu değiştiğini kendileri söylüyor o çoğunluğun arasında yakınlarımda var diğer arkadaşlarımda var arkadaşlarımın yakınlarıda var arkadaşlarıda var yani büyük çoğunluğu artık birçok şeyi çözmüş..

o yüzden sizin burda yazdıklarınız garibime gidiyor..

ve onların dilinden size şunu aktarayım bütün dinler birbirinin tamamlayıcısı olmuştur en orjinal haliyle insan eliyle değiştirilmeden..Kuran-ı Kerim ise indiği şekilde insan elinin müdahalesine ve tahrifine maruz kalmadan bütün dinlerin tamamlayıcısı oldu ve İnsanları islama davet etti kimseyi zorlamadan,.Son peygamberde HZ MUhammed'dir..

Bunları söyleyen hristiyan arkaşlarım, kardeşlerim..

Saygınızdan dolayı size teşekkür ederim

 

Yani diyorsunuz ki. Bir müslüman arkadas ayni seyleri söylerse inanirim diyorsunuz. Benimde cevremde öyle diyen cokta ben kanit olmadan bir kimsenin sözünün güvenilir oldugunu söyleyemem. Ki sizin cevabiniz cok yetersiz. Benim yazdiklarimi okuyun lütfen her mesaji teker teker. isa mesih peygamber degildir. Bütün hristiyanlar farkli görüsü savunmuyor.

 

ben baska bir sey eklemicem. Kimseyede hristiyan olun diye bir seyde söylemiyorum. Biri soru sordugunda bazen cevap vermek gerekiyor .

 

esenlikler dilerim

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yani diyorsunuz ki. Bir müslüman arkadas ayni seyleri söylerse inanirim diyorsunuz. Benimde cevremde öyle diyen cokta ben kanit olmadan bir kimsenin sözünün güvenilir oldugunu söyleyemem. Ki sizin cevabiniz cok yetersiz. Benim yazdiklarimi okuyun lütfen her mesaji teker teker. isa mesih peygamber degildir. Bütün hristiyanlar farkli görüsü savunmuyor.

 

ben baska bir sey eklemicem. Kimseyede hristiyan olun diye bir seyde söylemiyorum. Biri soru sordugunda bazen cevap vermek gerekiyor .

 

esenlikler dilerim

Yazdıklarıma kimseyi inandırmak zorunda değilim. Kimsede inanmak zorunda değil,yaşadıklarımı yazdım,Ve bahsettiğim kişilerin araştırmalara ve ispatlara dayanarak bana bahsettiklerini yazdım..

 

Zaten Dünyada bir tane gerçek var,İnanmak isteyen inanır..geriside kişilere kalmış..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yazdıklarıma kimseyi inandırmak zorunda değilim. Kimsede inanmak zorunda değil,yaşadıklarımı yazdım,Ve bahsettiğim kişilerin araştırmalara ve ispatlara dayanarak bana bahsettiklerini yazdım..

 

- Bahsettiginiz kisilerin iddaalarini buraya ekleyin merak ettim. Birde söyledikleri idaalari. Sayin mira daha önce müslüman olup Ateist olan binlerce kisi vardir. Ve o kisilerin binlerce iddaalari vardir. Yine julide gibi Arama motorondan aratabilirsiniz. Dgorumu yanlis mi o sizin karariniz. Sizin bir iddaaniz yok zaten inandirmak konusunda. iddaa sahibi konuyu acan kisidir. Hristiyan bir kisi kendi dinini inancini nasil kötüleyebilir ben buna nasil inanabilirim. Ayni sekilde müslüman bir kisiyede öyle.

 

Zaten Dünyada bir tane gerçek var,İnanmak isteyen inanır..geriside kişilere kalmış.

 

- Gercek konusunda kisiler arasinda farklilik gösterebilir. Sayin mira Ben bir bayan olsam Kendimi bir tarlaymis gibi görmem.

"Karılar tarlalarınızdır, tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin."

(Bakara/2:223)

Ama saygi konusunda koskunuz olmasin. Kim neye inanir o ayri mesele Kitabinizda celiski var demek ayri bir konu. Sayin Julideye cevap olarak yazdim zaten böyle bir sey yazmasaydi bende böyle cevaplar vermeyi gerek duymazdim. Kendisi yazip yazip kayboluyor. Verdigi ayetleri kontrol etmiyor.

NOT: sayin Julide Buna benzer baska konular acacagina inancini arastirsin etüt etsin. okusun Istedigi kisiye teblig etsin fakat bunu kendi inancini dogru göstermek icin baska inanclarada saldirmayarak yapsin.

 

Bir arastirmaci gibi durmayan bir uslubu var. Suclayici bir tavri hemen insanlarin sözlerine bakip karar veren bir mizaci var.

Esenlikle.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...