Jump to content

Tahrif


Guest elmiha
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

l

elmiha;sana rodugum sorulara cvp ver ben senin butun sorularina cvp vereyim ,delilmi istiyon delil cok ;) ama gerci sen onlarada inanmayacaksin da yinede sayarim

 

- Sizin sordugunuz bir soru yoktur. iddaaci iddaa ettigi seyi kanitlamasi gerekir. Sayin elmiha sordugunuz soru bir inancin yanlisligini ve dogru olmadigini ortaya cikartma cabasidir. Ben bir cok defa belirttim. Burasi yeri degil ve bende islam bölümünde böyle bir soru sorsam dogru olmaz. Biraz mantikli olun. Daha önceki yazanlarla benzer özelliginiz var. Böyle bir kanitiniz varsa buraya ekleyin yada ayni sekilde tahrifle ilgili olarak sordugum sorulara cevap veriniz. Bir diger konu 4 incil yoktur 27 bölüm vardir. O bahsettiginiz 4 tane incilin ilk dört kismidir.

 

size yemin ediyorum ki eger benim inancima yada dine dil uzatilmasaydi ben bu konuda yada burada yorum yapma geregi bile duymazdim ama nedense bazilarimiz hep dil uzatiyor inancimiza ve sonrada sutten cikmis ak kasik gibi kendini temize cikarim muslumam hiristiyan irkciligi yapiyor ve butun sorumlulugu muslumana yikiyor ,

 

- Burda bunu kim yapiyor. böyle bir sey varsa yönetime bildiriniz. Yada buraya ekleyiniz. Benim kasttettigim hic kimsenin bunu yapmamasiydi.

 

 

sayin hiristiyan yada yahudi arkadaslrim ven hiristiyan olmaya bilirim ama sizin dininizi bi cogunuzdan daha iyi biliyorum bayramlarinizi kutsal gunlerinizi onlar kutlama sekillerinizi bi cogunu hatta ben dinimden daha cok hiristiyanligi taniyorum diye bilirim cunku ben omrumun buyuk bi kismini onlarin arasinda gecirdim ;)

 

- Bir bilginiz var ise paylasirmisiniz. Burda saniyorum yahudi kimse yoktur. Bildiginizden eminim. lütfen bilmediginiz inancinizi ögrenin.

 

[ B]Sordugunuz soru tahrif olmadigina dair kanit : Burda inanc tebligi,dogrulugu vs yapmiyoruz. [/b]

----

Ne tür bir tahrifat vardir?

Bu tahrifat ne zaman olmustur?

kim tarafindan yapilmistir?

Tahrifat olurken gercegi ne olmustur?

bu tahrif konusu ne zaman baslamistir ?

islamiyetten önce mi oldu yoksa sonra mi?

Kuranin asli gizlenipte bir tahrifat olabilir mi?

Tanri bu tahrifata nasil imkan verebiliyor?

gibi sorularima cevap vermeniz gerekiyor. Bu kanitlari biz degil bunu iddaa edenler kanitlamasi gerekiyor. Siz neyi göremiyorsunuz?

---

 

esenlikler

 

 

melkem kusura bakma ama anlamsdiysan sorularimi o senin sorunun burda defalarca yazmiyacam eger kaleni savunacaksan bana kalene saldirmam acin kalenin zayip noktalarini savunmasiz birakma soruyu ben sordum cvplari sen verecen vede benim kiler iddaaysa.senin soylediklerin benim iddaalarimdan pek farki yok o zaman ikimizinde bu konuyu aciklayip elimizdeki kozlari dokelim ortaya

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Allah’a iman etmeyenler için O’nun mukaddes kitaplarının değiştirilebileceğine, hatta yok edilebileciğine inanmak belki zor değildir. Fakat hem ‘Allah’a inanıyorum’hem ‘Tevrat, Zebur ve İncil değiştirildi’ diyenler, aşılamaz bazı mantık sorularıyla karşı karşıyadırlar:

  1. Hıristiyanların ve Müslümanların inanışına göre Allah her şeye kadirdir.
  2. Allah merhametlidir, mukaddes kitaplarını insanlara doğru yolu göstermek için vahyeder.
  3. Fakat eğer Tevrat, Zebur ve İncil değiştirilebilirse, şu iki sonuçtan birini kabul etmek zorundayız:
    • Allah, kitaplarının yok edilmesini önlemeye (haşa) acizdir (ve böylece gerçekten her şeye kadir olamaz). Yahut,
    • Allah insanlara doğru yolu göstermeye yalnız ara sıra önem verir; şöyle ki, O’nun kitapları değiştirilir ve böylece insanlar doğru yoldan saparlarsa, O pek ilgilenmez, başka bir deyimle merhametsizdir (gene haşa!).

Allah bu tür iftiralardan uzaktır! Allah’ın sözleri yok olursa, o devir insanlarının doğru yolda yürümesi imkansızdır. Tarihten biliniyor ki Tevrat M.Ö. 15. yüzyılda, Zebur (Mezmurlar) M.Ö 10 yüzyılda, Eski Ahit (Eski Antlaşma) peygamberlerin son kitabı (Malaki) M.Ö 5. yüzyılda, İncil (Yeni Antlaşma) M.S. 1. yüzyılda vahyedilmiştir.

 

Eğer bu kitapların metni değiştirilmiş ya da vahyedilmesinden sonra tümüyle kaybolmuşsa ve tek geçerli kitap Kur’an ise, çok kısa aralıklar hariç 2000 yıla aşkın bir müddet boyunca insanlar manevi karanlık içinde kalmış demektir. Allah, vahiylerini bir iki asır bile tahriften koruyamamış olsaydı, ne kadar aciz ya da merhametsiz bir Varlık olurdu!

Tevrat, Zebur ve İncil birbirlerini tasdik etmektedirler.

rol-1.jpg Tevrat, Zebur ve İncil birbirlerini tasdik eder, Allah’ın Sözü’nün değiştirilemeyeceğini açıkça belirtirler. İşte birkaç örnek: “Ot kurur, çiçek solar: fakat Allah’ımızın sözü ebediyen durur” (Peygamberlerin kitaplarından, Yeşaya 40:9) “Gök ve yer ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan (Tevrat’tan) en küçük bir harf ya da bir nokta bile eksilmeyecektir” (İncil, Matta 5:18). (İsa dedi ki), ‘Gök ve yer ortadan kalacak, benim sözlerim ise asla ortadan kalkmayacaktır’(İncil, Markos 13:31). (İsa havarilerine dedi ki), “Baba’nın (Allah’ın) Benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh (Ruhül-Kudüs), size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacaktır” (İncil, Yuhanna 14:26). (Havari Pavlus, kendinden ve diğer havarilerden söz ederken dedi ki), “(Kutsal) Ruh’u alanlara ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı’nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözleri değil, (Kutsal) Ruh’un öğrettiği sözlerle bildiririz” (İncil, 1 Korintliler 2:13).

Milattan önce yaşayan peygamberlerin ve M.S. 1 asırda yaşayan havarilerin sözleri, yaptıkları mucizeler ve bulundukları şaşılacak kehanetlerin yerine gelmesiyle doğrulanmıştır. 20. asırda yaşayan biz Mesih İnanlıları da Kutsal Kitab’I (Tevrat, Zebur ve İncil) şahsi tecrübemizle doğrularız. Çünkü Kutsal Kitap sayesinde tek kurtuluş yolunu öğrendik ve Allah’a yaraşır, temiz, ümit dolu ve sevinçli bir hayat yaşamaya başladık. Kur’an’da İncil’in değiştirildiğini belirten hiçbir ayet yoktur!

Kuran’ın bu konuda öğrettikleri.

Yukarıda gördüğümüz gibi, Tevrat, Zebur ve İncil’e göre Allah’ın Sözü değiştirilemez. Kur’an’da İncil’in değiştirildiğini belirten hiçbir ayet yoktur! Gerçi Yahudiler Tevrat’ı sözlü olarak tahrif etmekle (yani, Tevrat ayetlerini yanlış yorumlamak ya de yanlış aktarmakla) suçlanıyor, ama Tevrat metninin asla değişmediği ve değişemeyeceği açıkça belirtilmiştir: “Süphesiz ki, Tevrat’ı biz indirdik (Allah indirdi). Onda hidayet ve nur vardır” (Sure 5:44) (Dikkat: Kur’an ‘vardı’ değil, ‘vardır’diyor; yani Tevrat’ın hala nur ve hidayet kaynağı olduğunu açıkça kabul ediyor).

“…içinde nurla hidayet bulunan ve önündeki Tevrat’I tasdik eden İncil’I verdik”(Sure 5:46). Ayrıca Sure 3:3, 5:68-70, 6:91’e bakınız. Kura’an’a gore müminlerin Tevrat, Zebur ve İncil’e inanması şarttır: “Biz Allah’a, …Musa’ya ve İsa’ya verilenlere ve bütün peygamberlere Rab’leri tarafından verilen kitaplara iman ettik. Onların hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” (Sure 2:136, Ayrıca Sure 2:285, 4:136, 29:46’ya bakınız.). Bu ayetten anlaşılıyor ki, Hz. Muhammed bile Kur’an’ı Tevrat, Zebur ve İncil’den üstün saymadı! Kur’an, önündeki Tevrat ve İncil’i (geçersiz kılmak değil), tasdik etmek için indirildiğini defalarca belirtiyor (Sure 10:37, 35:31, 46:12’ye bakınız). İncil ile Tevrat’ın aslı Muhamed’in zamanında kaybolmamıştı. Bunu şu ayetlerden anlıyoruz: “Ey Resul’üm (Muhammed), eğer sana indirdiğimiz kıssa ve haberlerden bilfarz şüphe edecek olursan, senden evvel kitap (Tevrat ve İncil) okuyanlara sor” (Sure 10:94).

"Sen (ey Muhammed) onlara (Yahudilere), 'Eğer sadık iseniz, Tevrat'ı getirin de onu okuyun" (Sure 3:93. Ayrıca Sure 3:70-71, 21:7, 4:47, 2:41, 7:169 ve 29:46'ya bkz.).

Bu Kur'an ayetlerinden anlaşılıyor ki, Tevrat ve İncil Muhammed'in zamanında bozulmamış durumdaydı. Aksi halde, Allah Muhammed'e "bir şüphen varsa, senden önce kitap okuyanlara sor" demezdi. Tanrı, Muhammed'in tahrif edilmiş bir kitaba müracaat etmesini nasıl ister?

Tevrat, Zebur ve İncil'in aslı Allahın Sözü değil miydi? Peki, Kur'an'da Allah'ın Sözü hakkında ne yazıldığına bakalım: "Allah'ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir kuvvet yoktur"(Sure 6:34).

"Allah'ın sözlerinde asla bir değişme yoktur" (Sure 10:64). Kur'an'a göre Muhammed önceki kitapları tasdik etmek ve korumak için gönderildi (Sure 5:51). Fakat eğer Tevrat ve İncil değiştirilmişse, Muhammed bunları koruyamamış demektir.

şimdi, sevgili okuyucu, şu iki sonuçtan birini seçmek durumundasın: 1) Ya Allah'ın Sözü (Tevrat, Zebur ve İncil hakkındaki Kur'an ayetleri yanlıştır. 2) Ya da Tevrat, Zebur ve İncil gerçekten değişmemiştir ve böylece her Müslüman onların tüm hükümlerini kabul etmek zorundadır. Kur'an önyargısız okuyan herkes bu ikinci seçeneği tercih eder. Nitekim Ebül-Fazl es-Saudi ve Ebül-Beka Salih el-Caferi gibi en eski ve en saygın Müslüman müfessirler (Kur'an yorumcuları) Hıristiyanların kullandığı Tevrat, Zebur ve İncil'i olduğu gibi kabul etmişlerdir.

Tarihi ve arkeolojik deliller.

tablet-1.gif Allah'ın kutsal kitaplarını koruma gücünden şüphelenenler için Tevrat, Zebur ve İncil'in değişmediğine dair başka bir sürü kanıt vardır. Ortadoğu'da, bilhassa Mısır kumlarının altında binlerce yıl saklı kalan çok sayıda Kutsal Kitap nüshası keşfedilmiştir. Mesela, 1947 yılında bir Müslüman çoban Filistin'de Lut gölü yakınlarında bulunan bir mağarada 500'den fazla eski el yazmasına rastlamıştır. Bunlardan 100 kadarı M.Ö. 2.yüzyıla ait Tevrat ve Zebur'un çeşitli kısımlarının nüshalarıdır. İngiltere'de Manchester John Rylands Kütüphanesinde muhafaza edilen bu nüshaların metni bugünkü Tevrat ve Zebur'un metninden farksızdır.

M.Ö. 5.yüzyılda Yahudilikten ayrılan Samiriyeliler mezhebi, o zamandan bu yana Yahudilerden tamamen bağımsız olarak Tevrat'ın ilk beş kısmını (Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye) okuyorlar. Onların ve Yahudilerle Hıristiyanların Tevrat metinleri aynıdır.

Tevrat ve Zebur'un aslı İbrani dilindedir. Bunun yanısıra Tevrat'la Zebur'un çok eski çevirileri (Mesela, M.Ö. 3.yüzyılda yapılan Grekçe ve M.S. 4. yüzyılda yapılan Latince ve Süryanice çevirileri) mevcuttur. Bazı çeviri hataları hariç, bu çeviriler asıl İbranice metinden farksızdır. Durum, M.S. 1. yüzyılda vahyedilen İncil için de aynıdır. İncil'in aslı Grek dilindedir. İncil'in bazı kısımlarını ihtiva eden ve M.S. 2 yüzyıla ait olan birkaç Grekçe el yazması mevcuttur. Mesela, John Rylands kütüphanesinde İncil'in Yuhanna kısmının bir bölümünü ihtiva eden, M.S. 130 yılına ait bir el yazması vardır. Muhammed'in zamanından önce yazılan, M.S. 3, 4, 5, ve 6 yüzyıla ait yüzlerce İncil nüshası Batı müzelerinde korunmaktadır.

Bundan başka, M.S. 90 yıllarında Roma'daki Mesih İnanlılarının önderi Klement, M.S. 110 yıllarında ölen İgnatyus, Polikarp (M.S. 70-156), Yustin (M.S. 100-163), İreneyus (M.S. 130-200) ve başka birçok eski Mesih İnanlısı bilginin hala mevcut olan eserlerinde İncil'in hemen hemen her ayeti aktarılmıştır. Ayrıca İncil'ín M.S. ilk altı yüzyılda (yani, Muhammed'in zamanında önce) yapılan ve hala mevcut olan Latince, Süryanice, Kıptice, Ermenice, Gotça ve Gürcüce çevirileri vardır. Çeviri hataları hariç, bunların hepsi asıl Grekçe İncil'den farksızdır.

Elbette Musa peygamberin imzasını taşıyan bir Tevrat olmadığı gibi, havarilerin imzasını taşıyan bir İncil de yoktur. Bunların binlerce yıl korunup günümüze kadar gelmesini beklemek insafsızlık olur. Ve unutmayalım ki, Kur'an'ın durumu Tevrat ve İncil'inkinden daha iyi sayılamaz. Muhammed'in mührünü taşıyan bir Kur'an nüshası yoktur. Üstelik eski Müslüman bilginlere gore (1) Muhammed’in döneminde Kur’an birbirlerinden oldukça değişik yedi şekilde mevcuttu. Halife Osman, birbirlerini tutmayan bu Kur’an nüshalarından bir tek metin oluşturduktan sonra bunun dışında kalan her Kur’an nüshasını yaktırmıştır (2). Eski müslüman kaynaklarına göre, asıl Kur’an’da bulunan ama Osman’ın derlemesinde (yani, bugünkü Kur’an metninde) bulunan 3 sure vardır, bazı ayetler de değiştirilmiştir (3). Sahih bir hadise göre (4), Muhammed’in ölümünden kısa bir sure sonra karısı Ayşe’nin yatağının altında saklanmış olan uzun bir Kur’an suresinin tek nüshasını bir evcil hayvan yemiştir!

Bu konuda sahih sayılan en ilginç hadislerden biri ise Müslim’in, Halife Ömer’in rivayetine dayanarak anlattığı şu hadistir: “Allah, Muhammed’e Kur’an’I indirdi ve recim (taşla öldürme) ayeti Allahuteala’nın indirdiği ayetler arasındaydı. Rasulullah (Muhammed) taşladı, ardından biz de taşladık ve Allah’ın kitabında zina yapanın cezası taşlanmaktır. Recim ayeti şöyle yazılıydı: “Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina etmişse, onları mutlaka taşlayın”. Recim ayeti ise ortadan kaybolmuştur ve artık Kur’an’ın hiçbir yerinde bulunmuyor! Üstelik İslam şeriatinin hakim olduğu Ülkelerde hala uygulanan recim (taşla öldürme) cezası, ortadan kaybolmuş bu Kur’an ayetine dayanmaktadır! (5) şunu önemle belirtmek isterim ki, bu bilgiler Hıristiyanların yazılarından değil, seçkin Müslüman bilginlerin derlediği sahih hadislerden alınmıştır).

 

Yanlış anlaşılmasın. Amacımız Kur’an’ı kötülemek değildir. Ama İncil’in durumu Kur’ankinden daha güvenilirdir. Çünkü Halife Osman’ın Kur’an derlettiği gibi keyfine göre İncil’i toplatıp derletebilen bir halife ya da papa hiç bir zaman olmamıştır. Hatta diyebiliriz ki, İncil nüshalarının arasındaki ufak metin değişiklikleri, İncil metnini kimsenin zorla değiştirmeye kalkışmadığını ispatlamaktadır.


  1. Bkz. Mişkat, cilt 3, sayfa 7-2-705; Tabari ve Beyzavi’nin Sure 3:100, 6:91, 19:35, 28:48, 33:6, 34:18, 38:22 üzerindeki yorum).
  2. Beyzavi, cilt 3, sayfa 104-105 (Sure 2:106 üzerindeki yorum).
  3. Bkz. Mişkat, cilt 3, sayfa 708 (Bu bilgilerin kaynağı Celaleddin’dir).
  4. Bkz. Sahihi Müslim, sayfa 740.
  5. Mişkat, Kitab ül-Hudud, sayfa 301.

Kaynak: Yeni Yaklaşım, '96

 

Alintidir.

 

E.NOTU: Kurandan referans olarak verilen ayetler kuranin bile tasdik ettigini göstermek icindir. Daha öncede anlamis iseniz sayin elmiha; burasi celiski bulma ve kitaplarin yanlisliklarini cikartma yeri degildir. Kisisel tartismalara girmeyiniz. Ayrica karsiniza iki kale örnegi vermeyiniz. inanclari böyle basit sekilde tavsir etmeyin.

esenlikler

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

başlığı okuduğumda ,müslümanlara her hangi bir saldırı göremedim.fakat,gizliden bir hedef tahtası ortaya konuluyor.

 

konuyu açan arkadaşımıza bir tavsiyem var.baklarına imalı gönderme yapmamalıyız.diğer yandan,bu forumda hiristiyanlıkla alakalı platformda istediini yazma hakına sahipsin.bu arada müslümanlarında buna saygı göstermesi gerek, ve dinimize gerekliliklerini harfiyen uygulamalıyız..çoğumuz dinimizi tam anlamıyla yaşamasakta...en azından yapabildiğimiz kadarını-okumak ve amel etmek lazım.çünkü bu tür konular açıldığında dinimizi iyi savunamıyoruz.en azından aranızda bilgili kişiler cevap versin.çünkü konunu mana itibariyle nedir,ve konuyu paylaşanın gayesi ne yöndedir bilmek lazım.

 

 

 

belki

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

sayın elmiha bu yazdıklarının açık delillerini burada açıkla açıklamaların suya yazılan yazı gibi olmasın 2000 yıldır var olan ama degişmiş olan metinleri demekki biliyorsun yaz cevap verilecek afaki soru sorulmaz soru soruldugu zaman bunun cevabını soranın bilmesi gerekir açıkla yoksa bir daha bu konuyu açma. barnaba incili deme bunu yazan veya bunun yazılmasına vesile olan abdullah tercüman 'dır kabri tunustadır eski bir papazdır 15 yy yazması bir kitaptır delilleri ile çürütürüm.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

sayın elmiha bu yazdıklarının açık delillerini burada açıkla açıklamaların suya yazılan yazı gibi olmasın 2000 yıldır var olan ama degişmiş olan metinleri demekki biliyorsun yaz cevap verilecek afaki soru sorulmaz soru soruldugu zaman bunun cevabını soranın bilmesi gerekir açıkla yoksa bir daha bu konuyu açma. barnaba incili deme bunu yazan veya bunun yazılmasına vesile olan abdullah tercüman 'dır kabri tunustadır eski bir papazdır 15 yy yazması bir kitaptır delilleri ile çürütürüm.

 

 

kardes sen varya barnaba incilinden baska dedigin bisey yok , barnaba incilini asla ve asla sana inacimi kanitlamak icin kullanmayacam ,

 

--- Sonraki mesaj ---

 

melkem muslumanlik hakkinda bilgi sahibi oldugunu dusunuyon ama galiba yaniliyon , hic bi gercek musluman incili yada tevrati inkar etmez ve hatta kuranlan es degir bi saygi verir ve ayni zamanda peygamberlerede , ama bi kitapta isa tanrinin oglu yada o tanridir gibi sozler geciyosa inan g\hic bi musluman onun gercekligini kabul etmez cunku o gercek degildir o ilahi degildir o sozu senin ve benim gibi bi insan koymustur oraya . bastan suanki inciller gercekliliklerini kaybettiler yani teori coktu :( , ve uzun sozede hic gerek yok bence bu herseyi anlatir , simdi sana bisey sorayim bi ulkeyi yonetmek icin cesitli donemlerde cesiti anayasalar kullanir devlet degilmi ve her ana yasa bi digerine gore daha icerikli ve daha aydinlatici ve rahat duzeni saglamaya yoneliktir ve sende kutsal kkitaplari oyle dusun kuran son ve degisilmeyecek ve ebedi olan anayasa ve bundan onceki anayasalarin eksiklikleri yada degisime ugramasi ALLAH katinda bi sorun olusturmaz cunku son anayasa oturmus yerine , hz osmandan bahsetmistin tamam diyelim o donemde degisti ve 50 ye yakin kuran icinden simdikini derledik ya siz neden inkar ediyorsunuzki sanki incile hic bisey olmamis gibi *(İsa'dan sonraki ilk iki yüzyılda çok sayıda İncil ortaya çıkmıştır. Başlangıçta bunların hangilerinin "kutsal" ve "kanonik" kabul edilmesi gerektiği konusunda bir görüş birliği yoktu. Dört İncil olması gerektiğini savunan ilk belge M.S. 180 yılında Piskopos Irenaeus tarafından yazılmıştır. Dört İncil konusunda Hıristiyanların bir görüş birliğine varması bu tarihten de daha ileride gerçekleşmiştir. M.S. 397'deki Üçüncü Kartaca Konsili, günümüzdeki haliyle Yeni Ahit'in onaylandığı ilk büyük Hıristiyan kuruludur.) yani bunu inkar edeceksin hadi bunada bi kilif bulalimda rahatlayalim

 

ve sana bunuda soyleyim kurandan bisey degistiremezsin cunku allah kuranda buna aciklik kavusturmustur, arastir bulursun ne demek istedigimi yani tam bi guvenlik altinda , git hz osman donemi yazilmis bi kuran al eline ve 2010 basimi bi kuran al eline inanki tek bi harfin bile degismedigini goreceksin ;) ,

'

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

sevgili müslüman arkadaşım burada kuran'dan bahis açan sensin hepimiz çok iyi biliyoruzki kuran kitabına önce giren sonra çıkarılan şeytan ayetleri vardı hani kitap degişmezdi neden o ayetler oradan çıkarıldı kim tarafından çıkarıldı tanrının sözünü oradan çıkarmaya kim cesaret etti bu ayetler yok demeyin bizzat peygamberiniz tarafında teyit edilmiştir ayrıca yatagın altına saklanan ama sonra keçilerin yedigi ayetler ne oldu bunları ben uydurmuyorum bunlar fıkıh kitaplarında alenen yazıyor ben yazarım dersem delilleri ile yazarım ama konu islamiyet degil sorularını ortaya sor ama cevabını bildigin soruları cevabını bilmedigin soruları degil bu yazımıda kimseyi kırmak için yazmadım nasıl ben sizin yazdıklarınıza kırılmıyor gücenmiyorsam aynısınıda sizler yapın.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

sevgili müslüman arkadaşım burada kuran'dan bahis açan sensin hepimiz çok iyi biliyoruzki kuran kitabına önce giren sonra çıkarılan şeytan ayetleri vardı hani kitap degişmezdi neden o ayetler oradan çıkarıldı kim tarafından çıkarıldı tanrının sözünü oradan çıkarmaya kim cesaret etti bu ayetler yok demeyin bizzat peygamberiniz tarafında teyit edilmiştir ayrıca yatagın altına saklanan ama sonra keçilerin yedigi ayetler ne oldu bunları ben uydurmuyorum bunlar fıkıh kitaplarında alenen yazıyor ben yazarım dersem delilleri ile yazarım ama konu islamiyet degil sorularını ortaya sor ama cevabını bildigin soruları cevabını bilmedigin soruları degil bu yazımıda kimseyi kırmak için yazmadım nasıl ben sizin yazdıklarınıza kırılmıyor gücenmiyorsam aynısınıda sizler yapın.

 

simdi sorun su ? ayetler mi cikartildi kitaptan yoksa kitabin icindeki ayetlermi degisti ? anlayamadin sey benim sana anlatmak istedigim sen kurandaki ayetlerin hicbirinin tek bi harfini degisteremezsin ama ayeti eksilte bilirsin ama sakin korkma o ayeti eksik olsada sorun olmaz cunku o ayet asla ve asla degerini kaybetmiyecektir ve unutulmayacaktir er yada gec tekarar kitaba geri donecektir ama bide su var suan bizim tartistigimiz sey kutsal kitaplardaki degistirilen ayetler eger sen gercekten tarafsiz bi sekilde ciksan okusan kitabi allahin sozlerini ve papazlarin sozlerini birbirinden ayirt edebilirsin , ama bu senin icin cok zor

merak etme yeri geldiginde ben kendi dinimide elestirmesi cok iyi bilirim ama senin gibi her noktasini kusursuz oldugunu iddaa edemem , elimde o kadar super bi guc yok

 

peki sana bi soru soruyum ? yahudiler hiristiyanlar icin ne dusunuyor ? incil ve hiristiyanlik hak dinmi yoksa kendi kitaplarinin ve dinlerinin hak din olduklarinimi soyluyorlar ?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

kardes sen varya barnaba incilinden baska dedigin bisey yok , barnaba incilini asla ve asla sana inacimi kanitlamak icin kullanmayacam ,

 

--- Sonraki mesaj ---

 

melkem muslumanlik hakkinda bilgi sahibi oldugunu dusunuyon ama galiba yaniliyon , hic bi gercek musluman incili yada tevrati inkar etmez ve hatta kuranlan es degir bi saygi verir ve ayni zamanda peygamberlerede , ama bi kitapta isa tanrinin oglu yada o tanridir gibi sozler geciyosa inan g\hic bi musluman onun gercekligini kabul etmez cunku o gercek degildir o ilahi degildir o sozu senin ve benim gibi bi insan koymustur oraya . bastan suanki inciller gercekliliklerini kaybettiler yani teori coktu :( , ve uzun sozede hic gerek yok bence bu herseyi anlatir , simdi sana bisey sorayim bi ulkeyi yonetmek icin cesitli donemlerde cesiti anayasalar kullanir devlet degilmi ve her ana yasa bi digerine gore daha icerikli ve daha aydinlatici ve rahat duzeni saglamaya yoneliktir ve sende kutsal kkitaplari oyle dusun kuran son ve degisilmeyecek ve ebedi olan anayasa ve bundan onceki anayasalarin eksiklikleri yada degisime ugramasi ALLAH katinda bi sorun olusturmaz cunku son anayasa oturmus yerine , hz osmandan bahsetmistin tamam diyelim o donemde degisti ve 50 ye yakin kuran icinden simdikini derledik ya siz neden inkar ediyorsunuzki sanki incile hic bisey olmamis gibi *(İsa'dan sonraki ilk iki yüzyılda çok sayıda İncil ortaya çıkmıştır. Başlangıçta bunların hangilerinin "kutsal" ve "kanonik" kabul edilmesi gerektiği konusunda bir görüş birliği yoktu. Dört İncil olması gerektiğini savunan ilk belge M.S. 180 yılında Piskopos Irenaeus tarafından yazılmıştır. Dört İncil konusunda Hıristiyanların bir görüş birliğine varması bu tarihten de daha ileride gerçekleşmiştir. M.S. 397'deki Üçüncü Kartaca Konsili, günümüzdeki haliyle Yeni Ahit'in onaylandığı ilk büyük Hıristiyan kuruludur.) yani bunu inkar edeceksin hadi bunada bi kilif bulalimda rahatlayalim

 

ve sana bunuda soyleyim kurandan bisey degistiremezsin cunku allah kuranda buna aciklik kavusturmustur, arastir bulursun ne demek istedigimi yani tam bi guvenlik altinda , git hz osman donemi yazilmis bi kuran al eline ve 2010 basimi bi kuran al eline inanki tek bi harfin bile degismedigini goreceksin ;) ,

'

1A. KUTSAL KİTAP NASIL YAZILDI?

 

Birçok kişinin aklında; Kutsal Kitap’ın, bölümlenmesinin ve korunması için kullanılmış olan malzemelerinin arka plânında neler olduğuna dair sorular vardır. Bu bölüm, sizi Kutsal Kitap’ın yapısı ile daha yakınlaştıracak ve sizin bu kitabın derlenişini daha çok takdir etmenizi sağlayacaktır.

 

 

1B. Kullanılan Materyaller

 

 

1C. Yazım Materyalleri

 

 

1D. Papirüs

Birçok orijinal el yazmasının günümüze ulaşamamasının ana sebebi, dayanıksız malzemenin kullanılmış olmasıdır: “Bütün orijinal imzalı yazılar uzun zaman öncesinden beri kayıptır. Zaten papirüs üzerine yazılmış olduklarından, bundan farklı bir sonuç beklenemezdi. Sadece çok istisnai bir ortam oluşması durumunda papirüs uzun süre hayatta kalabilir.” (Bruce, BP, 176)

Kutsal Kitap’ın yazıldığı çağda, elde bulunan yazım materyalleri içerisinde en yaygın olanı, papirüs bitkisinden imal edilen papirüs kâğıdıydı. Bu sazlık türü, Mısır ve Suriye’nin nehirlerinde ve sığ göllerinde yetişmektedir. O çağda, büyük miktarda papirüs kâğıdı, Suriye’nin Byblos Limanı’ndan gemilerle ihraç edilmekteydi. Kitap kelimesinin Yunanca karşılığı olan Biblos’un bu limandan türediği tahmin edilmektedir. İngilizce kâğıt kelimesinin karşılığı olan Paperın ise, papirüsün Yunanca karşılığı olan papyrosdan geldiği bilinmektedir. (Ewert, ATMT, 19-20)

The Cambridge History of the Bible adlı eserde, papirüsün yazıma hazırlanışı hakkında şu bilgi sunulmuştur: “Saz çubukları soyulduktan sonra, uzunlamasına ince şeritler halinde kesilir. Arkasından birbirine dik, iki kat olarak örülmeden önce iyice dövülür ve ezilir. Kurutulduktan sonra, beyaz yüzeyi bir taş ya da başka bir alet ile yumuşak bir şekilde cilâlanır. Pliny, yaprakların çok ince ve yarı saydam olduğu Yeni Krallık Dönemi’nden önce çeşitli kalınlıklarda ve dokuda mevcut olan papirüsün kalite varyasyonlarından bahsetmiştir.” (Greenslade, CHB, 30)

Elimizdeki bilinen en eski papirüs parçası, M.Ö. 2400 yıllarından kalmadır. (Greenslade, INTC, 19) En eski el yazmaları papirüs üzerine yazılmıştır ve Mısır’ın kumlukları ya da Ölü Deniz Yazıları’nın keşfedildiği Kumran Mağaraları gibi kuru yerlerde olmayanların, sağlam olarak elimize ulaşması çok zordur.

Papirüs, M.S. 3. yüzyıla kadar popülerliğini korumuştur. (Greenslade, INTTC, 20)

 

 

2D. Parşömen

Parşömen; koyun, keçi, ceylan ya da diğer hayvanların işlenmiş derilerine verilen isimdir. Bu deriler daha uzun ömürlü olmaları için ‘tıraşlanır ve iyice sıyrılırdı’. F.F. Bruce bu konuya şu şekilde katkıda bulunur: “Parşömen kelimesi , bir zamanlar bu yazım materyalinin üretimi ile özellikle bütünleşmiş bir yer olan Anadolu’daki Bergama şehrinin isminden türemiştir.” (Bruce, BP, 11)

 

 

3D. Buzağı Derisi

Buzağı derisi kurutulduktan sonra, genellikle mor rengine boyanırdı. Bugün sahip olduğumuz el yazmalarının bazıları, aslında mor renkli buzağı derisidir. Buzağı derisinin üzerine yazı yazılırken, genellikle gümüş ya da altın kullanılmıştır.

J. Harold Greenlee, elimizdeki en eski deri üzerindeki yazıların, M.Ö. 1500’lü yıllardan kalmış olduğunun altını çizmektedir. (Greenlee, INTTC, 2)

 

 

4D. Diğer Yazım Materyalleri

Ostraca: Halk arasında en çok kullanılan malzeme, bu cilasız çömleklerdi. Ostraca, Mısır ve Filistin’in refah döneminde kullanılmaya başlanmıştır. (Eyüp 2:8)

Taş: Arkeologlar, demirden kalemlerle üzerlerine yazı yazılmış olan birçok sıradan taş bulmuşlardır.

Kil Tabletler: Keskin bir araç ile oyulduktan sonra kalıcı bir doküman (Yeremya 17:13; Hezekiel 4:1) oluşturmak için kurutulan bu tabletler, hem en ucuz hem de çok uzun ömürlü yazı materyalleri olarak tarihte yerlerini almışlardır.

Bal Mumu Tabletler: Düzgün bir parça tahtanın üzerini bal mumuyla kaplamak ve üzerine de metal bir iğne ile yazılar yazmak suretiyle kullanılmıştır.

 

 

2C. Yazı Araç Gereçleri

Keski: Taşları oymak için kullanılan demirden bir araç.

Metal İğne: “Düz bir kafası olan ve üç tane yüzü olan bu metal iğne, kil ve bal mumu tabletler üzerine baskı yapmak için kullanılıyordu.” (Geisler, GIB, 228)

Kalem: “Uzunluğu 6 ilâ 16 inç arasında değişen hasır otundan (Juncus maritimis), sivri uçlu bir kamış biçimlendirilir. Kalın ve ince çizgiler çizebilmek amacıyla, geniş veya dar uç oluşturarak, ucu düz keski şeklinde kesilir. Bu kamış kalemler, büyük bir olasılıkla yayıldıkları yer olan Mezopotamya’da M.Ö.’ki ilk milenyumdan itibaren kullanılmaya başlanmıştır; buna rağmen tüy kalem fikrinin M.Ö. 3. yüzyılda, Yunanlılar tarafından keşfedildiği düşünülmektedir.” (bkz: Yeremya 8:8) (Greenslade, CHB, 31). Buzağı derisi, parşömen ve papirüs kalemin kullanıldığı malzemelerdir.

Mürekkep: Eski dünyada mürekkep genellikle, ‘kömür, sakız ve suyun’ karışımından imal edilmekteydi. (Bruce, BP, 13)

 

 

2B. Eski Kitapların Yapıları

Rulolar ya da tomarlar, papirüslerin birbirine yapıştırılması ile ortaya çıkan uzun şeritlerin, bir tahta parçası etrafına dolanmasından meydana getirilmekteydiler. Tomarların uzunluk kapasitelerini sınırlayan faktör ise, açıldığı zaman kullanılmasında oluşan zorluktur. Üzerine dolanan papirüsler ise, genellikle bir taraflarına yazılabilinilmesi ile sınırlanırdı. Her iki tarafına yazılım yapılmış tomarlara, “opistograf” adı verilmiştir (Esinleme 5:1). Bazı tomarların 144 feet uzunluğunda olduğu bilinmektedir. Buna rağmen, ortalama bir tomar, genellikle yirmi ile otuz beş feet uzunluğundadır.

Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’ndeki kitapların profesyonel katalogcusu olan Callimachus’un “Büyük bir kitap, büyük bir baş belâsıdır.” sözlerine şaşmamak gerek. (Metzger, TNT, 5)

Kodeks ya da Kitap Yapısı: Okumayı daha az hantal ve daha kolay yapabilmek için, papirüs tabakalar, yaprak şeklinde kesilip birleştirilmeye ve iki yüzeyine de yazılmaya başlanılmıştır. Greenlee’nin ifadesine göre; Hristiyanlığın yayılması, kodeks-kitap şeklinin geliştirilmesinin ana sebebidir.

 

 

3B. Yazım Tipleri

 

 

1C. Unical Yazı Tipi

Yeni Antlaşma konusunda uzman olan Bruce Metzger: “Edebi çalışmalar, unical adı verilen el yazısından daha biçimsel bir üslûpla yazılmaktaydı. Bu el yazması kitaplarda kullanılan yazı üslûbunun karakteristik özellikleri, dikkatli ve temkinli bir şekilde işlenmiş harfler ve bu harflerin, bizim büyük harflerimiz gibi, birbirinden mesafeli bir şekilde yazılmasıdır.” (Metzger, TNT, 9)

Geisler ve Nix: “Yeni Antlaşma’nın el yazmalarının en önemlileri olarak kabul edilenler, genellikle dördüncü ve daha sonraki yüzyıllardan kalma unical kodekslerdir. İstanbul’un, Hristiyanlığı kabul etmesi ve İncil’in kopyalarının yapılmasına izin verilen İznik Konseyleri’nden (325) hemen sonra, bu kopyalar ortaya çıkmıştır” sözleriyle, bir başka olguya işaret ederler. (Geisler/Nix, GIB, 391)

En önemli ve en eski unical el yazmaları, Kodeks Vaticanus (yaklaşık M.S. 325-350) ve Kodeks Sinaiticus (M.S. 340)’dur.

 

 

2C. Minuscule (Küçük) Yazı Tipi

Minuscule yazı tipi; 9. yüzyılın başında kullanılmaya başlanmış, “bitişik ve küçük harflerin kullanıldığı ve kitap çoğaltımı için keşfedilmiş el yazısı” şeklinde bir yazı tipidir. (Metzger, TNT, 9)

 

 

 

___________________________________________________________________________

 

 

Geldiğin zaman..., kitapları ve özellikle yazı derilerini beraberinde getir.

 

 

- PAVLUS, 2. TİMOTEOS 4:13

 

 

___________________________________________________________________________

 

 

 

3C. Boşluklar ve Sesli Harfler

Yunan el yazmalarında, kelimeler arasında boşluk kullanılmamıştır; aynı zamanda İbranice yazılar, M.S. 5. ve 10. yüzyıllar arasında Masoretler tarafından ekleninceye kadar sesli harf içermemekteydi.

Bu iki uygulama, çağdaş okuyucular için garip ve kafa karıştırıcı bir durum oluşturur. Ancak, ana dili Yunanca ve İbranice olan eski insanlar için bu uygulamalar, tamamen normal ve anlaşılırdı. İbraniler, okuma yazmayı öğrenirken, kelimelerin nasıl okunacağını ve nasıl anlaşılacağını öğrendikleri için, yazılarda sesli harf olmaması onlar için bir zorluk teşkil etmemekteydi.

Aynı şekilde Yunanca konuşan kişiler için, kelimeler arasında boşluk olmadığı halde, okuma konusunda hiçbir zorluk çekmiyorlardı. Metzger’in açıkladığı gibi: “Birkaç istisnai durum hariç, yerel Yunanca kelimelerin sesli harf ile (ya da ikiz ünlü/ikili ünlü/diftong) veya üç sessiz harf olan n, r ve V ‘den birisi ile bitmesi bir kuraldı. Daha da ötesi, eski çağlarda kişi, yalnızken bile yüksek sesle okuması genel bir davranış biçimiydi; kullanılmış olan scriptio continua stilinin, okumaya ayrı bir zorluk eklemiş olduğunu düşünmek hatalı sayılırdı. Bunların sonucu olarak; kelimelerin arasında boşluk olmasa da, okumayı öğrenen bir kişi, heceleyerek kelimeleri okurdu ve kısa bir süre içinde scriptio continua stiline alışabilirdi. (Metzger, TNT, 13)

 

 

4B. Bölümler

 

 

1C. Kitaplar

“Kanon” konusunun altındaki materyale bakınız.

 

 

2C. Kısımlar

 

 

1D. Eski Antlaşma

Eski Antlaşma’nın ilk olarak bölümlere ayrılmasına dair çalışmalara, M.Ö. 586 senesinde başlayan Babil sürgünü zamanında rastlamaktayız. Pentateuch, sedarim adı verilen ve “üç senelik bir okuma devri boyunca, yeterli miktarda ders sağlayacak şekilde dizayn edilen” 154 gruba pay edilmiştir. (Geisler, GIB, 339)

Pentateuch, Babil’deki sürgün dönemine giren M.Ö. 536 yılı esnasında, “parashiyyoth” ismi verilen elli dört bölüme ayrılmıştır... Bunlar da bir süre sonra kendi içlerinde referans amacı ile 669 parçaya ayrılmışlardır. Bu bölümler, bir senelik okuma devrini kapsayacak şekilde ayarlanmışlardır.” (Geisler, GIB, 339)

M.Ö. 165 yılları civarında, Peygamberler adı verilmiş olan Eski Antlaşma kitapları bölümlere ayrılmıştır.

Eski Antlaşma’nın, son olarak bölümlere ayrılmasına dair çalışmalara ise, Protestan Reformu’ndan sonra rastlanmıştır. Yahudiler tarafından kullanılan Eski Antlaşma bölümlemesiyle, Protestanların kabul ettiği Eski Antlaşma bölümlemesinin benzer olduğunu görmekteyiz. Bu bölümlemelerin ilk defa sayfa kenarlarına işlenmesi ise, M.S. 1330 senesinde gerçekleşmiştir.” (Geisler, GIB, 339)

 

 

2D. Yeni Antlaşma

Yunanlılar, ilk paragraf bölümlendirmesini, İznik Konseyi’nin toplanmasından önce, belki de M.S. 250 yılları kadar eski bir tarihte gerçekleştirmişlerdir.

En eski kısımları bölümlendirme sistemi ise, M.S. 350 yıllarında başlamıştır ve Kodeks Vaticanus’un sayfa kenarlarında varlıklarını görmekteyiz. Ancak bu bölümler, günümüzde kullanılan bölümlerden daha küçük parçalardadır. Örneğin, günümüzde kullanılan Kutsal Kitap’ın, Matta kitabı, 28 bölüme ayrılmışken; Kodeks Vaticanus’da, Matta kitabının 170 bölüme ayrıldığını görmekteyiz.

Geisler ve Nix: “13. yüzyıla kadar kullanılan bölümlendirmede bir değişiklik yapılmamıştır, bu tarihten sonra ise, derece derece bu değişimleri izleyebiliriz. Paris Üniversitesi profesörlerinden Canterbury Başpiskoposu Stephen Langton, yaklaşık 1227 yıllarında İncil’i günümüzde kullanılan bölümlerine ayırmıştır. Bu olay, matbaacılıkta yerleri değiştirilen harflerin kullanılmaya başlamasından daha önce gerçekleştirilmiştir. Wycliffe İncil’i (1382), bu modeli takip ettiğinden; İncil’in basımında günümüzde de devam eden bu bölümleme bir temel oluşturmuş ve sanal bir model olarak kabul edilmiştir” demiştir. (Geisler, GIB, 340)

 

 

3C. Ayetler

 

 

1D. Eski Antlaşma

Eski Antlaşma’daki ilk ayet belirteçleri (ör: Yaratılış 2:24), “baştan sona kadar akıp giden cümleler arasında bırakılan boşluklardan oluşmaktaydı... Babil sürgününden sonra ise, Pentateuch’un halk tarafından daha kolay okunabilmesi ve başka lisanlara tercüme edilebilmesi amacıyla, boşluklar ile oluşturulmuş duraklar kullanılmaya başlanmıştır; buna rağmen, daha sonra boşluklar yerine, bazı işaretler eklenmiştir. Bu ‘ayet’ belirteçleri bir standarda ulaşmamıştı ve yöreden yöreye farklılıklar göstermekteydi. Bu belirteçlerin standartlaştırılması M.S. 900 senesinden önce gerçekleşmemiştir.” (Geisler, GIB, 339)

 

 

 

Yanlış Bakış Açısı

Doğru Bakış Açısı

 

Kilise, Kanon’un Belirleyicisidir

Kilise, Kanon’un Keşfedicisidir

Kilise, Kanon’un Anasıdır

Kilise, Kanon’un Çocuğudur

Kilise, Kanon’un Yargıcıdır

Kilise, Kanon’un Başkanıdır

Kilise, Kanon’un Düzenleyicisidir

Kilise, Kanon’un Onaylayıcısıdır

Kilise, Kanon’un Yargıcıdır

Kilise, Kanon’un Tanığıdır

Kilise, Kanon’un Efendisidir

Kilise, Kanon’un Hizmetkârıdır

 

 

 

2D. Yeni Antlaşma

Günümüzün çağdaş İncillerinde var olan belirteçlerin benzerleri, 16. yüzyılın ortalarına kadar meydana çıkmamıştır. Aslında bu işaretler, alfabe karakterlerindeki gelişmeleri takip etmişlerdir: “Bu çabaların, çapraz-referans kullanımı ve halkın okumasını kolaylaştırmak için yapıldığı aşikârdır. Ayet işaretlerinin ilk meydana çıkması, Parisli bir matbaacı olan Robert Stephanus’un yayımladığı, Yunanca Yeni Antlaşma’nın dördüncü baskısında vuku bulmuştur. Bu ayet bölümlendirmesini 1557’de İngilizce Yeni Antlaşma’da ilk defa kullanan kişi Oxford’lu William Whittingham’dır. 1555 senesinde Stephanus, ayet bölümlendirmesini, Latin Vulgate baskısında da kullanmıştır ve bu bölümlendirme günümüzde hâlâ onlar tarafından kullanılmaktadır.” (Geisler, GIB, 341)

 

 

2A. Kutsal Kitap’ın İçeriğine Kim Karar Verdi?

Hangi kitapların Kutsal Kitap’ın parçası olması gerektiğine nasıl karar verildiğine dair bir soru, Kanon’u hedef alan bir sorudur. Bilinçli bir kişi, neden bazı kitapların Kanon’a dahil edildiğini ve diğerlerinin dışarıda bırakıldığını öğrenmek ister.

 

 

1B. Kanon Kelimesinin Anlamı

Kanon kelimesi, saz kelimesinden türemiştir. (İngilizce cane kelimesi, İbranicedeki ganeh kelimesi, Yunancada ki kanon kelimesi) Saz çubuklarının ölçüm amacı ile kullanılması, bir süre sonra kanon kelimesine, “standart” anlamını yüklemiştir.

3. yüzyıl kilise babalarından Origen, kanon kelimesini; ölçme ve değerlendirme yapmamız için gerekli olan ve bizlerin “iman ilkeleri” diye adlandırdığımız bir anlamda kullanmıştır. Daha sonraki çağlarda ise bu kelime, “liste” ya da “endeks” kelimelerinin karşılığı olarak kullanılmaya başlanmıştır. (Bruce, BP, 95) Kutsal Yazılar’daki kullanımında ise, kanon kelimesinin anlamı: “Resmi olarak kabul edilmiş kitaplar listesidir.” (Earle, HWGOB, 31)

Kanon’un yaratıcısının kilise olmadığını belirtmenin ayrı bir önemi vardır; kilise, hangi kitapların kutsal, yani Tanrı’nın Sözü olarak kabul edilebileceğini belirlememiştir. Tam aksine, kilise, kaynağından esinlenmiş olan kitapları keşfetmiş ya da tanımıştır. Başka bir ifade şekli ile, “Bir kitap, Tanrı’nın halkı tarafından kabul edildiği için, Tanrı’nın Sözü olmaz. Daha doğrusu, Tanrı’nın Sözü olduğu için, Tanrı’nın halkı tarafından kabul edilmiştir. Bunun anlamı; kitaba ilâhi yetkiyi veren Tanrı’dır, Tanrı’nın halkı değildir. Onlar, sadece Tanrı’nın verdiği ilâhi yetkiyi kabul etmişlerdir.” (Geisler/Nix, GIB, 210) Yukarıda sunulan tablo, bu önemli prensibi ifade etmek için faydalıdır. (Geisler, GIB, 221)

 

 

2B. Kanon’a Dahil Olmak İçin Yapılan Testler

Kutsal Yazılar’ın ve kilisenin tarihi hakkındaki metinlere baktığımız zaman, gerçekten tanrısal esinlenme ile yazılmış kitapların kabul edilmesinde ve toplanmasında kılavuz, kabul edilmiş beş adet prensip tespit etmekteyiz. Geisler ve Nix, bu prensipleri aşağıda şu şekilde sunmuşlardır (Geisler/Nix, GIB, 223-231):

 

  1. Kutsal Kitap, Tanrı’nın bir peygamberi tarafından mı yazılmıştır? “Eğer kitap, Tanrı’nın bir sözcüsü tarafından yazılmış ise, Tanrı’nın Sözü’dür.”
  2. Yazar, Tanrı’dan gelen eylemlerde bulunabilmiş midir? Mucizeler, sık sık gerçek peygamberleri sahte peygamberlerden ayırmaktadır. “Musa, Tanrı’dan gelen çağrısını ispatlamak için, mucizevi güçlerle donatılmıştır (Mısır’dan Çıkış 4:1-9). İlyas, Baal’ın sahte peygamberlerine karşı doğaüstü eylemlerle zafer kazanmıştır. (1. Krallar 18) İsa, Tanrı'nın Kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. (Elç. 2:22)

Mucize; Tanrı’nın halkına, Tanrı’nın bir peygamberi aracılığı ile sunduğu, Tanrı Sözü’nün doğrulanması için Tanrı’dan gelen bir eylemdir. Verdiği mesajı desteklemek için sergilediği mucize, esinlemesini kanıtlamak için verdiği bir işarettir.”

  1. Mesaj, Tanrı hakkındaki gerçekleri sunmuş mudur? “Tanrı ne kendisi ile çelişir (2. Kor. 1:17-18), ne de gerçek olmayan bir şey söyleyebilir (İbr. 6:18). Bundan dolayı, sahte iddiaları içeren hiçbir kitap Tanrı’nın Sözü olamaz.” Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı, kilise liderleri şu prensibi kabul etmişlerdir: “Şüphe varsa, geçersizdir.” Bu prensip, “Kanon’a dahil olan kitapların seçiminin geçerliliğini” daha da etkin kılar.
  2. Ele alınan kitap, Tanrı’nın gücüyle mi gelmiştir? “Kilise liderleri, Tanrı Sözü’nün ‘yaşayan ve etkin’ olduğunu kabul etmişlerdir (İbr. 4:12) ve bu nedenle, bu Söz’ün yetkinlik ve müjdecilik için değiştirici bir gücü olmalıdır (2. Tim. 3:17). Eğer bir kitabın mesajı, ifade ettiği hedefe ulaşamıyor ve yaşam değiştiren bir gücü barındıramıyorsa, açıkça Tanrı’nın bu mesajın arkasında olmadığını söyleyebiliriz.” (Geisler, GIB, 228) Tanrı’nın yaşam değiştiren gücünün varlığı; verilmiş bir kitabın üzerinde, O’nun onay mührünün olduğunu gösteren güçlü bir belirtidir.
  3. Ele alınan kitap, Tanrı’nın halkı tarafından kabul edilmiş midir? “Pavlus, Selaniklilere; ‘Tanrı'ya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden işitip kabul ettiğiniz zaman, bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi Tanrı sözü olarak benimsediniz. Siz imanlılarda etkin olan da bu sözdür.’ demiştir (1. Se. 2:13). Bir kitabın Kanon’daki yerinden dolayı, sonradan ortaya çıkan bütün tartışmalarda ne ifade edilirse edilsin; bir kitabın peygamberlik sözü olduğuna dair güven belgesini verme konusunda en iyi konuma sahip olan kişiler, o kitabın yazarını tanıyan insanların kendilerinden başkası değildir. Aynı şekilde, bazı kitapların Kanon’a dahil edilmelerine karşı sonradan ne kadar itirazlar yapılsa da, bu konuda son noktayı koyan kesin olan bir kanıt varsa o da; kitabın hitap ettiği o çağın insanları tarafından, kitabın aslen kabul edildiği gerçeğidir.” (Geisler, GIB, 229) Bir kitap kabul edildiği, toplanıldığı, okunduğu ve Tanrı’nın halkı tarafından Tanrı’nın Sözü olarak kullanıldığı zaman, Kanon’a ait olarak kabul edilir. Bu uygulamayı sık sık Kutsal Kitap’ın içinde de görmekteyiz. Örnek bir olay olarak havari Petrus’un, Pavlus’un yazılarını Eski Antlaşma ile aynı değerde, Kutsal Yazılar olarak kabul etmesini gösterebiliriz. (2. Pet. 3:16)

 

--- Sonraki mesaj ---

 

3B. Hristiyan Kanonu (Yeni Antlaşma)

 

 

1C. Yeni Antlaşma Kanonu için Yapılan Testler

Bir kitabın Yeni Antlaşma Kanonu’ndaki varlığının tanınmasındaki en temel prensip, tanrısal bir esinlenme içermesidir ve bunun için de yapılan ana test, elçiselliktir (apostolicity). Geisler ve Nix’in ifade ettiği gibi: “Yeni Antlaşma terminolojisinde, ‘Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine bina edildiniz.’ denmiştir (Ef. 2:20) ve İsa, Kutsal Ruh ile ‘gerçeğe’ yönelteceğine dair söz vermiştir (Yu. 16:13). Yeruşalim’deki kilise için, kendisini ‘elçilerin öğretisine’ adamıştı denmiştir (Elç. 2:42).

Kanon testi için kullanılan Apostolik/Elçisel terimi, ille de ‘elçiler tarafından yazılmışlık’ ya da ‘elçilerin yönlendirmesi ile hazırlanmışlık’ anlamına gelmek zorunda değildir.” (Geisler/Nix, GIB, 283)

Geisler ve Nix ifadelerine şöyle devam etmişlerdir: “Louis Gaussen, B. B. Warfield, Charles Hodge, J. N. D. Kelly ve diğer birçok Protestan âlim ile Kanon’a dahil olmak için temel testin sadece elçisel yazarlık değil, elçisel yetki veya elçisel onaylama olduğu konusunda hemfikir olmak çok daha uygun olacaktır.” (Geisler/Nix, GIB, 283)

N. B. Stonehouse elçisel yetki hakkında şunları belirtmiştir: “Yeni Antlaşma’da öne sürülen hiçbir şey, Tanrı’nın otoritesinden ayrı tutulmamıştır. Mektuplarda devamlı olarak kilisede tek bir mutlak otorite olduğu, bunun da Tanrı’nın kendi otoritesi olduğu ifade edilmiştir. Elçiler, yetki ile konuştukları her an, bunu Tanrı’nın otoritesini kullanarak yapmaktaydılar. Bu söylediklerime örnek olarak Pavlus, yetkisini bir elçi olarak savunurken, iddiasını direkt olarak ve sadece Tanrı tarafından görevlendirilmesi üzerine kurmuştur (Gal. 1 ve 2); kilise hayatını düzenleme hakkını üstlenmiştir ve Tanrı’dan direkt bir söz almadığı durumda bile, sözlerinde Tanrı’nın yetkisi olduğunu iddia etmiştir. (1. Kor. 14:37; çr. 1. Kor. 7:10)” (Stonehouse, ANT, 117-118)

John Murray ise, incelemelerini şu sözlerle ifade etmiştir: “Yeni Antlaşma’da, başkasından kaynaklanmamış olan ve kendi kendisinin gerçekliliğini kanıtlayan bir otorite ile konuşan tek kişi Tanrı’dır.” (Murray, AS, 18)

 

 

 

Ve Pazar diye adlandırılan bir günde, şehirlerden ve kırsal alanlardan gelen insanlar bir yerde toplanırlardı ve zaman imkân verdiği müddetçe, elçilerin hayat hikâyeleri ya da peygamberlerin yazıları okunurdu. Okuyucu durduktan sonra, toplantının yöneticisi, dinleyenlere uyarılar sunar ve onları bu iyi eylemlerin taklit edilmesine davet ederdi.

 

- ŞEHİT JUSTİN (M.S. 100-165)

 

 

 

 

 

2C. Yeni Antlaşma Kanonu Kitapları

1D. Kitapların Korunmalarının Sebepleri

1E. Peygamberlik Sözleriydiler

“Esinlenilerek yazılmış kitapların korunmalarındaki öncelikli sebep, bunların peygamberlik sözleri olmasıydı. Bu kitaplar, bir elçi ya da Tanrı’nın bir peygamberi tarafından yazıldığına göre değerli olmalıydılar. Eğer değerliyseler, korunmaları gerekirdi. Pavlus’un mektuplarının korunması ve yayılması, yukarıda bahsettiğimiz sebep-sonuç ilişkisinin elçisel zaman için de geçerli olduğunun açık bir ispatıdır. (çr. 2. Pet. 3:15-16; Kol. 4:16).” (Geisler, GIB, 277)

2E. Eski Kiliselerin İhtiyaçları

İstikrarsız, hatta sık sık tehlikeli durumların yaşandığı ve genel olarak düşmanca bir tavır sergilemekte olan sosyal ve dini bir ortamda kiliseler; hangi kitapların okunması, saygı duyulması ve uygulanması gerektiğini bilmek durumundaydılar. İfade ettikleri birçok problemleri vardı ve otorite kaynağı olarak, hangi kitapların kullanılması gerektiği konusunda ciddi bir şekilde emin olmaya ihtiyaçları vardı.

3E. Din Düşmanlarının Ortaya Çıkması

M.S. 140 yılı kadar eski bir tarihte, Marcion isimli bir kişi, kabul edilmiş doktrinlere karşı çıkarak; kendi kanonunu oluşturmaya ve bunun propagandasını yapmaya başladı. Marcion’un etkisine karşı koymak için, kilisenin bütün Yeni Antlaşma ayetlerini toplaması gerekmekteydi.

4E. Sahte Metinlerin Yayılması

Birçok doğu kilisesi, ayin esnasında kesinlikle sahte olan bazı kitapları kullanmaya başladılar. Bu gelişme, kanona duyulan ihtiyacı ve bu süreci hızlandırmıştır.

5E. Misyonlar

“Hristiyanlık, hızlı bir şekilde diğer ülkelere yayılmaya başlamıştı ve Kutsal Kitap’ı bu ülkelerin lisanlarına çevirme ihtiyacı ortaya çıkmıştı... İkinci yüzyılın ilk yarısı kadar erken bir dönemde, Kutsal Kitap, hem Süryanice’ye hem de Eski Latince’ye tercüme edilmişti. Ancak, misyonerlerin var olmayan bir Kutsal Kitap’ı tercüme etmesi mümkün olmadığı için; yetkin bir Hristiyan kanonuna hangi kitapların dahil edilmesi gerektiği konusuna, ihtiyaçtan doğan bir ilgi oluştu.” (Geisler, GIB, 278)

6E. Zulüm ve Eziyetler

Diyokletian’ın fermanı (M.S. 303), Hristiyanların Kutsal Kitap’ının yok edilmesini buyurmaktaydı. Dini olan, ancak kutsal olmayan bir kitap uğruna kim canını verirdi ki? Hristiyanların hangi kitapların kutsal olduğunu bilmeye acilen ihtiyaçları vardı.

2D. Kabul Edilmiş Kanon

 

1E. İskenderiyeli Athanasiyus

Athanasiyus, bizlere Yeni Antlaşma kitaplarının en eski listesini sunmaktadır (M.S. 367) ve bu liste günümüzde kullanılan Yeni Antlaşma ile tamamen aynıdır. Bu listeyi kiliselere bir kutlama mektubu ile birlikte şu cümlelerle sunmuştur: “Aynı şekilde, Yeni Antlaşma’nın kitapları hakkında konuşmak ne sıkıcıdır, ne de usandırıcı. Bunlar Matta’nın, Markos’un, Luka’nın ve Yuhanna’nın tanıklıkları, arkasından Elçilerin İşleri ve Mektuplar (Katolik olarak adlandırılan); Yakup’un bir tane, Petrus’un iki tane ve Yuhanna’nın üç tane ve bunlardan sonra birde Yahuda’nın olmak üzere toplam yedi adet mektuptur. Bunlara ek olarak, Pavlus’un da şu sırayla yazılmış tam on dört mektubu vardır: İlk olarak Romalılar’a, sonra Korintliler’e iki tane, bunlardan sonra Galatyalılar’a, sıradaki Efesliler’e, arkasından Filipililer’e, Koloseliler’e, hepsinden sonra iki tane Selanikliler’e ve İbraniler’e ve tekrar iki tane Timoteos’a, bir tane Titus’a ve son olarak da Filimun’a. Hepsinden sonra birde Yuhanna’nın Esinlemesi vardır.” (Athanasiyus, L, 552)

 

 

2E. Eusebius Hieronymus (Jerome) ve Augustinus

Athanasiyus’un listesinin yayılmasından kısa bir süre sonra, Eusebius Hieronymus ve Augustin de uygun bir şekilde Yeni Antlaşma Kanonu’nun yirmi yedi kitabını tarif ettiler.

3E. Polikarp ve Çağdaşları

Polikarp (M.S. 115), İskenderiyeli Klement (yaklaşık M.S. 200) ve diğer eski kilise liderleri, Eski ve Yeni Antlaşma kitaplarından alıntı yaparken, cümlenin başına “Kutsal Yazılar’da söylenildiği gibi” ifadesi ile başlamışlardır.

4E. Şehit Yustin

Şehit Yustin (M.S. 100-165), Eucharist’e başvurarak ilk Apologi 1.67’de şunları yazmıştır: “Ve Pazar diye adlandırılan bir günde, şehirlerden ve kırsal alanlardan gelen insanlar bir yerde toplanırlardı ve zaman imkân verdiği müddetçe, elçilerin hayat hikâyeleri ya da peygamberlerin yazıları okunurdu. Okuyucu durduktan sonra, toplantının yöneticisi, dinleyenlere uyarılar sunar ve onları bu iyi eylemlerin taklit edilmesine davet ederdi.”

Yustin, Trypho ile yaptığı diyaloglarında (syf: 49, 103, 105, 107) “şöyle yazılmıştır” diye bir kalıp üretmiş ve bu kalıbın arkasından da Kutsal Kitap’tan alıntısını eklemiştir. Hem kendisi hem de Trypho, “şöyle yazılmıştır” kalıbı ile kastettiklerinin ve bu giriş cümlesi ile işaret edilen Kutsal Yazılar’ın, esinleme ürünü olduğunu biliyor olmalıydılar.

5E. Irenaeyus

Irenaeyus’un (M.S. 180) özel konumu hakkında F. F. Bruce şunları dile getirmiştir:

 

Delillerin önemli olmasının sebebi, Irenaeyus’un elçisel dönem ile olan bağlantısı ve onun ekümenik ile olan işbirliğidir. Anadolu’da, Yuhanna’nın öğrencisi olan Polikarp’ın dizlerinin dibinde büyüdükten sonra, M.S. 180 senesinde Gaul’daki Lyon piskoposu oldu. Yazdığı eserlerin kendileri; Matta, Markos, Luka, Yuhanna, Elçilerin İşleri, Romalılar, 1. ve 2. Korintliler, Galatyalılar, Efesliler, Filipililer, Koloseliler, 1. ve 2. Selanikliler, 1. ve 2. Timoteos, Titus, 1. Petrus, 1. Yuhanna ve Esinleme kitaplarının kanonsal kabul edilişinin canlı tanıkları olmuşlardır. Irenaeyus’un Against Heresies (III, ii, 8) isimli bilimsel incelemesinde yazdıkları; M.S. 180 senelerinde Hristiyan âlemi için İncil’deki ilk dört kitabın kabul edilmiş sağlamlığının, pusulanın dört yönü ya da (bizim adlandırdığımız gibi) rüzgârın dört ana yönü gibi tartışılmaya bile gerek duyulmayan, salt gerçek boyutuna ulaştığının açık bir delilidir. (Bruce, BP, 109)

6E. İgnatiyus

İgnatiyus (M.S. 50-115) şunları dile getirmiştir: “Ben sana Petrus ve Pavlus gibi emretmek istemiyorum; ki onlar elçilerdi.” (Trall. 3.3)

7E. Kilise Konseyleri

F.F. Bruce’un ifadesine göre: “En sonunda bir Kilise Konseyi – Hippo Kilise Meclisi M.S. 393 – Yeni Antlaşma’nın yirmi yedi kitabının listesini beyan etti. Konseyin bu eyleminin amacı, daha önce sahip olmadıkları bir yetkiyi kazanmak değil; yalın bir şekilde daha önce belirlenmiş olan kanonu kayıtlara geçirmekti (Hippo Kilise Meclisi’nin vardığı resmi karar dört sene sonra, Kartaca Kilise Meclisi tarafından tekrar beyan edilmiştir).” (Bruce, BP, 113)

O günden günümüze kadar, Yeni Antlaşma’nın kabul edilmiş yirmi yedi kitabı ne Katolik, ne Protestan ne de Ortodoks Kilisesi tarafından ciddi bir itirazla karşılaşmıştır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

3D. Sınıflandırılmış Kanon

Sınıflandırılmış Kanon’a dahil olan Yeni Antlaşma kitapları aşağıda belirtilmiştir:

 

Tanıklıklar

 

Tarih

 

Mektuplar(Pavlus’a Ait)

Mektuplar(Genel)

Peygamberlik Matta Markos Luka Yuhanna Elçilerin İşleri Romalılar, 1. Korintliler 2. Korintliler Galatyalılar Efesliler Filipililer Koloseliler 1. Selanikliler 2. Selanikliler 1. Timoteos 2. Timoteos İbraniler Titus Filimun Yakup 1. Petrus 2. Petrus 1. Yuhanna 2. Yuhanna 3. Yuhanna Yahuda Esinleme

 

3C. Yeni Antlaşma Apokrifası

1D. Apokrifa Listesi (Kanona Dahil Olmayan Kitaplar)

Pseudo-Barnabas’ın Mektubu (M.S. 70 - 79)

Korintliler’e Mektup (yaklaşık M.S. 96)

Antik Vaaz ya da Klement’in ikinci Mektubu (yaklaşık M.S.120 - 140)

Hermas’ın Çobanı (yaklaşık M.S. 115 - 140)

Didache, Oniki’nin Öğretişi (yaklaşık M.S. 100 - 120)

Petrus’un Apokalipsi (yaklaşık M.S. 150)

Pavlus ve Thecla’nın İşleri (M.S. 170)

Laodikyalılar’a Mektup (Dördüncü yüzyıl?)

İbraniler’e Göre Müjde (M.S. 65 - 100)

Polikarp’ın Filipililer’e Mektubu (yaklaşık M.S. 108)

İgnatiyus’un Yedi Mektubu (yaklaşık M.S. 100)

 

Bu liste, reddedilmiş ve düzmece olan kitaplar listesinin sadece bir bölümdür.(Geisler, BP, 297-316)

2D. Neden Reddedildiler

Geisler ve Nix, bu kitapların kanona aykırı durumlarını şu şekilde özetlemişlerdir:

(1) Bu kitapların hepsi ya geçici ya da bölgesel olarak kabul edilmekten öteye geçememişlerdir.

(2) Bu kitaplardan birçoğu, yarı-kanon statüsünden, çeşitli el yazmalarına eklenmekten ya da içindekiler tablosunda yer almaktan başka hiçbir statüye sahip olamamıştır.

(3) Hiçbir önemli kanon ya da kilise konseyi, bu kitapları esinlenmiş bir Yeni Antlaşma Kitabı olarak kabul etmemiştir.

(4) Kanona dahil edilmedikleri halde, elçisel bir yazarlığa sahip olduklarını iddia eden bu kitaplar (ör: Pavlus’un İşleri); bazı çevrelerce, bazı dönemlerde kısmen kabul edilmişlerdir. Bu iddialarını dayandırdıkları tek sebep ise; kanona dahil kitaplardan, kendilerine referans bulmaları olmuştur (ör: Laodikyalılar'a Mektup – Kol. 4:16).

 

Bu kitaplar hakkındaki gerçekleri ele aldığımız zaman, kanona dahil edilmemelerinin sebebini daha iyi anlıyoruz. (Geisler, GIB, 317)

 

 

4B. Eski Antlaşma Kanonu

1C. Jamnia Teorisi

Birçok âlim, Hahamların oluşturduğu bir konseyin M.S. 90 yılında Jaffa yakınlarındaki Jamnia’da toplandıkları ve hangi kitapların İbrani Kanonu’na dahil edilip, hangilerinin dahil edilmemesi konusunda anlaşmaya vardıklarına dair bir teori geliştirmiştir. Bu teorinin kusuru ise, Jamnia Toplantısı’nın iddia edilen sonuçlara ulaşamamış olduğu gerçeğidir. Hahamlar, bu kanondaki olası bir hatayı düzeltmekten çok, “Kanon’a ait olan bazı kitapların geçerliliği hakkında soru işaretleri oluşturmuşlardır. Konseyin, Kanon’a dahil etmeyi reddettiği kitaplar, zaten daha önce de Kanon’a dahil edilmemişlerdir. Konseyin temel kaygısı, yeni kitapların kabulü değil; bazı kitapların Kanon’da var olma haklarının geçerliliğini gözden geçirmekti.”(Ewert, ATMT, 71) Hahamlar; Ester, Özdeyişler, Derlemeci, Ezgiler Ezgisi ve Hezekiel üzerindeki bazı iddiaları ve soruları gündeme getirmişlerdi: “Anlaşılması gereken bir konu ise; bu kitaplar hakkında sorular, iddialar yükselmesine rağmen bu kitapların Kanon’dan çıkarılması gibi bir düşünce konseye hakim değildi. Jamnia Konseyi, ‘yeni kitapların Kanon’a dahil edilmesi değil, Kanon’daki kitapların meşruluğunun onaylanması’ için toplamıştır.” (Ewert, ATMT, 72)

H. H. Rowley şunları yazmıştır: “Jamnia Konseyi hakkında konuşmanın ne kadar doğru olduğu konusunda şüphelerim var. Bu konseyde, hahamların kitaplar hakkında tartıştıklarını biliyoruz ancak, bu toplantıdan ne resmi ne de bağlayıcı bir karar çıkmadığını da biliyoruz ki, büyük bir olasılıkla, bu toplantı gayri resmi bir toplantıdır. Bu konsey, Yahudi uygulamalarını daha da belirginleştirip, onlara daha katı bir şekilde bağlanılmasını sağlamaktan başka bir işe yaramamıştır.” (Rowley, GOT, 170)

Kutsal Kitap konusunda bir uzman olan David Ewert şunları söylemiştir: “Eski Antlaşma’nın herhangi bir kitabının geçerliliğini, ne bir kişinin yetkisi ne de Hahamlar Konseyi’nin bir kararı ortaya koymuştur. Bu kitaplar, Tanrı tarafından esinlenmişti ve üzerlerinde Tanrı’nın otoritesinin mührü vardı. Çok uzun süredir Yahudi toplumu tarafından kullanılmakta olmaları, onların yetkinliğini çok eskilere dayandırmaktaydı ve zamanla oluşan Eski Antlaşma Kanonu içinde, kanonun kendisi olarak yer aldılar.” (Ewert, ATMT, 72)

2C. Kabul Edilmiş Kanon

Ellerimizdeki kanıtlar bizlere, İbrani Kanonu’nun M.Ö. 4. yüzyıl kadar eski olmasa da, kesinlikle M.Ö. 2. yüzyıl ile M.S. 1. yüzyıl arasında çok sağlam bir şekilde oluşmuş ve yayılmış olduğunu ispatlamaktadır. Bu sonuca ulaşılmasındaki temel sebep; M.Ö. 4. yüzyıldan sonra gün be gün ilerleyen, Yahudilerin kendi aralarındaki “Tanrı’nın Sesi bizlere direkt olarak konuşmayı bıraktı” düşüncesidir. (Ewert, ATMT, 69)

Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, peygamberlik sözleri kesilmişti. Tanrı’dan hiçbir söz gelmemesi demek, yeni bir Tanrı’nın Sözü’nün yokluğu demekti. Peygamberler olmadan da, ruhsal bir ifşadan söz etmek mümkün değildi.

Antlaşmalar arası dönemden bahsetmek gerektiğinde (Eski Antlaşma ile Yeni Antlaşma olayları arasındaki yaklaşık olarak dört yüz yıllık bir dönem), Ewert şunları söylemiştir: “1. Maccabees 14:41’de, ‘güvenilir bir peygamber gelene kadar’ lider ve rahip olarak Simon’un atandığını görmekteyiz. Bu bölümde, ‘peygamberlerin ortaya çıkmasındaki durgunluktan’ dolayı, İsrail’de yaşanan hüznü okumaktayız. 2 Baruch (85:3)’da, yazar ‘peygamberler uykuya mı daldı?’ diye yakınmaktadır. Peygamberlik döneminden sonra yazılmış olan bu kitaplar için, Kutsal Yazılar’ın sahip olduğu hükümden çok uzak oldukları düşünülmüştür. (Ewert, ATMT, 69-70)

Kanon’a en son dahil edilmiş olan kitaplar, Malaki (M.Ö. 450 ilâ 430 yılları civarında yazılmıştır) ve Tarihler’dir (M.Ö. 400 senesinden önce yazılmıştır). (Walvoord, BKCOT, 5 1573) Bu kitaplar, M.Ö. 250 ilâ 150 yılları arasında kaleme alınmış Septuagint (LXX) isimli İbrani Kanonu’nun, Yunancaya çevrilmiş tercümesindeki diğer İbrani kitapları ile beraber Kanon’da yer almışlardır. (Geisler, GIB, 24; daha fazla bilgi için Ewert, ATMT, 104-108 ve Wurthwein, TOT, 49-53’e bakınız)

F. F. Bruce’un da onayladığı gibi: “Eski Antlaşma kitaplarının sayısı, geleneksel olarak yirmi dört olarak kabul edilmiştir, genel bölümleme sayısı ise üçtür.” (Bruce, CS, 29) Bu genel bölümleme; Yasa, Peygamberler ve Yazılar biçimindedir. Aşağıdaki tablo, günümüz Yahudilerinin kullandığı Eski Antlaşma’daki İbrani Kanonu’nu vermektedir. (Daha fazla araştırma için Massoretic metne göre The Holy Scriptures’ı ve Rudolph Kittel, Paul Kahle’nin Biblia Hebraica’yı inceleyin.)

Hristiyan Kilisesi aynı Eski Antlaşma Kanonu’nu kullanmakta olmasına rağmen; Samuel, Tarihler ve Krallar kitaplarını ikiye bölüp, Ezra ve Nehemya kitaplarını birbirinden ayırdığı ve Yahudilerin, kısa yazılar yazmış peygamberleri “Onikiler” adı altında toplamasının aksine, bu kitapların hepsini ayrı birer kitap olarak kabul ettiği için toplam Kanon Kitapları’nın adedi daha fazladır. Kilise, aynı zamanda kitapların sırasını da değiştirmiş, resmi sıralama yerine konulara göre sıralamayı benimsemiştir.

 

 

 

Yasa (Tevrat)

 

 

Yaratılış, Mısır’dan Çıkış, Levililer, Çölde Sayım, Yasa Kitabı

 

Peygamberler (Nebhim)

 

Yeşu, Hakimler, Samuel, Krallar (Önceki Peygamberler)

 

Yeşaya, Yeremya, Hezekiel, Onikiler (Sonraki Peygamberler)

 

 

Yazılar (Kethubhim ya da Hagiographa (GK))

 

Zebur, Özdeyişler, Eyüp (Şiirsel kitaplar)

 

Ezgiler ezgisi, Rut, Ağıtlar, Ester, Derlemeci (Beş tomar (Megilloth))

 

Daniel, Ezra, Nehemya, Tarihler (Tarihi Kitaplar)

 

 

 

3C. İsa’nın Eski Antlaşma Kanonu’na Tanıklığı

1D. Luka 24:44:

İsa, üst katta havarilerine “Daha sizlerle birlikteyken, `Musa'nın Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir' demiştim” dedi. “İsa bu ifadesi ile Eski Antlaşma’nın üç bölüme ayrılmışlığını tescillemiştir – ‘Yasa’, ‘Peygamberler’, ve ‘Yazılar’ (burada Mezmurlar olarak geçmektedir çünkü üçüncü bölümün ilk ve en uzun kitabı Mezmurlar'dır).” (Bruce, BP, 96)

2D. Yuhanna 10:31-36; Luka 24:44:

İsa, Ferisiler’in İbrani Kanonu’na değil, sözlü uygulamalarına karşı çıkmıştır. (Markos 7, Matta 15) (Bruce, BP, 104) “İsa ve Yahudiler arasında herhangi bir Eski Antlaşma kitabının Kanon’a dahil edilmişliği hakkında, en ufak bir fikir ayrılığına dair herhangi bir delil mevcut değildir.” (Young, AOT, 62)

3D. Luka 11:51 (aynı zamanda Matta 23:35):

“Habil'in kanından tutun da, sunakla tapınak arasında öldürülen Zekeriya'nın kanına değin” İsa, bu ifadesi ile, Eski Antlaşma kanonunun kapsamını onaylamış bulunmaktadır. Habil, Kutsal Yazılar’daki ilk şehittir (Yaratılış 4:8) ve Zekeriya, Yahudi Eski Antlaşma sıralamasına göre ismi verilmiş olan en son şehittir; kralın buyruğuyla, RAB’bin Tapınağı'nın avlusunda peygamberlik ederken taşa tutulmuştur (2. Tarihler 24:21). Yaratılış, İbrani Kanonu’nun ilk kitabı; Tarihler ise, son kitabıdır. İsa’nın ifadesini yalın bir şekilde ele aldığımızda, “Yaratılış’tan, Tarihler’e değin” ifadesinin, bizim kullanışımıza göre “Yaratılış’tan, Malaki’ye değin” anlamına geldiğini görürüz. Bu şekilde İsa, İbrani Kanonu’nun tümünün tanrısal otoritesini ve esinlenmişliğini onaylamıştır. (Bruce, BP, 96)

 

 

4C. Hristiyan Olmayan Kutsal Kitap Yazarlarının Tanıklıkları

 

 

1D. Eklesiastikus’a Giriş

Eski Antlaşma’nın üç bölüme ayrıldığı konusundaki en eski referans, büyük bir olasılıkla Eklesiastikus (yaklaşık M.Ö. 130) isimli kitabın girişinde bulunmaktadır. Yazarın torunu tarafından yazılmış olan giriş kısmında, İbrani Kanonu’nun üçe bölümlenmesini ifade eden cümleler şu şekildedir: “Yasa, peygamberler ve diğer ataların kitapları.” (Young, AOT, 71)

2D. Philo

“İsa’nın zamanından hemen sonra (yaklaşık M.S. 40) yazdığı yazılarda Philo, Eski Antlaşma’nın üç bölüme ayrılmasına tanıklık etmiştir. Bu üç bölüm Yasa, Peygamber ve Yazılar’dır (ezgiler, mükemmel bilgelikler ve dindarlığı besleyen özdeyişler).” (Geisler, GIB, 246)

3D. Josefus

Yahudi bir tarihçi olan Josefus, üçsel bölümlenmeden ve bütün İbrani Kutsal Yazılar’ı’ndan bahsetmiştir (M.S. 1. yüzyılın sonları) :

 

Bizler, ulusumuzun kitaplarına o kadar sağlam bir şekilde güvenmişizdir ki, bunun en büyük ispatı yaptıklarımızdır. Şu ana kadar gelmiş geçmiş asırlar boyunca, hiçbir kişi ne bu yazılara bir şey ekleme, ne onlardan bir şey çıkarma, ne de bir kısmını değiştirme cesaretini bulamamıştır; ancak bütün Yahudiler için, doğdukları andan itibaren bu kitapların tanrısal bir doktrin içerdiğine güvenmişler, onlara sadık kalmışlar ve mecbur kalındığında da, bu kitaplar uğruna canlarını vermekten çekinmemişlerdir. Tarih boyunca defalarca ve kitleler halinde esaret altına alınmış olanlarımız için, herkesin önünde işkencelere ve katliamlara dayanmak, ne yasamız aleyhinde ne de bu yasaları taşıyan kitaplar aleyhinde bir kelime söylememek yeni bir şey değildir. (Josefus, FJAA, 609)

4D. Talmud

Talmud; Yahudilerin sözlü geleneklerini muhafaza etmiş olan, “hahamların, Musa’nın yasaları hakkında yaptığı yorumları, hahamların koyduğu yasaları ve yasa karar aşamalarını” bir arada toplayan eski bir eserdir. (White, T, 589) Talmud derlemelerinden Yeruşalim’de derleneni, yaklaşık M.S. 350-425 seneleri arasında ortaya çıkarken; daha kapsamlı bir derleme olan Babil Talmud'u, M.S. 500 senelerinde tamamlanmıştır. Her Talmud’a ismini veren şey, genellikle derlendiği yer olmuştur; örneğin: Jerusalem Talmud ve Babylonian Talmud.

1E. Tosefta Yadaim 3:5 “İncil ve din düşmanlarının kitapları, elleri kirletmemektedir; Ben Sira’nın kitapları ve ondan sonra yazılmış olan bütün kitaplar Kanon’a ait değildir.” (Pfeiffer, IOT, 63) O dönemlerde, bir kitaptan elleri temizlemiyor diye bahsetmek; o kitabın tanrısal bir esin ürünü olduğunu, bu yüzden de kutsal olduğunu ifade etmekteydi. O dönemde Kutsal Yazılar’ı taşıyanlar, kutsal yapraklara dokunduktan sonra ellerini yıkamak zorundaydı. “Hahamlar, Kutsal Yazılar’ın elleri kirlettiğini ilân ederek bu yazıları, dini değerlere saygısız ve dikkatsiz kişilerden korumuşlardır. Çünkü, Kutsal Yazılar’a her dokunuştan sonra ellerini yıkamak zorunda kalacağını düşünen hiç kimsenin, onlara dikkatsizce dokunmayacağı çok açıktır .” (Beckwith, OTC, 280) Bu eylemin yapılmasına sebep vermeyen her kitabın ise, Tanrı’dan olmadığı düşünülmüştür. Bu metnin iddiası ise, sadece İbrani Kanonu’nda yer alan kitapların Tanrı’nın Sözü olduğudur.

 

 

2E.Sedar Olam Rabba 30 “O zamana (Büyük İskender’in gelişinden Pers İmparatorluğunun bitişine) kadar peygamberler, Kutsal Ruh’un aracılığı ile peygamberlikte bulunuyorlardı. Ancak, o zamandan sonra ‘Kulaklarını bilge adamların sözlerine eğdiler.’” (Beckwith, OTC, 370)

3E.Tos. Sotah 13:2 baraita in Bab. Yoma 9b, Bab. Sotah 48b ve Bab. Sanhedrin 11a: “Sonraki peygamberler olan Hagay, Zekerya ve Malaki’nin ölümünden sonra Kutsal Ruh, İsrail’de duyulmadı.” (Beckwith, OTC, 370)

5D. Sard Piskoposu Melito

Melito, Hristiyan âleminde Eski Antlaşma Kitapları’nın ilk listesini çıkartan kişi olarak bilinmektedir (yaklaşık M.S. 170). Eusebiyus (Ecclesiastical History IV. 26), onun yorumlarını muhafaza etmiş ve aktarmıştır: “Melito, Suriye’de araştırma yaparken, sağlam listeye ulaştığını ifade etmiştir. Bu konudaki yorumlarını, dostu olan Anesimius’a yazdığı mektupta dile getirmiştir: ‘İsimleri şunlardır... Musa’nın beş kitabı: Yaratılış, Mısır’dan Çıkış, Çölde Sayım, Levililer, Yasa Kitabı. Yeşu, Hakimler, Rut. Krallıkların dört kitabı, Tarihlerin iki kitabı, Davut’un Mezmurlar’ı, Süleyman’ın Özdeyişleri (Bilgelik Sözleri olarak da bilinir), Derlemeci, Ezgiler Ezgisi, Eyüp. Peygamberlerden: Yeşaya, Yeremya, tek bir kitapta Onikiler, Daniel, Hezekiel, Ezra.’”

F.F. Bruce’un bu konudaki yorumu şudur: “Melito, Ağıtlar ile Yeremya’yı; Nehemya ile de Ezra’yı birer kitap olarak kabul etmiştir ki, Ezra’nın diğer peygamberlerle beraber sayılması ayrı bir merak uyandırmaktadır. Durumun böyle olduğunu kabul edersek, bu liste Ester hariç (Septuagint sıralamasına göre) İbrani Kanonu’ndaki bütün kitapları içermektedir. Suriye’deki bilgi kaynaklarının listesine, Ester’in dahil edilmediğini düşünebiliriz.” (Bruce, BP, 100)

6D. Mishnah

Günümüzde kullanılan Yahudi Kutsal Yazılar’ı’nın üç ana parçaya bölünmesini, (Yazılardaki on bir kitap da dahil olmak üzere) ilk olarak Mishnah’ta görmekteyiz. (Baba Bathra Sistemi, M.S. 5. yüzyıl). (Geisler, GIB, 24)

 

5C. Yeni Antlaşma’nın, Eski Antlaşma’ya Kutsal Yazılar Olarak Verdiği Tanıklık

Matta 21:42; 22:29; 26:54, 56

Luka 24

Yuhanna 5:39; 10:35

Elçilerin İşleri 17:2, 11; 18:28

Romalılar 1:2; 4:3; 9:17; 10:11; 11:2; 15:4; 16:26

1. Korintliler 15:3, 4

Galatyalılar 3:8; 3:22; 4:30

1. Timoteos 5:18

2. Timoteos 3:16

2. Petrus 1:20, 21; 3:16

 

“Yeni Antlaşma’daki bir metnin içerisinde bahsi geçen bir aktarımın, hikâyenin ya da kitabın, Tanrı’dan bir söz olduğunun belirtilmesi için yapılması gereken tek şey; “Kutsal Yazı’da dendiği gibi” ifadesinin (Yuhanna 7:38) bu metnin başına eklenmesidir. Böylece verilen referansın kaynağının, Tanrı’nın peygamberleri tarafından iletilmiş olduğu onaylanmaktadır.

6C. İbrani Apokrafi Edebiyatı

Apokrafi terimi, Yunancada “saklanmış ya da gizlenmiş” anlamına gelen apokruphos’dan gelmektedir. M.S. 4. asırda Eusebius Hieronymus, apokrafi terimini bu kitap grubu için ilk kullanan kişi olmuştur. Apokrafi Kitapları, Roma Katolik Kilisesi tarafından Eski Antlaşma’ya dahil edilen, ancak Protestanlar tarafından Kutsal Yazılar Kanonu’na eklenmesi reddedilen kitaplardır.

1D. Neden Kanon Dışı?

Unger’in Kutsal Kitap Sözlüğü, Eski Antlaşma Apokrafi Kitapları’nın değerini kabul etmenin yanı sıra, İbrani Kanonu’na dahil edilmemelerinin dört sebebini de açıklamaktadır:

1. Çok sayıda tarihi ve coğrafi hata barındırmaktadırlar, zaman aşımına da uğramıştırlar.

2. Hatalı doktrinler öğretmekte ve esinlenmiş metinler ile tezat sergileyen uygulamaları teşvik etmektedirler.

3. Edebi üslûplardan etkilenmiştirler ve esinlenmiş Kutsal Yazılar’dan farklı olarak, konuları yapay ifadelerle aktarmaktadırlar.

4. Gerçek Kutsal Yazılar’ın Tanrısal esinlenmişlik karakterini veren; peygamberlik gücü, şiirsellik ve ilâhi duygular uyandırma gibi özel unsurlardan, kanon dışı kitaplar yoksundurlar. (Unger, NUBD, 85)

 

--- Sonraki mesaj ---

 

2D. Apokrafi Kitaplarının Bir Özeti

How We Got Our Bible? (Kutsal Kitap Elimize Nasıl Ulaştı?) isimli muhteşem eserinde Ralph Earle, bütün Apokrafi Kitapları’nın detaylarını tek tek sunmuştur. Bu kitapların neden Kanon’a dahil edilmedikleri konusundaki açıklamasının kalitesi, haklılığı ve doğruluğundan dolayı, okuyuculara üzerinde değişiklik yapılmadan, ilk elden sunmayı tercih ettim:

 

Birinci Esdras(yaklaşık M.Ö. 150), Yahudilerin Babil Sürgünü’nden sonra, Filistin’e geri dönmelerini anlatır. Tarihler, Ezra ve Nehemya’dan birçok alıntı içermekle beraber yazar, birçok efsanevi eklentiler yapmıştır.

En ilgi çeken konulardan bir tanesi ise, “Üç Muhafızın Hikâyesi”’dir. Bu üç muhafız, dünyadaki en kudretli şeyin ne olduğu konusu üzerine tartışmaya girmişlerdir. Bir tanesi “Şarap”; diğeri “Kral”; üçüncüsü ise, “Kadın ve Gerçek”tir der. Bu üç cevabı yazıp, kralın yastığının altına koyarlar.Kral uyandığı zaman, üç muhafızı çağırıp cevaplarını savunmalarını ister. Varılan karar şu olmuştur: “Gerçek, en üstün ve en yüce güçtür.” Zerubbabel, doğru cevabı veren muhafız olduğu için, kendisine ödül olarak Yeruşalim’deki tapınağı tekrar inşa etme yetkisi verilir.

İkinci Esdras (M.S. 100), Yedi görünümü içeren Apokaliptik bir eserdir. Martin Luther’in, bu görünümler nedeniyle kafasının karışmasından dolayı; bu kitabı alıp, Elbe nehrine attığı rivayet olunur.

Tobit (M.Ö. 2. yüzyılın başları), kısa bir romandır. Aşırı bir Ferisi üslûbu içermekte; Yasa’yı, temiz yemekleri, törensel temizlenmeleri, hayırseverliği, oruç tutmayı ve dua etmeyi vurgulamaktadır. Günahın bedeli olarak sadaka vermeyi öğütlediği için, çok açık bir şekilde Kutsal Yazılar’dan uzak olduğunu söyleyebiliriz.

Judith (M.Ö. 2. yüzyılın ortaları), hem kurgusaldır hem de Ferisi üslûbunu içermektedir. Bu romandaki bayan kahramanın ismi, güzel Yahudi bir dul olan Judith’tir. Şehri kuşatma altına alındığı zaman, cariyesi ve temiz yiyeceklerle beraber, istilâcı generalin kamptaki çadırına gitmiştir. General onun güzelliğinden büyülenmiş ve çadırında ona yer vermiştir. Şans eseri bu general, çok fazla içki içmiş ve sarhoşluğun verdiği sersemlikle otururken, Judith onun kılıcını alıp, kafasını kesmiştir. Erzak çantası içerisine generalin kafasını koyarak, kamptan ayrılmış ve bu kafayı şehirlerinin surlarına asmışlardır. Lidersiz kalan Asur ordusu kısa sürede mağlûp edilmiştir

Ester’e Ekler (yaklaşık M.Ö. 100): Ester, Eski Antlaşma Kitapları arasında farklı bir niteliğe sahiptir, çünkü bu kitapta Tanrı’dan hiç bahsedilmemektedir. Ester ve Mordekay’ın oruç tuttuğunu bilmekteyiz, ancak dua ettikleri konusunda bilgimiz yoktur. Bu açığı telafi etmek için, Artaxerxes tarafından yazıldığı zannedilen birkaç mektubun, bu ikilinin ettiği uzun dualar ile dolu olduğu görülmektedir.

Süleyman’ın Bilgeliği (yaklaşık M.S. 40), Yahudilerin şüpheciliğe, materyalizme ve putperestliğe kapılmalarını engellemek için yazılmıştır. Özdeyişlerde olduğu gibi, bilgelik kişiselleştirilmiştir. Bu kitapta ifade edilmiş olan birçok asil düşünce mevcuttur.

Eklesiastikusya da Sirach’ın Bilgeliği (yaklaşık M.Ö. 180), bir bakıma Özdeyişler’e benzer bir şekilde, yüksek seviyede dini bilgeliği sergilemektedir. Aynı zamanda, uygulamaya yönelik birçok tavsiyede de bulunmaktadır. Örneğin, yemek sonrası sohbetleri için şu tavsiyeyi sunmaktadır (32:8):

“Doğruları konuşun ve birkaç kelimede çok şey ifade edin.”

“Söylediğinden daha fazlasını bilen bir adam gibi davranın.”

Şu ifadeler de vardır (33:4):

“Söylemek zorunda olduğunuzu hazırlayın ki, dinlenesiniz.”

John Wesley, vaazlarında sık sık Eklesiastikuskitabından alıntılar yapmıştır. Anglikan âleminde hâlâ yaygın bir biçimde kullanılmaktadır.

Baruch (yaklaşık M.S. 100): M.Ö. 582 senesinde, Yeremya’nın, yazıcısı Baruch tarafından yazıldığını belirtir. Aslında M.S. 70 senesinde, Yeruşalim’in yıkılmasının yorumunu yapmaya çalışmaktadır. Kitap, Yahudileri isyan etmeme konusunda teşvik etmekte ve imparatora boyun eğmeye çağırmaktadır. Buna rağmen, M.S. 132-35 senesinden hemen sonra, Roma idaresine karşı Bar-Cochha isyanı patlak vermiştir. Baruch’un, “Yeremya’nın Mektubu” isimli altıncı bölümü büyük bir olasılıkla, İskenderiye’deki Yahudilerehitaben putperestliğe karşı sert uyarılarda bulunmaktadır.

Elimizdeki Daniel kitabı, on iki bölümden oluşmaktadır. Ancak, İsa’dan önce 1. yüzyılda, Susanna isimli bir kadın hakkında olan on üçüncü bölüm sonradan eklenmiştir. Evine devamlı Yahudi yaşlılarının ve hakimlerinin geldiği, Babil’deki Yahudi liderinin güzel eşidir. Bu şahıslardan iki tanesi bu güzel kadına hayran kalırlar ve onu iğfal etmeye kalkarlar. Yardım için bağırdığında, oradaki yaşlılar aslında onu genç bir erkeğin kollarında bulduklarını ifade ederler. Arkasından mahkemeye çıkartılan Susanna, iki tanığın şahitliğinin sonucu ölüme mahkum edilir.

Ancak, Daniel adındaki genç bir adam, bu süreci durdurup şahitleri çapraz sorguya çeker. Susanna’nın bahçede hangi ağacın altında sevgilisi ile yakalandığını iki şahide ayrı ayrı sorar. Her ikisinin de faklı cevaplar vermesi sonucu, Susanna serbest bırakılır ve bu iki yalancı şahit ölümle cezalandırılırlar.

Bel ve Ejderha, aynı zaman diliminde Daniel’e 14. bölüm olarak eklenmiştir. Asıl amacı, putperestliğin anlamsızlığını ortaya koymaktır. İçerisinde iki hikâye barındırmaktadır.

Birinci hikâyede Kral Koreş, Daniel’e, yüceliğini her gün birçok kuzu, un ve yağ tüketerek gösteren Bel’e neden tapınmadığını sorar. Bunun üzerine Daniel, o gece yiyeceklerin yerleştirildiği yere kül serper. Sabah olduğunda ise Kral, Daniel’i alıp ona Bel’in bütün yiyecekleri yediğini göstermek ister. Ancak Daniel, Kral’a, yerdeki küller üzerinde, masanın altından gizlice girmiş olan rahiplerin ve ailelerinin ayak izlerini gösterir. Rahipler idam edilir ve tapınak yıkılır.

Ejderhanın hikâyesi ise açıkça efsanevi nitelikler barındıran bir hikâyedir. Tobit,Judith ve Susanna ile beraber bu hikâyeler, Yahudi kurgu sanatının en temel örnekleri olarak sınıflandırılabilir. Çok az bir miktarda da dini değer taşımaktadırlar.

Üç Yahudi Çocuğun Şarkısı, hem Septuagint’de hem de Vulgat’da, Daniel 3:23’ün devamı olarak yer almaktadır. Mezmur 148’den alıntı yapmaktadır ve Mezmur 136 gibi, antifonal bir yapıya sahiptir. Otuz iki kere nakarat olarak, “O’na ilâhiler söyleyin ve sonsuza kadar onu yüceltin.” cümlesini tekrar eder.

Manaşşe'nin Duası (M.Ö. 2. yüzyıl): Metinler, bu duayı dile getiren zalim Yahuda Kralı Maccaba’nın döneminde kaleme alınmıştır. 2. Tarihler 33:l9: “Duası ve Tanrı'nın ona yanıtı, alçak gönüllülüğü takınmadan önce işlediği bütün günahlar, ihaneti, yaptırdığı tapınma yerleri, Tanrıça Aşera'yı simgeleyen sütunları ve oyma putları diktirdiği yerler, Hozay'ın tarihinde yazılıdır.” Bu yakarış Kutsal Kitap’ta yer almadığı için, bir yazar bunu kusur olarak görmüş ve bu açığı kapatmak istemiştir.

Birinci Maccabees (M.Ö. 1. yüzyıl): Apokrafi’nin en değerli kitaplarından bir tanesi durumundadır. Üç Maccabean kardeş olan Yahuda, Yehonatan, ve Simon’un kahramanlıklarını dile getirmektedir. Yahudi tarihinin bu kritik ve heyecan verici dönemini anlamamız açısından, Josefyus’un eserleri ile bu kitap çok önemli bir kaynaktır.

İkinci Maccabees (M.Ö. 1. yüzyıl), Birinci Maccabees kadar önemli sonuçlar doğurmamasına rağmen, paralel bilgiler sunmaktadır. Bu kitapta, Yahuda Maccabeus’un zaferleri işlenmiştir. Birinci Maccabees’den daha efsanevi bir anlatıma sahiptir. (Earle, HWGOB, 37-41)

 

 

3D. Apokrafi Kitaplarının Hariç Tutulmalarına Dair Tarihi Tanıklıklar

Geisler ve Nix, Apokrafi’nin tanınmasına karşı çıkan on antik yazarın ifadelerini aşağıda sıralamışlardır:

 

1. Yahudi bir felsefeci olan İskenderiyeli Philo (M.Ö.20-M.S.40), yoğun bir şekilde Eski Antlaşma’dan alıntılar yapmış ve hatta üçe bölümlenmeyi tanımasına rağmen, asla Apokrafi Kitapları’ndan bir alıntı yapmamıştır.

2. Yahudi bir tarihçi olan Josefus (M.S. 30-100), çok net bir tavır ile Apokrafi Kitapları’nı dışlamış ve Eski Antlaşma kitap sayısının yirmi iki olduğunu belirtmiştir. Bir kez bile olsun Apokrafi Kitapları’ndan, Kutsal Yazı adı altında alıntı yapmamıştır.

3. İsa ve Yeni Antlaşma yazarları, Eski Antlaşma Kanonu’ndaki kitapların neredeyse hepsinden yüzlerce alıntı yapmalarına rağmen; bir kez bile Apokrafi Kitapları’ndan alıntı yapmamışlardır.

4. Jamnia Yahudi aydınları (M.S. 90), Apokrafi Kitapları’nı tanımamışlardır.

5. İlk dört yüzyıl boyunca Hristiyan Kilisesi’nin hiçbir kanonu ya da konseyi, Apokrafi Kitapları’nı esinlenmiş eser olarak kabul etmemişlerdir. .

6. Origen, Yeruşalim’li Cyril ve Athanasiyus gibi birçok büyük eski kilise liderleri, Apokrafi Kitapları’na karşı ifadelerde bulunmuşlardır.

7. Latin Vulgatı’nın tercümanlarından ve büyük aydınlardan olan Eusebius Hieronymus (M.S. 340-420), Apokrafi Kitapları’nın Kanon’a dahil edilmesini reddetmiştir. Eusebius Hieronymus’un ifadesine göre; kilise bu kitapları “hayatla ilgili tecrübeleri öğrenmek ve tutumlar hakkında tavsiyeler almak” amacı ile okuyabilir, ancak “bir doktrin bina etmek” için bu kitapları kullanamazdı. Bu konuda, Akdeniz’in diğer yakasında yaşayan Augustinus ile tartışmışlardır. İlk önceleri, Apokrafi Kitapları’nı Latince’ye bile tercüme etmeyi reddeden Eusebius Hieronymus, daha sonraları acil bir şekilde bu kitapların bazılarının tercümesini yapmıştır. Ölümünden sonra “Eusebius’un cesedi çiğnenerek”; Apokrafi Kitapları, onun oluşturduğu Latin Vulgat’a direkt olarak, eski Latince versiyondan aktarılmıştır.

8. Birçok Roma Katolik uzmanları, Apokrafi Kitapları’nın reddedilişini, Reform hareketine bağlamaktadır.

9. Luther ve Reformcular, Apokrafi Kitapları’nın Kanon’a dahil edilmesini reddetmişlerdir.

10. M.S. 1546 senesinde Trent’de gerçekleşen Reform Karşıtı Konseyi’nin polemik yaratan eylemine kadar, Apokrafi Kitapları’nın Kanon’a dahil edilmesi, Roma Katolik Kilisesi’nin tamamı tarafından kabul edilmemiştir. (Geisler/Nix, GIB, 272-273)

 

 

SONUÇ

Foundations for Biblical Interpretation (Kutsal Kitap Tefsirinin Temelleri) eserini yazmak için araştırma yapmaya başlayan David Dockery, Kenneth Matthews ve Robert Sloan elde ettikleri deliler ışığında, Kutsal Kitap Kanonu konusunda şunları söylemişlerdir: “Tanrısı’nın ilâhi takdirine ve işlerine güvenen; O’nun Sözü’nün Kanonu’nun oluşumunun arkasındaki Tanrısal doğayı idrak eden bir Hristiyan, elimizdeki Kutsal Kitap’ın güvenilirliği konusunda huzursuz olamaz.” (Dockery, FBI, 77, 78)

 

Alintidir

 

--- Sonraki mesaj ---

 

ikinci Kartaca sinodu ve Piskopos Irenaeus hakkinda

D. Değişik Mezhepler

 

“Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamya’da,

Yahudiye, ve Kapadokya’da, Pontus ve Asya’da, Frikya ve

Pamfilya’da, Mısır ve Libya’dan Kirene’ye yakın bölgelerinde

yaşayanlar var. Hem öz Yahudi hem de Yahudiliğe dönme

Romalı konuklar, Gritliler ve Araplar var aramızda.”

(Elçilerin İşleri 2:9-11)

İsa’nın döneminde Yahudiler arasında birçok değişik mezhepler vardı: Ferisiler, Sadukîler, Esseniler, Fakîhler, Partizanlar, Vaftizciler, Sicariiler, Galile’liler, Nasranîler, Genistalar, Helenler, Hirodeler, İskenderiye’liler. Ayrıca bunların Ortodox (hasidim), Muhafazakâr, ve Reformcu ayrımları vardır.35

Bir sürü değişik mezhebe ait olan bu topluluklar hiçbir zaman bir tek idare merkezinin kontrolünde değillerdi. Yani, hiçbir papa ya da başka bir hükümdar İncîl’i imha ya da tahrif edebilecek konumda ve güçte olamamıştır. Bu yüzden Kutsal Kitab’ın değiştirilmesi mümkün değildi. Bir kitap değiştirebilmek için, bütün kiliseler arasında bir oy birliği gerekecekti, ama biliyoruz ki, kiliseler arasında birçok mezhep farklılıkları vardı. Bu farklılıkların sebebi İncîl’in değiştirilmesinden değil, yorum ve uygulama farklılıklarından kaynaklanmakta idi. Günümüzde de yine farklı mezhepler olmasına karşın, kullanılan İncîl aynıdır. (İslâmiyet’te bu aynı durumu görebiliriz.)

M.S. 2.ci yüzyılda Kilise babalarından olan Tertulliyan (M.S. 160-240), Anadolu ve Afrika episkoposlarıyla birlikte; Roma episkoposu Atina ve İskenderiye episkoposu Denys arasında vaftiz konusunda anlaşmazlıklar bulunuyordu. Bu anlaşmazlıklar o denli gergindi ki, kilise tarihi bize, “kavganın patlak verdi”ğini söylüyor. Hatta anlaşmazlık ve karşılıklı sert sözler o denli büyümüş ki, karşılıklı ilişkilerini bile kesmişler.36 Örnek olarak Katolik kilise tarihinden ufak bir paragrafı buraya aktaralım:

___________________

35. Simon, Jewish Sects at the Time of Jesus, ss. 1 & 163-168;

House, Chronological Charts of the New Testament, ss. 73-75.

36. Günay, Gerçeklere Dönüş, ss. 75-76.

“Tertulliyan (M.S. 160-240)tarafından ileri sürülen fikir

üç yerel konsilde kabul edildi. Kartaca sinodu (M.S.

220’de) İconium (Konya) sinodu (M.S. 230’da) ve Kipriyan’ın

(M.S. 200-258) riyasetinde toplanan İkinci Kartaca sinodu

(M.S. 255-256’da) aynı fikirleri ileri sürünce kavga patlak

verdi. Afrikalılar 1 Eylül 256’da topladıkları 87

episkoposlu bir konsilde yanlış fikirlerinden vazgeçmeyince

Papa hakikaten onlarla ilişkisini kesti.”37

Bu canlı örnekten başka şunu da diyebiliriz ki, M.S. 400’üncü yılları civarında yapılan Kalkedonya (Kadiköy) konsilinde alınan kararlarda kilise babaları arasında oy birliği sağlanamamıştır. Bunun sonucu olarak da ayrılmalar ve mezhepleşmeler başlamıştır. Hatta kilise tarihi bize gösterir ki, M.S. 325’ten sonraki hemen hemen tüm diğer konsillerde “kilise babaları” karar birliği sağlayamamışlardır.38

İslâm’ın yayılmağa başladığı sıralarda Arabistan’da çeşitli Hıristiyan mezheplerinin mensupları vardı. Hira ve Güney Arabistan’da Nesturîler, Gassan ve Şam taraflarında Ya’kubî’ler ve öteki bölgelerde Melkitler cemaatlerini kurmuşlardı. Bunlar içinde Kuzey ve Güney Arabistan arasında yaygın mezhep sahipleri Nesturîler’di.39

İmparator Phoceas döneminde Roma Katolik Kilisesinin ilk resmi papalığı “Papa Boniface” ile M.S. 607 yılında başladı. Ancak o zaman ona tüm dünya’nın Katolik kiliselerine hükmetmesi için dini yetki verildi.40 Ama bunun yanında birçok çeşitli mezhepler de vardı. Kaldı ki, o çağda bile İncîl’in asıl Grekçesinin ve çeşitli tercümelerinin binlerce nüshası mevcuttu. Hepsini toplatıp yok etmeye kimsenin gücü yetmezdi.

İsa Mesih’in yaşamı ve ölümünü en geniş kapsamlı olarak Yahudilerin ünlü tarihçisi Flavius Yosefus (M.S. 37-95) anlatmaktadır. M.S. 66 yılında Yosefus, Filistin’in Galile bölgesinde bulunan Yahudi ordusunun komutanıydı. M.S. 70’te Romalılara tutsak düşen Yosefus Roma’ya götürüldü. Burada, 2. yüzyılın başlarında Yahudilerin Tarihi (Antiquitates Iudaeorum) adlı kitabında Mesih İnanlısı cemaatler hakkında şunları yazdı:

____________________

37. Katolik Kilise Tarihi I-IV Yüzlıllarda Hıristiyanlık, s. 88.

38. Günay, Gerçeklere Dönüş, s. 76.

39. Aydın, Müslümanların Hıristiyanlığa Karşı Yazdığı Reddiyeler

ve Tartışma Konuları, s. 20.

40. Chinique, Fifty Years in the Church of Rome, s. 366.

“Şu sıralarda İsa adında bilge bir adam (O’na adam demek

doğruysa) ortaya çıktı. Şaşılacak işler yaratan İsa, gerçeği

memnunlukla benimseyen insanların öğreticisiydi. Kendi

ardından hem Yahudilerden, hem de Yahudi olmayanlardan çok

sayıda izleyici çekti. O Mesih’ti. İleri gelenlerimizin

isteği üzerine Pilatus İsa’yı çarmıh üzerinde idama mahkûm

edince, O’nu önceden sevmiş olanlar O’nu terketmediler.

Çünkü ölümünden üç gün sonra İsa, onlara diri olarak göründü.

Kaldı ki, Tanrı’nın peygamberleri, bu olayları ve O’nunla

ilgili daha on bin şaşılacak ayrıntıyı önceden

bildirmişlerdi. Adlarını O’ndan alan “Mesihçiler” topluluğu

ise bugüne değin yok olmamıştır.”41

 

Bu arada krallıklar kurulup yok oldular, bağlılıklar kurulup koptular, uygarlık yavaş yavaş ilerledi. Ama bu kitap hâlâ tam bir birlik içindedir. Kutsal Kitap Hıristiyan uygarlığının anayasasıdır. Tarihsel bakımdan Müslümanların, Kutsal Kitab’ın değiştirildiğine dair iddiaları da sağlam bir delilden mahrumdur.

“Kuşkusuz, Tanrı yolunun sırrı büyüktür. O, bedende

göründü, Ruh’ça doğrulandı, meleklerce görüldü,

uluslara tanıtıldı, dünyada O’na iman edildi, yücelik

içinde yukarı alındı.” (1 Timoteyus 3:16)

Irenaeus ve diğer ilk kilise önderleri, Yuhanna İncili’nin İsa’nın havarisi olan Yuhanna tarafından yazılmış olduğunu söylerler. Birçok uzman Yuhanna İncili’nin İ.S. 80-90 yılları arasında yazılmış olabileceğini söylerken, Yeni Antlaşma tarihi üzerine araştırmalarıyla tanınan J. A. T. Robinson Yuhanna İncili’nin İ.S. 65 senesinde yazılmış olduğunu söylemektedir. Yuhanna 21:20-24’te Yuhanna İncili’nin yazarının kesinlikle Yuhanna olduğunu, yazarın kendisini şöyle tanımlamasıyla görürüz:

 

·“Petrus arkasına döndü, İsa'nın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsa'nın göğsüne yaslanan ve, “Ya Rab, sana kim ihanet edecek?” diye soran öğrencidir. Petrus onu görünce İsa'ya, “Ya Rab, ya bu ne olacak?” diye sordu. İsa, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” dedi. “Sen ardımdan gel!” Bu yüzden kardeşler arasında o öğrencinin ölmeyeceğine dair bir söylenti çıktı. Ama İsa Petrus'a, “O ölmeyecek” dememişti. Sadece, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” demişti. Bütün bunlara tanıklık eden ve bunları yazan öğrenci budur. Onun tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz.”

 

Leonardo da Vinci’nin “İsa’nın Son Akşam Yemeği Tablosu”, Yuhanna’yı yukarıdaki ayetlere göre İsa’nın göğsüne yaslanan havari olarak tasvir etmektedir.

alinti

Hıristiyanlık konusunda bilen bilmeyen, hemen herkes fikir yürütüyor, yazılar yazıyor. En somut örnek de, elimizde bulunan İncil'in kitaplaştırılması konusunda ileri sürülen görüşler olsa gerek. İncil'in İS 325 yılında toplanan İznik Konsili tarafından "birçok İncil'den seçilerek oluşturulduğu" sık sık ileri sürülüyor. Tarihsel gerçeklere uymayan bu iddiayı ileri sürenler 'rakamlar' konusunda bir türlü anlaşamıyorlar. Sayın Mehmet Ali Gökaçtı her ne kadar 'yüzlerce İncil metni arasından' bir seçim yapıldığını söylüyorsa da, bu konuda çok farklı düşünceler de mevcut:

 

"Yirmiyi aşkın" diyenler var. (Rüştü Şardağ, 13 Şubat 1994 Milliyet,

"Batı'da Laiklik").

"Otuz altı adet" diyenler var. (Bilim Araştırma Grubu, "Masonluk ve Kapitalizm")

"Elli dört adet" diyenler var. (Harputlu İshak Efendi, "Cevâp Veremedi -Dıyaul - Kulûb")

"Altmıştan fazla" diyenler var. (Emine Ö. Şenlikoğlu, "Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar")

"Yüz küsur" diyenler var. (Samiha Ayverdi, "Misyonerlik Karşısında Türkiye")

"Yüzlerce" diyenler var. (Osman Güngör Fevzioğlu, Ahmet Okutan, Turgut Durukan, "Askerin Din Bilgisi"/ Emine Ö. Şenlikoğlu, "Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar")

"İki yüz yetmiş adet" diyenler var. (Muhammed Atâurrahîm, "Bir İslam Peygamberi Hz. İsa")

"Üç yüz doksan altı adet" diyenler var. (Bilim Araştırma Grubu, "Yahudilik ve Masonluk")

"Bin civarında" diyenler var. (Ahmed Lütfi Kazancı, "Hz. Adem'den Hâtemü'l - Enbiyâ'ya Kurân'ın Tanıttığı Peygamberler")

"Dört bin adet" diyenler var. (Muhammed Atéurrahîm, "Bir İslam Peygamberi Hz. İsa")

"Dört bin'i aşkın" diyenler var. (Ahmet Deedat, Edip Yüksel, "Kitab-ı Mukaddes Allah Sözü müdür?")

"Dört bin dört yüz adet" diyenler var. (Yeni Çağrı - Aylık İslami dergi, Mayıs 1993, "Barnaba İncili Neden Yokedilmeye Çalışıldı?" başlıklı imzasız yazı.)

---------------------------------------------------------------------

Aşağıdaki metin Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi Alparslan Yalduz'dan alıntıdır;

Alıntı:

 

Müslüman ilim adamlarının meseleye yaklaşımı öncelikle

Arius merkezli olmuştur. Arius’un Hz. İsa’nın yaratılmış olduğu ve

tanrı olamayacağı düşüncesi müslüman ilim adamlarının dikkatini

konsile çekmiştir. Kutsal kitapların tesbiti ve İncillerin yakılması gibi

konularda müellifler kaynak vermemişlerdir. Ayrıca İncillerin

kanonizasyonu İznik Konsili’inde değil kilisenin gelişimi dahilinde

150’li yıllardan 1546 Trente Konsili’ne kadar süren bir süreç

içerisinde olmuştur.

 

T.C.

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİİLAHİYAT FAKÜLTESİ Cilt: 12, Sayı:2, 2003 s. 257-296

Konsillerin Hıristiyanlık Tarihindeki Yeri

ve İznik Konsili

Araştırma Görevlisi Alparslan Yalduz

 

 

- Daha öncede dedigim gibi; Kutsal kitaplar hakkinda tartisilacak bir yer olmadigini söylemistim. Genellikle Tartismalar hakaretler,asagilanmalar,Bazi kutsal degerlere saygisizlik, inancli kimselerinin Peygamberlerine saygisizlik ve özellikle kisilik haklarina olan saygisizliga kadar varmaktadir. Bazi kisiler ortami germek ve huzuru buzmak icin ellerinden geleni yapmaktadir.

Daha önce dedigim gibi anlama problemi yasayanlar bir cok defa ayni hatayi yapmaya devam etmektedirler. Cevabi olmayan hic bir sey yoktur. Burda amac kimseyi hristiyan yapmak veyahut baska bir inanca döndürmek degildir. Bir bakima burda yanlislar bulmaya veya celiski bulmaya calismak kisilere bir mesaj birakmak anlamina gelir. Yani inancinizda sorunlar ve yanlisliklar mevcut bu inanc dogru degil anlami tasir buda bir bakima kendi inanci icin propaganda niteligindedir.

 

simdi sorun su ? ayetler mi cikartildi kitaptan yoksa kitabin icindeki ayetlermi degisti ? anlayamadin sey benim sana anlatmak istedigim sen kurandaki ayetlerin hicbirinin tek bi harfini degisteremezsin ama ayeti eksilte bilirsin ama sakin korkma o ayeti eksik olsada sorun olmaz cunku o ayet asla ve asla degerini kaybetmiyecektir ve unutulmayacaktir er yada gec tekarar kitaba geri donecektir ama bide su var suan bizim tartistigimiz sey kutsal kitaplardaki degistirilen ayetler eger sen gercekten tarafsiz bi sekilde ciksan okusan kitabi allahin sozlerini ve papazlarin sozlerini birbirinden ayirt edebilirsin , ama bu senin icin cok zor

merak etme yeri geldiginde ben kendi dinimide elestirmesi cok iyi bilirim ama senin gibi her noktasini kusursuz oldugunu iddaa edemem , elimde o kadar super bi guc yok

 

peki sana bi soru soruyum ? yahudiler hiristiyanlar icin ne dusunuyor ? incil ve hiristiyanlik hak dinmi yoksa kendi kitaplarinin ve dinlerinin hak din olduklarinimi soyluyorlar ?

- Ve bir cok insanda farkinda olmadan bir cok sey söyleyebilir ve kimsede bunun farkinda olmayabilir. Üsteki yazida görüldügü gibi.

Burasinin hristiyan bölümü oldugunu unutmus ve dahada ileriye gitmistir.

esenlikler

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Guest misafir arkadaş

Sayın Melkem bizimde aramızda ne yazıkki daha kendi dinini anlayamamış ve anlatırken bile yanlış kelimeler secmiş olduğunu gördüm ve okudum.Daha öncede belirttiğim gibi sizin inancınız sizi bağlar.Neye inanmışsanız neyi doğru görüyorsanız zaten olumlu olumsuz etkilenen siz olucaksınız.Ben müslümanım oda beni bağlar.Birbirimize saygısızca kendi inancımız üste cıkarmaya calışmak bunun için bence boş iş.Onun için benle ilgisi olmayan beni değer yargısına almayan inanc durumundan bahsediyorum beni niye ilgilendirsin.Ben kendi inancımı yaşarım sizde kendinizinkini.Yanlız artık şalom adlı şahısın en son yazdığı yazılar bu işin boyutunu aşmaya başladığını gösteriyor.Bide her şeyi cok biliyormuş gibi sakın inkar etmeyin diyor.Şeytan ayetleri diye bir mevzu yoktur.Ama şeytan insanlar vardır.Ya aklıselim yazılar yazın yada sadece kendi inancınızla ilgili paylaşım yapın.Artık bu kadar yeter bu yazdığınız senaryolar.Arkadaşlar sizlerdende rica ediyorum sizde ispatlamak istediğiniz farklı bir şeymi var.Hayır,sonucta biz müslümanız ve ona göre ibadetimiz ve inancımız.Kendi acımızdan doğrularımız hristiyanlara göre yanlış olabilir.Ama şimdiye kadar başkalarının doğrularıyla yaşayan varmıdır.lütfen herkes birbirine saygılı olup karşıt inancın aleyhine ispat savaşı yapmayı bırakırsa memnun olucam.Beni tanımıyorsunuz ve ne kadar önemsersiniz bilmiyorum ama kendi inancıma ve kutsal değerlerime yapılan bu aleyhte yazılar beni iyice gerdi.Hristiyanlık formunda aleyhte yazılar yazmasanız mümkünmü acaba tabi karşılıklı olmak şartıyla.Hoşgörü ayrı hakkını savunma ayrıdır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Allah ın Kitabı Kur'an ı, Göz Göre Göre Tahrif Etmek.

      Bir soru sormak istiyorum. Sizler inancınızı hiç sorguladınız mı? Allah ın Kur’an da emrettiği yoldan mı gidiyoruz, yoksa batılı, hurafeyi din mi edindik? Bunun kontrolünü Kur’an dan yapma gereği duydunuz mu, yoksa gerek yok, bana dini anlatanlara çok güveniyorum mu dediniz? Çünkü Kur’an öyle örnekler veriyor ki geçmiş toplumlar ile ilgili, Allah ın gönderdiği uyarı kitaplarını okuyup, açıkça gördükleri tebliğ aldıkları halde, batıl inançlarını yaşamak adına, Allah ın sözlerini bile tahrif etm

      , Yer: İslamiyet

    • Tahrîf

      TAHRÎF: Bozma, değiştirme. Kur'ân-ı kerîmi güzel sesle ve tecvîd kâidelerine uyarak okumalıdır. Harfleri kelimeleri tahrîf ederek, tegannî etmek (mûsikî perdelerine uydurmak) harâmdır. Harfler bozulmazsa mekrûh olur. (İbrâhim Halebî) Şu anda dünyâda semâvî kitâbı olan üç din vardır. Mûsevîlik, hıristiyanlık ve İslâmiyet. Mûsâ aleyhisselâma Tevrât, Îsâ aleyhisselâma İncîl indirilmiş idi. Mûsevîler Mûsâ aleyhisselâmın, hıristiyanlar da Îsâ aleyhisselâmın getirdikleri dinlere tâbi o lduklarını

      , Yer: İslamiyet

    • Kuranin Tahrif edilmedigi ispatlandi

      Eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç, 10 yıllık çalışma sonucunda orijinal 4 mushaf ile günümüz Kur'an-ı Kerim'ini kelime kelime ve harf harf kontrol ederek, aralarında herhangi bir değişikliğin olmadığını kanıtladı. Altıkulaç, AA muhabirine, günümüz Kur'an-ı Kerim'i ile dünyadaki 4 orijinal mushaf üzerinde IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın katkılarıyla yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. Yıllardır ''Kur'an-ı Kerim'in hiç değişmediği, tahrife uğramadığı''nın ifade edildiği

      , Yer: Kuran-ı Kerim

    • Yaşar Nuri Öztürk tarafından tahrif edilen bazı ayetler

      Yaşar Nuri ÖZTÜRK Tarafından tahrif edilen bazı ayetler   Bismillahirrahmanirrahim   Başlangıç ve her şeyin evveli nihayetsiz her şeyin sonu, Kadim, Kerim, Fazilet ve Cömertlik sahibi, varlığı kendinden, alemlerin yegane gerçek hükümdarı, Rabbi olan Allah’a Hamd ve Senalar olsun. Kıyamete dek salat ve selam rahmet Nebisi, Ümmetin şefaatçisi, halkın aynasında Hakkın Kainattaki tecellilerinin en mükemmeli olan Peygamberimiz, Seyidimiz, Rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v) ve onun p

      , Yer: Kuran-ı Kerim

×
×
  • Yeni Oluştur...