Jump to content

Kutsal kitap ve Tanri isimi hakkinda,ceviriler hakkinda ve *fx*


melkem
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Kutsal kitap ve Tanri isimi hakkinda:

Kitab-ı Mukaddes Allah Sözü müdür? adlı kitabının 34. sayfasında, Kutsal Kitap'ın "Scofield Çalışma İncili"nde, Arapça "Allah" kelimesinin bulunduğu iddiasıyla karşılaşıyoruz. İddiasına kanıt da gösterdiği için bu kez şanslı sayılırız. Çünkü Scofield Nüshasından bir sayfayı alıp kitabına basmıştır. Bu sayfanın dipnotunda İbranice Tanrı anlamına gelen "Elohim" kelimesinin "El" (güç) ve "Alah" (yemin etmek) kelimelerinden geldiğini okuyoruz. İşte bu ikinci kelime, yani Alah kelimesi, Kutsal Kitap'ta Arapça Allah kelimesinin bulunduğunun kanıtıymış.

Biz bu kadar ilişkisiz ve saçma kanıtların düşünülmesinin bile zor olduğunu sanıyoruz. İbranice'deki Alah kelimesi "yemin etmek" anlamına gelir. Bunun Arapça Allah kelimesinin Kutsal Kitap'ta bulunduğuna nasıl kanıt oluşturduğunu anlamıyoruz. Deedat, gerçekleri çarpıtmaya devamla, Scofield Nüshasını yapanların, "Elah" (İbranice: Tanrı) kelimesi yerine, "Alah" yazdıklarını söyleyerek, inanabilme gücümüzün sınırlarını zorlamaktadır. Oysa bu yazarlar için bu ikinci kelime de "yemin etmek" anlamında bir başka kelimedir.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, mantıksız iddialarına birini daha ekleyerek şöyle demektedir: En son Scofield Nüshasında bu Alah kelimesinin bulunmaması, "Ortodoksların" bunu maksatlı olarak çıkardıklarını göstermektedir.Bir yorum dipnotunda artık bu kelimenin bulunmadığı açıktır. Fakat bu nasıl olur da, Kutsal Kitap metninin kendisinin değiştirildiğini gösterir! Başka bir yerde, Hristiyanların bir dipnotunu Tanrı Sözü'nün bir parçası olarak görmemeleri gerektiğini söylüyor.1 Doğrusu, bu adamların başkalarından beklediği standartları kendisine uygulayamaması esef vericidir.

Bununla beraber, burada şu konuya da açıklık getirmekte yarar vardır. "Allah" kelimesinin bir özelliği yoktur, Kuran'dan kaynaklandığı da düşünülmemelidir. Suriye dilinde Tanrı anlamına gelen, "Alaha" kelimesinden geldiği, İslam öncesi dönemde Hristiyanlarca yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir.2 İslam'dan önceki dönemde Araplarca da yaygın olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Örneğin, Muhammed'in babasının ismi, Abdullah'tır. Allah (Tanrı) ve Abd (kul) anlamına gelen iki kelimeden yapılmıştır. Diğer yandan, "Allah" kelimesinin, İslam öncesi dönemin şiirinde, Tanrı anlamında kullanıldığı apaçık bir gerçektir.3Durum böyleyse, bu ismin özel bir yanı yoktur. 3

Araştırmacılarından H.A.R.GİB “Hz.Muhammed inananlarına “Allah” kelimesinin Muhammed’in doğmasından,Kur’andan önce olduğunu açıklamamıştır.(Muhammedizm”Tarihi Bir Bakış.N.Y Mentor Books 1955 s:38)

“Allah kelimesinin Hıristiyan veya Yahudilerden Müslümanlara geçtiğini kabul etmeye dair bir neden veya bir fikir yoktur.”(İslam,İnançlar ve gözlemler N.Y.Barrons 1987 S:28)

Ortadoğu Araştırmacılarından E.M.WHERRY’ye göre Kur’an’ın bu günkü tercümesinde,İslam öncesi zamanlarda “Allah’a –İbadet,Ay,Güneş,Yıldızlara tapılan Yıldız Dinlerinde ve BA’al’a tapınmak gibidir.( Kur’anın kapsamlı yorumu Osnabruck:Otto Zeller Verlag 1973 S.36)

Muhammed’in doğduğu Kureyş Kabilesi Ay Tanrısı Allah’a (El Ellah veya HUBEL) ve onunla insanlar arasında iletişim kurduğuna inanılan üç kızına taparlardı.

Mekke’deki Kabe’de El Lat,El Uzza,Menat adlı bu üç tanrıça başlıca rolü oynamaktaydı.Allah’ın ilk iki kızının isimleri “Allah”ın dişi formuydu.

Hz. Muhammed’in babasının adı kelimesi kelimesine “Abd-Allah” tır.Türkçe’ye “Abdullah olarak geçer. Yani “Allah’ın Kölesi” anlamındadır.Babası Hz.Muhammed henüz ana karnında altı aylıkken vefat etmiştir.Yani ortada İslamiyet falan da yoktur.

 

Kabilesi olan Kureyş’lilerinde görevi “Kabeyi korumaktır ve bu yüzden bu kabile “Allah’ın bekçileri” adı ile anılır.

Yani “Allah “ ismi pagan bir tanrıya aittir.Ay Tanrısına aittir.

Allah “ kelimesi bizlere öğretildiği gibi sadece “Kur’an-ı Kerim’de geçen ve “99” ismiyle tanımlanan “Allah” kavramı ile alakalı değildir.Her kavim kendi diline göre “Tanrı” diyebilmelidir.Bunun hiç bir bağlayıcılığı olmadığı da açıkça görülmektedir.

 

 

"Tek amacı İsa Mesih'i açıklamak olan Kutsal Yazı olmaksızın bir şey bilmiyoruz ve Tanrı'nın varlığı ve kendi varlığımızla ilgili olarak yalnız karanlık ve karışıklık görüyoruz." Blaise Pascal (Fransız matematikçi, filozof ve yazar; 1623-1662)

Yeni Antlaşma

Büyük İskender'den sonra, İsa dönemindeki Filistin üç yüzyıldan beri Yunan uygarlığının etkisinde bulunuyordu. Romalıların ülkeyi ele geçirmesinden sonra bile resmi dil Yunanca kaldı. Bu nedenle Yeni Antlaşma (İncil) İsa Mesih'in dirilişi ve göğe çıkışından sonra havarileri tarafından Eski Yunanca olarak kaleme alındı. Yeni Antlaşma'yla Tanrısal vahiy tamamlanmış oldu.

Çeviri sayısı:

1983 yılına dek 1785 dile çevrilmiştir14

 

 

 

1975

 

 

1979

 

 

1982

 

 

1983

 

KUTSAL KİTAP

 

257

 

 

266

 

 

279

 

 

283

 

YENİ ANTLAŞMA

 

368

 

 

420

 

 

551

 

 

572

 

PARÇALAR

 

924

 

 

945

 

 

933

 

 

930

 

TOPLAM

 

1549

 

 

1631

 

 

1763

 

 

1785

 

 

 

 

Kutsal Kitap Kurumları'nın dünya çapında dağıtımı:

 

 

 

 

1979

 

 

1982

 

 

1988

 

KUTSAL KİTAP

 

6.230.607

 

 

10.883.159

 

 

13.571.391

 

 

YENİ ANTLAŞMA

 

10.738.146

 

 

12.177.593

 

 

11.979.594

 

 

PARÇA

 

 

27.301.781

 

 

32.575.846

 

 

44.116.988

 

ALINTI

 

 

259.196.773

 

 

428.996.939

 

 

530.960.486

 

TOPLAM

 

 

303.467.307

 

 

484.633.537

 

 

600.628.459

 

 

 

Dünya nufüsünün yüzde %97'si Kutsal Kitap'ın en azından bir parçasını kendi ana dilinde okuyabilmektedir.

 

 

Kutsal Kitap metinlerinde İsa'nın ismi Yeşua olarak geçer. Yani Mesih'in adı aslında İsa değil, Yeşua'dır. İsa ismi dilimize Arapça'dan gelmiştir. Orjinal isim ile arasında anlam farkı bulunmaktadır. İsa ismi yalnızca İslam'ın Kur'an kitabında yer almaktadır. Tarihi metinlerde ve kutsal kitap'da ise İsa ismine rastlanmaz. İsa, Esav soyundan anlamına gelirken; Yeşua, İbranice'de 'YHVH kurtarır' anlamına gelmektedir. Ve Tanrı tarafından özel olarak seçilerek belirlenmiş bir isimdir. İsa isminin yanlış olmasının sebeplerinden birisi de Mesih'in soyunu Esav soyu olarak göstermesidir. Ancak bu doğru değildir. Mesih, Yakup soyundan, Davut'un soyundandır. Bu yüzden ismin bilincinde olarak kullanılması gerekir. Mesih'in sahip olduğu bu isim konusunda Türkiye'deki hristiyanlar yavaş yavaş aydınlansa da çoğunluğu maalesef bu isimden habersizdir. Sanıldığının aksine Ortadoğu'da yaşayan tüm Arap Hristiyanlar İsa ismini değil, Yeşua ismini kullanırlar.5

Grek diline IESUS (okunuşu İsus) olarak geçmiştir. İngilizcedeki JESUS kelimesi Grekçeden uyarlamadır ve İbranice YESHUA kelimesine karşılık gelen İngilizce kelime JOSHUA'dır.

Türkçe'de kullanılan adı arapça olup Kur'an kökenlidir (عيسي). Anadolu'da sözcüğün "Ese" ve "Esi" biçiminde kullanıldığı da görülür. Batı medeniyetlerinde kullanılan Christ, Christus, Cristo vb. isimleri, İbranice 'kutsal yağ ile ovulmuş, kutsanmış' anlamına gelen Mesih (Arapça: مسيح) kelimesinin Yunanca karşılığı olan Hristos (Χριστός) kelimesinden türemiştir 7

 

YHWH’nin ya da Yehova’nın antlaşmasının Kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. Yuhanna kitabının 8. bölümünde şu ayetleri okumaktayız: “İşte bu nedenle size, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. ‘BEN’im O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.’” ayet 24; “Bu nedenle İsa şöyle dedi: ‘İnsanoğlu'nu yukarı kaldırdığınız zaman BEN’im O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba'nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız.’” ayet 28; “İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce BEN varım’ dedi.” ayet 58. İsa’nın, ‘BEN’ ifadesini kullanımı ile Mısır’dan Çıkış 3:14’deki, Tanrı’nın, Musa’ya: “BEN BEN'im”, “İsrailliler'e de ki: 'Beni size BEN BEN'im diyen gönderdi.'” derken kullandığı kullanım aynıdır. Böylece, Tanrı’nın İbranice isminin YHWH ya da BEN olduğunu görmekteyiz. (Scheffrahn, JN, 11)

 

Matta 13:14, 15’de, İsa Mesih, Kendisini Eski Antlaşma’nın “Tanrı”’sı (Adonai) olarak tanımlamıştır (Yeşaya 6:8-10). (Meldau, PDD, 15)

Clark Pinnock, Set Forth Your Case isimli kitabında şöyle yazmıştır: “O’nun öğretişlerinde, BEN ifadeleri çınlamaktadır ve bu kullanım Tanrısallığının yapısal ve içerik olarak kesin iddialarıdır. (Mısır’dan Çıkış 3:14; Yuhanna 4:26; 6:35; 8:12; 10:9; 11:25)” (Pinnock, SFYC, 60)6

 

The Jewish Encyclopedia,Yahudi tarihçilerden Philo ve Josefus’dan şu ları da açıklamasına eklemiştir:

Philo: “Dört harf, sadece kulakları ve dilleri bilgelik ile pak kılınmış kutsal adamlar tarafından dile getirilir ve işitilirdi, bu ismi başka kimse kullanamazdı, tapınak dışında anılmazdı.” (Life of Moses, iii, 41)

Josefus: “Musa, Tanrı’ya dua ederken, tapınırken ve kutsal ibadetleri yaparken, O’na ismi ile seslenebilmek için, ismini bildirsin ve telâffuzunu kendisine açıklasın diye yalvarmıştır; bunun üzerine Tanrı, o ana kadar hiçbir insan tarafından bilinmeyen ismini bildirmiştir ve bu ismi benim anmam günahtır.” (Antiq­uities. ii 12, par. 4)

 

“BEN”

İsa, "Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce BEN varım" dedi.

 

-Yuhanna 8:58

 

 

Bir yorumcu bu ayeti şöyle açıklamıştır: “Bu bölümde, İsa iki kez ‘Size doğrusunu söyleyeyim’ ifadesini kullanmıştır ve önsözünde iki ‘Amin’ vardır, bu da en ağır yemindir. İsa, isminin bile söylenemediği Rab olduğunu iddia etmiştir, Yahudiler iddiasını kavramış, korku içinde O’nu taşlamaya çalışmışlardır.” (Spurr, JIG, 54)

Peki, Yahudiler bu iddiayı nasıl kavramışlardır? Henry Alford, bize şöyle açıklamaktadır: “Bu kelimelerin tarafsız bir şekilde yapılmış yorumlarında, bu ifadenin, İsa Mesih’in varoluş öncesinde de var olduğu deklarasyonunu içerdiği kabul edilmektedir.” (Alford, GT, 801-02)

Marvin Vincent, Word Studies of the New Testament isimli eserinde, İsa’nın ifadesinin, mutlak bir zaman kavramından özgür bir ‘BEN’ için formüle edilmiş olduğuna işaret etmiştir. (Vincent, WSNT, 2. cilt, 181)

Eski Antlaşma referanslarına dayanarak “BEN” zamirinin, sadece Tanrı’nın Kendisi, yani Yahve için kullanıldığını görüyoruz. (İngilizce Kutsal Kitap’larda genellikle “RAB” olarak tercüme edilmiştir.) A. Campbell, bu konuda bir karışıklığı engellemek için bizleri uyarmaktadır: “Mısır’dan Çıkış 3:14, Yasa’nın Tekrarı 32:39 ve Yeşaya 40:10 gibi Eski Antlaşma referanslarına baktığımız zaman, İsa’nın ortaya yeni bir kullanım atmadığını görmekteyiz. Yahudiler, Eski Antlaşma’daki Yehova’nın sonsuzlardan beri var olduğu gerçeğini bilmekteydiler. Ancak, Yahudiler için yeni olan şey, bahsedilen kişinin İsa olmasıdır.” (Campbell, GTDC, 12)

Etraftaki Yahudilerin tepkisine baktığımız zaman, İsa’nın açık bir şekilde Rab’liğini iddia ettiğini görmekteyiz. Bu yüzden, Musa’nın Yasası'nındaki dine küfrün cezasını yerine getirmek üzere, İsa’yı taşlamak için harekete geçmişlerdir. (Levililer 24:13-16) Petrus Lewis’in de belirttiği gibi: “Tek bir ifade ile, Yüce Olan hakkındaki gerçek ifade edilmiştir: O’nun sonsuzluktan beri var olduğu ve O’nun mutlak mevcudiyeti.” (Lewis, GC, 92)

Campbell, bu noktayı Yahudi olmayanlara şöyle açıklamaktadır: “‘BEN’ (eimi) ifadesinin, İsa tarafından, Rab’liğini ifade etmek için bilinçli olarak kullanıldığını anlamamız gerekmektedir ve İsa’nın bu konuda açıklama yapmadığı fikrini tamamen yok eder. İsa, Yahudileri kendisini yanlış anladılar diye ikna etmeye çalışmamış, aksine birçok kez bu ifadeyi değişik olaylarda tekrarlamıştır.” (Campbell, GTDC, 12-13)

Tanınmış Kutsal Kitap âlimi Raymond Brown, bu bölüm hakkında şunları kaleme almıştır, “İncil’de, tanrısallık konusunda bundan daha açık bir ifade bulunmamaktadır.” (Brown, GAJ, 367)

 

Herbert F. Stevenson, bu konu hakkında şöyle yazmıştır: “İsmin kesin anlamı bilinmemektedir. İbranice metinlerde bu isim, dört adet sessiz harften oluşmaktadır: YHWH -ilâhiyat lisanında bu dört harf, ‘tetragrammaton’ olarak bilinmektedir- bu isme Adonai ünlüleri daha sonra eklenmiştir (eğer isim Adonai ile birleşik ise, bu durumda Elohim kullanılmaktadır). Yahudiler, bu ismi telâffuz edilemeyecek kadar kutsal gördüklerinden dolayı, Kutsal Yazılar’ı cemaat içinde okurken bu isme geldikleri zaman, Adonai olarak okumaktadırlar -Yehova, Yahudiler için söylenilmemesi gereken bir isimdir.” (Stevenson, :0)

Tanınmış ilâhiyatçı ve yazar Peter Toon, şöyle yazmıştır: “Bu isme gösterilen saygı devamlı artmıştır ve en sonunda Eski Antlaşma’nın geç dönemine gelindiğinde Yahudiler, bu ismi telâffuz etmekten kaçınmaya başlamışlardır.” (Toon, OTG, 96)

L. S. Chafer ise, bu konuda şunları belirtmiştir: “Bazı kişiler, bu ismin gerçek şekli ile telâffuz edilmesinden kaçınılmasını, sadece batıl bir davranış olarak yorumlayabilirler; ancak derinliklerine baktığımız zaman bu davranışın altında duyulan yüce bir saygının, hatalı bir tutuma dönüşmesini bulmaktayız ve sonuçlarının yarattığı tüm kafa karıştırıcı durumlara rağmen, Tanrı’nın betimlenemez karakterinin kavranması konusunda, hepimizin üzerinde derin bir etki oluşturmaya hizmet etmiştir.” (Chafer, ST, cilt 1, 264)

The Jewish Encyclopedia (ed., Isidore Singer, Funk ve Wagnalls, cilt 1, 1904) isimli ansiklopedide belirtildiği gibi, YHWH isminin tercümesinin “Rab” olarak yapılmasının köklerini Septuagint’de bulabilmekteyiz. “Rab’bin ‘özel ismi’ olan YHWH’nin, Shem ha Metorash telâffuzu hakkında orijinal bir bilgiye sahip değiliz.” Helenistik dönemin başlarından itibaren bu isim, sadece tapınak içinde telâffuz edilmeye başlanmıştır: “Sifre’den Num. vi. 27’ye, Mishnah Tamid, vii. 2 ve Sotah vii. 6’ya baktığımız zaman, sadece din görevlilerinin tapınakta yapılan kutsama esnasında bu ismi kullanmaya izinleri olduğunu görmekteyiz; bunun harici tüm durumlarda diğer unvan olan (kinnuy) ‘Adonai’ kullanılmaktaydı.”

The Jewish Encyclopedia,Yahudi tarihçilerden Philo ve Josefus’dan şu ları da açıklamasına eklemiştir:

Philo: “Dört harf, sadece kulakları ve dilleri bilgelik ile pak kılınmış kutsal adamlar tarafından dile getirilir ve işitilirdi, bu ismi başka kimse kullanamazdı, tapınak dışında anılmazdı.” (Life of Moses, iii, 41)

Josefus: “Musa, Tanrı’ya dua ederken, tapınırken ve kutsal ibadetleri yaparken, O’na ismi ile seslenebilmek için, ismini bildirsin ve telâffuzunu kendisine açıklasın diye yalvarmıştır; bunun üzerine Tanrı, o ana kadar hiçbir insan tarafından bilinmeyen ismini bildirmiştir ve bu ismi benim anmam günahtır.” (Antiq­uities. ii 12, par. 4)

İsmin Anlamı

Mısır’dan Çıkış 3:14’ün içeriği ve uzmanların bu konudaki en son çalışmaları bizlere, YHWH’nin, haya fiilinin, “olmak”anlamında bir formu olarak alındığını göstermektedir. Bu bilginin ışığında, bu isimden iki anlamın çıktığını söylemek yerinde olacaktır. İlk olarak, Mısır’dan Çıkış 3:14 ve 15’den, YHWH’nin isim olarak, Tanrı’nın işlerinin, yardımının ve halkıyla konuşması ile aralarında var olacağının mutlak bir teminatı olduğunu görmekteyiz. “BEN”, her zaman seçilmiş halkı ile beraber olacaktır. Bugün Tanrı ne ise, sonsuzluklar boyunca aynı Tanrı olacaktır. İkinci olarak, Yasa’nın Tekrarı 4:39, 1. Krallar 8:60 ve Yeşaya 45:21, 22’deki beyanatlara göre, YHWH birdir ve tek tanrıdır, tüm yaratılışın üzerindedir ve kendi yarattıklarının arasındadır; diğer tanrılar, yalnızca insan hayal gücünün ürünü ve yansımasıdır. (Toon, OTG, 97)

 

 

Mesih Kendisinden Yehova Olarak Bahsetmektedir

Scotchmer’den lar yapan W. C. Robinson: “Rab’bimiz İsa Mesih ile Eski Antlaşma’nın Tanrısının kimliği, İsa’nın Tanrılığının kesin doktrinini doğurmuştur” diye yazmıştır. (Robinson, WSYTIA, 118)

Kreyssler ve Scheffrahn şunları kaleme almışlardır:

 

YHWH’nin ya da Yehova’nın antlaşmasının Kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. Yuhanna kitabının 8. bölümünde şu ayetleri okumaktayız: “İşte bu nedenle size, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. ‘BEN’im O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.’” ayet 24; “Bu nedenle İsa şöyle dedi: ‘İnsanoğlu'nu yukarı kaldırdığınız zaman BEN’im O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba'nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız.’” ayet 28; “İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce BEN varım’ dedi.” ayet 58. İsa’nın, ‘BEN’ ifadesini kullanımı ile Mısır’dan Çıkış 3:14’deki, Tanrı’nın, Musa’ya: “BEN BEN'im”, “İsrailliler'e de ki: 'Beni size BEN BEN'im diyen gönderdi.'” derken kullandığı kullanım aynıdır. Böylece, Tanrı’nın İbranice isminin YHWH ya da BEN olduğunu görmekteyiz. (Scheffrahn, JN, 11)

 

Matta 13:14, 15’de, İsa Mesih, Kendisini Eski Antlaşma’nın “Tanrı”’sı (Adonai) olarak tanımlamıştır (Yeşaya 6:8-10). (Meldau, PDD, 15)

Clark Pinnock, Set Forth Your Case isimli kitabında şöyle yazmıştır: “O’nun öğretişlerinde, BEN ifadeleri çınlamaktadır ve bu kullanım Tanrısallığının yapısal ve içerik olarak kesin iddialarıdır. (Mısır’dan Çıkış 3:14; Yuhanna 4:26; 6:35; 8:12; 10:9; 11:25)” (Pinnock, SFYC, 60)

Yuhanna 12:41’de; Yeşaya’nın (Yeşaya 6:1’de) yüceliğini gördüğü ve hakkında konuştuğu kişinin, İsa olduğu anlatılmaktadır. William C. Robinson, bu konuda şunları söylemektedir: “Yeşaya ayrıca şöyle yazmıştır: ‘Şöyle haykırıyor bir ses: ‘Çölde RAB'bin yolunu hazırlayın, Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın.’” (Yeşaya 40:3) Mesih, ‘Bunlar kadına: ‘Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değildir’ diyorlardı. ‘Kendimiz işittik, O'nun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.’’ diyen Samiriyeliler'in iddialarını onaylamaktadır (Yuhanna 4:42). Eski Antlaşma’ya göre bu nitelik, sadece Yehova-Tanrı’ya işaret etmektedir. Hoşea 13:4: ‘Tanrın RAB benim, Benden başka tanrı tanımayacaksın, çünkü başka kurtarıcı yoktur’.” (Robinson, WSY, 117-18)

 

Alintidir

 

Yani bu isimde bir degisme söz konusu degildir. Kutsal kitaptaki YHWH Tanrinin adi yüceltme anlami cikmaktadir. Yani diger bir degisle Tanri bu isimle yüceltilmek istemistir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Simdi gelelim cevirilere;

 

Size sayin Nuriye Akman bir Röportajini bir bölümünü sizlere sunmak istiyorum. Ceviriler hakkinda ne denli dikkatli olmamiz gerektigini örneklerle göstermeye ve bilgi vermeye calismis.

 

Yepyeni bir anlayışla Kur'ân-ı Kerim çevirisi hazırladığınızı öğrendim. Sizinkinin diğerlerinden farkı ne olacak?

"1989'da yayımlanan profesörlük tezimde cumhuriyet döneminde yapılan Kur'ân-ı Kerim çevirilerindeki hatalara dikkat çekmiş ve içerdiği yanlışlar nedeniyle en kötüsünün Diyanet İşleri Başkanlığı'nınki olduğunu ortaya koymuştum. Diyanet İşleri, kendisinden beklenen çeviriyi halen topluma sunamamış da olsa, o çeviriyi yayından kaldırdı. Ancak bu araştırmam, daha çok sentaks ağırlıklı idi. Dil bilimi ve semantiği yeterince dikkate almamıştı."

 

[salih Akdemir] - Kur'ân'ın ilk emri ‘oku'değil ‘çağır'

 

O gün bugün sözcükler üzerinde mi çalışıyorsunuz?

Evet. Sözcüklerin de bir yaşantısı var. Onlar da doğar, zaman içinde yeni anlamlar kazanır, bazen de ölürler. Bir belgeyi doğru anlayabilmek için sözcüğün başından geçen bütün serüvenleri bilmek gerekir. Örneğin Türkçe'deki "üzmek" sözcüğünün asıl anlamı ‘vurmak'tır. Çoğumuz bunu bilmeyiz. Geçmiş dönemle ilgili bir metni okuyacaksak, sözcüklerin eski anlamlarını bilmek zorundayız. Kur'ân, 610-632 yıllarında Allah tarafından indirilmiş son ilahi kitaptır. Onu gereğince anlayabilmek için, Hz. Peygamberin sağlığındaki Arapçayı, Arap toplumunun düşünce yapısını çok iyi bilmek gerekir. Yoksa Kur'ân'ı anlamak asla mümkün değildir.

Yani İncil ve Tevrat'ın orijinal dilleriyle, bazı Mezopotamya uygarlıklarının lisanları bilinmeden tam olarak Kur'ân çevrilemez mi?

Çevrilemez. Bu dillerin bilinmesi Kur'ân'ın anlaşılmasına büyük katkı sağlayacaktır. Türkçe Kur'ân çevirisi yapanların bu dilleri bildiğini sanmıyorum.

Bir örnek üzerine gidelim isterseniz.

Mesela bütün Sami dillerde ‘abd' kökü, genel olarak ‘çalışma, yapma' anlamlarına gelir. Daha sonra köleler çalıştırıldığı için köleleştirme anlamını da taşır hale gelmiştir. Buna rağmen, ‘abd' kökünün Arapça sözlüklerde sadece ‘kölelik, kulluk' anlamının geçmesi son derece düşündürücüdür. Bu bağlamda Kur'ân'da ‘abd' kökünden gelen tüm sözcüklerin dikkatli bir biçimde yeniden gözden geçirilmesi, ‘Allah-insan' ilişkisinin doğru bir biçimde belirlenmesi için gereklidir.

Başka hangi kökler için eksik anlaşılma endişeleri taşıyorsunuz?

Aslında bu durum ilke olarak bütün kökler için geçerlidir. Bir örnek daha: ‘emr' kökü asıl olarak Aramice ve İbranicede ‘söylemek, anlatmak', türev olarak da ‘emretmek' demek. Ancak bu kökün Arap dili sözlüklerinde asıl anlamı bulunmamakta, onun yerine türev anlamı, asıl anlamı halinde verilmektedir. Kur'ân'ı dikkatli okuyan biri kökün ‘söylemek' anlamının da Kur'ân'da bulunduğunu görür. Bunun en açık delili; en-Nahl suresinin 40. ayetidir. Bu ayette, Yasin suresinin 82. ayetinde geçen ‘İnnemâ emruhû' ibaresi, ‘İnnema kavluna' şeklinde geçmiştir. Yani ‘emr'in bir anlamı da bizzat Kur'ân'a göre ‘kavl' yani ‘söz'dür. Buna göre, Kur'ân'da en önemli ilkelerden biri olan ‘El-emr bi'l ma'ruf ven'nehyu anil'munker' ile ilgili ayetleri, ‘iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek yerine ‘iyiliği anlatmak ve kötülüğü engellemek' olarak çevirmemiz mümkündür.

İslam'ın ilk emrini yıllarca yanlış mı bildik?

Öyle görünüyor. ‘Kre' kökü Aramice ve İbranicede asıl olarak ‘çağırmak' anlamına gelir. Sonraları ‘okumak' anlamı da kazanmıştır. ‘Oku' sözcüğü, bugün bile Türkçenin bazı ağızlarında ‘çağırmak' anlamına gelir. Asırlardır alışa geldiğimiz ‘oku' emrini ‘davet et' olarak işitmek bize biraz tuhaf gelebilir. Ama Kur'ân'ın bağlamı, bu anlamın daha uygun olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir. Önemli olan, Kur'ân'ı Hz. Peygamber'in anladığı gibi anlamaya çalışmaktır. 4

Kutsal kitap cevirileri hakkinda:

Türkçe Kutsal Kitap Çevirisinin "YENİ TÜRKÇE" isimli versiyonu Dinamik Eşdeğerli Çeviri'dir ve derin İncil kritisizmi için yapılmamıştır. Derin teolojik çalışmalar için uygun, yeterli değildir. Bu çeviri günlük okuma için kolay, akıcı, anlaşılır olma kaygısıyla "Dinamik Eşdeğerli Çeviri İlkeleri"ne göre çevrilmiştir. Motamot çeviri değildir.iki farklı dildeki iki ikincil ve farklı türdeki çevirileri karşılaştıramazsınız.

Bakalim arkadas hangi cevirileri baz almis;

RSV 1 Cor.;14-34 As in all the churches of the saints, the women should keep silence in the churches. For they are not permitted to speak, but should be subordinate, as even the law says.

KJV 1Cr 14:34 Let your women keep silence in the churches: for it is not permitted unto them to speak; but [they are commanded] to be under obedience, as also saith the law.

 

Üzerinde durduğumuz Greekçe olan ve Türkçe tercümeye nedense katılmayan bu kelime ' upotassesqwsan, hupotasso '' 'dur. Bu kelimeye RSV İngilizce çevirinin verdiği anlam'' subordinate '' KJV İngilizce çevirinin verdiği anlam ise'' obedience '' olarak karşımıza çıkmaktadır. Tekrardan bu cümleye dönelim KJV 1Cr 14:34 'de geçen ''upotassesqwsan, hupotasso '' Greekçe bu kelimeye İngilizce verilen'' subordinate ve 'obedience ''RSV 1 Cor.;14-34 As in all the churches of the saints, the women should keep silence in the churches. For they are not permitted to speak, but should be subordinate, as even the law says. 1Cr 14:34

σιγω sigaōμν hymōnγυν gynēσιγω sigaōν enκκλησα ekklēsiaγρ garπιτρπω epitrepōο ouπιτρπω epitrepōατς autosλαλω laleōλλ allaποτσσω hypotassōκαθς kathōsκα kaiλγω legōνμος nomos

 

ve şimdi sizin bahsettiğiniz fakat ortaya koymadığınız çevirileride ekleyelim,

ESV 1Cr 14:34 the women should keep silent in the churches. For they are not permitted to speak, but should be in submission, as the Law also says.

DBY 1Cr 14:34 Let [your] women be silent in the assemblies, for it is not permitted to them to speak; but to be in subjection, as the law also says.

ASV) of the Holy Bible was first published in 190114:34 let the women keep silence in the churches: for it is not permitted unto them to speak; but let them be in subjection, as also saith the law

 

 

 

 

 

  • İncil çevirisinde 2. kaynakları yani İngilizce çevirileri ölçüt almaya calismis
  • İki ikincil çeviriyi, üstelik farklı çeviri türlerine ait olan çeviriyi birbirileri ile kıyaslamaya çalışmis
  • Üsteki ceviriler ingilizce cevirileri ölcüt olarak cevrilmeye calisilmistir.

Simdide bu *fx* olarak boş bırakılan yerin ne olduğunu anlamaya çalışalım. Şimdi siz bu '' subordinate ve obedience '' kelimelerine verilen anlamı yaptıkları Türkçe çeviride görebiliyormusunuz ben göremiyorum. Bizce olması gereken çeviri hemen İngilizcesinin altındadır. Bunun İngilizcesinin tercümesi sizce nasıl yapmalıydık. Lütfen araştırın Hıristiyan kardeşlerim İngilizce örneklerine birde Türkçe çevirilere bakınız neden böylesi bir tercümeye gidildiğinede sanırım bir cevap bulursunuz.

 

Bir cok cevirilerde; *fx* Kullanma amaci bir önceki sözcügü dipnot seklinde aciklamaktir yani bazi el yazmalarda anlamini belirtmek icin kullanilmaktadir.

1.Ko.14: 34 Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın.*fx*Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar.

RSV 1 Cor.;14-34 As in all the churches of the saints, the women should keep silence in the churches. For they are not permitted to speak, but should be subordinate, as even the law says.

 

1 Corinthians;14-34 ...Konuşmalarına müsade verilmemiştir, fakat emir altına alınmalılar, kanunda öyle söylüyor.

 

 

Simdi bu ayetleri verelim:

 

2: 1 Kardeşler, Tanrı'yla ilgili bildiriyi*fx* duyurmak için size geldiğimde, söz ustalığıyla ya da üstün bilgelikle gelmedim.

6: 1 Sizden birinin öbürüne karşı bir davası varsa kutsallar önünde değil de, imansızlar önünde yargılanmaya cesaret eder mi?

6: 4 Bu yaşamla ilgili davalarınız olduğunda, inanlılar topluluğunda* en önemsiz sayılanları mı yargıç atıyorsunuz?

 

6: 9-10 Günahkârların*fx*, Tanrı Egemenliği'ni miras almayacağını bilmiyor musunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar Tanrı'nın Egemenliği'ni miras alacaktır, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular.

11: 4 Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçükdüşürür.

11: 5 Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur.

12: 7 Herkesin ortak yararı için herkese Ruh'u belli eden bir yetenek veriliyor*fx*.

13: 3 Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz.

14: 33 Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı'dır. Kutsalların bütün topluluklarında böyledir.

14: 34 Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal olsunlar.

15: 37 Ekerken, oluşacak bitkinin*fx* kendisini değil, yalnızca tohumunu –buğday ya da başka bir bitkinin tohumunu ekersin.

15: 47 İlk insan yerden, yani topraktandır. İkinci insan göktendir.

15: 45 Nitekim şöyle yazılmıştır: «İlk insan Adem yaşayan can oldu.» Son Adem'se yaşam veren ruh oldu.

15: 48 Topraktan olan insan nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel insan nasılsa, göksel olanlar da öyledir.

16: 22 Rab'bi sevmeyene lanet olsun. Maranata!

- Asagida mavi renkli yerlerin bazi grekce el yazmalarinda türkce cevirileri verilmek icin fx yada harf yada her hangi bir isaret belirtmistir. Yani amac ilgili sözcügü tanimlamaktir. Yani üste verilen grekce iki sözcügün ingilizce cevirisi ile türkceye cevirisi ile karsilastirdigimizda hataya düseriz. Sadece o iki bölümde fx gecmemektedir. O sözcüklerin asagidaki baska türkce cevirileri.

 

Bunlar DİPNOTLAR ile aciklanmak istenmesidir.

 

 

2:1 «Bildiriyi»: Bazı Grekçe elyazmalarında, «Sırrı» diye geçer.

6:1 «İmansızlar»: Grekçe «Doğru olmayanlar».

6:4 «Sayılanları mı yargıç atıyorsunuz?» ya da «Sayılanları yargıç atayın.»

6:9-10 «Günahkârların»: Grekçe «Doğru olmayanların».

7:36-38 ayetleri şu anlama da gelebilir: 36 Bir kimse kızına haksız

davrandığını düşünüyorsa, kızın yaşı geçiyor ve evlenmesi gerekiyorsa, o kimse

istediğini yapsın, günah işlemiş olmaz; nişanlılar evlensinler.

37 Ama zorunluluk altında bulunmayan, yüreği kararlı, istediğini yapabilecek durumdaki kişi, kızını evlendirmemeye yüreğinde karar verirse, iyi eder.

38 Kısacası, kızını evlendiren iyi eder, evlendirmeyense daha iyi eder.

11:4 «Başına bir şey takıp»: Grekçe deyim «Uzun saçla» anlamına da gelebilir.

11:5 «Başı açık»: Grekçe deyim «Başını örtmeden» ya da «Saçını toplamadan»

anlamına da gelebilir. Benzeri bir deyim 6,7 ve 13. ayetlerde de geçer.

12:7 «Herkesin ortak yararı için herkese Ruh'u belli eden bir yetenek veriliyor»

ya da «Herkesin ortak yararı için Ruh herkese kendini belli ediyor».

13:3 «Yakılmak üzere»: Bazı Grekçe elyazmalarında, «Övünmek için» diye geçer.

14:33-34 «Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı'dır. Kutsalların bütün

topluluklarında böyledir. Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın» ya da «Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısı'dır. Kadınlar, kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın».

15:37 «Bitki»: Grekçe «Beden».

15:45 «Son Adem»: İsa Mesih.

15:47 «İkinci insan»: İsa Mesih.

15:48 «Göksel insan»: İsa Mesih.

16:22 «Maranata»: «Efendimiz, gel!» anlamına gelen Aramice* bir söz. İsa Mesih'in

tekrar gelişi için edilen dualarda kullanılır.

 

Forumda yasakli olan Kul hazretleri Kullanicisina cevaptir:

 

HATALARINIZ:

1- Sanırım öğrenme amaçlı değil isbat amaçlı buradasınız,

- Kesinlikle sunu söylemek gerekirse ben ögrenme yada isbat amacli burdayim demedim. Sadece insanlarin hristiyanlik hakkinda kafasina takildi soru ve düsüncelerine cevap vermek icindir. Yani burdaki amacim tahrif iddaalrina cevap vermek degildir. Yani isbat etmek gibi bir sey asla söylemedim. Cevaplarimda ise iddaalara bak cevap veremediler denmemesi ve aradiklari zaman azda olsa bilgi sahibi olmak icindir. Bir cok forum sitesi böyle bir sansa sahip degildir. Tek tarafli iddaalarla bas basa kaliyorlar. Yani sizin kendi sitenizde yapmis oldugunuz gibi. Yani bu konuda özgürsünüz istediginiz formda burasi olmasa dahi istediginiz sekilde at kosturabilirsiniz.

2- Size göre buradaki tartışma herne olursa olsun kazanma amacındasınız, kısaca gerçek nedir sizin için önemli değil,

 

- Eger gercek sizin icin önemli ise iddaalar yapip karsilastirmalar yapip bunlari öne sürmezdiniZ Yani söylediginiz kazanma amaci size aittir. Öncelikle inancsiz bir durumdan arastirip islamiyeti dogru bulmaniz bana klasik insan sözlerini hatirlatiyorlar. Ben bunu inan cok duydum.

3- Cevap verme amaçlı boş boş birşeyler yazmaktasınız,

 

- Tatmin olma ve kendi yazilarini üstün cikarma niyetinde olan bir insanin cabalarina verecegim aslinda pek tatminkar bir cevap bulunamaz. Zaten burda kimseyi tatmin etme gibi bir durum söz konusu olmaz. Müslüman bir arkadasin bir ateist formda tartismasi gibi.

4- Dininizi araştırmadan VE BİZİMDE ARAŞTIRACAĞIMIZI DÜŞÜNMEDEN BURAYA GELİP AHKAM KESMEKTESİNİZ,

 

- Öncelikle inancimi arastirmanizi sizden cok ben isterim iftira atmak arastirmak degildir. İddalar sonmakta arastirmak degildir.

 

Cevaplarınızda referanslarınızı belirtirseniz bizi yormamış olursunuz.

 

- Siz yorulmayin ki kendi sitenize referans olarak hazir olarak bulmaniz icindir. Zaten ben bir bilgi eklemistim ayni seyi sitenize eklemissiniz. Bu nasil bir arastirma ise.

 

 

sağlıcakla, ve lütfen baştan Kurandan eklediğim ayetlere misyonerlikmi yapıyorsunuz diye karşı gelmiştiniz, şimdi lütfen Kuranı tartışmalarınıza kaatmayın cidden acizliğinizi göstermekte,

neymiş makalenin ve buradaki ssorunun kaynağı GREKCEDEKİ ''ποτσσω hypotassō '' kelimesine VERİLEN ANLAM NEDEN TÜRKÇE ÇEVİRİYE EKLENMEMİŞ SİZİNDE VERDİĞİNİZ REFERANS ÖRNEKLERİNE GÖRE BİLE BU KELİME VERDİĞİNİZ ÖRNEKLERE KATILMIŞ, BUNU CEVAPLAMANIZ GEREKMEKTE, VE İYİ OKUYUN LÜTFEN

- Bir arastirmacinin güya öyle; sacma sapan sözleri. Bir arastirma yapilirken muhakkaki her türlü material kullanilabilir bazen. Cünkü sizde var bizde yok böyle bir sey denmemesi icin. KUTSAL KİTAP ÇEVİRİ TÜRLERİ Hakkinda forma bir yazi ekledim. Fakat okuma aliskanligi olmayan bir arastirmaci ile karsi karsiyayiz.Kopyaladığınız yazıdaki İngilizce çeviri RSV' veya KJV dir.

 

Tamamıyla Eşdeğer Sözcükler Kullanma

 

Büyük çapta harfi harfine ve İngilizce’nin izin verdiği yerlerde İbranice ve Yunanca’ya çok yakın bir biçimde çevrilen, buna karşın iyi bir stil ve deyimlerin gerektirdiği yerde daha serbest bir çeviriye izin veren çeviriler; KJV, Revised Standart Version, New American Standart Bible ve New King James Version’u (NKJV) içerirler. Ne yazık ki, RSV Yeni Antlaşma konusunda genelde güvenilir olduğu halde, Mesih’le ilgili birçok peygamberlikleri zayıflatan bir şekilde Eski Antlaşma’ya bağlıdır. Bu tehlikeli eğilim, günümüzde daha önce sağlam olan bilginlerde de gözükmektedir.

Türkçe'de bu türde olan çeviri:

 

Thomas Cosmades'in çevirileri orjinaline daha yakındır, Çeviri Türleri bakımından Türkçe'de 2. türe en yakın olan çeviri bu çeviridir.

 

Thomas Cosmades'in çevirisi olan bu İncil'in yeşil, bordo, lacivert renkli kapları vardır. Yaprakları ince ve sarı ve beyaz olmak üzere 2 farklı renkli versiyonları mevcuttur

 

Dinamik Eşdeğerli Sözcükler Kullanma

 

Bu tür çeviri, tamamıyla eşdeğerli sözcükler kullanma konusunda daha serbesttir ve bazen çevirmektense başka kelimelerle açıklamaya başvurur. Bu, okura ne yapıldığı bildirilirse geçerli bir teknik olabilir. The Moffatt Translation, New English Bible, New International Verison ve Jerusalem Bible hep bu kategoriye girerler. Yuhanna ve Pavlus düşüncelerinin bütününü günümüzde İngilizce yazıyor olsalardı, kullanabilecekleri yapıya koymak için bir çaba gösterirlerdi. Muhafazakar bir biçimde yapıldığında bu metodoloji yararlı bir araç olabilir.

 

Günlük okumalar için yukarıda resmi bulunan, kırmızı renkli çeviri daha iyidir ancak teolojik veya derin çalışmalar, derin düşünme zamanları, tartışmalar için Thomas Cosmades'in eski çevirisi daha iyidir.

 

Ceviri farkliliklarina örnek olarak:

Bu çevirilere örnek olarak Süleyman Ateş, Elmalılı Hamdi Yazır, Yaşar Nuri Öztürk ve Diyanet çevirileri gösterilebilir. Kutsal Kitabın aslı İngilizce değil ki İngilizceden çevrilsin,Eski Ahitin aslı İbranice ve Aramice Yeni ahitin(İncilin) aslı Grekçe.Diğer dillere hep bu dillerden çevrilmişlerdir. Bunu unutmayin;Kur’ân-ı Kerîm İncîl’in ancak yüzde 0.01 bilgisini vermektedir.Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz. Çünkü bunlarda sonsuz

yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de

bu yazılardır!” (Yuhanna 5:39)

İslâm çerçevesi içinde günümüze kadar Zebûr’dan hiçbir şey intikal etmemiştir. Onun için Zebûr hakkında çok şey bilmiyoruz.”6

1- A.g.e., s. 27.

2- Jeffery, Kuran'ın Yabancı Kelimeleri, s. 66.

3- EVET, KUTSAL KİTAP TANRI SÖZÜ'DÜR!(Deedat'la Yüksel'in Kitabının 1. Bölümüne Cevap - John Gilchrist)6. Kutsal Kitap'ta "Allah" Var Mı? [s. 33]

4- Nuriye Akman http://www.nuriyeakman.net/kuran-ilk-emri-oku-degil-cagir

5- http://www.hristiyan.gen.tr/isa-mesih.php

6- Aydın, İslâm Dîni İlmihali, s. 115.

7- http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0sa#cite_note-8

 

Konu bilgi amaclidir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

putlarla Tanrı'nın herhangi bir sıfatını sembolleştirmek istemişler ve sanatkârane putlar yapmışlardır. Hatta bildiğiniz gibi Hıristiyanlar da haç'a hürmet ederler. Bu haç onlar için, Tanrı'nın bir sıfatını temsil etmektedir. Diğer dinlerde, mesela Brahmanizm'de dört elli bir put varsa bu demektir ki, Tanrı insanlardan daha kuvvetlidir. Hristiyanlarda bunun aksine, Tanrı insanlara karşı olan merhametini günahkar insanlara göstermek için öz oğlu olan Hz. İsa’yı kurban etmiştir. Hristiyan inancına göre Hz. İsa haç'ın üzerinde öldüğü için bu haç, Tanrı'nın merhamet sıfatını temsil eder. Bunların aksine Hz.Adem'le başlayan İslam dini, bir put değil, fakat Allah'ın evini seçmiştir.”

 

Yukarıdaki alıntı da yazar kendince İslam’ın diğer dinlerden farkını yazmış ama bunun içinde oluşturduğu çelişkiyi görmezden gelmiştir. Tüm dinleri putperestlikle suçlayan yazar, kimin tarafından yapıldığı bile tam olarak bilinmeyen, tarih boyunca birçok kez sel veya çıkan yangınlardan ötürü tekrar inşa edilmek zorunda kalınan kerameti kendinden menkul bir taşa “Allah’ın evi” demek cüretini göstermiştir. Bu taş bazı Sünnilere göre Allah’ın “şanını” simgeler, bazılarına göre ise Allah’ın sembolik olarak kendisidir. Bu, pratik olarak tanrılarını cisimleştirmek için kendilerine putlar yapan ve bunlara tapan özellikle eski çağlarda yaygın olarak görülen putperestlerin tanrılarını somutlaştırma çabası gibidir. Kuran görünmeyene iman etmeyi (2:3) ve her türlü “tapınma” ritüeli yerine insanların Yaratan’a kulluk etmesini emreder.

 

Eğer Mekke'ye bir gün yolunuz düşerse bu "siyah küpün" odak noktasının güneydoğuda yer alan ve kış güneşinin doğduğu yere bakan Siyah Taş olduğunu göreceksiniz. Bu ayar tesadüfi değildir. Putperestlerin tanrısı Allat bir bereket tanrısıydı ve genelde bereket / verimlilik tanrıları Güneş'le simgelenirdi. Bu örnekte kış güneşinin doğduğu nokta Güneş'in yeniden doğuşunu simgeler.

 

Daha yakından bakarsanız, Siyah taşı çevreleyen alanın açılmış bir vulva ve bu taşın da vulvadan çıkan taç takmış bir bebek başı şeklinde olduğunu göreceksiniz.

 

 

 

Bu yeni doğan bebeğin başına biraz daha yaklaşın, bunu öpen insanlar göreceksiniz. Neden diye soracak olursanız başı öptüğünüzde günahlarınızdan arınıp YENİDEN DOĞMUŞ gibi olacağınızı söyleyecektir. Biraz daha etrafta dolaşın ve insanların bu küpü 7 kere tavaf ettiğini göreceksiniz. Bunların hiçbiri KURAN'da yoktur ve hepsi putperest Arap geleneklerinin bir kalıntısıdır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...