Jump to content

Paganizm ve Hristiyanlık


sevban

Önerilen Mesajlar

Hristiyanlığın aslında Yunan bir pagan dini olduğu günümüzde aralarında hristiyanlığı bırakmış sayısız rahip(Dan Barker gibi) ve eski hristiyan yazarlar tarafından dile getirilmektedir.(örnek olarak Tom Harpur, Timothy Freke,Arthur Weighall gibi)

Hristiyanlık, aslında yahudiliğin hellenileştirilip(hellenizm), Pagan/putperest dinine dönüştürülmüş halidir.

 

İncil’in içinde pek çok pagan öğesi bulunmaktadır.İsa’dan önce de ölen ve dirilen pagan Tanrıları vardı.Greko Romen etkisinde büyümüş hristiyanlık da bu Greko Romen pagan dinlerinin devamı niteliğindedir.(Greko Romen pagan inançları hristiyanlığı öyle etkilemiştir ki İncil bile İsa’nın konuştuğu dil olan Aramice ile değil, grekçe yani Yunanca ile yazılmıştır)

 

İsa’nın “Tanrı oğlu” yahut “Tanrı’nın özünden Tanrı”…vs olması,İsa’nın kanıyla günahlardan/suçlardan arınma fikri(İbraniler 13:12,Rom 3:25-26..vs) ,İsa’nın ölüp dirilmesi ve şeytana karşı “zafer”kazanması ve daha pek çok öğe, Hellenistik dönemde oluşmuş Greko Romen Pagan dinlerinin ayrıca bunlara bağlı mistik gizem kültlerinin etkileri sonucudur.

Hristiyanlığı direkt olarak etkileyen pagan Yunan tanrılarından biri Dionysos idi,Dionysos Greklerde “şarap Tanrısı” idi.Bu gizem kültünün MÖ 300-200 yıllarında oluşup çok hızlı bir şekilde yayıldığı söylenmektedir.Dionysos Roma’da Bakkhus ile özdeşleştirilmişti.

 

Dionysos da 25 Aralıkta doğmuştur, geleneğe göre İsa’da 25 Aralıkta doğmuştur.

 

İncil’deki bölümlerin hepsi Grek pagan dinleri etkisinde Grekçe yazılmış metinlerdir.Ama bütün incillerin arasından Grek pagan etkilerinin, gizem kültleri etkilerinin en çok görüldüğü İncil “Yuhanna incili”dir.Pavlus’un mektupları da aynı şekilde Grek pagan inançlarından büyük oranda etkilenmiştir.Bu incili paganlıktan dönmüş kişilerin yazdığı sanılmaktadır(olasılıkla Efesliler)

Yuhanna incilinde paganizmden kaynaklanan pek çok “mistik” ve “gizem” anlatımları bulunmaktadır.

Örneğin incildeki şu gizemli ve mistik anlatım:

‘’Yu 6:53 İsa onlara şöyle dedi: «Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz.

Yu 6:54 Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim.

Yu 6:55 Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir.

Yu 6:56 Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda.'’

(benzeri anlatımlar Pavlus’un mektuplarında da bulunur)

Bu oldukça “tuhaf” sayılabilecek ayetlerin yahudi kaynaklı olmadığı bilim adamlarınca belirtilmiştir.

 

Greklerin pagan Dionysos ve Attis kültüdür.Bu ayin bir pagan ayiniydi,Dionysosçular da sembolik olarak (hatta bazen bir hayvanı kurban ederek onun etini sembolleştirip) Dionysos’un etini yiyip kanını içiyorlardı.Bu sembolik ayin ile Dinysos’un ruhuyla birleştiklerine,ölümsüz olduklarına, arınıp yeniden doğduklarına..vs inanıyorlardı.(Prof.Barry Powell’in belirttiği gibi bugün kiliselerin hepsinde gizem kültlerine ait bu eski pagan ayini yapılmaktadır;özellikle katolik ve ortodoks kiliselerinde ekmek bölünür,İsa’nın eti ya da bedeni denilerek yenir. Kırmızı şarabın, gerçekten İsa’nın kanına dönüştüğüne inanılır “İsa’nın kanı” diyerek içilir.)

Yuhanna incilinin yazarı (yahut yazarları) da Paganların bu ayinini, İsa’ya uyarlamışlardır.

Ayrıca sadece Yuhanna incilinde bulunan (çünkü yuhanna incili Pavlus’un mektuplarıyla beraber Paganizmden en fazla etkilenmiş yazıdır) ilginç başka bir hikaye daha vardır:

‘’Yu 2:7 İsa hizmet edenlere, «Küpleri suyla doldurun» dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular.

Yu 2:8 Sonra hizmet edenlere, «Şimdi bundan alın, şölen başkanına götürün» dedi. Onlar da götürdüler.

Yu 2:9-10 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı.'’

“Suyu şaraba dönüştürme”.İlginç bir mucizedir.

Bu ayetin kökeni de şarap Tanrısı Dionysos’tan gelmektedir.

Dionysos da aynı İsa gibi suyu şaraba dönüştürmüştü…Ve bu mucize Dionysos inanlılarınca sürekli dile getiriliyordu.Yuhanna incili yazarları bu mucizeyi kendi tanrıları olan İsa’ya uyarladılar.

İsa’nın üçüncü gün ölümden dirilmesi anlatımında da;

Bu fikrin kaynağı da pagan Dionysos kültüdür.

Dionysos’un dirilmesi ile ilgili farklı anlatımlar vardır;çoğunda Dionysos ölür gömülür ve sonra ölümden dirilir.Hatta Dionysos’un ölümden dirilmesi bu pagan dininin taraftarlarınca her yıl kutlanıyordu.

İncil yazarları da bu “ölüp dirilme” hikayesini Dionysos’tan alıp İsa’ya uyarladılar.

 

Ayrıca Grek pagan dinlerinde Mö400 yılından itibaren “pharmakos” kavramı önem kazandı.Phamakos “günah keçisi” anlamına gelir.

Dionysos’da kutsal “pharmakos” idi.Yani aynı İsa gibi kaderinde acı çekmek ve “insanların iyiliği için” insanların menfaati için ÖLMEK vardı,ölmesi gerekiyordu.İnsanların günahlarını kanıyla affettiriyordu.

İncilin yazarları da aynı teolojiyi İsa’ya uyarladılar,böylece İsa’nın da ölmesi günahları bağışlatmak için kurban olması gerekiyodu.Yani pagan dininden alıp hristiyanlığa koydular.(ilk önce Pavlus bu pagan fikrini hristiyanlığa geçirdi)

Hristiyanlığın ikinci kaynağı ise Mitracılık idi.Bu da Dionysos kültü gibi bir gizem kültü idi,pek çok bilim adamı ve yazar Mitraizmin hristiyanlığı doğrudan etkilediğini söylemektedir.

Bazı hikayelerde bazı ayrıntı farklılıları olsa da Roma Mitrasının da Hristiyan İsası ile benzeşen pek çok yönü vardır.

 

Mitracılığın Roma versiyonunda (İran değil sadece Roma Mitra versiyonlarında Mitra ölür ve dirilir) Mitra ölüp dirilmiştir,kendini insanlık uğruna “feda” etmiştir.Dirilişi pagan taraftarları tarafından kutlanmıştır.

Ayrıca genel olarak pagan dini inanırlarının önderlerinin giyim tarzları da bugünkü katolik ve ortodokslarınkine benziyordu, çok şaşalıydı.Tapınaklarının süslemeleri de bugünkü katolik ve ortodokslarınki gibi çok süslü ve görkemli idi.Haç ve “balık” sembollerinin zaten pagan kökenli oldukları biliniyor.

 

Çeşitli hristiyan sanatları resimleri de direkt Mitracılık ve Dionysos sanatlarından ayrıca çeşitli pagan Yunan dini sanatlarından gelir.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Hristiyanlığın aslında Yunan bir pagan dini olduğu günümüzde aralarında hristiyanlığı bırakmış sayısız rahip(Dan Barker gibi) ve eski hristiyan yazarlar tarafından dile getirilmektedir.(örnek olarak Tom Harpur, Timothy Freke,Arthur Weighall gibi)

Hristiyanlık, aslında yahudiliğin hellenileştirilip(hellenizm), Pagan/putperest dinine dönüştürülmüş halidir.

 

İncil’in içinde pek çok pagan öğesi bulunmaktadır.İsa’dan önce de ölen ve dirilen pagan Tanrıları vardı.Greko Romen etkisinde büyümüş hristiyanlık da bu Greko Romen pagan dinlerinin devamı niteliğindedir.(Greko Romen pagan inançları hristiyanlığı öyle etkilemiştir ki İncil bile İsa’nın konuştuğu dil olan Aramice ile değil, grekçe yani Yunanca ile yazılmıştır)

 

İsa’nın “Tanrı oğlu” yahut “Tanrı’nın özünden Tanrı”…vs olması,İsa’nın kanıyla günahlardan/suçlardan arınma fikri(İbraniler 13:12,Rom 3:25-26..vs) ,İsa’nın ölüp dirilmesi ve şeytana karşı “zafer”kazanması ve daha pek çok öğe, Hellenistik dönemde oluşmuş Greko Romen Pagan dinlerinin ayrıca bunlara bağlı mistik gizem kültlerinin etkileri sonucudur.

 

Hristiyanlığı direkt olarak etkileyen pagan Yunan tanrılarından biri Dionysos idi,Dionysos Greklerde “şarap Tanrısı” idi.Bu gizem kültünün MÖ 300-200 yıllarında oluşup çok hızlı bir şekilde yayıldığı söylenmektedir.Dionysos Roma’da Bakkhus ile özdeşleştirilmişti.

 

Dionysos da 25 Aralıkta doğmuştur, geleneğe göre İsa’da 25 Aralıkta doğmuştur.

 

İncil’deki bölümlerin hepsi Grek pagan dinleri etkisinde Grekçe yazılmış metinlerdir.Ama bütün incillerin arasından Grek pagan etkilerinin, gizem kültleri etkilerinin en çok görüldüğü İncil “Yuhanna incili”dir.Pavlus’un mektupları da aynı şekilde Grek pagan inançlarından büyük oranda etkilenmiştir.Bu incili paganlıktan dönmüş kişilerin yazdığı sanılmaktadır(olasılıkla Efesliler)

 

Yuhanna incilinde paganizmden kaynaklanan pek çok “mistik” ve “gizem” anlatımları bulunmaktadır.

 

Örneğin incildeki şu gizemli ve mistik anlatım:

 

‘’Yu 6:53 İsa onlara şöyle dedi: «Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz.

Yu 6:54 Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim.

 

Yu 6:55 Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir.

Yu 6:56 Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda.'’

 

(benzeri anlatımlar Pavlus’un mektuplarında da bulunur)

Bu oldukça “tuhaf” sayılabilecek ayetlerin yahudi kaynaklı olmadığı bilim adamlarınca belirtilmiştir.

 

Greklerin pagan Dionysos ve Attis kültüdür.Bu ayin bir pagan ayiniydi,Dionysosçular da sembolik olarak (hatta bazen bir hayvanı kurban ederek onun etini sembolleştirip) Dionysos’un etini yiyip kanını içiyorlardı.Bu sembolik ayin ile Dinysos’un ruhuyla birleştiklerine,ölümsüz olduklarına, arınıp yeniden doğduklarına..vs inanıyorlardı.(Prof.Barry Powell’in belirttiği gibi bugün kiliselerin hepsinde gizem kültlerine ait bu eski pagan ayini yapılmaktadır;özellikle katolik ve ortodoks kiliselerinde ekmek bölünür,İsa’nın eti ya da bedeni denilerek yenir. Kırmızı şarabın, gerçekten İsa’nın kanına dönüştüğüne inanılır “İsa’nın kanı” diyerek içilir.)

Yuhanna incilinin yazarı (yahut yazarları) da Paganların bu ayinini, İsa’ya uyarlamışlardır.

 

Ayrıca sadece Yuhanna incilinde bulunan (çünkü yuhanna incili Pavlus’un mektuplarıyla beraber Paganizmden en fazla etkilenmiş yazıdır) ilginç başka bir hikaye daha vardır:

 

‘’Yu 2:7 İsa hizmet edenlere, «Küpleri suyla doldurun» dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular.

Yu 2:8 Sonra hizmet edenlere, «Şimdi bundan alın, şölen başkanına götürün» dedi. Onlar da götürdüler.

Yu 2:9-10 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı.'’

“Suyu şaraba dönüştürme”.İlginç bir mucizedir.

Bu ayetin kökeni de şarap Tanrısı Dionysos’tan gelmektedir.

Dionysos da aynı İsa gibi suyu şaraba dönüştürmüştü…Ve bu mucize Dionysos inanlılarınca sürekli dile getiriliyordu.Yuhanna incili yazarları bu mucizeyi kendi tanrıları olan İsa’ya uyarladılar.

İsa’nın üçüncü gün ölümden dirilmesi anlatımında da;

Bu fikrin kaynağı da pagan Dionysos kültüdür.

 

Dionysos’un dirilmesi ile ilgili farklı anlatımlar vardır;çoğunda Dionysos ölür gömülür ve sonra ölümden dirilir.Hatta Dionysos’un ölümden dirilmesi bu pagan dininin taraftarlarınca her yıl kutlanıyordu.

İncil yazarları da bu “ölüp dirilme” hikayesini Dionysos’tan alıp İsa’ya uyarladılar.

 

Ayrıca Grek pagan dinlerinde Mö400 yılından itibaren “pharmakos” kavramı önem kazandı.Phamakos “günah keçisi” anlamına gelir.

Dionysos’da kutsal “pharmakos” idi.Yani aynı İsa gibi kaderinde acı çekmek ve “insanların iyiliği için” insanların menfaati için ÖLMEK vardı,ölmesi gerekiyordu.İnsanların günahlarını kanıyla affettiriyordu.

İncilin yazarları da aynı teolojiyi İsa’ya uyarladılar,böylece İsa’nın da ölmesi günahları bağışlatmak için kurban olması gerekiyodu.Yani pagan dininden alıp hristiyanlığa koydular.(ilk önce Pavlus bu pagan fikrini hristiyanlığa geçirdi)

 

Hristiyanlığın ikinci kaynağı ise Mitracılık idi.Bu da Dionysos kültü gibi bir gizem kültü idi,pek çok bilim adamı ve yazar Mitraizmin hristiyanlığı doğrudan etkilediğini söylemektedir.

 

Bazı hikayelerde bazı ayrıntı farklılıları olsa da Roma Mitrasının da Hristiyan İsası ile benzeşen pek çok yönü vardır.

 

Mitracılığın Roma versiyonunda (İran değil sadece Roma Mitra versiyonlarında Mitra ölür ve dirilir) Mitra ölüp dirilmiştir,kendini insanlık uğruna “feda” etmiştir.Dirilişi pagan taraftarları tarafından kutlanmıştır.

Ayrıca genel olarak pagan dini inanırlarının önderlerinin giyim tarzları da bugünkü katolik ve ortodokslarınkine benziyordu, çok şaşalıydı.Tapınaklarının süslemeleri de bugünkü katolik ve ortodokslarınki gibi çok süslü ve görkemli idi.Haç ve “balık” sembollerinin zaten pagan kökenli oldukları biliniyor.

 

Çeşitli hristiyan sanatları resimleri de direkt Mitracılık ve Dionysos sanatlarından ayrıca çeşitli pagan Yunan dini sanatlarından gelir.

 

 

alıntı

 

Hristiyanlik yayildigi zaman farkli görüsler yayilmasin diye felsefik tüm kitapalar yok edilmis ve yasaklanmistir. Sen önce git kendi kitabini arastir. O atesit formdan alinti yaptin digerleri gibi. Ama orda islami konular daha cok agirlikta gözlerinde onlari görmedi mi.

 

esenlikler

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
olmadı bu cevap size yakışmadı gerçekten çok cahikane bir yaklaşım ile yaklaştınız ,bu kadar basit bir yorum beklemezdim sizden neden bu kadar kızdınız bakın islam ve yahudilikle alakalı bir kon açıldı biz bu şekilde yaklaştıkmı teessğf ederim size

 

 

vesselam

 

Ben size soru sordum cevap bile vermediniz. sürekli tahrifle ilgili yazilar yazdiniz bir sey demedik. Simdi bunu söyledim hosuna gitmedi. Hani derler ya Kendinize nasil davranilmasini istiyorsaniz sizde öyle yapin. Ben simdiye kadar üsenmedim cevap verdim ama Sen sürekli tahrif de sonra ben ne dedim de. Bu arada kizgin oldugumu nerden cikardiniz. Tepkim bu sekilde oldu sadece.

 

esenlikler

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Ben size soru sordum cevap bile vermediniz. sürekli tahrifle ilgili yazilar yazdiniz bir sey demedik. Simdi bunu söyledim hosuna gitmedi. Hani derler ya Kendinize nasil davranilmasini istiyorsaniz sizde öyle yapin. Ben simdiye kadar üsenmedim cevap verdim ama Sen sürekli tahrif de sonra ben ne dedim de.

 

esenlikler

 

Sorunuz neydi unuttum ben kusura bakmayın ,buna bu şekilde tepki vermek gerekmezdi buyurun sorun

 

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Pagan uygulamaları sadece tarihsel olarak daha eski diye, İncil'deki benzer noktalarla karşılaştırıldığında "İncil, İsa, bunları Paganlardan almıştır" denilmektedir. Bu ilk saptamamdır. Bu bir ispat değil, iddiadır. Birazda oyundur.

bunların ispat etmesi gereken taraf yazının sahibidir, bunların olmadığını ispat etmesi gereken Hristiyanlar değildir. (Yani “Onus probandi = iddiayı ispat etme yükümlülüğü" onlara aittir.)

Mitra konusunda da, ortaya bir iddia atılmış ancak ne tarihsel, bilimsel bir belge, ne o yazıtın ismi ne de bu sözün kime, nerede, ne zaman söylendiği belirtilmiştir. Bunlar ortaya konmadan neyi cevaplayabiliriz ki? (Yani “Onus probandi = iddiayı ispat etme yükümlülüğü" onlara aittir.)

* Öncelikle bu gerçek mi bunu irdelemek gerekir.

* Daha sonra hristiyanlık bunu almış mı buna bakmak gerekir, daha sonra aynı şeyin hristiyanlıkta bulunup, bulunmamasının hristiyanlığın etkilenip etkilenmediğini ne derece ispat edeceği düşünülmelidir.

* Daha sonrasında eğer yazıda anlatıldığı gibi hristiyanlık eski Paganlardan alıntı yapmışsa bunu Ferisi din bilginlerinin neden İsa'ya ve havarilere karşı bir koz / delil olarak kullanmadığı sorgulanmalıdır.

* Veyahutta zaten varolan şeyleri öğreten bir İsa'yı Paganların neden izlemediği veya desteklemediği sorgulanmalıdır.

Dionisos'un bedenini simgeleyen kurban eti ve şarap ayini konusunda da; hristiyanlıkta tek bir kurban vardır, O, da İsa Mesih'tir. Rabbin Sofrası ayininde tekrar tekrar bir kurban olma durumu yoktur. Bu öğreti "tamamiyle" hristiyan doktrinine zıttır. Ancak ve ancak Yahudi ayinine benzeyebilir, kurban edilen hayvanlar Yahudi inancında vardır. Ama zaten Yahudi inancı, Pagan inancından çok eskidir. Yani eğer bir alıntı, etkilenme varsa, Hristiyanlık Paganlıktan değil, Paganlık Yahudilikten alıntı yapmıştır.

İbranilerdeki şu ayetler söylediğim şeyi açıklar:

Alıntı:

"İbraniler 10. bölüm;

10 Tanrı'nın bu isteği uyarınca, İsa Mesih'in bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.

11 Her kâhin* her gün ayakta durup görevini yapar ve günahları asla ortadan kaldıramayan aynı kurbanları tekrar tekrar sunar.

12 Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı'nın sağında oturdu.

13 O zamandan beri düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor.

14 Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir."

Ayrıca Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "Dionisos'un ruhuyla birleşme, ölümsüz olma"den bahsedilmektedir. Oysaki hristiyan inancında böyle bir şey hem yoktur, hemde bu öğreti hristiyan inancına tamamen terstir. Rabbin sofrası, İsa'nın ölümünü ve dirilişini bir dahaki gelişine kadar anmak için yapılır, Rab'bin Ruhu ile birleşme Rabbin Sofrası ayininde değil, iman ettiğimiz ilk andan sonsuza dek süren bir süreçte olmaktadır. Bir ayinde olmamaktadır. Tabiki ayinde bizler için bir birleşme, özel bir durum söz konusudur ama Dionisos Pagan Kültü'nünkü gibi değildir.

Yine aynı şekilde Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "arınıp yeniden doğduklarına" inanıyorlardı. Oysaki hristiyan inancında böyle bir şey hem yoktur, hemde bu öğreti hristiyan inancına tamamen terstir. Hristiyanlar için arınma Rabbin Sofrası'nda olmaz, iman edildiğinde, lütuf yoluyla gerçekleşir. Kişinin başarısı değil, Tanrı'nın armağanıdır, iyi işlerin ödülü değildir. Hristiyan inancında ruhsal açıdan kirli insan kendini kurtaramaz, RAB onları kurtarır. Kurtarırken insanların yüreklerinde iman var eder, bunu kendi ilahi takdirine göre yapar, lütfeder. Bu iman aracılığıyla, iman eden kişiyi İbrahim'in imanına eş sayar, İbrahim'in soyundan sayar, İbrahim'e verdiği vaate kişiyi dahil eder. Aynı zamanda Tanrı adaletini de gösterir. İman yoluyla kurtulan kişinin suçlarını cezasız bırakmaz, bunları kendi Oğlu'na yükler. Dolayısıyla şöyle diyebiliriz ki, Mesih'in çarmıhta yaptığı işi imanla kabul eden kurtulur.

Oysaki Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "işlerle" kurtuluş öğretisi var, oysaki yukarıda anlattığım gibi hristiyan kurtuluş öğretisi bunun tam tersidir.

Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "yeniden doğuş" öğretisi de var. Yine bu da hristiyan yeniden doğuş öğretisine terstir. Hristiyanlar Rabbin Sofrası ile yeniden doğmazlar. Hristiyanlar iman etmeden önce, Rabbin yürekleri değiştirmesi (yürekleri sünnet etmesi) ile yeniden doğarlar. Bu yeniden doğuştan "sonra", kişi "Rab tarafından" Rabbe yönelir, Rabbe çekilir, Rabbi arar, Rab kendisini buldurtur ve kişi iman eder.

İsa'nın ilk mucizesi suyu şaraba çevirmektir. Ancak İncil'i okuduğunuzda buradan zorlama Katolik Meryem'i öğretisi dışında önemli bir öğreti çıkmamıştır. İncil'de çok da özel bir durumu yoktur. Ayrıca bu bir iddiadır, delil nerededir? Biz bunu İncil'den okuyoruz, havarilere, ilk öğrencilere bu olay anlatıldı, daha sonra İncil'e aktarıldı. 5000+ el yazması orjinal tarihsel belge ile İncil elimizde ama yazı sahibi ortaya bir delil koymuyor. (Yani “Onus probandi = iddiayı ispat etme yükümlülüğü" onlara aittir.)

Yine başka delilsiz iddialar da çeşitli mucizelerin İsa'dan önce başkaları tarafından yapılmış olmasıdır. Bunun olması İsa'nın bu mucizeleri yapmadığını göstermez veya İsa'nın kişiliğine dair birşey ispat etmez. Üstelik karşı tarafın bunları ispat için bir delili yoktur. İsa'nın mucizelerinden Roma İmparatorluğu resmi tarih kayıtlarında Yahudi tarihçi Josephus bile bahsetmektedir, yani İsa'ya inanmayan ve inancı gereği "Mesih" İsa'ya karşı olan birisi bile bunu yazmaktadır.

Ayrıca çok daha önce Musa'ya karşı firavunun büyücüleri de mucize yapmıştır, üstelik bunu anlatan da Kutsal Kitap'ın kendisidir. Öncesinde olduğu gibi İsa'dan sonra da mucize yapanlar vardır, elçiler de birçok mucize yapmışlardır. Ancak burada dikkatten kaçan nokta şudur, İsa'nın ilahiliği mucizelerle desteklenmiştir ancak dayandığı temel bu değildir, dayandığı temel yaşamında Eski Antlaşma'da Mesih'le ilgili olan peygamberlikleri gerçekleştirmiş olmasıdır.

Trophonius ve Delos konusunda yazar zaten "Efsaneye göre" demektedir. Oysaki biz İncil'deki olayları, İncil'in kendisinin el yazması kopyalarının birer tarihsel - arkeolojik belge olmasından dolayı ispat edebiliyoruz, bir "efsane" olarak anlatmıyoruz.

Alıntı:

" Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın oğlu'dur."

Bunu iddia eden sadece Osiris değildir. Ayrıca eğer ki "Tanrı Oğlu" kavramını iddia ediyorsa, bu durumda Osiris-Dinonysos efsanesi yazarları bu iddiayı Yahudilikten, Kutsal Kitap'ın Mezmurlar Kitabından almışlardır. Çünkü bu kavram hristiyanlıkla çıkmış bir kavram değildir, direkt olarak Mezmurlarda (Zebur) geçen bir kavramdır ve "Mesih"e aittir. Bu durumda hristiyanlık zaten yahudilik üzerine kurulu ve devamı ve tamamlayıcısı olan bir inanç sistemi olduğundan hristiyanlığın "etkilenme - alıntı" gibi bir kaygısı - sorunu yoktur. Ancak Osiris-Dinonysos efsaneleri yazarlarının Yahudilikten alıntı yaptığı ve dolayısıyla güvenilirliklerinin sorgulanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Zaten ilgili yazının sonunda bile bu belirtilmektedir:

Hep iddia var ancak bir delil yok, delil görseydik bile benzer bir hikayenin geçmişte olması ile İncil yazarlarının anlattıklarının birbirlerinden bağımsız olduğunu görmek gerekir. Ayrıca hristiyanların, hristiyan olmayan kaynaklardan tarihsel delilleri vardır. Ama karşı tarafın kendisi zaten kendi iddiaları için "mit", "efsane" demektedir.

İsa ortaya çıkmadan var olan bir öğretinin delillerinin yok edildiği iddia ediliyor. Oysaki Paganların tam 8 yüzyılı var. Bu iddia biraz gülünç olmuştur. Çünkü hala daha İsa'dan öncesine ait belgeler toprak altından çıkarılmaktadır milyonlarca metrekarelik bir coğrafyadan. Gerçekten de tekrar belirtmek istiyorum bu iddia biraz gülünç kaçmıştır.

 

Şüphenin Getirdiği Kazançlar

Bu test için, John Warwick Montgomery, metin tenkitçilerinin hâlâ Aristo’nun “şüphenin getireceği kazançlar metine atfedilmelidir, eleştirmen için bir kibir kaynağı olmamalıdır” şeklindeki meşhur söylemini takip ettiklerini yazmıştır. (Montgomery, EA, 29)

Bu yüzden, “bir kişi, metnin iddialarını analiz edici bir üslûpla ele almalı; yazar, çelişkiler ve kabul edilmiş bilgi hataları ile kendisini diskalifiye edene kadar metni hileli veya hatalı olarak kabul etmemelidir.” (Montgomery, EA, 29)

Horn, şu sözleriyle bu ifadeyi desteklemektedir:

Bir doktrine karşı, sağlam bir tez kategorisine dahil etmeden önce, karşılaştığınız bir “sorunun” ne gibi özellikler barındırması gerektiği üzerinde biraz düşünün. Kesin olan bir şey varsa, o da sadece çelişkili gibi gözükmekten çok daha fazlasına gereksinim olduğudur. İlk olarak parçayı, kullanılan kelimeler ya da rakamlar doğrultusunda, düzgün bir şekilde anladığımızdan emin olmalıyız. İkinci olarak, bu konudaki mevcut olan tüm bilgiye sahip olmalıyız. Üçüncü olarak, gelişen bilim, metinsel inceleme ve arkeoloji gibi unsurların, bu metine daha fazla ışık tutamayacağı bir statüye sahip olmalıyız.

Metinsel sorunlar, karşı fikirler bina etmezler. Çözümlenmemiş problemler, hata olmak zorunda değildirler. Bunları bilmek, sorunların kapladığı alanı daraltmaz, ancak sorunlara bakış perspektifimizi genişletir. Sorunlar boğuşmak içindir, problemler ise bizleri daha açık ve kesin bakış açıları aramaya iter; ancak bir konuda kesin ve son bir anlayışa ulaşana kadar “işte ispatlanmış bir hata, kusursuz bir Kutsal Kitap kavramına karşı sorgulanamaz bir itiraz” şeklinde bir itham yapma hakkımız yoktur. 20. yüzyılın başından bugüne, sayısız “itirazların” çözüme kavuştuğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. (Horn, BTSI, 86, 87)

 

Soruyu bos verin dikkatsizliginize verdim.

 

esenlikler

 

--- Sonraki mesaj ---

 

"islam ve yahudilikle alakalı bir kon açıldı biz bu şekilde yaklaştıkmı teessğf ederim size " Bu arada o yazi icin Yetkili biriyle konustum fakat silme geregi duymadi.

esenlikler ve uslup icin kusura bakmayin özür diliyorum.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Alıntı yaptığınız yerdeki iddalarıda koydum burda daha bir açıklamış sanki gibi geldi sonuçta sizin alıntı yaptığınız cevaplarda bir idda var kanıt yok kanıtlara cevap var daha nasıl yazsınki ?

 

 

Hristiyanlık ve Paganizm:

 

Hipokrat'ın öğretmeni olan Asclepius'un hastaları tedavi ettiği hatta ölüleri dirilttiği söylenirdi, incil yazarlarının da bu mucize olarak görülen olguları İsa'ya uyarladıkları görülmektedir, hatta Pagan yazar Celsus, İsa'nın ölü diriltme mucizeleri ile İsa'dan önce yaşamış Asclepius'un ölü diriltme özelliklerini karşılaştırmıştır.

 

Yuhanna incili’nde pagan bir gizem ayini İsa’ya uyarlanmıştır:

 

"Size doğrusunu söyleyeyim, insanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda. (Yuhanna 6:53-56)

 

Ayrıca:

 

Mat 26:26 Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükran duasını yapıp ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. «Alın, yiyin» dedi, «bu benim bedenimdir.»

 

Mat 26:27 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, «Hepiniz bundan için» dedi.

 

Mat 26:28 «Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. “

 

MÖ. 400’lere ait bir Yunan vazosu, Dionysos’un önünde hristiyanların kutladıkları gibi komünyon olarak kutlanıyor, sunak önündeki şarap kapları Dionysos’un kutsal kanını simgeliyor:

 

vazoof7-1.jpg

 

 

Çok benzer bir ayet, İsa’dan once yaşamış pagan Mitra’nın ağzından da çıkmıştır!!

 

son derece dikkat çekici olarak, Pagan Tanrısı Mitra da İsa'dan yüzyıllar önce bir yazıtta şöyle demiştir:

 

"Benim bedenimden yemeyecek kanımdan içmeyecek ve böylece benimle bir olmayacak kişi, kurtulamayacak kişidir!"

 

Bu ayetlerin kaynağı Eski Yunanlıların pagan Dionisos ve Attis kültüdür. Bu kültteki bir ayinde, Dionisosçular sembolik olarak (hatta bazen bir hayvanı kurban ederek onun etini sembolleştirip) Dionysos'un etini yiyip kanını içiyorlardı. Bu sembolik ayin ile Diyonizos'un ruhuyla birleştiklerine, ölümsüz olduklarına, arınıp yeniden doğduklarına inanıyorlardı.

 

İncil'in içinde Dionisos gizem kültünden alınan anlatımlardan biri yine Yuhanna İncili'nde bulunur:

 

Yu 2:1 "Üçüncü gün Celile'nin Kana köyünde bir düğün vardı. İsa'nın annesi oradaydı......

Yu 2:7 "İsa hizmet edenlere, «Küpleri suyla doldurun» dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular.

Yu 2:8 Sonra hizmet edenlere, «Şimdi bundan alın, şölen başkanına götürün» dedi. Onlar da götürdüler.

Yu 2:9-10 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı...............

Yu 2:11 İsa bu ilk mucizesini Celile'nin Kana köyünde yaptı ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O'na iman ettiler."

 

Suyu şaraba dönüştürme mucizesini gerçekleştiren, o yıllarda son derece popüler olan Yunan şarap tanrısı Dionisos'tur. Dionysos da pek çok kere suyu şaraba dönüştürmüştü ve bu mucize de o yıllarda Efeslilerce her yıl kutlanmaktaydı. Bu en önemli ve en "popüler" mucizenin, İsa'nın da ilk gerçekleştirdiği mucize olarak anlatılmasının, Hristiyanlığın paganizmden geldiğini savunanlar tarafından oldukça "anlamlı" olduğu iddia edilmektedir.

 

 

Dikkat çekici olarak görülen bir diğer konu, suyu şaraba dönüştürme mucizesinin gerçekleştiği mekandadır. Mite göre, Dionysos'un ilk kez suyu şaraba dönüştürdüğü mekan da aynı İncil'de anlatıldığı gibi bir düğündü, Ariadne ile Dionysos evleniyorlardı, İsa'ya uyarlanan suyu şaraba dönüştürme mucizesi de incil'de anlatıldığı üzere bir düğünde gerçekleşmiştir.

 

Pagan hikayeleri ile hristiyanlık arasında son derece dikat çekici olduğu söylenen benzerliklerden biri de "suları dindirme" mucizesidir:

 

Mar 4:37 "Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar kayığa öyle saldırıyordu ki, kayık neredeyse suyla dolmuştu.

 

Mar 4:38 İsa, kayığın kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler O'nu uyandırıp, «Öğretmenimiz, batıyoruz! Hiç aldırmıyor musun?» dediler.

 

Mar 4:39 İsa kalkıp rüzgârı azarladı, göle, «Sus, sakin ol!» dedi. Rüzgâr dindi, ortalık sütliman oldu."

 

Pitagor da, mitlerde anlatıldığında göre, havarileri denizlerde nehirlerde daha kolay yol alması için dalgaları, denizleri ve nehirleri mucizevi bir şekilde dindirmiştir.

 

Bu "dalgaları ve rüzgarı dindirme" mucizesini daha önce Empedocles, Epimenides, Abaris de gerçekleştirmişti.

 

Bir Pagan olan Tyana'lı Apollonius da aynı İsa gibi, hastalıkları iyileştiriyor, mucizeler yapıyor ölüleri diriltiyor ve kötü ruhları kovuyordu, İncil'de anlatılan hemen hemen her mucizeye Apollonius da İsa'dan önce sahipti.

 

Bir başka "çok dikkat çekici" olan benzerlik de kötü ruhlar ve onların domuz sürüsü içine girmesidir:

 

Mar 5:11 Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı.

 

Mar 5:12 Kötü ruhlar İsa'ya, «Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim» diye yalvardılar.

 

Mar 5:13 İsa'nın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu."

 

 

Kötü ruhların bir domuzun içine girmesi yani aynı motif Eleusis'teki pagan gizem ayinlerinde bulunmaktadır.

 

Bu pagan ayinine göre, inisiyasyon öncesi arınma işlemi olarak 2000 kadar inisiye (Tam olarak İncil'de verilen sayı!) domuzlarla birlikte arınmak için yıkanırdı, böylece kötü ruhların kendilerinden çıkarak domuzlara geçtiğine inanırlardı ve domuzlar kendilerini uçurumdan aşağı atarak bir nevi "doğal kurban" olurlardı, hemen hemen aynı motif İncil'de İsa'nın hikayesine uyarlanarak anlatılmıştır.

 

Bir başka pagan motifi şu ayetlerde anlatılır:

 

Elç 2:6 "Bunlar sesi işittikleri zaman büyük bir kalabalık halinde toplandılar. Her biri kendi dilinde konuşulduğunu duyunca şaşakaldılar.

 

Elç 2:7 Hayret ve şaşkınlık içinde, «Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?» diye sordular.

 

Elç 2:8 «Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilimizi işitiyoruz?

 

Elç 2:9-11 Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamya'da, Yahudiye ve Kapadokya'da, Pontus ve Asya ilinde, Frikya ve Pamfilya'da, Mısır ve Libya'nın Kirene'ye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem öz Yahudi hem de Yahudiliğe dönme Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrı'nın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.»"

 

Aynı motifi, İsa'dan yüzyıllar önce Trophonius ve Delos'ta anlatılmıştır.Efsaneye göre buradaki kahinler bazılarının anlayamayacağı biçimde konuşur bazı tanıklar her birinin kendi ana dillerinde konuştuklarını işitmiştir.

 

İsa'dan yüzyıllar önce oluşmuş Osiris-Dionysos mitsel motiflerinde ve anlatımlarında İsa'nın hikayesiyle yakından ilgili pek çok detay bulmak mümkündür ve aradaki benzerliklerin "şaşırtıcı" olduğu dile getirilmektedir:

 

Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın oğlu'dur.

 

Osiris-Dionysos, aynı İsa gibi, dünyanın günahları nedeniyle bir kurban olarak Paskalya zamanında ölmüştür.

 

Osiris-Dionysos'un, Attis'in ölümü ve yeniden dirilişi, aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, onun etini ve kanını sembolize eden ekmek ve şarabın yenilip içilmesinden oluşan bir ritüel ile kutlanır.

 

Osiris-Dionysos'çular da aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, kendi kurtarıcılarının son günlerde tekrar dünyaya geleceğine inanmışlardı.

 

Osiris-Dionysos ölümünün ardından cehenneme iner ve aynı İsa gibi, üçüncü gün yeniden dirilir ve aynı İsa gibi göğe yükselir.

 

Osiris-Dionysos'un babası aynı İsa'nın "babası" gibi Tanrı'dır, ayrıca annesi de aynı İsa'nın annesi gibi bakiredir.

 

Çeşitli bilim adamları; Hristiyanlık ile Paganizm arasındaki daha pek çok benzerliğin kilise tarafından eskiden beri bilindiğini bu nedenle de eski Roma kilisesinin bu kanıtları ortadan kaldırmak için, gücünün elverdiği ölçüde, bütün pagan yazıtlarını ve belgelerini sistematik olarak yok etmeye çalıştığını ve büyük ölçüde de başardığını söylemektedir.

 

 

Paganizm ve hristiyanlık arasındaki bu büyük benzerlikler,(yukarıda yazdıklarım yalnızca birkaç örnek daha sonra yazmaya devam edeceğim) Celsus gibi pagan yazarları tarafından açıkça dile getirilmişti ve biliniyordu, Tertullian, Justin Martyr, Irenaeus gibi kilise babaları da paganizm ile dinlerinin bu kadar birbirine benzemesinden çok rahatsız olmuşlardı ve bu benzerliklerin olsa olsa "şeytan işi" olduğunu öne sürüyorlardı! Onlara göre "şeytan", hristiyanlık oluşmadan yüzyıllar evvel pagan dinlerine nufüz etti ve onları daha oluşmamış olan hristiyanlığın taklidi yaptı!

 

 

Hristiyanlık/Paganizm konusunda yazan bilim adamları, Hristiyanlık ile Paganizmin benzerliklerinden ayrıca Gnostisizm olgusundan sonra, hristiyanlığın öz itibariyle tamamen Pagan öğeler üzerine kurulu bir gizem kültü olduğu sonucunu çıkarmıştır ve bu bilim adamları, hristiyanlığın kökenine ilişkin, genel ve özet olarak, şu sonuçlara varır:

 

 

Pagan ruhsallığı ve mistisizmi bilindiği üzere, daha derin, ruhsal ve ezoterik mevzuları anlatmak için, devamlı mitsel ve sembolik anlatımlar kullanmıştır, ilk yüzyıllarda yaşamış pek çok Pagan yazar, bu olguyu defalarca gündeme getirmiştir, gizli ve mistik öğretiler herkese anlatılamaz ancak "inisiye" olmuş kişilere açıklanabilirdi veya halka, "sıradan" insanlara açıklanırken üzeri mitlerle ve sembolizmle örtülürdü içlerinden daha "ruhsal" ve "spiritüel" olanların bunları anlaması beklenirdi.Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel" olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan halka daha iyi anlatmak için zenginleştiriyorlardı.

 

Paganlar tarafından pek çok kez işgal edilen ve kültürel asimilasyona uğrayan Yahudilerden bir kısmı, özellikle Babil sürgününden ve İskender'in işgalinden sonra, kendi geleneklerini terk etmiş ve paganlaşmaya başlamıştı bu yahudilere "hellenistik yahudiler" veya "hellenleşmiş Yahudiler" de denmektedir. Bu yahudiler Pagan mistisizmi ve ruhsallığından etkilenip kendilerini bu konularda geliştirmişler ve Gnostisizmin yapılanmasında çok önemli bir rol oynamışlardır, Gnostisizm mistisizmi ve ruhsallığı itibariyle Paganizm ile pek çok konuda aynı olgulardan bahsetmektedir.

 

Gnostikler, Dionysos-Osiris, Mitra gibi gizem külterinin izinden giderek bu mitleri kendileri tekrar yazmaya ve zenginleştirmeye başladılar, amaçları Paganizm, Hinduizm, Taoizm ve çeşitli uzak doğu dinlerinde de zaten çok eskiden beri anlatılmakta olan bir takım "gizli" bilgileri, aynı Dionysos'çuların ve paganların yaptığı gibi, mitsel bir kılıfın içine sokarak halka anlatmaktı, ancak Yahudi kökenden gelen kişilerin etnik dinlerinde bir "mesih" beklentisi vardı ve üst üste gelen işgallerden yağmalamalardan sonra, özellikle MS 70 yılında bütün yahudilerin dağıtılmasından sonra bu beklentinin doruk noktasına ulaştığı söylenir, Osiris-Dionysos mitleri yeniden yazılırken bir şekilde Yahudi öğeler de kullanılmalıydı.

 

Yüksek hakikatleri halka mitsel bir kılıf içinde sunmak amacıyla Gnostikler de kendi Osiris-Dionysos mitlerini yüksek sembolik ve mistik manalarla birlikte, oluşturmaya başladı, kurtarıcılarının adı, daha sonra "İsa" ve ingilizcede "Jesus" olarak bilinecek, "Iesous" idi. Bu isim özellikle oluşturulmuştu ve verilmişti çünkü şifreliydi, 888 yazısını ifade ediyordu, Yunan alfabesindeki 24 harfin kendisiyle ilişkili bütün sayıları toplandığında 888 ediyordu ve bu, "sihirli" sayılıyordu bu nedenle Matematikçi pagan Pitagor'un izinden de giderek matematiksel olarak şifreli isim verdikleri bir yaratıcıyla Dionysos-Osiris mitlerini yeniden yazmaya başladılar.

 

 

İsa mitini oluşturmaya başlayan Gnostiklere göre İsa, "Daemon" adı verilen ölümsüz yüksek "benlik"i simgeliyordu, aynı Pagan mistisizminde olduğu gibi anlatılmak istenen gizli bilgi, Logos da sayılan bu yüksek benliğin herkesin içinde oluşuydu, başka bir deyişle bütün insanlar Tanrı'nın benliğine sahiptiler ve hepsi de Tanrı'nın "parçalarıydılar" bütün bilinç öz itibariyle "bir" olanın parçalarıydı, bu ifadeler ilk yüzyıl gnostik yazarlarca sürekli dile getirilmiştir.

 

 

Bilim adamları, bugünkü kanonik incil'in içindeki en eski belgelerin, Pavlus'un yazıları olduğu konusunda hemfikirdirler, Gnostisizm konusunu gündeme getiren bilim adamlarına göre Pavlus'un kendisi, Gnostisizmin en büyük filozofu ve rahibiydi, gerçekten de, ilginç bir şekilde, ilk yüzyıllarda yaşamış çoğu gnostik ve pagan, Pavlus'u "ruhsal önderleri" olarak kabul etmiştir ancak öte yandan Gnostiklerin oluşturduğu İsa mitini tam aksi ve ilginç bir şekilde daha sonra "literal" olarak ele alan ve bütün gizemleri, sırları örterek sadece mitsel yönüyle ve bunun tarihte gerçekten yaşandığıyla ilgilenen Roma kilisesine (bugünkü hristiyanlık) göre Pavlus, ortodoksluğun en büyük savunucusu idi.

 

 

İncil'de Pavlus'un mektupları, gerçekten de Gnostik terimler ve anlatımlar, mistik ayrıca anlaşılması "zor" görünen tuhaf sözlerle doludur, Pavlus "Pastoral mektuplar" da denilen Timothy ve Titus bölümlerinde Gnostisizmi ilginç bir şekilde direkt eleştirmiştir! Bu eleştiri, Gnostisizmin büyük savunucusu olduğu söylenen Pavlus'un diğer yazdıkları ve mistik öğretileriyle nasıl açılanabilirdi? Bilim adamlarının büyük bir kısmı, dil bilimsel, edebi incelemelerden sonra İncildeki Pastoral mektupların Pavlus'a ait olmadığı sonucuna ulaşmıştır, bunlar Pavlus'u "ortodoks hristiyan" olarak göstermek isteyen literalist Roma kilisesi tarafından özellikle oluşturulup veya "elden geçirilip" İncil'e konmuştu.

 

 

Pavlus'un mektuplarında (Pastoral mektupları hariç) İsa'nın gerçekten tarihsel, gerçek bir figür olduğuyla ilgilenilmez, Gnostiklerin ruhani lideri olduğu söylenen Pavlus, mistisizm ve semboller aracılığıyla pek çok şey anlatmaya çalışır, çarmıh ifadesi literalist hristiyanların anladığı şekilde (bugüngü hristiyanlık) literal olarak gerçekleşen bir olgu olarak görülmez, çarmıh ifadesi ile sembolizmle çok daha derin ruhani bir hakikat anlatılmaya çalışılmıştı, çarmıha gerilmek alt benliği, hayvani doğayı kurban edip üst benliği, sonsuz enerji ve her canlının içindeki öz olan Daemon'un idrak etmeyi simgeliyordu, örneğin paganlara ait çok eski bir sütunda tuhaf bir şekilde çarmıha gerili, eşşek kafasına sahip bir adam yanında da inisiye olan bir kişi

resmedilmiştir, eşek kafasına sahip adam alt benliği hayvani doğayı simgelemektedir

 

 

carmihfs4-1.jpg

 

Dionysos’u çarmıha gerilmiş olarak gösteren bir şekil:

 

dionysosvq4-1.jpg

 

 

Asıl anlatılmak istenen herkesin içinde olan Daemon benliği'dir, alt benliği hayvani doğayı yenip, üst benliğin Tanrısallığın farkına varılmasıdır, İsa mitini oluşturan Gnostiklere göre İsa, Daemonu yani herkesin içinde olan Tanrı'yı simgeliyordu.Çeşitli bilim adamlarınca Gnostik rahip olarak kabul edilen Pavlus, diğer gnostiklerin mitlerle gizlediği ve "gizli bilgi, sır" olarak nitelediği olguyu incil'de şöyle açıklamıştı:

 

Kol.1:26-27 "....Görevim, Tanrı sözünü, yani geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi O'nun kutsallarına açıklanmış olan sırrı her yerde duyurmaktır. 27Tanrı, kendi kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizde bulunuyor. Bu da size yüceliğe kavuşma ümidini veriyor."

 

Pavlus'un sahte kabul edilen pastoral mektupları dışındaki mektupları incelendiğinde, Gnostisizm öğrettiği açıkça belli olmaktadır, zaten pek çok pagan ayinini ve Gnostiklerin kullandığı çoğu terimi,(pneuma, gnosis, teleioi, sophiadoxa gibi) pagan yazıtlarından da alıntılar yaparak kullanıp anlatmıştır., buna göre İsa tarihsel bir figür olmayıp insanların içindeki yüksek benliği simgeleyen Daemon idi.

 

Nag Hammadi mağarasında bulunan, Gnostik yazıtlardan oluşan Nag Hammadi belgeleri Pavlus'un anlattıklarıyla aynı gibidir, Thomas İncil'i, Philip incil'i gibi pek çok Gnostik yazıt da İsa'nın Daemon olduğunu, herkesin de bu benliğe sahip olduğu dolayısıyla herkesin Tanrı'nın parçaları olduğu belirtilmektedir.

 

Sonuç olarak bu konuda yazan bilim adamları; Gnostiklerin, çeşitli ruhsal sırları anlatmak için Dionysos/Osiris, Mitra mitlerinden yararlanarak bilinçli şekilde oluşturdukları İsa mitinin, MS 70 yılında Yahudilerin paramparça edilmesi sonrasında, dönemin koşullarının da etkisiyle Literalist Roma kilisesi tarafından alınıp elden geçirildiği, hararetli bir şekilde "mesih" bekleyen yahudilerin beklentileri doğrultusunda "gerçek" olarak kabul edildiği böylece "mit" olmaktan bilinçlice çıkarıldığı ve bugünkü hristiyanlık biçimini oluşturduğu görüşünü belirtmişlerdir.

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Az sonra izleyecekleriniz sizce hangi dine ait?

 

-Her şeyi yaratan tek bir Tanrı vardır..

-Yaratılış 6 gün de olmuştur.

-Hem Şeytan hem de iyilik aynı Tanrının eseridir.. Şeytan daha sonra özgür kılınmıştır..

-İmparator Constantin bu dinde merkez bir figüre inanmıştır.

-Tanrı ya karşı gelen günahkar ruh ile ilişkilendirilen bir şeytan figürü mevcuttur.

-Bu hiyerarşik dinde bir tamamlayıcı olarak Tanrının oğlunun yer yüzüne dünyayı kurtarmak için indiğine inanılır.

-Bu din kurtarıcılarının doğum tarihini 25 aralıkta kutlar, kurtarıcıları bir mağarada doğmuş ve bir çoban doğumunda Tanrı vergisi yetisiyle yol göstermiştir.

-Bu kurtarıcının 12 tane havarisi olmuştur, ölmeden önce insanlığı kendisi acı çekerek rehinden kurtarmıştır.

-Ölümünden sonra görünüşe bakılırsa canlı olarak göğe yükselmiştir. Bu dinin inanırları vaftis olurlar ve yeniden doğuşa inanırlar.

-Bu dinin inanırları kurtarıcının kanını içtikleri ve etini yedikleri görüşünü temel alırlar. Din adamlarına Peder(baba) derler. Pederler uzun elbiseleri ve çoban değnekleri ile kolayca tanınırlar.

-Romada kutsal bir yerleri vardır.

 

Sizce bu din Hangisidir?

 

-Belliki şu çarmıha gerilmiş adamı düşünüyorsunuz..

 

-YANLIŞ

 

-Bu inanç MÖ 1700 li yıllara dayanan Zoroastranizmdir. Yani Mitraizm ve Mitra ise insanlığı kurtarmak için yeryüzüne inen Tanrı nın oğludur.

-Kim benim kanımı içmez, etimi yemezse sözü Mitraizmde geçer….

Gerisini izleyinn…

 

http://www.youtube.com/watch?v=v4HoixOCZWY

 

Mitraizm o dönemlerde bilinen tüm dünyaya yayılmış bir dindir ve bölgesel olarak farklılıklar göstermektedir. Nasıl günümüzde Hırıstiyanlık tek değil çeşitli mehzeplere bölünmüş ve farklı bilgilere inanıyorlarsa Mitraizm için de aynı şey söz konusudur..

 

Pers Mitraizmi ve Roma Mitraizmi en önemlileridir. Senin örnek verdiğin şeyler Pers Mitraizm i ile ilgilidir. Lütfen Roma Mitraizmini incele ve ona göre cevap ver..

Evet Pers Mitraizmine göre Pers yazıtlarında Mitra boğanın kendisidir ve yine Hıristiyan teolojisindeki gibi kendisini, insanlık için acı bir ölümle feda eder. Bu mitsel anlatımlardaki aşamalardan bir diğerinde boğa koça dönüşür. Mitra ile birleşen, Zodyak Koçu Arries, Pers mitolojisine girerken karşımıza kuzu olarak çıkar. Hıristiyan teolojisindeki hâkim görüşte de “Tanrı kuzusunun kurban edilmesi” fikri Mitraizme inananların inancıyla aynı şekilde eşsiz bir yere sahiptir. Mitraizme ait bir olgu olan “Tanrıların yeniden dirilmesi festivali” Hıristiyanlıkta da bazı yortularda aynı haliyle karşımıza çıkmaktadır. Aradaki benzerlikler dolayısıyla 7. yüzyılda Kilisece, putperest içeriklere sahip olan festivaller yasaklanmaya çalışılmış, fakat bu noktada Kilise başarısız olmuştur (Arthur WEGALL, Hıristiyanlığımızdaki Putperestlik).

 

Hıristiyanlıkta yer alan “Kuzunun kanı ile yıkandı” ifadesi de yine dikkati çeken bir başka benzerliği karşımıza çıkarıyor. Mitraizmde yer alan, boğa veya koç kanı ile yıkanma, Hıristiyan inancı içerisinde de görülmektedir. Mitra’ya tapanlar, bir parça ekmek ve bir tas su alarak gerçekleştirdikleri ayinlerde Tanrılarını sembolik olarak yerlerdi. Böylece Tanrıları ile bedenleştiklerine inanan Mitraizm mensupları temizlendiklerine inanırlardı.

 

Kutsal günü pazar, Hıristiyanlıktan çok daha önce, aynı şekilde addediliyor ve kutlanılıyordu. 25 Ocak günü Mitraizm inancında Mitra’nın doğum günüydü ve bu inançta Kilise tarafından 4. yüzyılda çalınarak Hıristiyanlığa adapte edilerek İsa´nın doğum günü haline getirilmiştir (Arthur WEGALL, Hıristiyanlığımızdaki Putperestlik).

Hala değişen bir şey yok Pers Mitraizmini baz alsakta..

 

Bu arada Misyoner hırıstiyan sitelerini baya iyi takip ediyorsun Cutie.. Biraz kendin araştırıp bir zahmet cevap yazıversen, böyle komik duruma düşmezsin.. Zira oradakiler İslama cevap diye vermişler. Karşında saftirik Müslümanlar yok… Bizler ateistiz bunu unutma..

 

Antik çağlardan beri kutlanagelen Pagan ve Roma kış festivalleri olan Yule ve Saturnalia’daki uygulamalar Noel’in kökenini teşkil etmektedir. Noel kelimesi, köken olarak Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. Noel kelimesi o devrin putperest toplumunda yeni yılın başlangıcında yapılan şenliklere ad olmuştur. Ayrıca Roma İmparatorluğu döneminde halk mutlu bir olayı karşılamak ve kutlamak için, duygularını “noel, noel” diye bağırarak dile getirirdi

Size Roma Mitraizmi üzerine bir video. Hemde discovery tarafından hazırlanmış..

 

http://www.youtube.com/watch?v=C4Hqnr1rfXc

 

Hırıstiyanlıkta ki Pagan inançların en fazla barındığı durum Noel kutlamalarıdır.

Şimdi bir düşünün İsa cehennem gibi sıcak bir memlekette doğmuş ve orada yaşamıştır. Ama gelin görün ki Noel kutlamalarında ki simgeler buz gibi soğuk kuzey ülkelerinden kaynaklanmaktadır.

 

Bütün bu gelenekleri Paganların Hırıstiyanlardan çaldığını düşünmek biraz abestir.. Şimdi sizlere paganizmden Noele geçen bazı gelenekleri sayacağım

Bu inancın en temeli kış gündönümüdür.

 

(10-YULE)

Pagan inancına sahip olanlar için Yule senenin en önemli dönemlerinden biridir. Kış gündönümünü belirten bu gün Keltlerden ve eski kuzey halklarından miras kalan bir gündür. Eski Avrupalılar kötü ruhlara inanırlardı ve kötü ruhlar en çok uzuz ve soğuk kış gecelerinde korku saçarlardı. Bu yüzden günleri uzamaması aynı zamanda kötü ruhlara karşı da kazanılan bir zaferin göstergesiydi ve törenlerle kutlanmaktaydı.

 

Yule, Geol, Yole, Jiuleis, Juul, Feailley Geul adları ile de adlandırılan bu bayramın kökleri çok eskilere uzanmaktadır. Eski Anglo-Sakson dilinde “bayram” anlamına gelen “Jule” sözcüğünden gelen Yule, eski İngilizce’de Geol ya da Geoal diye de adlandırılmıştır. Eski Kuzey toplumlarında Jol olarak da bilinen Yule, Odin’in eski hali olan Yoldir ile de ilişkilendirilir . Got toplumlarında ise bu bayram Jiuleis diye adlandırılır. Yule pagan inancında yeni yılın başlangıcını bildirir. Aslında bazı toplumlarda bu Samhain olarak kabul edilse de genel Kabul Yule yönündedir.

Gündönümü/noel (22 aralık): noel, en büyük karanlık zaman ve senenin en uzun gecesidir. Kış gündönümü, Hıristiyanlığın doğumundan çok önceleri, kutsal kral’ın doğum günü ile birleştirilmiştir. güneşin, çok tanrılı dinler geleneğinde erkek tanrıyı temsil ettiği kabul edildiğinden, bu olay güneş tanrısının dönüşü olarak kutlanmaktadır ki tanrıçanın yeniden doğuşudur.

 

Bu döneme aslında “Yule Kütüğü” de denir, Yule kütüğünün sembolizasyonu gene ölümdür. Ata Druidler Ulu ağaçlara tapardı çünkü ağaçlar ilahilerin dünyadaki sembolleriydiler. Birçok sununun yanı sıra ağaçlar için dualar, ilahiler ve durmaksızın şarkılar söylenir, kurbanlar verilirdi. Bu dönemde “iyi sağlık için(wassailling)”bir günleri olur ve “iyi sağlık tatili” yapılırdı.

 

Dekorasyonlar; ökse otu, çobanpüskülü, sarmaşık, küçük otlar ve kokina çiçekleri(hani şu yılbaşının meşhur dikenli kırmızı çiçekleri) ile yapılırdı ve ateş yakılırken şarkılar söylenirdi. Yule kütüğü kurban edilmiş(yeraltına yollanan) Tanrıyı sembolize eder. Druidler ulu ağaçların kurban edilmesiyle Güneş Tanrının geri geleceğine inanırlardı.(9-12 Gün) Roma’da Aralığın ilk 12 günü (saturnalia dedikleri bir dönem)güçlü bir ağacın devamlı her gün yakılmasıyla bunun sağlanacağına dair bir inanç vardı(bak sen Katolik Roma’ya) Yule kütüğünün bir parçası evi ve içinde yaşayan insanları korusun diye saklanırdı(o günkü ateşte yakılan bir kütükten bir parça yani) taa ki gelecek yılki yılbaşı-Kış gündönümüne kadar. Gelecek yıl bir sonraki yule kütüğü bu eski kütük parçasıyla tutuşturulurdu.(6-Christmas Light) Bu ebedi ateşin son kalıntısıydı! Ve Tanrılarla Tanrıçaları onurlandırmak için saklanırdı.

 

Bu ayda hiyerarşik toplum düzeninde de değişimler olurdu. Mesela köleler azad edilirdi, utangaçlık ve çekingenlik bir kenara itilir alkol ve şehvet yasal hale getirilirdi.

Batı kültüründe ise Yılbaşı kadar Noel kutlamaları da bu zamana heyecan katmaktadır ve aslında başlangıç bu tarihe denk gelmektedir. Bir görüşe göre Noel kutlamalarının kökeninde Mezopotamya’da Babil tanrısı Marduk ile ilgili kült vardır.(9-12 Gün) Bu, Mezopotamya yeni yıl kutlamaları ile alakalı bir külttür ve 12 gün süren törenlerde Marduk’un ölmesi ve yeniden dirilmesi büyük bir yer tutar. Bir başka görüş de ilk yeni yıl kutlamalarını Osiris kültü ile ilişkilendirir. Bu da Osiris’in yeniden doğuş kültü ile birliktelik gösterir.

 

Çam ağacı aslında tüm süslemeleriyle Druidlerin ağaç ibadetlerinden kaynaklanır. Çelenkler hayat çemberini, Tanrıça’nın sonsuz döngüsünü (ayın daire biçimli evreleri), ve de esrarengiz hayvan yılanı sembolize eder. Üzerindeki ışıltılı süsler güneşin geri dönüşünü kuvvetlendirmek içindir. Parlak cam toplar kötülüğü ve kem gözü geri

yansıtsın diyedir. Şeker çubuklarsa aslında dilek çubuklarının yeniden anımsanmasıdır. Beyaz ve kırmızı renkteki baston şekerler. Bu renklerle Tanrıça’nın sütü ve kanı(hayat suyu) vurgulanır. Buzul saçakları bereket büyüsüdür. Bu saçaklar baharda gelip toprağı yeşertecek yağmuru simgeler. Çanlar evin havasını arındırmak için ve

dost ruhları davet için asılır. Çam ağacının tepesindeki yıldızsa aslında pentagramdır. (hava-toprak-ateş-su ve kutsal ruh) en tepede bulunmasıyla göğe yakın tanrısal bir sembol haline getirilir.

 

(8-7-Holly-Mistletoe)Çobanpüskülü ve sarmaşık, erkek ve dişi olarak; kadına ve erkeğe iyi şans ve üretkenlik getirir. Çobanpüskülü, küçük otlar, konik çamlar, meşe palamutları Tanrıyı, tamamlanmış bir çember şeklindeki çelenkse

hayat çarkını ve Tanrıçayı temsil eder. Bu çelenk niyetlere göre kurdeleler ve Tanrı bitkileriyle dekore edilirdi. Böylece Tanrı ve Tanrıça tek bir kombinasyonda dekore edilmiş olurdu.

 

Tabi ki ökse otu bu mevsimin ve bugünün en bilindik bitkisidir. Bir parazit gibi yüksek ağaçların altında yetişir. Rüzgârla gelen tohumlarının Tanrı tarafından ağaca getirildiğine inanılırdı. (büyük bir ihtimalle ışıklı bir yıldırım veya güneş tarafından). Bunun için ökse otu halen mucizevî bir şifaya sahiptir. Ökse otunun yeşerdiği ağacın otun üzerindeki dalına “altın ağaç dalı” denirdi. Kuvvet, iyi şans ve birçok büyüsel ve mistik yetenek için ökse otu kutsal

bitkiydi.

 

İskandinav ülkelerinde düşmanlar bu altın dalın altında toplanır ve asla bozulamayacak barış anlaşmaları yaparlardı. Ökse otunun yanında ağacın altında barış ve sevgi yeşerirdi. Günümüzde yılbaşlarında ökse otunun altında öpüşmekte buradan türetilmiştir.

 

Avrupakültüründen mevcut olan senelik hediye verilmesi ise, Odin’e dayanır. Odin’in uçan atı Sleipnir için çocuklar patiklerinin içine havuç ve şeker koyup duvara (ya da kapıya) asarlar. Odin de bu iyiliği karşılığında çocuklara hediyeler, tatlılar, ve şekerlemeler verir.

 

Bu olay mitolojik bir karakter olan Sinterklaas’a esin kaynağı olmuştur. Hollanda, Belçika ve Almanya’da (ölüm tarihi 6 Aralık bir gece önce 5 Aralık’ta kutlanmaktadır) Sinterklaas adına büyük kutlamalar düzenlenir. Aslında Flemenkçe “Sinterklaas” kelimesinin New Amsterdamlılar(sonradan New York) tarafından yanlış telaffuz edilmesiyle Santa Claus şekline dönüşmüştür.

 

Şimdi bana neredeyse bir çöl gibi ortamda doğmuş İsa ile ağaç kütüklerini, sadece soğuk ülkelerde yetişen bitkileri, kızakları, ren geyiklerini, çam ağaçlarını izah ederseniz sevinirim

 

http://www.youtube.com/watch?v=_dnxHmvrrW0

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yazıda, Pagan uygulamaları sadece tarihsel olarak daha eski diye, İncil'deki benzer noktalarla karşılaştırıldığında "İncil, İsa, bunları Paganlardan almıştır" denilmektedir. Bu ilk saptamamdır. Bu bir ispat değil, iddiadır. Birazda oyundur.

 

İlk paragrafta bazı tarihsel iddialar var, bunların ispat etmesi gereken taraf yazının sahibidir, bunların olmadığını ispat etmesi gereken Hristiyanlar değildir. (Yani “Onus probandi = iddiayı ispat etme yükümlülüğü" onlara aittir.)

 

Sonrasındaki resim ile aslında ayetlerimizin direkt bir bağlantısı yeralmıyor. Bağlantıyı kuran yazının sahibidir. O dönemlerde üzüm ürünleri sadece hristiyanlar veya dini törenler için değildi diye düşünüyorum. Normal bir evde bile bulunabilir, sofrada kullanılabilirdi.

 

Ek olarak resimde yazıda da söylendiği gibi şarap kapları var, iman birlikteliği ile beraber olup "şarap ve ekmeği", "aynı anda" paylaşıp, bunu dini bir tören olarak uygulayan bir "cemaat" yok.

 

Diğer bir detay da, bu kaplar "hazırlanıyor" gibi, soldaki kadın elinde bir kaşık ile zannedersem ki şarabı karıştırıyor. Böyle bir uygulamanın hristiyanlıkta benzeri yok, üstelik böyle bir şey kimileri tarafından Rabbin bedenine bile hakaret sayılabilir, saygısızlık olarak görülebilir.

 

Diğer bir detay da, bu kapları bayanların hazırlaması. Geçmişte bayanların toplumda ikinci planda olduğunu düşünürsek, resimde hazırlık yapan iki kişinin de kadın olması, özel bir vurgu taşıyor gibi. O dönemlerde putperest tapınaklarında tıpkı İsrail'lilerin kurban uygulaması gibi uygulamalar vardı. Aynı tapınaklarda da kadın fahişeler bulunmaktaydı. Bu kadınlarla ilişkiye girenler vardı. Oysaki bu hristiyanlık ile, yahudilik ile çok zıt bir şeydir.

 

Mitra konusunda da, ortaya bir iddia atılmış ancak ne tarihsel, bilimsel bir belge, ne o yazıtın ismi ne de bu sözün kime, nerede, ne zaman söylendiği belirtilmiştir. Bunlar ortaya konmadan neyi cevaplayabiliriz ki? (Yani “Onus probandi = iddiayı ispat etme yükümlülüğü" onlara aittir.)

* Öncelikle bu gerçek mi bunu irdelemek gerekir.

* Daha sonra hristiyanlık bunu almış mı buna bakmak gerekir, daha sonra aynı şeyin hristiyanlıkta bulunup, bulunmamasının hristiyanlığın etkilenip etkilenmediğini ne derece ispat edeceği düşünülmelidir.

* Daha sonrasında eğer yazıda anlatıldığı gibi hristiyanlık eski Paganlardan alıntı yapmışsa bunu Ferisi din bilginlerinin neden İsa'ya ve havarilere karşı bir koz / delil olarak kullanmadığı sorgulanmalıdır.

* Veyahutta zaten varolan şeyleri öğreten bir İsa'yı Paganların neden izlemediği veya desteklemediği sorgulanmalıdır.

 

Dionisos'un bedenini simgeleyen kurban eti ve şarap ayini konusunda da; hristiyanlıkta tek bir kurban vardır, O, da İsa Mesih'tir. Rabbin Sofrası ayininde tekrar tekrar bir kurban olma durumu yoktur. Bu öğreti "tamamiyle" hristiyan doktrinine zıttır. Ancak ve ancak Yahudi ayinine benzeyebilir, kurban edilen hayvanlar Yahudi inancında vardır. Ama zaten Yahudi inancı, Pagan inancından çok eskidir. Yani eğer bir alıntı, etkilenme varsa, Hristiyanlık Paganlıktan değil, Paganlık Yahudilikten alıntı yapmıştır.

 

İbranilerdeki şu ayetler söylediğim şeyi açıklar:

Alıntı:

"İbraniler 10. bölüm;

10 Tanrı'nın bu isteği uyarınca, İsa Mesih'in bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.

11 Her kâhin* her gün ayakta durup görevini yapar ve günahları asla ortadan kaldıramayan aynı kurbanları tekrar tekrar sunar.

12 Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı'nın sağında oturdu.

13 O zamandan beri düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor.

14 Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir."

 

Ayrıca Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "Dionisos'un ruhuyla birleşme, ölümsüz olma"den bahsedilmektedir. Oysaki hristiyan inancında böyle bir şey hem yoktur, hemde bu öğreti hristiyan inancına tamamen terstir. Rabbin sofrası, İsa'nın ölümünü ve dirilişini bir dahaki gelişine kadar anmak için yapılır, Rab'bin Ruhu ile birleşme Rabbin Sofrası ayininde değil, iman ettiğimiz ilk andan sonsuza dek süren bir süreçte olmaktadır. Bir ayinde olmamaktadır. Tabiki ayinde bizler için bir birleşme, özel bir durum söz konusudur ama Dionisos Pagan Kültü'nünkü gibi değildir.

 

Yine aynı şekilde Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "arınıp yeniden doğduklarına" inanıyorlardı. Oysaki hristiyan inancında böyle bir şey hem yoktur, hemde bu öğreti hristiyan inancına tamamen terstir. Hristiyanlar için arınma Rabbin Sofrası'nda olmaz, iman edildiğinde, lütuf yoluyla gerçekleşir. Kişinin başarısı değil, Tanrı'nın armağanıdır, iyi işlerin ödülü değildir. Hristiyan inancında ruhsal açıdan kirli insan kendini kurtaramaz, RAB onları kurtarır. Kurtarırken insanların yüreklerinde iman var eder, bunu kendi ilahi takdirine göre yapar, lütfeder. Bu iman aracılığıyla, iman eden kişiyi İbrahim'in imanına eş sayar, İbrahim'in soyundan sayar, İbrahim'e verdiği vaate kişiyi dahil eder. Aynı zamanda Tanrı adaletini de gösterir. İman yoluyla kurtulan kişinin suçlarını cezasız bırakmaz, bunları kendi Oğlu'na yükler. Dolayısıyla şöyle diyebiliriz ki, Mesih'in çarmıhta yaptığı işi imanla kabul eden kurtulur.

 

Oysaki Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "işlerle" kurtuluş öğretisi var, oysaki yukarıda anlattığım gibi hristiyan kurtuluş öğretisi bunun tam tersidir.

 

Dionisos Pagan Kültü'nün ayininde "yeniden doğuş" öğretisi de var. Yine bu da hristiyan yeniden doğuş öğretisine terstir. Hristiyanlar Rabbin Sofrası ile yeniden doğmazlar. Hristiyanlar iman etmeden önce, Rabbin yürekleri değiştirmesi (yürekleri sünnet etmesi) ile yeniden doğarlar. Bu yeniden doğuştan "sonra", kişi "Rab tarafından" Rabbe yönelir, Rabbe çekilir, Rabbi arar, Rab kendisini buldurtur ve kişi iman eder.

 

İsa'nın ilk mucizesi suyu şaraba çevirmektir. Ancak İncil'i okuduğunuzda buradan zorlama Katolik Meryem'i öğretisi dışında önemli bir öğreti çıkmamıştır. İncil'de çok da özel bir durumu yoktur. Ayrıca bu bir iddiadır, delil nerededir? Biz bunu İncil'den okuyoruz, havarilere, ilk öğrencilere bu olay anlatıldı, daha sonra İncil'e aktarıldı. 5000+ el yazması orjinal tarihsel belge ile İncil elimizde ama yazı sahibi ortaya bir delil koymuyor. (Yani “Onus probandi = iddiayı ispat etme yükümlülüğü" onlara aittir.)

 

Yine başka delilsiz iddialar da çeşitli mucizelerin İsa'dan önce başkaları tarafından yapılmış olmasıdır. Bunun olması İsa'nın bu mucizeleri yapmadığını göstermez veya İsa'nın kişiliğine dair birşey ispat etmez. Üstelik karşı tarafın bunları ispat için bir delili yoktur. İsa'nın mucizelerinden Roma İmparatorluğu resmi tarih kayıtlarında Yahudi tarihçi Josephus bile bahsetmektedir, yani İsa'ya inanmayan ve inancı gereği "Mesih" İsa'ya karşı olan birisi bile bunu yazmaktadır.

 

Ayrıca çok daha önce Musa'ya karşı firavunun büyücüleri de mucize yapmıştır, üstelik bunu anlatan da Kutsal Kitap'ın kendisidir. Öncesinde olduğu gibi İsa'dan sonra da mucize yapanlar vardır, elçiler de birçok mucize yapmışlardır. Ancak burada dikkatten kaçan nokta şudur, İsa'nın ilahiliği mucizelerle desteklenmiştir ancak dayandığı temel bu değildir, dayandığı temel yaşamında Eski Antlaşma'da Mesih'le ilgili olan peygamberlikleri gerçekleştirmiş olmasıdır.

 

Domuz hikayesinde ise olayın niceliğindeki benzerliğe dikkat çekilmiş. Öyleyse yazar şunu iddia etmektedir, İncil'deki domuz mucizesi olmadı, Paganlardan alıntılandı. Yani konu bu noktada "alıntı - etkileşim - benzerlik" değil, tarihsel olarak bu mucize oldu mu olmadı mı noktasına gelmiştir. Oysaki İncil yazıldığında olayın şahitleri olan İsa izleyicileri ve İsa düşmanı olan Yahudiler de yaşıyordu, her hangi bir sahte iddiada elçileri ve İsa izleyicilerini yalancı göstermek, bu hareketi durdurmak için fırsat kollayan Yahudi din bilginleri bunu ortaya koyabilirlerdi. Tam tersi şekilde yine yukarıda belirttiğim gibi hristiyan olmayan kaynaklardan, Roma İmparatorluğu tarihçisi yahudi Josephus'un kayıtlarında bile İsa'nın mucizeler yaptığından bahsetmektedir. Yani hristiyanların elinde İncil ve hristiyan olmayan kaynaklar vardır bu mucizenin olduğuna dair. Oysaki karşı taraf bir delil sunmamaktadır. Sadece iddia etmektedir, biz kaynaklarımızın isimlerini açıkça veriyoruz. Yani geriye Paganların iddiaları gerçek mi değil mi sorusu kalmaktadır. Üstelik Paganların iddiaları doğru bile olsa, yani bir şekilde bu mucizelerin geçmişte olduğunu ispat etseler, ya da diyelim ki biz öyle farz ettik, bu İsa'nın mucizelerinin olmadığını göstermez, İsa'ya dair bir şey ispat etmemektedir.

 

Gelelim bu domuz mucizesinde geçen "arınma" kelimesine... Karşı tarafın iddiasına göre "domuzlarla arınmak için yıkanma" var. Böyle bir şey İncil'deki hikayede yok, ne nicelik olarak ne nitelik olarak bu tamamen İncil ile alakasız bir şey. Üstelik karşı tarafın iddiasında "arınma" yine bir eyleme bağlı. Hristiyan öğretisine göre ise "arınma" sadece ve yalnızca iman yoluyla (Sola Fide), lütufla (Sola Gratia), Mesih'in işiyle (Solus Christus). Hele ki arınmak için yıkanmak hiç bir şekilde İncil öğretisi ile bağdaşmaz, hatta zıttır. Hezekiel 36:24-29 arasında arınma ve yıkanma geçmektedir, ama o da fiziksel anlamıyla yıkanma değil, ruhsal anlamda suçlardan yıkanmadır ve işlemi gerçekleştiren Rabbin kendisidir.

 

Trophonius ve Delos konusunda yazar zaten "Efsaneye göre" demektedir. Oysaki biz İncil'deki olayları, İncil'in kendisinin el yazması kopyalarının birer tarihsel - arkeolojik belge olmasından dolayı ispat edebiliyoruz, bir "efsane" olarak anlatmıyoruz.

 

 

Alıntı:

" Osiris-Dinonysos, aynı İsa gibi, Tanrı'nın yaptığı etten kemikten bir varlık ve Tanrı'nın oğlu'dur."

 

Bunu iddia eden sadece Osiris değildir. Ayrıca eğer ki "Tanrı Oğlu" kavramını iddia ediyorsa, bu durumda Osiris-Dinonysos efsanesi yazarları bu iddiayı Yahudilikten, Kutsal Kitap'ın Mezmurlar Kitabından almışlardır. Çünkü bu kavram hristiyanlıkla çıkmış bir kavram değildir, direkt olarak Mezmurlarda (Zebur) geçen bir kavramdır ve "Mesih"e aittir. Bu durumda hristiyanlık zaten yahudilik üzerine kurulu ve devamı ve tamamlayıcısı olan bir inanç sistemi olduğundan hristiyanlığın "etkilenme - alıntı" gibi bir kaygısı - sorunu yoktur. Ancak Osiris-Dinonysos efsaneleri yazarlarının Yahudilikten alıntı yaptığı ve dolayısıyla güvenilirliklerinin sorgulanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Zaten ilgili yazının sonunda bile bu belirtilmektedir:

Alıntı:

"Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel" olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan halka daha iyi anlatmak için zenginleştiriyorlardı."

 

 

Alıntı:

"Osiris-Dionysos, aynı İsa gibi, dünyanın günahları nedeniyle bir kurban olarak Paskalya zamanında ölmüştür. "

 

Burada gerçekten çok komik bir durum var. Yazı sahibinin bilgisizliği, hristiyanların Paskalyasının anlamını bile bilmeden iddiada bulunduğu ortaya çıkmaktadır. İsa'nın öldüğü gün Paskalya değildir. Böyle hatırlanmaz, Paskalya, İsa'nın Dirilişi'ni kutladığımız gündür. Paskalya, İsa'dan sonra başlayan birşeydir. Paskalya zaten anlamını direkt olarak İsa'dan alır, İsa'nın dirilişinden çıkan birşeydir.

 

Zaman olarak Osiris-Dionysos ne zaman öldü bunun tam olarak ifade edilmesi gerekir, tarihsel bir delil ile ispatlanması gerekir. "Paskalya zamanı" diye yapılan tarif bilimsel değildir, ayrıca yukarıda ifade ettiğim sebeplerden dolayı biraz yanlıştır da. Tabi karşı taraf iddiasını kuvvetlendirebilmek için kesin bir tarih vermek yerine "Paskalya zamanında" diye bir tarif yapmaktadır. Daha geniş bir zaman aralığı vererek akıllıca hareket etmektedir.

 

Oysaki İsa'nın ölüm tarihi aslında Yahudilerin Fısıh Bayramına göre belirlenirdi, bu yüzden yıllar içinde değişiklik göstermekteydi. Daha sonra İznik konsilinin Paskalya'nın tarihini Lunar Takvimi'ne göre belirlemesiyle başka şekilde hesap edilmeye başlanmıştır, ancak bu yöntemde de tarih değişkendir.

 

Kaldı ki İsa'dan önce yaşamış olduğu iddia edilen bir kişinin "Paskalya" zamanı doğmuş olması neyi ispat eder? İncil yazarının "etkilendiğini ve uydurduğunu" mu? Yoksa böyle delilsiz şekilde ortaya iddialar atmak sadece kafa karıştırabilmek için midir? Bunu cevaplamak için İncil yazıldığı dönemde olayların destekçisi ve karşıtı olan iki grubun da, yani ilk İsa izleyicileri ve Yahudilerinde anlatılan olaylara karşı çıkmadıklarını bilmek zannedersem ki yeterlidir

 

 

Alıntı:

"Osiris-Dionysos'un, Attis'in ölümü ve yeniden dirilişi, aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, onun etini ve kanını sembolize eden ekmek ve şarabın yenilip içilmesinden oluşan bir ritüel ile kutlanır."

 

Hristiyan İnancında böyle değildir. İsteyen tarihsel inanç açıklamalarını kontrol edebilir. Bizler bu ayine birçok anlam yükleriz Kutsal Yazılara bakarak, ancak dirilişle ilgili bir anlam yoktur, ölümüyle ilgili direkt bir anlam vardır ama dirilişle ilgili bir anlam yoktur. Dolayısıyla durum hristiyanlıktan farklıdır. Ayrıca hristiyan "şarap - ekmek" ayininde "bedenin ve kanın" sahibi olan kişi ile Tanrı Oğlu olan kişi aynıdır, oysaki yazarın iddiasında "Osiris-Dionysos Tanrı Oğlu'dur ama ölen ve dirilmiş olduğu "iddia edilen" kişi Attis'tir. Burada oldukça büyük bir fark bulunmaktadır.

 

Alıntı:

"Osiris-Dionysos'çular da aynı hristiyanlıkta olduğu gibi, kendi kurtarıcılarının son günlerde tekrar dünyaya geleceğine inanmışlardı."

 

Bu daha birçok inançta mevcut...

 

 

Alıntı:

" Osiris-Dionysos ölümünün ardından cehenneme iner ve aynı İsa gibi, üçüncü gün yeniden dirilir ve aynı İsa gibi göğe yükselir."

 

Hep iddia var ancak bir delil yok, delil görseydik bile benzer bir hikayenin geçmişte olması ile İncil yazarlarının anlattıklarının birbirlerinden bağımsız olduğunu görmek gerekir. Ayrıca hristiyanların, hristiyan olmayan kaynaklardan tarihsel delilleri vardır. Ama karşı tarafın kendisi zaten kendi iddiaları için "mit", "efsane" demektedir. İlgili yazı içinde bile bu yer almaktadır:

Alıntı:

"Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel" olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan halka daha iyi anlatmak için zenginleştiriyorlardı."

 

 

Alıntı:

" Osiris-Dionysos'un babası aynı İsa'nın "babası" gibi Tanrı'dır, ayrıca annesi de aynı İsa'nın annesi gibi bakiredir. "

 

Biz İsa'nın Babası için çok şey yazabiliriz, özel olarak "İsrail'in Tanrısı YHVH" olması gibi misal. Karşı tarafın cümlesi çok yüzeysel kalıyor.

 

İlgili yazıda " Çeşitli bilim adamları" deniyor ama bir isim verilmiyor. Ayrıca yazıda Roma Katolik Kilisesi'nden bahsediliyor, oysaki yazıda kullanılan ilk resim için M.Ö. 400 verilmiş, Roma Katolik Kilisesi'nin ismi ile ortaya çıkışı MS.395 kabul edersek, arada min.800 yıllık bir süre var. Daha katolik kilisesi ortaya çıkmadan, hristiyanlık ortaya çıkmadan, İsa ortaya çıkmadan var olan bir öğretinin delillerinin yok edildiği iddia ediliyor. Oysaki Paganların tam 8 yüzyılı var. Bu iddia biraz gülünç olmuştur. Çünkü hala daha İsa'dan öncesine ait belgeler toprak altından çıkarılmaktadır milyonlarca metrekarelik bir coğrafyadan. Gerçekten de tekrar belirtmek istiyorum bu iddia biraz gülünç kaçmıştır.

 

 

Alıntı:

"Tertullian, Justin Martyr, Irenaeus gibi kilise babaları da paganizm ile dinlerinin bu kadar birbirine benzemesinden çok rahatsız olmuşlardı ve bu benzerliklerin olsa olsa "şeytan işi" olduğunu öne sürüyorlardı! Onlara göre "şeytan", hristiyanlık oluşmadan yüzyıllar evvel pagan dinlerine nufüz etti ve onları daha oluşmamış olan hristiyanlığın taklidi yaptı!"

 

Benzer şekilde düşünüyorum, bu düşünce dini öğretilerimle uyuşmaktadır.

 

 

Alıntı:

"Hristiyanlık/Paganizm konusunda yazan bilim adamları, Hristiyanlık ile Paganizmin benzerliklerinden ayrıca Gnostisizm olgusundan sonra, hristiyanlığın öz itibariyle tamamen Pagan öğeler üzerine kurulu bir gizem kültü olduğu sonucunu çıkarmıştır ve bu bilim adamları, hristiyanlığın kökenine ilişkin, genel ve özet olarak, şu sonuçlara varır:"

 

 

* Kimdir o bilimadamları?

* Bu bilimadamları hristiyanlık inancı hakkında bir sonuca varmadan önce hristiyan forumdaki soruları cevaplamalıdırlar.

* Biz düşünüyoruz ki hristiyanlık pagan değil yahudi inancı üzerine kuruludur, hem gerçek böyledir, hem de inancımızın özü de bu şekildedir.

Esasen Pagan inancının yahudilik inancından alıntı yaptığı, etkilendiği ortadadır:

Alıntı:

"Dolayısıyla paganlar, Dionysos-Osiris mitlerini ve benzerlerini gerçek "tarihsel" olaylar olarak değil de, bir takım ezoterik konuların şifrelenmiş biçimleri, mit olarak görüyorlardı çoğu zaman bu mitleri değiştiriyorlar ve ezoterik hakikatleri sıradan halka daha iyi anlatmak için zenginleştiriyorlardı."

 

Ayrıca karşı taraf birden fazla doğaüstü pagan mit kahramanı tanıtıyor, hepsinden İsa'nın yaşamındakilere benzer olanları cımbızla çekip ortaya koyuyor, farklılıkları "tamamen" gözardı ediyor, özellikle hristiyan inancının teolojik farklılıklarını hiç ortaya koymuyor ve gözardı ediyor.

 

 

Alıntı:

"Yüksek hakikatleri halka mitsel bir kılıf içinde sunmak amacıyla Gnostikler de kendi Osiris-Dionysos mitlerini yüksek sembolik ve mistik manalarla birlikte, oluşturmaya başladı, kurtarıcılarının adı, daha sonra "İsa" ve ingilizcede "Jesus" olarak bilinecek, "Iesous" idi. Bu isim özellikle oluşturulmuştu ve verilmişti çünkü şifreliydi, 888 yazısını ifade ediyordu, Yunan alfabesindeki 24 harfin kendisiyle ilişkili bütün sayıları toplandığında 888 ediyordu ve bu, "sihirli" sayılıyordu bu nedenle Matematikçi pagan Pitagor'un izinden de giderek matematiksel olarak şifreli isim verdikleri bir yaratıcıyla Dionysos-Osiris mitlerini yeniden yazmaya başladılar."

 

Bu paragrafa dayanarak İncil'in binlerce el yazması kopyasını, İncil dışı hristiyan olmayan insanların, Roma İmparatorluğu tarihçisinin yazılarını gözardı ederek paganlara inanmam mümkün değil. Paragrafta çeşitli veriler var ama dikkatle bakınca aslında bunların delil olmadığı ortaya çıkıyor.

 

 

Alıntı:

"İsa mitini oluşturmaya başlayan Gnostiklere göre İsa, "Daemon" adı verilen ölümsüz yüksek "benlik"i simgeliyordu, aynı Pagan mistisizminde olduğu gibi anlatılmak istenen gizli bilgi, Logos da sayılan bu yüksek benliğin herkesin içinde oluşuydu, başka bir deyişle bütün insanlar Tanrı'nın benliğine sahiptiler ve hepsi de Tanrı'nın "parçalarıydılar" bütün bilinç öz itibariyle "bir" olanın parçalarıydı, bu ifadeler ilk yüzyıl gnostik yazarlarca sürekli dile getirilmiştir."

 

Sürekli dile getirilmesi birşey ifade etmemektedir. İsa'yı tarihsel olarak ve de birinci elden anlatan İncil'i okuma akla daha uygundur.

 

 

Alıntı:

"İncil'de Pavlus'un mektupları, gerçekten de Gnostik terimler ve anlatımlar, mistik ayrıca anlaşılması "zor" görünen tuhaf sözlerle doludur, Pavlus "Pastoral mektuplar" da denilen Timothy ve Titus bölümlerinde Gnostisizmi ilginç bir şekilde direkt eleştirmiştir! Bu eleştiri, Gnostisizmin büyük savunucusu olduğu söylenen Pavlus'un diğer yazdıkları ve mistik öğretileriyle nasıl açılanabilirdi? Bilim adamlarının büyük bir kısmı, dil bilimsel, edebi incelemelerden sonra İncildeki Pastoral mektupların Pavlus'a ait olmadığı sonucuna ulaşmıştır, bunlar Pavlus'u "ortodoks hristiyan" olarak göstermek isteyen literalist Roma kilisesi tarafından özellikle oluşturulup veya "elden geçirilip" İncil'e konmuştu."

 

Bu iddialara satır satır cevap yazmaya gerek görmüyorum, ortaya bir "bilimadamı" ismi konmuyor, iddia üstüne iddia var. Tarihsel hatalar var, Katolik Kilisesi 395 yılında ortaya çıkıyor köken olarak, oysaki mektupların yazılması, avrupaya, tüm ortadoğuya, anadoluya, afrikaya, güney asyaya yayılması, yüzbinlerce hristiyanın bu mektuplarla yüzlerce yıl ibadet etmesi söz konusu iken, tek bir kilisenin "tüm" bu yayılmış, kökleşmiş, kültürleşmiş verileri "bir anda" ve "delilsiz" olarak yok etmesi, ayrıca aynı şekilde İsa'dan önce 400'lü yıllara kadar uzanan bir süreçteki paganizm inancı delillerini yok edebilmesi iddiası söz konusudur. Bu gerçekten de çok saçma ve imkansız.

 

Roma ile kavgalı Ortodoks kilisesi böyle birşeyi deneyen Roma kilisesini hemen deşifre de edebilirdi.

 

Bence açıkça söylemem gerekirse bu yazının yazarı bunları "kafasından uydurmaktadır", "atmaktadır" daha düzgün bir şekilde söylemek isterdim ama sadece "cevap veremedi" demesinler diye vaktimi ayırıyorum. Aslında direkt olarak dikkate alınacak, muhatap alınacak bir yazı değil. Yazarının da bakış açısının art niyetli olduğunu ve akademik kalitesinin çok düşük olduğunu belirtmek istiyorum.

 

İşin ilginci paragrafta zaten Timoteos ve Titus mektuplarında Pavlus'un "bilgi"cileri, yani gnostikleri eleştirdiği, bu öğretiye karşı geldiği belirtilmektedir. Böyle açık bir şeyi çürütebilmek için daha da zor ve aptalca bir hata yaparak İncil'deki Pavlus'un mektuplarının Roma Katolik Kilisesi tarafından "sonradan" eklendiği iddia edilmiştir. İnsan içinden şunu demeden edemiyor; "Vay be bu Roma Katolik Kilisesi neymiş yaw?"

 

Üstelik biz hep referans olarak 395'i yani Roma Katolik Kilisesi'nin kuruluş tarihini referans aldık tüm iddialarda. Yani bu kilise nasıl bir kilisedir ki kurulduğu ilk anda İncil'i değiştiriyor, min. 795 yıl öncesine kadar olan bir zaman diliminden pagan inancına ait delilleri yok edebiliyor.

 

Yazıdaki bazı paragraflara cevap vermeyi gerek görmüyorum sonlara doğru. Çünkü Paganizm inancını anlatıyor.

 

 

Alıntı:

"Pavlus'un sahte kabul edilen pastoral mektupları dışındaki mektupları incelendiğinde, Gnostisizm öğrettiği açıkça belli olmaktadır, zaten pek çok pagan ayinini ve Gnostiklerin kullandığı çoğu terimi,(pneuma, gnosis, teleioi, sophiadoxa gibi) pagan yazıtlarından da alıntılar yaparak kullanıp anlatmıştır., buna göre İsa tarihsel bir figür olmayıp insanların içindeki yüksek benliği simgeleyen Daemon idi."

 

 

Buna cımbızlama deniyor ! Bu ayrıca bir karakter sorunudur, akademik hatadır ve bunlar yazara aittir

Bu terimler sadece Gnostiklere ait de değildir. Mesela "pneuma" Ruh demektir, bu eğer bir şeye aitse öncelikle Yahudiliğe ait olmalıdır

Pavlus'un Kanon'daki hiç bir mektubu sahte kabul edilmemektedir, iç rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

İsa'nın tarihselliğini tartışmak için Pavlus'un cımbızlanmış mektupları değil, hristiyan olmayan kaynakları, kilise babalarının yazılarını kullanabiliriz.

Kilise babalarını kullanmak zannedersem ki bu yazının yazarı için sorun olmayacaktır, çünkü kendisi de bu kaynakları kendi yazısını desteklemek için kullanmıştır

 

Alıntı:

"Nag Hammadi mağarasında bulunan, Gnostik yazıtlardan oluşan Nag Hammadi belgeleri Pavlus'un anlattıklarıyla aynı gibidir, Thomas İncil'i, Philip incil'i gibi pek çok Gnostik yazıt da İsa'nın Daemon olduğunu, herkesin de bu benliğe sahip olduğu dolayısıyla herkesin Tanrı'nın parçaları olduğu belirtilmektedir."

 

Bu yazı ancak ve ancak bilgisiz kişileri kandırabilir, ama biraz araştırabilen, sorgulayabilen birisine yazı sahibinin karakterini bile gösterebilir.

 

Alıntı:

"Sonuç olarak bu konuda yazan bilim adamları; Gnostiklerin, çeşitli ruhsal sırları anlatmak için Dionysos/Osiris, Mitra mitlerinden yararlanarak bilinçli şekilde oluşturdukları İsa mitinin, MS 70 yılında Yahudilerin paramparça edilmesi sonrasında, dönemin koşullarının da etkisiyle Literalist Roma kilisesi tarafından alınıp elden geçirildiği, hararetli bir şekilde "mesih" bekleyen yahudilerin beklentileri doğrultusunda "gerçek" olarak kabul edildiği böylece "mit" olmaktan bilinçlice çıkarıldığı ve bugünkü hristiyanlık biçimini oluşturduğu görüşünü belirtmişlerdir."

 

Katolik Kilisesi >> 395'te kuruldu... (köken olarak)

İddia >> 70 yılında...

alinit.

 

önceki cevabi okumadiysaniz bunu okuyun Sayin sevban BU ve buna benzer yazilari buraya ekleyebilirim istediginiz kadar fakat benim icin bir önemi yoktur.

esenlikler

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hırıstiyanlıkta ki Pagan inançların en fazla barındığı durum Noel kutlamalarıdır.

Şimdi bir düşünün İsa cehennem gibi sıcak bir memlekette doğmuş ve orada yaşamıştır. Ama gelin görün ki Noel kutlamalarında ki simgeler buz gibi soğuk kuzey ülkelerinden kaynaklanmaktadır.

 

Bütün bu gelenekleri Paganların Hırıstiyanlardan çaldığını düşünmek biraz abestir.. Şimdi sizlere paganizmden Noele geçen bazı gelenekleri sayacağım

Bu inancın en temeli kış gündönümüdür.

 

(10-YULE)

Pagan inancına sahip olanlar için Yule senenin en önemli dönemlerinden biridir. Kış gündönümünü belirten bu gün Keltlerden ve eski kuzey halklarından miras kalan bir gündür. Eski Avrupalılar kötü ruhlara inanırlardı ve kötü ruhlar en çok uzuz ve soğuk kış gecelerinde korku saçarlardı. Bu yüzden günleri uzamaması aynı zamanda kötü ruhlara karşı da kazanılan bir zaferin göstergesiydi ve törenlerle kutlanmaktaydı.

 

Yule, Geol, Yole, Jiuleis, Juul, Feailley Geul adları ile de adlandırılan bu bayramın kökleri çok eskilere uzanmaktadır. Eski Anglo-Sakson dilinde “bayram” anlamına gelen “Jule” sözcüğünden gelen Yule, eski İngilizce’de Geol ya da Geoal diye de adlandırılmıştır. Eski Kuzey toplumlarında Jol olarak da bilinen Yule, Odin’in eski hali olan Yoldir ile de ilişkilendirilir . Got toplumlarında ise bu bayram Jiuleis diye adlandırılır. Yule pagan inancında yeni yılın başlangıcını bildirir. Aslında bazı toplumlarda bu Samhain olarak kabul edilse de genel Kabul Yule yönündedir.

Gündönümü/noel (22 aralık): noel, en büyük karanlık zaman ve senenin en uzun gecesidir. Kış gündönümü, Hıristiyanlığın doğumundan çok önceleri, kutsal kral’ın doğum günü ile birleştirilmiştir. güneşin, çok tanrılı dinler geleneğinde erkek tanrıyı temsil ettiği kabul edildiğinden, bu olay güneş tanrısının dönüşü olarak kutlanmaktadır ki tanrıçanın yeniden doğuşudur.

 

Bu döneme aslında “Yule Kütüğü” de denir, Yule kütüğünün sembolizasyonu gene ölümdür. Ata Druidler Ulu ağaçlara tapardı çünkü ağaçlar ilahilerin dünyadaki sembolleriydiler. Birçok sununun yanı sıra ağaçlar için dualar, ilahiler ve durmaksızın şarkılar söylenir, kurbanlar verilirdi. Bu dönemde “iyi sağlık için(wassailling)”bir günleri olur ve “iyi sağlık tatili” yapılırdı.

 

Dekorasyonlar; ökse otu, çobanpüskülü, sarmaşık, küçük otlar ve kokina çiçekleri(hani şu yılbaşının meşhur dikenli kırmızı çiçekleri) ile yapılırdı ve ateş yakılırken şarkılar söylenirdi. Yule kütüğü kurban edilmiş(yeraltına yollanan) Tanrıyı sembolize eder. Druidler ulu ağaçların kurban edilmesiyle Güneş Tanrının geri geleceğine inanırlardı.(9-12 Gün) Roma’da Aralığın ilk 12 günü (saturnalia dedikleri bir dönem)güçlü bir ağacın devamlı her gün yakılmasıyla bunun sağlanacağına dair bir inanç vardı(bak sen Katolik Roma’ya) Yule kütüğünün bir parçası evi ve içinde yaşayan insanları korusun diye saklanırdı(o günkü ateşte yakılan bir kütükten bir parça yani) taa ki gelecek yılki yılbaşı-Kış gündönümüne kadar. Gelecek yıl bir sonraki yule kütüğü bu eski kütük parçasıyla tutuşturulurdu.(6-Christmas Light) Bu ebedi ateşin son kalıntısıydı! Ve Tanrılarla Tanrıçaları onurlandırmak için saklanırdı.

 

Bu ayda hiyerarşik toplum düzeninde de değişimler olurdu. Mesela köleler azad edilirdi, utangaçlık ve çekingenlik bir kenara itilir alkol ve şehvet yasal hale getirilirdi.

Batı kültüründe ise Yılbaşı kadar Noel kutlamaları da bu zamana heyecan katmaktadır ve aslında başlangıç bu tarihe denk gelmektedir. Bir görüşe göre Noel kutlamalarının kökeninde Mezopotamya’da Babil tanrısı Marduk ile ilgili kült vardır.(9-12 Gün) Bu, Mezopotamya yeni yıl kutlamaları ile alakalı bir külttür ve 12 gün süren törenlerde Marduk’un ölmesi ve yeniden dirilmesi büyük bir yer tutar. Bir başka görüş de ilk yeni yıl kutlamalarını Osiris kültü ile ilişkilendirir. Bu da Osiris’in yeniden doğuş kültü ile birliktelik gösterir.

 

Çam ağacı aslında tüm süslemeleriyle Druidlerin ağaç ibadetlerinden kaynaklanır. Çelenkler hayat çemberini, Tanrıça’nın sonsuz döngüsünü (ayın daire biçimli evreleri), ve de esrarengiz hayvan yılanı sembolize eder. Üzerindeki ışıltılı süsler güneşin geri dönüşünü kuvvetlendirmek içindir. Parlak cam toplar kötülüğü ve kem gözü geri

yansıtsın diyedir. Şeker çubuklarsa aslında dilek çubuklarının yeniden anımsanmasıdır. Beyaz ve kırmızı renkteki baston şekerler. Bu renklerle Tanrıça’nın sütü ve kanı(hayat suyu) vurgulanır. Buzul saçakları bereket büyüsüdür. Bu saçaklar baharda gelip toprağı yeşertecek yağmuru simgeler. Çanlar evin havasını arındırmak için ve

dost ruhları davet için asılır. Çam ağacının tepesindeki yıldızsa aslında pentagramdır. (hava-toprak-ateş-su ve kutsal ruh) en tepede bulunmasıyla göğe yakın tanrısal bir sembol haline getirilir.

 

(8-7-Holly-Mistletoe)Çobanpüskülü ve sarmaşık, erkek ve dişi olarak; kadına ve erkeğe iyi şans ve üretkenlik getirir. Çobanpüskülü, küçük otlar, konik çamlar, meşe palamutları Tanrıyı, tamamlanmış bir çember şeklindeki çelenkse

hayat çarkını ve Tanrıçayı temsil eder. Bu çelenk niyetlere göre kurdeleler ve Tanrı bitkileriyle dekore edilirdi. Böylece Tanrı ve Tanrıça tek bir kombinasyonda dekore edilmiş olurdu.

 

Tabi ki ökse otu bu mevsimin ve bugünün en bilindik bitkisidir. Bir parazit gibi yüksek ağaçların altında yetişir. Rüzgârla gelen tohumlarının Tanrı tarafından ağaca getirildiğine inanılırdı. (büyük bir ihtimalle ışıklı bir yıldırım veya güneş tarafından). Bunun için ökse otu halen mucizevî bir şifaya sahiptir. Ökse otunun yeşerdiği ağacın otun üzerindeki dalına “altın ağaç dalı” denirdi. Kuvvet, iyi şans ve birçok büyüsel ve mistik yetenek için ökse otu kutsal

bitkiydi.

 

İskandinav ülkelerinde düşmanlar bu altın dalın altında toplanır ve asla bozulamayacak barış anlaşmaları yaparlardı. Ökse otunun yanında ağacın altında barış ve sevgi yeşerirdi. Günümüzde yılbaşlarında ökse otunun altında öpüşmekte buradan türetilmiştir.

 

Avrupakültüründen mevcut olan senelik hediye verilmesi ise, Odin’e dayanır. Odin’in uçan atı Sleipnir için çocuklar patiklerinin içine havuç ve şeker koyup duvara (ya da kapıya) asarlar. Odin de bu iyiliği karşılığında çocuklara hediyeler, tatlılar, ve şekerlemeler verir.

 

Bu olay mitolojik bir karakter olan Sinterklaas’a esin kaynağı olmuştur. Hollanda, Belçika ve Almanya’da (ölüm tarihi 6 Aralık bir gece önce 5 Aralık’ta kutlanmaktadır) Sinterklaas adına büyük kutlamalar düzenlenir. Aslında Flemenkçe “Sinterklaas” kelimesinin New Amsterdamlılar(sonradan New York) tarafından yanlış telaffuz edilmesiyle Santa Claus şekline dönüşmüştür.

 

Şimdi bana neredeyse bir çöl gibi ortamda doğmuş İsa ile ağaç kütüklerini, sadece soğuk ülkelerde yetişen bitkileri, kızakları, ren geyiklerini, çam ağaçlarını izah ederseniz sevinirim

 

http://www.youtube.com/watch?v=_dnxHmvrrW0

 

 

Gayet anlamlı ve mantıklı bence bakın ne güzel kanıtlarla anlatmış demekki etkileşimler var bence

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Mitraizm hristiyanlık öncesi dönemlerde Roma imparatorluğunun resmi diniydi...

Bugün çeşitli hristiyan karşıtı kitaplarda Mitraizmin ne demek olduğu tam anlaşılmadan "hristiyanlık mitraizm den birtakım inançlar almıştır" yorumları yapılmaktadır...Bu iddialar aslında yüzyıllardır dile getirilmektedir ve hristiyanlarca cevaplanmaktadır

 

fakat son zamanlarda bu konunun üzerinde daha fazla durulması nedeniyle Mitraizm üzerinde çalışan bilim adamları şu yorumu yapmaktadır: "hristiyanlık ile mitraizm arasındaki sözde benzerliklerden hiçbiri gerçek anlamda benzerlik değildir,birtakım saptırmalar vardır"(Frek.JM -- Freke, Timothy and Peter Gandy. The Jesus Mysteries: Was the "Original Jesus" a Pagan God? New York: Harmony Books, 1999.MS -- Mithraic Studies: Proceedings of the First International Congress of Mithraic Studies. Manchester U. Press, 1975.)

 

 

 

Mitracılığın tarihi Mö1400 yıllarına kadar uzanır.Mitra o yıllarda Hintlerin diniydi...Fakat o zamanlardan sonra geniş bir alana yayılmış ve tarihin her döneminde yerleştiği yerin de kültüründen etkilenerek büyümüştür...

"Mitra" daha sonraları "savaşçı" kimliğine büründü sonraki yıllarda zoroastrianizm den de etkilenerek bu sefer Zoroastrian düalizmindeki "Ohrmazd" ve "Ahriman" arasında aracı rolünü üstlendi..Bu örnekler Mitracılığın neredeyse bütün kültürlerden etkilendiğini görmek için yararlıdır...

 

 

Daha sonra Mitraizm Romalıların inançlarından da etkilenerek Romalıların resmi dini oldu..Bu arada Değişik kültürlerin Mitraları birbiriyle çelişiyordu...Mesela Roman Mitrasında Mitra bir boğayı keserken betimenirken ilk dönemlerde İran Mitrasında böyle bir şeye rastlanmazken sonraları buna da uydurulmuştur

 

 

Mitraizm hristiyanlığı sadece 1 yönden etkilemiştir...O da Mitraların kullandığı resimlerle Mısır Güneş diskinden gelen yine katoliklerin kullandığı azizlerin arkasındaki hale biçimli betimlemedir ve birkaç tane daha resimdir Bu işlem dördüncü yüzyıla kadar yapılmamıştır yani bu betimleme işlemi hristiyanlık doğduktan en az 200 yıl sonra yapılmıştır..Benzerlik bundan ibarettir...inanış biçimlerinde ibadetlerde hiçbir benzerlik söz konusu değildir..

 

 

Bugünkü bilim adamlarına ve bulgulara göre Mitraizm aslında hristiyanlıktan etkilenmiştir..Mitraizm zaten doğduğundan beri yerleştiği yerin kültürünün de etkisiyle değişmiştir..

 

 

İddia edilen "benzerliklerin" ne kadar "benzerlik" olduğu ve doğruluk derecesi incelenirse:

 

İddia1:"Mitra bir bakireden 25 Aralık ta bir mağarada doğmuştur doğduğunda yanında kuzular da vardır..."

Cevap:Bu iddia aslında yarı doğrudur.Doğru olan tek kısmı Mitra nın 25 Aralık ta doğduğudur.Fakat bunun önemli olduğu söylenemez çünkü İsa Mesih in hangi tarihte doğduğu ile ilgili Kutsal Kitap ta bir bilgi yoktur.Bazıları tarafından hristiyanlığın doğmasından birkaç yüzyıl sonra gelenek olarak benimsenmiştir fakat tarihte hiçbir hristiyan "İsa Mesih 25 Aralık ta doğmuştur" diye emin bir iddiada zaten bulunmamıştır

 

 

Devam edersek Mitra bir mağarada bir bakireden doğmamıştır.Sadece sert bir kayadan doğmuştur. Tabi ki hristiyan karşıtları sırf suçlama bahanesi bulmak için bu sert kaya yı "bakire"(!) olarak nitelemiştir.Efsaneye göre bu sert kaya da bir mağaranın arkasındadır.Ayrıca Mitra bu kayadan büyümüş olarak doğmuştur yani çocuk olarak değil!

Kuzular Mitranın bu kayadan doğmasına yardım etmişlerdir...Hristiyanlı ktaki "kuzu" kelimesinin kullanımı ise Tevrattan yani yahudi kültüründen gelir.Mitracılık tan değil! zaten Mitraya yardım eden kuzularla hristiyanlığın hiçbir ilgisi yoktur.Fakat Mitra üzerinde çalışan bilim adamları(mithraic scholars) bunun nedeninin bile aslında Mitracılığın hristiyanlıktan etkilenmesi olduğunu söyler!

 

 

Değişik Mitra kültürlerinde Mitra nın bir kadından doğduğu da söylenmiştir Fakat bu aslında Mitraclığın hristiyanlıktan etkilendiği yönünde yorumlanmıştır çünkü bütün bu "Kadından doğma" betimlemeleri yani kanıt olabilecek buluntular hep hristiyanlığın doğmasından sonraki dönemlerde bulunmuştur.Ayrıca hiçbir kültürde Mitra nın "Kutsal bakireden doğduğu" söylenmez

 

İddia2:"Mitra nın da İsa Mesih gibi 12 tane 'arkadaş' ı vardı"

Cevap:Bu iddia ile ilgili hiçbir kanıt bugüne kadar bulunamamıştır.Pers Mitraları nın sadece 1 tane arkadaşı vardı(12 değil!) Roman mitralarınınki ise sadece 2 taneydi! Peki hristiyan karşıtları bu fikri nereden edindiler? "ulansey" in kitabında 6 şar olmak üzere 12 tane değişik şekilli figürler vardır.İddiayı dile getirenler bunları görüp "işte 12 tane havari(!) aynı İsa gibi" bir yorum yapmış olabilirler.Fakat mitracılıkla ilgilenen hiçbir bilim adamı bu sonuca ulaşmamıştır

 

iddia3:"Mitra dünya barışı için kendini kurban etti"

Bu iddia da tamamen yanlıştır ve bazı saptırmalara dayanır...Öncelikle Mitra kendini kurban etmemiştir ,bir boğayı öldürmüştür.Efsaneye göre bir boğayı öldürüp kahramanca bir iş yapmıştır.

 

 

İddia4:"Mitra bir mezarda ölmüş yanmış ve üçüncü gün dirilmiştir"

En asılsız olan iddia budur..Hiçbir mitraist belgede,hiçbir mitraizm çalışma literatüründe böyle bir olay yoktur.Mitraizm üzerinde çalışan hiçbir bilim adamı tarafından kabul edilmez.Bu bilim adamlarından biri olan Gordon şöyle der "Mitraların ölmesi gibi birşey söz konusu değildir"(Gor IV 96) tabi ki ölmesi yoktur "dirilmesi" gibi birşey de söz konusu değildir.peki hristiyan karşıtları bu iddiayı neden dile getirir? en eski hristiyanlardan Tertullian "sapkınlara karşı" adlı bir yazısından Mitra yı "şeytanın krallığı" olarak örnek vermiştir ve o zamanki mitracıları sert bir dille eleştirmiş inançlarını bırakmasını söylemiştir.Olay bundan ibarettir

 

 

iddia5:"Mitra 'iyi çoban' diye çağrılmıştır"

Mitra "iyi çoban" değil "aslan" diye çağrılmıştır. Ayrıca aynı iddia "Attis iyi çoban diye çağrılmıştır" şeklinde dile getirilir tabi ki bu da bir saptırmadır..Attis "iyi çoban" diye çağrılmamıştır zaten çobandır yani Attis in mesleği çobanlıktı! Ki böyle olmasaydı ve gerçekten "iyi çoban" diye çağrılsaydı bile(ki böyle değildir) bir şey farketmezi zira "çoban" kelimesinin kullanımı yahudi kökenlidir,putperest değil!

 

 

İddia6:"'Gerçek yaşam, Mesih' diye çağrılmıştır"

Bu iddia da gerçekleri yansıtmaz ne "gerçek yaşam" ne de "mesih" diye çağrılmıştır...Mitraizm üzerinde çalışan bilim adamları bu iddiaları reddeder.

 

Evet,hristiyan karşıtlarınca gerek yurt içinde olsun gerek yurt dışında olsun birkaç kitapta söylenilegelen bu iddialar asılsızdır.....Mitraizmle yakından ilgilenen yüksek öğrenim görmüş kişiler tarafından reddedilir.

 

alintidir

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Hırıstiyanlıkta ki Pagan inançların en fazla barındığı durum Noel kutlamalarıdır.

Şimdi bir düşünün İsa cehennem gibi sıcak bir memlekette doğmuş ve orada yaşamıştır. Ama gelin görün ki Noel kutlamalarında ki simgeler buz gibi soğuk kuzey ülkelerinden kaynaklanmaktadır.

 

Bütün bu gelenekleri Paganların Hırıstiyanlardan çaldığını düşünmek biraz abestir.. Şimdi sizlere paganizmden Noele geçen bazı gelenekleri sayacağım

Bu inancın en temeli kış gündönümüdür.

 

(10-YULE)

Pagan inancına sahip olanlar için Yule senenin en önemli dönemlerinden biridir. Kış gündönümünü belirten bu gün Keltlerden ve eski kuzey halklarından miras kalan bir gündür. Eski Avrupalılar kötü ruhlara inanırlardı ve kötü ruhlar en çok uzuz ve soğuk kış gecelerinde korku saçarlardı. Bu yüzden günleri uzamaması aynı zamanda kötü ruhlara karşı da kazanılan bir zaferin göstergesiydi ve törenlerle kutlanmaktaydı.

 

Yule, Geol, Yole, Jiuleis, Juul, Feailley Geul adları ile de adlandırılan bu bayramın kökleri çok eskilere uzanmaktadır. Eski Anglo-Sakson dilinde “bayram” anlamına gelen “Jule” sözcüğünden gelen Yule, eski İngilizce’de Geol ya da Geoal diye de adlandırılmıştır. Eski Kuzey toplumlarında Jol olarak da bilinen Yule, Odin’in eski hali olan Yoldir ile de ilişkilendirilir . Got toplumlarında ise bu bayram Jiuleis diye adlandırılır. Yule pagan inancında yeni yılın başlangıcını bildirir. Aslında bazı toplumlarda bu Samhain olarak kabul edilse de genel Kabul Yule yönündedir.

Gündönümü/noel (22 aralık): noel, en büyük karanlık zaman ve senenin en uzun gecesidir. Kış gündönümü, Hıristiyanlığın doğumundan çok önceleri, kutsal kral’ın doğum günü ile birleştirilmiştir. güneşin, çok tanrılı dinler geleneğinde erkek tanrıyı temsil ettiği kabul edildiğinden, bu olay güneş tanrısının dönüşü olarak kutlanmaktadır ki tanrıçanın yeniden doğuşudur.

 

Bu döneme aslında “Yule Kütüğü” de denir, Yule kütüğünün sembolizasyonu gene ölümdür. Ata Druidler Ulu ağaçlara tapardı çünkü ağaçlar ilahilerin dünyadaki sembolleriydiler. Birçok sununun yanı sıra ağaçlar için dualar, ilahiler ve durmaksızın şarkılar söylenir, kurbanlar verilirdi. Bu dönemde “iyi sağlık için(wassailling)”bir günleri olur ve “iyi sağlık tatili” yapılırdı.

 

Dekorasyonlar; ökse otu, çobanpüskülü, sarmaşık, küçük otlar ve kokina çiçekleri(hani şu yılbaşının meşhur dikenli kırmızı çiçekleri) ile yapılırdı ve ateş yakılırken şarkılar söylenirdi. Yule kütüğü kurban edilmiş(yeraltına yollanan) Tanrıyı sembolize eder. Druidler ulu ağaçların kurban edilmesiyle Güneş Tanrının geri geleceğine inanırlardı.(9-12 Gün) Roma’da Aralığın ilk 12 günü (saturnalia dedikleri bir dönem)güçlü bir ağacın devamlı her gün yakılmasıyla bunun sağlanacağına dair bir inanç vardı(bak sen Katolik Roma’ya) Yule kütüğünün bir parçası evi ve içinde yaşayan insanları korusun diye saklanırdı(o günkü ateşte yakılan bir kütükten bir parça yani) taa ki gelecek yılki yılbaşı-Kış gündönümüne kadar. Gelecek yıl bir sonraki yule kütüğü bu eski kütük parçasıyla tutuşturulurdu.(6-Christmas Light) Bu ebedi ateşin son kalıntısıydı! Ve Tanrılarla Tanrıçaları onurlandırmak için saklanırdı.

 

Bu ayda hiyerarşik toplum düzeninde de değişimler olurdu. Mesela köleler azad edilirdi, utangaçlık ve çekingenlik bir kenara itilir alkol ve şehvet yasal hale getirilirdi.

Batı kültüründe ise Yılbaşı kadar Noel kutlamaları da bu zamana heyecan katmaktadır ve aslında başlangıç bu tarihe denk gelmektedir. Bir görüşe göre Noel kutlamalarının kökeninde Mezopotamya’da Babil tanrısı Marduk ile ilgili kült vardır.(9-12 Gün) Bu, Mezopotamya yeni yıl kutlamaları ile alakalı bir külttür ve 12 gün süren törenlerde Marduk’un ölmesi ve yeniden dirilmesi büyük bir yer tutar. Bir başka görüş de ilk yeni yıl kutlamalarını Osiris kültü ile ilişkilendirir. Bu da Osiris’in yeniden doğuş kültü ile birliktelik gösterir.

 

Çam ağacı aslında tüm süslemeleriyle Druidlerin ağaç ibadetlerinden kaynaklanır. Çelenkler hayat çemberini, Tanrıça’nın sonsuz döngüsünü (ayın daire biçimli evreleri), ve de esrarengiz hayvan yılanı sembolize eder. Üzerindeki ışıltılı süsler güneşin geri dönüşünü kuvvetlendirmek içindir. Parlak cam toplar kötülüğü ve kem gözü geri

yansıtsın diyedir. Şeker çubuklarsa aslında dilek çubuklarının yeniden anımsanmasıdır. Beyaz ve kırmızı renkteki baston şekerler. Bu renklerle Tanrıça’nın sütü ve kanı(hayat suyu) vurgulanır. Buzul saçakları bereket büyüsüdür. Bu saçaklar baharda gelip toprağı yeşertecek yağmuru simgeler. Çanlar evin havasını arındırmak için ve

dost ruhları davet için asılır. Çam ağacının tepesindeki yıldızsa aslında pentagramdır. (hava-toprak-ateş-su ve kutsal ruh) en tepede bulunmasıyla göğe yakın tanrısal bir sembol haline getirilir.

 

(8-7-Holly-Mistletoe)Çobanpüskülü ve sarmaşık, erkek ve dişi olarak; kadına ve erkeğe iyi şans ve üretkenlik getirir. Çobanpüskülü, küçük otlar, konik çamlar, meşe palamutları Tanrıyı, tamamlanmış bir çember şeklindeki çelenkse

hayat çarkını ve Tanrıçayı temsil eder. Bu çelenk niyetlere göre kurdeleler ve Tanrı bitkileriyle dekore edilirdi. Böylece Tanrı ve Tanrıça tek bir kombinasyonda dekore edilmiş olurdu.

 

Tabi ki ökse otu bu mevsimin ve bugünün en bilindik bitkisidir. Bir parazit gibi yüksek ağaçların altında yetişir. Rüzgârla gelen tohumlarının Tanrı tarafından ağaca getirildiğine inanılırdı. (büyük bir ihtimalle ışıklı bir yıldırım veya güneş tarafından). Bunun için ökse otu halen mucizevî bir şifaya sahiptir. Ökse otunun yeşerdiği ağacın otun üzerindeki dalına “altın ağaç dalı” denirdi. Kuvvet, iyi şans ve birçok büyüsel ve mistik yetenek için ökse otu kutsal

bitkiydi.

 

İskandinav ülkelerinde düşmanlar bu altın dalın altında toplanır ve asla bozulamayacak barış anlaşmaları yaparlardı. Ökse otunun yanında ağacın altında barış ve sevgi yeşerirdi. Günümüzde yılbaşlarında ökse otunun altında öpüşmekte buradan türetilmiştir.

 

Avrupakültüründen mevcut olan senelik hediye verilmesi ise, Odin’e dayanır. Odin’in uçan atı Sleipnir için çocuklar patiklerinin içine havuç ve şeker koyup duvara (ya da kapıya) asarlar. Odin de bu iyiliği karşılığında çocuklara hediyeler, tatlılar, ve şekerlemeler verir.

 

Bu olay mitolojik bir karakter olan Sinterklaas’a esin kaynağı olmuştur. Hollanda, Belçika ve Almanya’da (ölüm tarihi 6 Aralık bir gece önce 5 Aralık’ta kutlanmaktadır) Sinterklaas adına büyük kutlamalar düzenlenir. Aslında Flemenkçe “Sinterklaas” kelimesinin New Amsterdamlılar(sonradan New York) tarafından yanlış telaffuz edilmesiyle Santa Claus şekline dönüşmüştür.

 

Şimdi bana neredeyse bir çöl gibi ortamda doğmuş İsa ile ağaç kütüklerini, sadece soğuk ülkelerde yetişen bitkileri, kızakları, ren geyiklerini, çam ağaçlarını izah ederseniz sevinirim

 

http://www.youtube.com/watch?v=_dnxHmvrrW0

 

 

Gayet anlamlı ve mantıklı bence bakın ne güzel kanıtlarla anlatmış demekki etkileşimler var bence

 

Pagan ile igili yazi ekledim diger bir konu ise gelenekler. Bizdede bir cok gelenek vardir Mesihin dogusunu kutlamak icin böyle bir agac süslemesi yapilmaktadir.

Diger bir konuda iklim kosullari. Biliyoruz ki o zamanki beyitlehem ile simdi arasinda baya bir zaman farki oldu yani 2000 yil gecti. Bitki ürtüsü olsun iklim kosulari degisken olabiliyor. Bunu etkileyen bir cok neden vardir mesela savaslar. insanlarin dogaya verdigi zarag gibi. Noelin mesihin dogusu ile ilgilidir alinti yaptigin yerde görüldügü üzere bir mittir yani gercekle bir alakasi yoktur.

Bazi devletler bunu abartarak yapmistir mesela noel babanin yasadigi yerin türkiye topraklarinda yasamis olmasi gibi. Bunlar geleneklerdir.

 

incile baktigimiz zaman incil ve paganla bir ilgisi yoktur. Bu kutlamalar isadan sonra 300 yil sonraya dayanir.

 

Son olarak alinti yaptigin yeri göstermek istiyorum URL="http://islamiyetgercekleri.wordpress.com/external.html?link=http://www.youtube.com/watch?v=_dnxHmvrrW0"]http://www.youtube.com/watch?v=_dnxHmvrrW0

 

Simdi alinti yaptigin yere güveniyor ve yazdiklarina kesinlikle katiliyorsan o sitenin diger islamla ilgili yazilarinida kabul ediyorsun anlami cikar Ki site bastan asagi islama karsi yazilarla doludur.

 

esenlikler

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer Konular

    • Paganizm Nedir?

      Paganizm tüm insanlığın atalarının dinlerindendir. Bu eski dini bakış açısı bugün Japonya ve Hindistan gibi karmaşık uygarlıklarda ve dünyanın her yerinde daha az karmaşık kabile toplumlarında dünyanın pek çok yerinde aktif kalmaktadır. Avrupa klasik antik dinlerinin (Pers, Mısır, Yunanistan ve Roma) yanı sıra kuzey eteklerinde "barbar" komşularının ortaya çıkışı ile Avrupa biçimi Paganizm modern Batı'da açık farkındalık olarak yeniden ortaya çıktı.  Pagan bakış açısı üç kat olarak görül

      , Yer: Diğer Din ve İnanışlar

×
×
  • Yeni Oluştur...