Jump to content

Matta ve İncile göre çarmıha dair.


Guest Barika'i_Logos

Önerilen Mesajlar

açıklama;

aşağıda okuayack olduğunuz makaleyi çok uzun zaman önce kaleme almıştım yoğun şekilde incil üzerine çalışma yaparken dikkatimi çeken ayrıntıların sizinde dikkatinizi çekeceğini sanıyorum.

hakkımda şüphe içinde olan bayada bir cevap olur ümidini taşıyorum.

değilse başka çalışmalarımıda sırası geldikçe paylaşmayı umuyorum.

keyifle okuyacağınızdan eminim.

buyrun;

matta;

 

matta, kişi ismidir ve bu isim dört incilden ilkini yazan kişi olarak bilinen mattanın ismi ile anılan incilinde adı olmuştur.

türkçeye çavrilen ve bölüm bölüm basılan incillerin kapaklarına ''mattaya göre incil'' ''markosa göre incil'' ''lukaya göre incil'' ''yuhannaya göre incil'' diye ayrı ayrı cep boyu incil kitapçıklarada yazılmıştır bu şekilde.

yani inciller kişilere göredir.

 

incillerin kişiye göre olması ne demektir?

isa aleyhisselam insanların arasında iken incil yazılmamıştır, isa aleyhisselam insanların arasında iken tek bir satır tek bir cümle dahi yazı ile kayda geçmemiştir.

isa aleyhisselam insanların arasında iken yazıya ve kayda geçmeyen sözleri ve yaşantısı ağızdan ağıza dilden dile ve anlatı yolu ve geleneksel yaşam, kültürel bir tarz olarak devam etti.

 

şimdi biz bu incillerden ilk olan yazarı matta(!) nın ismi ile anılan incil hakkında kısa bilgiler sunacağız.

 

matta filistinlidir ve gümrük memurudur o zaman gümrük memurlarına pek iyi gözle bakılmaz günahkar olarakda anılırlar.

incile göre isa aleyhisselam mattayı kendisine hizmete ve öğrenciliğe çağırdığında kaç yaşında olduğu hakkında bilgi yoktur.

mattaya ait incilin yazım tarihi ise kimi kaynaklara göre 1.yüzyılın ortaları kimilerine göre ise 1.yüzyılın sonlarına doğru 70 lerde yazılmıştır. (aslında bu tarihler önemlidir.)

 

matta gümrük memuru iken 20 yaşında olsa ki çok genç bir yaştır ve 70 yılında incilini yazsa matta 90 yaşında iken bu incili yazmıştır!

90 yaşında bir insanın yazması veya hafıza yapısıda nazara alınarak eser incelenmelidir.

 

matta incilini matta mı yazmıştır yoksa başkasımı?

çünkü isa aleyhisselam ın mattayı öğrenciliğe daveti matta incilinin 9.bölümünde 9.ayetinde anlatılır.

''İsa oradan geçerken, vergi toplama kulübesinde oturan birini gördü. Adı Matta olan bu adama, «Ardımdan gel» dedi. Adam da kalkıp İsa'nın ardından gitti.''

eğer matta 9.bölüme kadarki kısımda gümrük memuru ise o; 9.cu bölümden önceki yaşananları ve kelime kelime konuşulanları nereden bilmektedir?

 

ayrıca matta incilinde 10.bab 2-4 ayetlerde 12 öğrencinin ismi şu şekildedir;

''Bu on iki elçinin adları şöyle: birincisi Petrus adıyla bilinen Simun, onun kardeşi Andreya, Zebedi'nin oğulları Yakup ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakup ve Taday, Yurtsever Simun ve İsa'yı sonradan ele veren Yahuda İskariyot.''

eğer bu yazıyı yazan matta ise demeli değilmiydi ''tomas ve vergi görevlisi ben matta'' ?!

matta gerçek bir havari, öğrenci olabilir ama bu incilin mattaya ait olup olmadığı şüphelidir.

 

matta inciline göre isa aleyhisselam çarmıha gerildimi?

matta incilindeki en büyük handikap ve yanılgı ve mantığı zorlayan husus ise isa aleyhisselam ın çarmıh hadisesidir.

bakınız incilde kaç yerde isa aleyhisselam öğrencilerine ele verilip öldürüleceğini ve üçüncü gün dirileceğini söylüyor;

 

16.bab.

21. Bundan sonra İsa, kendisinin Kudüs'e gitmesi, ihtiyarlar, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.

22. Bunun üzerine Petrus O'nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. «Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!» dedi.

 

17.bab

22-23. Celile'de bir araya geldiklerinde İsa onlara, «İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gündirilecek» dedi.

Öğrenciler buna çok kederlendiler.

 

20.bab

17-18. İsa Kudüs'e giderken, yolda on iki öğrencisini bir yana çekip onlara özel olarak şunu söyledi: «Şimdi Kudüs'e gidiyoruz. İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek, onlar da O'nu ölüm cezasına çarptıracaklar. 19O'nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O'nu diğer uluslara teslim edecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.»

 

bu ayetlerin devamında mattanın anlatımına göre tanrı isa nice aşağılama ve işkence sonrası çarmıha çivilenmiş ve ölmüştür. bakınız bu ölümden sonra yukarıdaki açık ve net ayetlerden sonra 12 öğrenci isanın üçüncü gün dirildiği haberine nasıl tepki veriyor;

 

(fakat öncelikle şu iki ayeti cebimize koyalım hatırımızda kalsın lazım olacak ayrı bir renk katıyor; )

62-63. Ertesi gün, yani Hazırlık gününden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus'un önünde toplanarak, «Efendimiz»dediler, «O aldatıcının, daha yaşarken, `Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz. 64Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, `Ölümden dirildi' derler. Bu sonuncu aldatmaca ilkinden beter olur.»

65Pilatus onlara, «Bir manga asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın» dedi. 66Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.

 

yahudiler dahi üçüncü günü dirileceği haberini duyup önlem alırken isanın dirileceğim dediği 3.gün sabahı mezara sadece bir kaç kadının gitmesi ve diğer öğrencilerin evde yas tutması ne kadar mantıklıdır?

isanın üçüncü gün dirilişi büyük bir mucize olacaktır ve öğrencileri eğer ona inanıyor ise tüm halkı toplayıp gelin bakın üçüncü gün o dirilip göğe çıkacaktır diyerek halkı mezar başına toplaması gerekli değilmiydi?!

fakat işin gerçeği böyle olmadı.

ya isa çarmıha gerilmedi, üçüncü gün dirileceğim demedi, ya matta yalan yazdı yada öğrencileri isanın dediklerini hatırlamadı, veya öğrencileri isayı ciddiye almadı.!!!

 

çünkü üçüncü gün değil mezar başında beklemek mecdelli meryem gelip isa dirilmiş dediği zaman bakın nasıl tepki veriyorlar;

 

markos incili 16.bab.

10. Meryem gitti, İsa'yla bulunmuş olan, şimdiyse yas tutup gözyaşı döken öğrencilerine haberi verdi.

11. Ne var ki onlar, İsa'nın diri olduğunu ve Meryem'e göründüğünü duyunca inanmadılar.

 

12. Bundan sonra İsa kırlara doğru yürümekte olan öğrencilerinden ikisine değişik bir biçimde göründü.

13. Bunlar geri dönüp diğerlerine haber verdiler, ama diğerleri bunlara da inanmadılar.

 

markos inciline göre bu haberlere inanmayan öğrenciler bir odada yas tutup yemek yerken o on bir öğrenciye görünüyor,

16.bab

14. İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Kendisini dirilmiş olarak görenlere inanmadıkları için imansızlıklarından ve yüreklerinin duygusuzluğundan ötürü onları azarladı.

 

öğrencilerin isa nın dirildiğine inanmayışı lukada şu şekilde geçer;

24.bab.

9. Mezardan dönen kadınlar bütün bunları Onbirlere ve diğerlerinin hepsine bildirdiler.

10. Bunları elçilere anlatanlar, Mecdelli Meryem,Yohana, Yakup'un annesi Meryem ve bunlarla birlikte bulunan diğer kadınlardı.

11. Ne var ki, bu sözler elçilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar.

11. Yine de, Petrus kalkıp mezara koştu. Eğilip içeri baktığında keten bezlerden başka bir şey görmedi. Olay karşısında şaşkına dönmüş bir halde oradan uzaklaştı. (neden şaşkına dönüyorki isa daha önce böyle olacagını söylemişti! hem petrus o petruski isa ona ''kilisemi senin üzerine kuracağım demiştir)

 

devamında,

36. Bunları anlatırlarken İsa'nın kendisi gelip aralarında dikildi. Onlara, «Size esenlik olsun!» dedi.

37. Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar.

38. İsa onlara, «Neden telaşlanıyorsunuz? İçinizde neden böyle kuşkular doğuyor?» dedi.

39. «Ellerime, ayaklarıma bakın; işte ben'im! Bana dokunun da görün. Bir hayalette et ve kemik olmaz, ama görüyorsunuz, bende var.»

 

ısrarla dirileceğini söylediği öğrencilerini dirildiğine inandırmak için çaba sarf ediyor!

 

yuhanna incilinde ise o 12 öğrenciden biri olan tomas ın inkarı isanın dirilişini inkarı şu şekilde anlatılır,

20.bab

24Onikilerden biri, İkiz diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi.

25. Öbür öğrenciler ona, «Biz Rab'bi gördük!» dediler.

Tomas ise, «O'nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam» dedi.

26. Sekiz gün sonra İsa'nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, «Size esenlik olsun!» dedi.

27. Sonra Tomas'a, «Parmağını uzat» dedi, «ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!»

28. Tomas O'na, «Rabbim ve Tanrım!» diye cevap verdi.

 

hasılı kelam;

isa 12 öğrenciye çarmıha çivilenip öldürüleceğini söyledimi, söylemedimi?

eğer söyledi ise yahudilerin dahi ihtimal ile inandığı bu söze neden öğrenciler inanmadı hatta ispat ve dedil istedi?

daha önce 12 öğrenciye söylendiği halde isa inandırmak için neden ispat yollarına gitti ve incillere okuyucuyu iknaya çalışılan cümleler yazıldı?

yoksa bunlar uydurmamı ??

 

selam ve dua ile

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
açıklama;

aşağıda okuayack olduğunuz makaleyi çok uzun zaman önce kaleme almıştım yoğun şekilde incil üzerine çalışma yaparken dikkatimi çeken ayrıntıların sizinde dikkatinizi çekeceğini sanıyorum.

hakkımda şüphe içinde olan bayada bir cevap olur ümidini taşıyorum.

değilse başka çalışmalarımıda sırası geldikçe paylaşmayı umuyorum.

keyifle okuyacağınızdan eminim.

buyrun;

 

matta;

 

matta' date=' kişi ismidir ve bu isim dört incilden ilkini yazan kişi olarak bilinen mattanın ismi ile anılan incilinde adı olmuştur.

türkçeye çavrilen ve bölüm bölüm basılan incillerin kapaklarına ''mattaya göre incil'' ''markosa göre incil'' ''lukaya göre incil'' ''yuhannaya göre incil'' diye ayrı ayrı cep boyu incil kitapçıklarada yazılmıştır bu şekilde.

yani inciller kişilere göredir.

 

incillerin kişiye göre olması ne demektir?

isa aleyhisselam insanların arasında iken incil yazılmamıştır, isa aleyhisselam insanların arasında iken tek bir satır tek bir cümle dahi yazı ile kayda geçmemiştir.

isa aleyhisselam insanların arasında iken yazıya ve kayda geçmeyen sözleri ve yaşantısı ağızdan ağıza dilden dile ve anlatı yolu ve geleneksel yaşam, kültürel bir tarz olarak devam etti.

 

şimdi biz bu incillerden ilk olan yazarı matta(!) nın ismi ile anılan incil hakkında kısa bilgiler sunacağız.

 

matta filistinlidir ve gümrük memurudur o zaman gümrük memurlarına pek iyi gözle bakılmaz günahkar olarakda anılırlar.

incile göre isa aleyhisselam mattayı kendisine hizmete ve öğrenciliğe çağırdığında kaç yaşında olduğu hakkında bilgi yoktur.

mattaya ait incilin yazım tarihi ise kimi kaynaklara göre 1.yüzyılın ortaları kimilerine göre ise 1.yüzyılın sonlarına doğru 70 lerde yazılmıştır. (aslında bu tarihler önemlidir.)

 

matta gümrük memuru iken 20 yaşında olsa ki çok genç bir yaştır ve 70 yılında incilini yazsa matta 90 yaşında iken bu incili yazmıştır!

90 yaşında bir insanın yazması veya hafıza yapısıda nazara alınarak eser incelenmelidir.

 

matta incilini matta mı yazmıştır yoksa başkasımı?

çünkü isa aleyhisselam ın mattayı öğrenciliğe daveti matta incilinin 9.bölümünde 9.ayetinde anlatılır.

''İsa oradan geçerken, vergi toplama kulübesinde oturan birini gördü. Adı Matta olan bu adama, «Ardımdan gel» dedi. Adam da kalkıp İsa'nın ardından gitti.''

eğer matta 9.bölüme kadarki kısımda gümrük memuru ise o; 9.cu bölümden önceki yaşananları ve kelime kelime konuşulanları nereden bilmektedir?

 

ayrıca matta incilinde 10.bab 2-4 ayetlerde 12 öğrencinin ismi şu şekildedir;

''Bu on iki elçinin adları şöyle: birincisi Petrus adıyla bilinen Simun, onun kardeşi Andreya, Zebedi'nin oğulları Yakup ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakup ve Taday, Yurtsever Simun ve İsa'yı sonradan ele veren Yahuda İskariyot.''

eğer bu yazıyı yazan matta ise demeli değilmiydi ''tomas ve vergi görevlisi ben matta'' ?!

matta gerçek bir havari, öğrenci olabilir ama bu incilin mattaya ait olup olmadığı şüphelidir.

 

matta inciline göre isa aleyhisselam çarmıha gerildimi?

matta incilindeki en büyük handikap ve yanılgı ve [b']mantığı zorlayan husus ise isa aleyhisselam ın çarmıh hadisesidir.[/b]

bakınız incilde kaç yerde isa aleyhisselam öğrencilerine ele verilip öldürüleceğini ve üçüncü gün dirileceğini söylüyor;

 

16.bab.

21. Bundan sonra İsa, kendisinin Kudüs'e gitmesi, ihtiyarlar, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.

22. Bunun üzerine Petrus O'nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. «Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!» dedi.

 

17.bab

22-23. Celile'de bir araya geldiklerinde İsa onlara, «İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gündirilecek» dedi.

Öğrenciler buna çok kederlendiler.

 

20.bab

17-18. İsa Kudüs'e giderken, yolda on iki öğrencisini bir yana çekip onlara özel olarak şunu söyledi: «Şimdi Kudüs'e gidiyoruz. İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek, onlar da O'nu ölüm cezasına çarptıracaklar. 19O'nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O'nu diğer uluslara teslim edecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.»

 

bu ayetlerin devamında mattanın anlatımına göre tanrı isa nice aşağılama ve işkence sonrası çarmıha çivilenmiş ve ölmüştür. bakınız bu ölümden sonra yukarıdaki açık ve net ayetlerden sonra 12 öğrenci isanın üçüncü gün dirildiği haberine nasıl tepki veriyor;

 

(fakat öncelikle şu iki ayeti cebimize koyalım hatırımızda kalsın lazım olacak ayrı bir renk katıyor; )

62-63. Ertesi gün, yani Hazırlık gününden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus'un önünde toplanarak, «Efendimiz»dediler, «O aldatıcının, daha yaşarken, `Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz. 64Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, `Ölümden dirildi' derler. Bu sonuncu aldatmaca ilkinden beter olur.»

65Pilatus onlara, «Bir manga asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın» dedi. 66Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.

 

yahudiler dahi üçüncü günü dirileceği haberini duyup önlem alırken isanın dirileceğim dediği 3.gün sabahı mezara sadece bir kaç kadının gitmesi ve diğer öğrencilerin evde yas tutması ne kadar mantıklıdır?

isanın üçüncü gün dirilişi büyük bir mucize olacaktır ve öğrencileri eğer ona inanıyor ise tüm halkı toplayıp gelin bakın üçüncü gün o dirilip göğe çıkacaktır diyerek halkı mezar başına toplaması gerekli değilmiydi?!

fakat işin gerçeği böyle olmadı.

ya isa çarmıha gerilmedi, üçüncü gün dirileceğim demedi, ya matta yalan yazdı yada öğrencileri isanın dediklerini hatırlamadı, veya öğrencileri isayı ciddiye almadı.!!!

 

çünkü üçüncü gün değil mezar başında beklemek mecdelli meryem gelip isa dirilmiş dediği zaman bakın nasıl tepki veriyorlar;

 

markos incili 16.bab.

10. Meryem gitti, İsa'yla bulunmuş olan, şimdiyse yas tutup gözyaşı döken öğrencilerine haberi verdi.

11. Ne var ki onlar, İsa'nın diri olduğunu ve Meryem'e göründüğünü duyunca inanmadılar.

 

12. Bundan sonra İsa kırlara doğru yürümekte olan öğrencilerinden ikisine değişik bir biçimde göründü.

13. Bunlar geri dönüp diğerlerine haber verdiler, ama diğerleri bunlara da inanmadılar.

 

markos inciline göre bu haberlere inanmayan öğrenciler bir odada yas tutup yemek yerken o on bir öğrenciye görünüyor,

16.bab

14. İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Kendisini dirilmiş olarak görenlere inanmadıkları için imansızlıklarından ve yüreklerinin duygusuzluğundan ötürü onları azarladı.

 

öğrencilerin isa nın dirildiğine inanmayışı lukada şu şekilde geçer;

24.bab.

9. Mezardan dönen kadınlar bütün bunları Onbirlere ve diğerlerinin hepsine bildirdiler.

10. Bunları elçilere anlatanlar, Mecdelli Meryem,Yohana, Yakup'un annesi Meryem ve bunlarla birlikte bulunan diğer kadınlardı.

11. Ne var ki, bu sözler elçilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar.

11. Yine de, Petrus kalkıp mezara koştu. Eğilip içeri baktığında keten bezlerden başka bir şey görmedi. Olay karşısında şaşkına dönmüş bir halde oradan uzaklaştı. (neden şaşkına dönüyorki isa daha önce böyle olacagını söylemişti! hem petrus o petruski isa ona ''kilisemi senin üzerine kuracağım demiştir)

 

devamında,

36. Bunları anlatırlarken İsa'nın kendisi gelip aralarında dikildi. Onlara, «Size esenlik olsun!» dedi.

37. Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar.

38. İsa onlara, «Neden telaşlanıyorsunuz? İçinizde neden böyle kuşkular doğuyor?» dedi.

39. «Ellerime, ayaklarıma bakın; işte ben'im! Bana dokunun da görün. Bir hayalette et ve kemik olmaz, ama görüyorsunuz, bende var.»

 

ısrarla dirileceğini söylediği öğrencilerini dirildiğine inandırmak için çaba sarf ediyor!

 

yuhanna incilinde ise o 12 öğrenciden biri olan tomas ın inkarı isanın dirilişini inkarı şu şekilde anlatılır,

20.bab

24Onikilerden biri, İkiz diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi.

25. Öbür öğrenciler ona, «Biz Rab'bi gördük!» dediler.

Tomas ise, «O'nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam» dedi.

26. Sekiz gün sonra İsa'nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, «Size esenlik olsun!» dedi.

27. Sonra Tomas'a, «Parmağını uzat» dedi, «ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!»

28. Tomas O'na, «Rabbim ve Tanrım!» diye cevap verdi.

 

hasılı kelam;

isa 12 öğrenciye çarmıha çivilenip öldürüleceğini söyledimi, söylemedimi?

eğer söyledi ise yahudilerin dahi ihtimal ile inandığı bu söze neden öğrenciler inanmadı hatta ispat ve dedil istedi?

daha önce 12 öğrenciye söylendiği halde isa inandırmak için neden ispat yollarına gitti ve incillere okuyucuyu iknaya çalışılan cümleler yazıldı?

yoksa bunlar uydurmamı ??

 

selam ve dua ile

 

Saygi deger arkadasim; Burda soru isa dirildi mi ? dirilmedi mi? olacakti.

Daha öncede belirtigim gibi incilde bahsi gecen kisiler hakkinda yeterli bilgi bulunmamasinin kisaca sebebi; önemin o kisilere degil Mesih`e oldugu icindir. Mattanin yasi 30 da olabilir fakat bu önemli degildir.

 

Sayin arkadasim incili okudugunuza inanarak yinede söylüyorum okumamissiniz. Neden mi ? Cünkü ileriki ayetlerde yada incilin diger bölümlerinde bunun cevabi vardir.

 

Nasil mi? Simdi 3 gün sonra dirilecegini önceden bildiriyor fakat bunu kavrayamiyorlar cünkü kutsal ruhu almamislardi yani normal bir insandan farklari yoktu. isanin sözlerini sizin gibi en azindan anlayamiyorlardi. Bir diger konuda incilin Kutsal ruh etkisi ile ve esinlenerek yazilmasidir. yazilanlar ve olan olaylar hep insanlarin isanin yasami hakkinda bilgisi olsun ve iman etsin diye yazilmistir.

 

12 havarisine ölecegini ve ihanete ugrayacagini söylemistir ve bunu özellikle son aksam yemeginde yapmistir. Ama okumadiginiz burdan belli oluyor.

 

O orda bir tane havarisi diyor ki elini bögrüne sokmadan Delinmis ellerini görmeden iman etmem bunun sebebi insanlarin ben görmeden iman etmem durumuna cevap olsun diye gerceklesmistir. Sonra diyor gör ve iman et diyor.

25. Öbür öğrenciler ona, «Biz Rab'bi gördük!» dediler.

Tomas ise, «O'nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam» dedi.

26. Sekiz gün sonra İsa'nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, «Size esenlik olsun!» dedi.

27. Sonra Tomas'a, «Parmağını uzat» dedi, «ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!»

 

Ama sözlerinde ne mutlu görmeden iman edenlere diye söylüyor. Havari petrus 3 kere inkar etmistir fakat oda demisti ki kesinlikle olmaz yine burda Kutsal ruhu daha almamistir ve ona dedi horuz ötmeden beni 3 kez inkar edeceksin diyor. Ve sonra hakli cikiyor. Kilisesini gercekten onun üzerine kuruyor.

 

Mezarla ilgili yazi ekliyecegim ayrica mesih dirildikten sonra uzun bir süre yer yüzünde kalmistir. Ve göge yükseldikten sonra havarilerine Kutsal ruhu veriyor ve artik bu gücle mücizeler yapmakta ve müjdeyi en iyi sekilde yaymislardir. Daha sonra görüyoz cogu öldürülüyor. Bir hic ugruna kim ölebilir.

 

Sayin arkadasim; müjdeler hakkinda yazi yazarken sanki incil uzmani gibi yaziyorsunuz. (Ben keyifle okuyacagim bir makale bulmadim. Konu dirilis mi? kimse gördü mü? matta neden kendi hakkinda böyle yaziyor? baya bir karisik olmus Konu incilde tahrif olsaydi yani makale belki daha iyi olurdu. ) Siz hristiyanmisiniz kesinlikle degil.

 

isa isminin önüne o ifadeyi koymazsaniz sevinirim. Ayrica isa yasarken yazmamalarin sebebi zaten söz dünyadaydi yani gerekte yoktu.

 

esenlikler

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Bu arada icerik baslikla alakasi yoktur.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

melkem arkadaşım;

 

ben isa dirildimi diye sormuyorum sorularım ayetler eşliğinde gayet açık ve nettir.

makaleye bağlı kalarak aynen tekrar buradan sorayım;

 

hasılı kelam;

isa 12 öğrenciye çarmıha çivilenip öldürüleceğini söyledimi' date=' söylemedimi?

eğer söyledi ise yahudilerin dahi ihtimal ile inandığı bu söze neden öğrenciler inanmadı hatta ispat ve dedil istedi?

daha önce 12 öğrenciye söylendiği halde isa inandırmak için neden ispat yollarına gitti ve incillere okuyucuyu iknaya çalışılan cümleler yazıldı?

yoksa bunlar uydurmamı ??

[/quote']

 

diyorsunuzki ruh daha inmemiş ruhla desteklenmemişlerdi;

peki aşağıdaki ayettekilere inmişmiydi?

 

62-63. Ertesi gün, yani Hazırlık gününden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus'un önünde toplanarak, «Efendimiz»dediler, «O aldatıcının, daha yaşarken, `Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz. 64Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, `Ölümden dirildi' derler. Bu sonuncu aldatmaca ilkinden beter olur.»

65Pilatus onlara, «Bir manga asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın» dedi. 66Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.

 

yahudiler dahi üçüncü günü dirileceği haberini duyup önlem alırken isanın dirileceğim dediği 3.gün sabahı mezara sadece bir kaç kadının gitmesi ve diğer öğrencilerin evde yas tutması ne kadar mantıklıdır?

isanın üçüncü gün dirilişi büyük bir mucize olacaktır ve öğrencileri eğer ona inanıyor ise tüm halkı toplayıp gelin bakın üçüncü gün o dirilip göğe çıkacaktır diyerek halkı mezar başına toplaması gerekli değilmiydi?!

fakat işin gerçeği böyle olmadı.

ya isa çarmıha gerilmedi, üçüncü gün dirileceğim demedi, ya matta yalan yazdı yada öğrencileri isanın dediklerini hatırlamadı, veya öğrencileri isayı ciddiye almadı.!!!

 

melkem arkadaşım;

benim size yalan söyleme karaktersizliği içine girmem için hiç bir sebebim veya zorunluluğum yok.

size yalan konuşmam yada yazmam için kendimi bürümeye çalıştığım bir kılıfta yok.

yalan yazarak yalan ifadeler kullanarak kazanmayı arzu ettiğim bir itibarda söz konusu değilki siz benim incil okuyup okumadığım konusunda bana ''okumuşsun okumamışsın'' gibi kelimeler ile itham altına sokuyor yada beni yalancılıkla itham ediyorsunuz!

benim size yalan söylemek gibi bir edepsizlik borcummu var?

 

isterseniz inanırsınız isterseniz inanmazsınız ama bunu ben size okudum dediğim halde dalga geçer alay eder gibi okumuşsun okumamışsın gibi kelimeler ile makaraya almanız veya göya diyalektik yapmanız hoş bir davranış değil.

 

ben neyse o olan bir insanım.

siz beni değil empati ile kendinizi sorgulayınız ve lütfen şahsıma karşı tavır ve davranışlarınıza daha dikkat edin.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
melkem arkadaşım;

 

ben isa dirildimi diye sormuyorum sorularım ayetler eşliğinde gayet açık ve nettir.

makaleye bağlı kalarak aynen tekrar buradan sorayım;

 

 

 

diyorsunuzki ruh daha inmemiş ruhla desteklenmemişlerdi;

peki aşağıdaki ayettekilere inmişmiydi?

 

62-63. Ertesi gün' date=' yani Hazırlık gününden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus'un önünde toplanarak, «Efendimiz»dediler, «O aldatıcının, daha yaşarken, `Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz. 64Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, `Ölümden dirildi' derler. Bu sonuncu aldatmaca ilkinden beter olur.»

65Pilatus onlara, «Bir manga asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın» dedi. 66Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.

 

yahudiler dahi üçüncü günü dirileceği haberini duyup önlem alırken isanın dirileceğim dediği 3.gün sabahı mezara sadece bir kaç kadının gitmesi ve diğer öğrencilerin evde yas tutması ne kadar mantıklıdır?

isanın üçüncü gün dirilişi büyük bir mucize olacaktır ve öğrencileri eğer ona inanıyor ise tüm halkı toplayıp gelin bakın üçüncü gün o dirilip göğe çıkacaktır diyerek halkı mezar başına toplaması gerekli değilmiydi?!

fakat işin gerçeği böyle olmadı.

ya isa çarmıha gerilmedi, üçüncü gün dirileceğim demedi, ya matta yalan yazdı yada öğrencileri isanın dediklerini hatırlamadı, veya öğrencileri isayı ciddiye almadı.!!!

 

melkem arkadaşım;

benim size yalan söyleme karaktersizliği içine girmem için hiç bir sebebim veya zorunluluğum yok.

size yalan konuşmam yada yazmam için kendimi bürümeye çalıştığım bir kılıfta yok.

yalan yazarak yalan ifadeler kullanarak kazanmayı arzu ettiğim bir itibarda söz konusu değilki siz benim incil okuyup okumadığım konusunda bana ''okumuşsun okumamışsın'' gibi kelimeler ile itham altına sokuyor yada beni yalancılıkla itham ediyorsunuz!

benim size yalan söylemek gibi bir edepsizlik borcummu var?

 

isterseniz inanırsınız isterseniz inanmazsınız ama bunu ben size okudum dediğim halde dalga geçer alay eder gibi okumuşsun okumamışsın gibi kelimeler ile makaraya almanız veya göya diyalektik yapmanız hoş bir davranış değil.

 

ben neyse o olan bir insanım.

siz beni değil empati ile kendinizi sorgulayınız ve lütfen şahsıma karşı tavır ve davranışlarınıza daha dikkat edin.[/quote']

 

Saygi deger arkadasim; Ben dedim ki isa göge alinmadan önce Kutsal ruhu havariler daha almamisti ve hala imanda kosku duyuyorlardi.

Bu yüzden böyle bir sey dediler. Dedigim gibi mezarla ilgili yazi ekliyecegim. Hvariler yas tuttuktan sonra onlarda mezara gideceklerdi ki onlardan önce kadinlar gitmis ve mezarin önünde bir melek görüyorlar. Özellikle mezar cok iyi bir sekilde korunmaktaydi. Onlar mezari iyi kurumak icin bir cok önlem almislardi fakat hic birisi fayda etmemistir. Kutsal ruhun önemi cok büyüktür incilde. Bunu incil okuyanlar bilir en azindan. Zaten kutsal ruhu aldiktan sonra isanin ne demek istedigini anliyorlar cünkü ruhsal gözleri acilmistir.

 

Konunun icerigi tek degildir yani dirilisle ilgidir ve havarilerin imansiz tavri idi. simdi matta ve incile göre carmiha dair diye bir baslik koymussunuz sizce icerik carmihla bir ilgisi varmidir?

 

Dedim ya dirildigine kanit olarak uzun bir süre yer yüzünde yasamistir.

 

Sayin arkadasim ben sizin incili okuyup okumadigini tabiki bilemem ama yazdiginiz yazida bu anlasilmaktadir. Yinde özür dilerim. sayin arkadasim yazdiginiz bir makaleden öte karma karisik bir yazilar kümesidir. Sizce inancima saldirmak iyi bir sey mi? Öncelikle böyle bir kaniya varmamin sebebi yazini dikkatlice okumamdir. ilk basta bilgi almak isterken sürekli tahrif konulari aciyorsunuz.

 

esenlikler

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

melkem arkadaşım;

 

siz 12 havarinin (birinide yahuda işkoryata çıkalım) 11 havarinin kutsal ruhu almadıkları içinmi isa aleyhisselam ın defaatle ölüp üçüncü gün tekrar dirileceği sözüne imansızlıkları sebebiylemi değer vermediklerini sözylüyorsunuz?!

bukadar ciddi ve mühim bir haberi kaale almayan insanlar nasıl incili doğru ve tam vede net olarak insanlara anlatır veya aktarır?

 

hem kaldıki öğrencisi oldukları halde üzerlerine ruh inmedi diye önemsenmeyen o haberlere yahudi yetkililer ve ferisiler inanmışken?!

 

yahudi yetkililere ve ferisililere ruh inmişmiydiki onlar söylentilere inanarak bir manga askeri mezarı korumakla görevlendirdi?

 

makaleyi kaleme alan kişi olarak maksadım çarmıhtaki sorunu ortaya koymaktır.

ben birinci plandaki öğrencilerin isayı temsildeki iman noktasındaki zaaflarını ve bukadar mühim bir haberi dikkate almayışları vede dirildiğine inanmamaları konusu üzerinde durmak istiyorum.

ve sorumu tekrar soruyorum;

isa aleyhisselam ölüp dirileceğini söylemişmiydi? incillere göre söyledi. peki öğrenciler buna neden önem vermedi zira isa aleyhisselam ın size göre en büyük mucizesi öldükten sonra dirilmesidir. ve onlar içinde çok büyük bir delil olcaktı!.

fakat onlar mezar başında bekleyip veya uzakta bekleyip bu mucizeye şahit olmak yerine dirildiği haberine dahi inanmıyorlar!

hatta görmeden dirildiğine inanmam diyor öğrencisi!

siz diyorsunuzki ruh inmemişti;!

iyi ama ferisiler ve yahudi yetkililere inmişmiydiki onlar söylentiye inanıp bir manga askeri oraya yığdılar ?!

 

karışıklık olması doğaldır sizin kadar usta incil erbabı olmadığımdandır ve bukadrcığınıda hoş görünüz lütfen.

ayrıca ben sizin inancınıza saldırmıyorum. ben bir takım konularda kafamda oluşan soru ve vardığım cevaplarla bir tesbitte bulunuyorum. eğer inancınızla ilgili daha paylaşmak istediğim bir çok konu varken dersenizki sizinle o bu tür konular konuşmak istemiyoruz o halde bende paylaşmam sormam söylemem cevap aramam.

 

selam ve dua ile

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
melkem arkadaşım;

 

siz 12 havarinin (birinide yahuda işkoryata çıkalım) 11 havarinin kutsal ruhu almadıkları içinmi isa aleyhisselam ın defaatle ölüp üçüncü gün tekrar dirileceği sözüne imansızlıkları sebebiylemi değer vermediklerini sözylüyorsunuz?!

bukadar ciddi ve mühim bir haberi kaale almayan insanlar nasıl incili doğru ve tam vede net olarak insanlara anlatır veya aktarır?

 

hem kaldıki öğrencisi oldukları halde üzerlerine ruh inmedi diye önemsenmeyen o haberlere yahudi yetkililer ve ferisiler inanmışken?!

 

yahudi yetkililere ve ferisililere ruh inmişmiydiki onlar söylentilere inanarak bir manga askeri mezarı korumakla görevlendirdi?

 

makaleyi kaleme alan kişi olarak maksadım çarmıhtaki sorunu ortaya koymaktır.

ben birinci plandaki öğrencilerin isayı temsildeki iman noktasındaki zaaflarını ve bukadar mühim bir haberi dikkate almayışları vede dirildiğine inanmamaları konusu üzerinde durmak istiyorum.

ve sorumu tekrar soruyorum;

isa aleyhisselam ölüp dirileceğini söylemişmiydi? incillere göre söyledi. peki öğrenciler buna neden önem vermedi zira isa aleyhisselam ın size göre en büyük mucizesi öldükten sonra dirilmesidir. ve onlar içinde çok büyük bir delil olcaktı!.

fakat onlar mezar başında bekleyip veya uzakta bekleyip bu mucizeye şahit olmak yerine dirildiği haberine dahi inanmıyorlar!

hatta görmeden dirildiğine inanmam diyor öğrencisi!

siz diyorsunuzki ruh inmemişti;!

iyi ama ferisiler ve yahudi yetkililere inmişmiydiki onlar söylentiye inanıp bir manga askeri oraya yığdılar ?!

 

karışıklık olması doğaldır sizin kadar usta incil erbabı olmadığımdandır ve bukadrcığınıda hoş görünüz lütfen.

ayrıca ben sizin inancınıza saldırmıyorum. ben bir takım konularda kafamda oluşan soru ve vardığım cevaplarla bir tesbitte bulunuyorum. eğer inancınızla ilgili daha paylaşmak istediğim bir çok konu varken dersenizki sizinle o bu tür konular konuşmak istemiyoruz o halde bende paylaşmam sormam söylemem cevap aramam.

 

selam ve dua ile

 

Sayin arkadasim; konu bilgi aramak' date='sormak degildir. bir seyleri kanitlamaktir ve kesinlik belirtiyorsunuz sürekli. Simdi Kutsal ruhu hristiyanlar vaftiz olarak alabiliyorlar bu ayri bir konu. Normalde yaziyi okuyan biri carmih ile ilgili degilde isa mesih dirildi mi diye anlar. Bir diger konu ise Kutsal ruhu inmeyene kadar neden onun ne demek istedigini anlayamiyorlar. Cünkü hala insani benlige sahipler Ruhsal seyleri anlayamiyorlar. Mesela bir kisi diyor ki nasil olurda Isa tüm günahlari üstleniyor? Bu ona cok zor gelir. Orda bir cok askerin bulunmasi yine isa mesihin dirildigini gösteren bir kanittir.

 

Devam edecek olursak, dedik ya Kutsal ruhu aldiktan sonra her seyi anliyorlar iste bu anlattiklari konu ise kutsal ruhun önemini belirtmek icindir. Ve özellikle ne kadar imansizlik gösterdikleridir. Mesela isa diyor ki. Birinizde hardal tanesi kadar iman olsaydi su daga kalk yürü derdiniz kalkip yürürdü. Ne denli iman önemli görebiliyormuyuz.

 

Yani o zamana kadar ruhsal gözleri kördü ve bir cok seyi anlayamiyorlardi zaten benzetmeler yaparkende sürekli bunu neden söyledin diye soruyorlar.

 

Bu arada askerler görüyor ve gidip haber veriyor fakat bu olayi gizlemeye calisiyorlar ve bunuda beceremiyorlar.

 

Diger bir konu konulara makale gibi bakmayin sorun neden böyledir ama söylerken cok samimiyim inan yazdiginiz bir makale degil. Cünkü makale yazmanin kuralLari ve düzeni vardir.

 

 

esenlikler

 

--- Sonraki mesaj ---

 

AÇIK GÖZLEMLER

“Tarihte bu kadar mükemmel bir şekilde metinsel ve tarihsel kanıta sahip olan ve başka hiç bir yerde görülmeyen tarihsel verilerin bulunduğu bu belgenin karşısında kararsız kalınamaz. Dürüst bir araştırmacı böyle bir kaynağı göz ardı edemez. Mesih İnancı’nın tarihsel verilerine karşı olan şüphecilik mantık dışı bir temele dayanmaktadır.”

Clark Pinnock

Yorum Profesörü

McMasters Üniversitesi

Toronto

Mesih İnancı’nın dayanaklarını çürütme girişiminde dirilişle ilgili daha önce hiç görmemiş olduğum dokuz açık gözlemle karşılaştım.

GÖZLEM 1 – Tarihin Tanıklığı

Diriliş üzerindeki araştırmama başlamadan önce bu konuda ne kadar çok tarihsel, belgesel ve yasal kanıtların bulunduğundan haberim yoktu.

Roma Tarihi Uzmanı

Oxford Üniversitesi tarih profesörlerinden, üç ciltlik “Roma Tarihi” adlı kitabın yazarı olan Profesör Thomas Arnold, tarihsel gerçekleri anlamakta delillerin değerini çok iyi kavramıştır.

Bu ünlü tarih profesörü şöyle demiştir: “Yıllarca geçmiş zamanların tarihini araştırıp tarihsel olayların delillerinin geçerli olup olmadığını inceledim. İnsanlık tarihinde Mesih’in ölüp dirilmiş olduğu gerçeğinden daha gerçek, tamamıyla inandırıcı delillerin bulunduğu bir tarihsel olayla karşılaşmadım.”1

Metinsel Eleştirmen

İngiliz bilim adamı Foss Wescott ise şöyle demiştir: “Tüm delilleri bir araya getirecek olursak hiç bir tarihsel olayın Mesih’in dirilişiyle ilgili delillerden daha iyi bir delile sahip olmadığını görürüz.”2

Tarih Profesörü

Western Michigan Üniversitesinde tarih profesörü olan Prof. Dr. Paul L. Maier şu sonuca varmıştır: “Deliller dikkatlice, doğru bir şekilde ve tarih biliminin kurallarına göre tartılırsa, ilk Diriliş günü sabahı İsa’nın öldükten sonra koyulmuş olduğu mezarın boş olduğu görülecektir. Bu bildiriyi çürütecek hiç bir belge, arkeolojik kanıt veya tanıklık bulunmamaktadır.”3

Adalet

İngiltere eski Adalet bakanlarından biri olan Lord Caldecote şöyle yazmıştır: “Benim inancım Kutsal Kitap’ta açıklanmış olduğunu düşündüğüm bir şeyle başlamış ve kökleşmiştir. Özellikle Yeni Antlaşma’yı incelerken İsa Mesih ile birlikte yaşamış olan kişilerin Yeni Antlaşma’yı yazdıklarını ve bu durumun güçlü bir delil oluşturduğunu gördüm. İsa Mesih’in dirilişi üzerine incelemiş olduğum deliller beni Mesih’in dirilişinin tartışılmaz bir gerçek olduğuna inanmaya itmiştir.”4

Yasal Otorite

Deliller üzerine uzmanlaşmış ve bu konuda oldukça yetenekli olan bir kişi de Prof. Dr. Simon Greenleaf idi. Dr. Greenleaf ünlü bir Harvard eski Hukuk Fakültesi profesörlerindendir. Harvard Hukuk Fakültesi’nin bugünkü zirvesine ulaşmasını sağlayan Prof. Dr. Simon Greenleaf ve Prof. Dr. Joseph Story’dir. Dr. Greenleaf’ın yazmış olduğu “Delil Hukuku Üzerine Bir Çalışma” adlı eseri bugün hukuk dünyasında bu konuda yazılmış en güvenilir çalışma olarak görülmektedir.

Dr. Greenleaf İsa Mesih’in dirilmiş olduğu gerçeğini incelemek için tarihsel delilleri incelemiş ve üç ciltlik eserindeki tüm prensipleri Mesih’in dirilişiyle ilgili tarihsel delillere uygulamıştır. Araştırma sonuçlarını “Mahkemelerde Kullanılan Delil Kurallarına Göre Dört Müjdecinin Tanıklığına Bir Bakış” adlı eserinde toplamıştır.

Greenleaf, mahkemelerde kullanılan hukuk delilleri yasasına göre Mesih’in dirilişinin diğer olaylara oranla daha fazla tarihsel delillere sahip olduğu sonucuna varmıştır.

Baş Yargıç

Lord Lyndhurst olarak tanınan İngiltereli John Singleton Copley, İngiliz tarihinin en iyi yasa uzmanlarından birisi olarak tanınır. İngiliz Hükümeti’nin en yüksek rütbeli devlet memurluğu görevinde bulunmuş, üç kez İngiltere’nin en yüksek fahri doktorluğuna hak kazanmış ve Cambridge Üniversitesi’nin rektörlüğünde bulunmuştur. Görüldüğü gibi Copley yaşamı boyunca Büyük Britanya’nın en yüksek kademelerinde bulunmuş bir yargıçtır.

Copley’in ölümünden sonra kişisel yazılarının arasında “yasal deliller ışığında diriliş” konulu yazıları ve neden Mesih İnanlısı olduğunu açıklayan yazıları bulunmuştur. “Delil kelimesinin ne anlama geldiğini çok iyi bilirim. Size şunu söyleyeyim ki; diriliş ile ilgili deliller hiç bir zaman çürütülemez.”5

İngiltere eski Adalet bakanlarından Lord Darling şöyle demiştir; “Aklı başında olan hiçbir jüri üyesi diriliş olayının gerçekleşmiş olduğuna karşı gelemez.”6

Rasyonel Avukat

Rasyonel çevrelerce tercih edilen bir avukat olan Dr. Frank Morrison, İsa’nın dirilişinin mutlu bir sonuçla biten uydurma bir masal olduğu düşüncesindeydi. Bu diriliş uydurmasına karşı bir kitap yazıp gerçekleri ortaya koymaya karar verdi.

Bunun üzerine gerçekler üzerine yapmış olduğu araştırmasının sonucunda o da farklı bir sonuca vardı. Tüm gerçekler bir araya gelince İsa’nın dirilmiş olduğu ortaya çıkıyordu. Morrison daha önce yazmayı planlamış olduğu kitabın dışında farklı bir kitap yazdı. Bu kitabın adı da “Taşı kim kaldırdı?” Yazmış olduğu kitabın birinci bölümünün başlığı; “Yazılması Reddedilen Kitap” idi.

Edebiyat Uzmanı

Cambridge Üniversitesi’nde Ortaçağ ve Rönesans Edebiyatı eski profesörlerinden C.S. Lewis nasıl Mesih İnanlısı olduğunu yazarken, Mesih İnancı’nı benimsemeden önce Mesih İnancı’nın yanlış olduğunu düşündüğünü yazmıştır.

C.S. Lewis’in yapmak istediği son şey Mesih İnancı’nı benimsemekti. Fakat Lewis fikrini nasıl değiştirdiğini şöyle açıklıyor: “1926’nın başlarında tanıdığım en ateşli ateistlerle şöminenin karşısına oturmuş Kutsal Kitap’ın tarihsel delillerinin şaşırtıcı bir şekilde meydanda olduğunu konuşuyorduk. Frazer’ın anlattığı “Ölen Tanrı” hikayesi saçma bir hikaye. Bu tarihsel olaylara baktığımızda sanki gerçekten de bir zamanlar böyle olmuşa benziyor.

“Bu şaşkınlığın etkisini anlamak için beni anlayabilmeniz gerekir (C.S. Lewis). O zamana kadar Mesih İnancı’na hiçbir ilgi göstermemiş olan bir kişi olarak birdenbire böyle bir delille karşılaşmak elbette beni şaşkına çevirdi. En şüpheci ve Mesih İnancı’na karşı en sert tavır alan kişi bendim. Eğer Mesih İnancı delillerin göstermiş olduğu gibi doğru ise benim için bir kaçış yolu var mıydı acaba?”

Mesih İnancı’yla ilgili olan temeli ve delilleri değerlendirdikten sonra, Lewis tarihte hiç bir dinin Mesih İnancı’nda olduğu gibi tarihsel kanıtlarla donanamayacağını belirtmiştir. Lewis’in edebiyat üzerine olan uzmanlığı onu Kutsal Kitap metinlerine saygıyla bakmaya zorladı. Kutsal Kitap’a gerçek dışı hikayeler olarak bakamayacak kadar metinsel eleştiri alanında uzmanlaşmıştı.

Sonunda, Mesih İnancı’na ateşli bir şekilde karşı çıkmış olmasına rağmen C.S. Lewis’in entelektüel bir karara varması gerekiyordu:

“Benim Tanrıya direnmeme rağmen Tanrı’nın azimle bana yaklaşıp, işten sonra Magdalen’deki evime gelip gece gündüz bu konuları düşünmüş olduğumu gözünüzün önüne getirin. Korktuğum şey başıma gelmişti. 1929 yılında artık Tanrı’ya direnişimi bırakıp Tanrı’nın Tanrı olduğunu itiraf ettikten sonra diz çöküp dua ettim. Herhalde o gece İngiltere’de en kederli ve isteksizce Mesih’e gelen kişi bendim.” 7

Bu kitabı yazış amaçlarımdan birisi de bu kişilerin ve daha sayısız birçok kişinin; “Ve üçüncü gün mezar boştu” cümlesiyle karşılaştıktan sonra yaşamlarının nasıl değişmiş olduğunu belirtmektir.

GÖZLEM 2 – Ön Bildirilmiş Olan Diriliş

Mesih üçüncü gün dirileceğini önceden bildirmiştir. Mesih’in iddiaları Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’da doğrulanmaktadır. İsa Kudüs’e giderken on iki öğrencisini bir köşeye çekip: “kendisinin Yeruşalim'e gitmesi, ileri gelenler,başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.”8

Markos ise şöyle demektedir; “İsa, insanoğlunun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.”9

Yuhanna da şu şekilde onaylıyor: “İsa şu cevabı verdi; ‘Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.’ Yahudiler; ‘Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?’ dediler. Ama İsa’nın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi.”10

 

--- Sonraki mesaj ---

 

GÖZLEM 3 - Tarihsel Temel

Mesih İnancı’nın doğruluğunun temeli dirilişin tarihsel gerçeğidir. Basitçe, Mesih İsa’nın dirilişi Mesih İnancı’nın kaderini oluşturmaktadır.

Her şey Dirilişe Bağlı

Elçi Pavlus bu konuyu vurgularken şöyle demiştir: “Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur. Bu durumda Tanrı'yla ilgili tanıklığımız da yalan demektir. Çünkü Tanrı'nın, Mesih'i dirilttiğine tanıklık ettik. Ama ölüler gerçekten dirilmezse, Tanrı Mesih'i de diriltmemiştir. Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse imanınız yararsızdır, siz de hâlâ günahlarınızın

içindesiniz.”11

Londra Üniversitesi’nde İleri Hukuk Çalışmaları Enstitüsünde doğu hukuku profesörü olan Dr. J.N.D. Anderson diriliş üzerine yapmış olduğu araştırmasını şu sözüyle noktalamıştır: “Öyle görülüyor ki, Yeni Antlaşma’yı ilk kez okuma fırsatına erişen herkes Yeni Antlaşma’da sağlam bir kökene dayanan tarihsel olayların gerçekleşmiş olduğunu görmüş ve gördüklerini aktarmışlardır.”12

Yeni Antlaşma daha da ileri gidip diriliş olayının İsa Mesih’in Tanrı’nın Oğlu olduğunu bildirdiğini öğretir.13

Diriliş O kadar önemliydi ki, İsa tüm ihtimalleri göze almaya hazırdı.

Kutsal Yazılar’da doğaüstü olan her şeyi eleştirmekte olan inançsız bir şüpheci Dr. David Friedrick Strauss bile diriliş olayının “sadece İsa’nın yaşamının değil, aynı zamanda Mesih İnancı’nın da dönüm noktası” olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. “Diriliş olayı Mesih İnancı’nın geçerliliğini ve amacının gerçekliğini gösterir.”

İsa Mesih’in öldükten sonra dirileceği üzerinde vurguyla bahsetmiş olduğumu söylemek yanlış olmaz.

Şaşkına Dönen Bir Hindu

İsa Mesih’in öğretmiş olduğu her şey, dirilişine dayalı olarak ya yaşamaya devam etmiş ya da yok olup gitmiştir. Diğer dinlere mensup olanlar bu gerçeği anlamakta zorlanmaktadırlar. Hemen hemen diğer bütün dinler teolojik bir inanca ya da ideolojiye dayanırlar. Bu dinler kurucularının kimliğine, geçmişte olmuş bir olaya değil ideolojik veya teolojik kökenlere dayanırlar. Mesih İnancı’nın tarihe bağımlılığı bir çok Hindu’ya garip görünür.

Leslie Newbigin bir Ramakrişna öğretmeninin şaşkınlığını şöyle anlatmaktadır; “Bu sadık ve eğitimli Hindu, bir Mesih İnanlısı’nın Mesih İnancı’nın Yeni Antlaşma’da İsa Mesih ile ilgili tarihsel gerçeklere dayandığını söyleyince şaşkına dönmüştür.”

Mesih İnancı’nı anlayamayan bu Hindu “dini gerçekler gibi önemli bazı konuların tarihin kazalarına dayandırılmasına izin verilemeyeceğini belirtmiştir. İsa’nın yaşamış olduğu ve öğrettiği gerçekler doğruysa, o halde İsa tarihte yaşamış olsa da olmasa da bu gerçekler her zaman ve her yerde doğrudur.”14

GÖZLEM 4 – Akılcı İman

Mesih İnancı üzerine yapmış olduğum dördüncü gözlemim oldukça şaşırtıcıydı. Mesih’in izleyicilerinin kör ve cahilce bu inancı izledikleri düşüncesi aklımdan geçmekteydi. H.L. Mencken, benim Mesih İnancı’yla ilgili eski görüşümü şu şekilde ifade etmiştir: “İman, kısaca imkansız olanın varlığına mantıksızca inanmak olarak tanımlanabilir.”

Mesih İnancı’nın tarihsel Kutsal Kitap gerçeklerini ne kadar çok incelediysem Mesih İnancı’nın o kadar çok akılcı bir iman olduğu sonucuna ulaştım. Kutsal Yazılar’da bir birey imanını uygulamaya çağrıldığında bu iman akılcı bir imandı. İsa Kutsal Kitap’ta şöyle der: “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak”15

İsa’nın zamanında yasa uygulayıcılarından birisi İsa’ya şunu sormuştur: “En büyük buyruk nedir?” İsa şöyle yanıtlamıştır: “Tanrın Rab'bi bütün yüreğinle, bütün

canınla ve bütün aklınla seveceksin”16 Kişi Mesih’e gelmekle düşünsel yönden intihar etmiş olmaz. Tersine her zaman akılcı olarak Mesih’e olan inancının nedenlerini açıklamaya hazır olmaya çağrılır.17

Dr. George Eldon Ladd bu durumu şöyle gözlemler: “İman karanlığa doğru bir adım, mantık dışı bir saflık, delillere karşı inanmak ve akla karşı olmak değildir. İman tarihsel gerçekler doğrultusunda tanıkların temeline dayanıp delillere inanmaktır.

GÖZLEM 5 – Mucize Olasılığı

Diriliş olayını incelerken, kişi doğaüstü veya mucizevi olduğundan göreceli olarak diriliş olayını reddetmemeli aksine incelemesini daha dikkatli yapmalıdır.

Tarihi incelerken devamlı olarak ortaya çıkmakta olan bir tutum da ünlü filozof Hume’un savunduğu inancın olasılıkla doğrulanabileceği ve olasılığın da doğanın birliğine veya süregelirliğine bağlı olduğu tartışmasıdır. Başka bir deyişle, sıradan insan tecrübesine normal olan tecrübelere inanma hakkımızın olduğudur. Bu tartışmanın ileri sürdüğü nokta, insan tecrübesinin dışında (mucize gibi) normal olmayan her şeyin reddedilmesi gerektiğidir.

Örneğin şunlardan hangisi daha olasıdır? İsa’nın dirilişine tanık olanlar yanılmıştır, ya da İsa ölümden dirilmiştir.

Hume’un “çağdaş bilimsel tutum” tartışmasına göre verilecek cevap ortadadır, çünkü bu görüş mucizelerin olma olasılığının olamayacağı önyargısındadır.

Doğal Bir Açıklama

Tarihe önyargılı bakan bu görüşü diğer bir şekilde ifade edecek olursak, kapalı bir evrende yaşadığımızı söylemek ve doğa üstü hiçbir şeyin olamayacağını ileri sürmek yerinde olur. Başka bir deyişle, geçmiş ve gelecek her olayın doğal bir açıklamasının olduğudur. Bu tartışma doğa üstü bir gücün varlığını tamamen ortadan kaldırır Ne olursa veya deliller ne kadar güçlü olursa olsun bu tutum tüm delillere rağmen doğa üstü olanın reddedilmesi gerektiğini dikte eder.

Bir Felsefecinin Vardığı Sonuç

Bir felsefe sınıfına ziyaretçi öğretmen olarak konuşmaya davet edilmiştim. Sınıftaki profesör aynı zamanda bölüm başkanıydı. Mesih’in tanrısallığının metinsel ve tarihsel kanıtlarını açıkladıktan sonra, bu profesör bana diriliş hakkındaki sorularını ve suçlamalarını yönlendirmeye başladı. On dakika kadar sonra bir öğrenci kalkıp profesöre oldukça kavramsal bir soru sordu.

“Hocam, sizce ilk diriliş gününde ne oldu?”

Profesör önce bana sonra da öğrenciye bakıp dikkatlice:

“Ne olduğunu bilmiyorum,” dedi ve soruyu soran öğrenci ikinci sorusunu sormadan profesör: “O gün gerçekleşen şey diriliş değildi” diye karşılık verdi.

Bunun üzerine öğrenci şu soruyu sordu: “Varmış olduğunuz sonuç delilleri incelemenizden mi sonuçlanmaktadır?”

Profesör; “Hayır, bu sonuca felsefi bakış açımdan varıyorum” diye cevapladı.

Başka bir üniversitede ise öğrenciler ilk kitabım olan “Evidence That Demands a Verdict” (Hüküm Gerektiren Delil) adlı kitabım hakkındaki görüşünü almak üzere tarih bölümü başkanına kitabımı vermişler. Yedi ay kadar sonra, öğrenciler bölüm başkanına gidip kitap hakkındaki görüşlerini sormuşlar.

Profesör; “Mesih İnancı’yla ilgili okumuş olduğum en ayrıntılı tarihsel tartışmaları içermekte, fakat ben McDowell’ın varmış olduğu sonuçlara varmazdım” cevabını vermiş.

Öğrencilerin “Neden?” sorusuna “Felsefi bakış açımdan dolayı” cevabını vermiştir.

Varmış oldukları sonuca delil yetersizliğinden değil, delillere bakmadan önyargılarıyla varmışlardır.

Hume’un Kısıtlamaları

Harvard Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Kilise bölümü başkanı olan profesör Lawrence Burkholder, Hume’un “bir şeyin doğru olabilmesi için doğanın birliğini doğrulaması gerektiği” tartışmasının tarihe bakışını etkilediğini söylemiştir. Her tarihsel olayın bir şekilde kendine göre benzersiz olduğunu gören Burkholder “Hume’un kısıtlamalarını görmeye başlıyorum” demiştir.18

Profesör Burkholder, Hume’un mucizelere karşı olan tartışmasının “geçmiş zaman ve olaylarda gerçek olduğunu delillerle kanıtladığımız olayların olasılıklarını kısıtlamaktadır. Hume’a göre, ben geçmiş tecrübeye dayanmadıkça hiç bir şeye inanamam. Fakat kendimin gelecekle ilgili olayları ön bildiremeyeceğimi görüyorum. Olası veya olası olmayan, gelecekte olacak olan veya olmayacak olan olaylardan bahsederken çok daha mütevazı bir hal almaktayım. Ve bu mütevazılık beni geçmişte ne olabilirdi veya ne olmayabilirdi konusunda yorum yapmaya isteksizleştiriyor.”19

Profesör Burkholder sözlerine şunu ekliyor: “… bana öyle görünüyor ki geçmişte örneğin diriliş olayı gibi bir şeyin olmuş olduğu olasılığına en azından açık olma hakkım var.”20

Profesör Clark Pinnock, Hume’un metodolojisine ve tüm tarihsel olayları doğallaştırma gereksinimine güvenden bahsederken şöyle diyor: “Mucizelere karşı olan tecrübe, sadece mucizeler hakkındaki tüm verilerin yanlışlığını bilirsek muntazamdır, işte sorun da burada; yanlışlığını bilmiyoruz. Hiç kimse tarihte gerçekleşmiş olan eşsiz olayların olasılığını ortadan kaldıracak kadar “doğal yasalar” konusunda tartışmasız bilgiye sahip değildir. Bilim bize ne olduğunu söyleyebilir. Fakat ne olup olamayacağını söyleyemez. Bilim olayları yaratamaz, olayları inceler. Tarihçi, tanıkların raporlarına açıktır. Hume’un tarih bilimine cahil olduğu görülüyor.”21

Münih Üniversitesi’nden Profesör Wolfhart Pannenberg ise şöyle diyor: “Geçmişte… bin yıl önce bir şeyin olmuş olup olmadığı sadece tarihsel tartışma sonucuyla kararlaştırılabilir.”22

Tarihsel Araştırma Gereksinimi

Profesör John Warwick Montgomery her şeyin açıklaması için doğasal açıklamalara bakılmasını söyleyenlere şöyle diyor: “Günümüzde Einstein’dan beri hiç kimse doğal yasaya dayalı bilgilerinden dolayı olayların olasılığını göz ardı etme hakkına sahip olmamıştır. Bir olayın gerçekten de olup olmadığını bilebilmemizin tek yolu o olayın gerçekleşmiş olup olmamasına dayanır. O halde mucize sorunu felsefi spekülasyonlarda değil tarihsel araştırmayla ortaya çıkarılır.” 23

Newton döneminin geçilmesiyle beklenmeyenin, tahmin edilemeyenin ve olanaksızın olabileceği gerçeğine kapıları açmalıyız.24

Yeni Antlaşma eleştirmenlerinden Profesör Vincent Taylor bazı kesin saplantılara karşı uyarıda bulunmaktadır. Mucizeleri değerlendirme konusunda bilimin sınırlarından bahsederken Taylor şöyle yazıyor: “Geçen 50 yıl içerisinde öyle buluşlarla karşılaşıyoruz ki geçmişte bunların tamamen olanaksız olduğu ileri sürülüyordu. Olanaksız olduğuna inanılan atomun parçalanışına tanık olduk ve artık bilim adamları evrenin muhteşem bir makineden çok muhteşem bir düşünce olduğunu görüyorlar. Tabii ki, kişilerin görüşlerindeki değişmeler mucizevi olayların gerçek olduğu anlamına gelmez, fakat uygun şartlar altında mucizelerin olanaksız olmadığı anlamına gelir. Ne bilimsel ne de felsefi saplantılar bu olasılığın karşısında duramaz.”25

Fransız Ernest Renan İsa Mesih’in dirilişini inkar etmiştir. Renan bu konuyla ilgili araştırmasına; “Mucize diye bir şey yoktur. Bu nedenle, diriliş gerçekleşmemiştir” varsayımıyla başlamıştır. Bir hukuk mahkemesinde bu gibi tutumlara taviz verilmez. Renan’ın Mesih’in dirilişiyle ilgili varmış olduğu sonuç tarihsel araştırmaya bağlı değil kendi felsefi spekülasyonlarından oluşan saplantılar sonucu ortaya çıkmıştır.

Renan’ın varmış olduğu sonuç; “Ben kararımı verdim, gerçekleri göstererek aklımı karıştırma” diyen bir kişiye benzer.

GÖZLEM 6 – Masal Değil Gerçek

Benim için şaşırtıcı noktalardan biri de Mesih’in izleyicilerinin “gerçek” ile “masal” arasındaki farkı biliyor olmalarını gözlemlemiş olmamdı. Yıllarca İsa’nın zamanındaki insanların mitolojik öykülere inanmaya meyilli olduklarını işitmekteydim. Ünlü eleştirmenlerden Rudolph Bultman İsa’nın zamanında yaşamış insanların farklı ve ilkel olduğuna bizleri inandırmıştır. Bununla beraber, araştırmalardan çıkan sonuçlar birinci yüzyıl insanının farklılığının abartılmakta olduğunu gösteriyor.

Petrus Kutsal Kitap’ta şöyle diyor: “Rabbimiz İsa Mesih'in kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. O'nun görkemini gözlerimizle gördük.”26 Aynı zamanda Petrus şöyle de der: “Masallarla ve sonu gelmeyen soyağaçlarıyla uğraşmamasını öğütle.”27

Birinci yüzyılda insanlar bizim elimizde bulunan evren ve doğa yasalarına sahip olmamasına rağmen kör insanların genelde kör olarak kaldıklarını biliyorlardı. İşte bu nedenle, İsa kör insanları iyileştirdiğinde şaşkına dönmüşlerdir.

İsa’nın insanların gözlerini açmış olduğunu görenler; “Dünya var olalı, bir kimsenin doğuştan kör olan birinin gözlerini açtığı duyulmamıştır”28 dediler.

Tabii ki ölülerin ölü olarak kaldıklarını da biliyorlardı. Pavlus’un Yunanistan’ın Mars tepesindeki29 açıklamalarına karşı gelen halkın vermiş olduğu karşılıklardan da görüyoruz ki insanların dirilişe inanması bugün olduğu gibi o zamanda da oldukça zordu.

İsa’nın öğrencilerinden “şüpheci Tomas” da her gün ölülerin dirilmediğini bildiğinden bazı kanıtlara sahip olmak istiyordu. İsa’nın dirilmiş olduğu haberini aldıktan sonra; “O’nun ellerindeki çivi izine dokunmadıkça ve parmağımı çivinin deldiği ellerine ve böğründeki yaraya sokmadıkça inanmayacağım” demiştir.

İsa Tomas’a göründükten sonra; “Parmaklarınla ellerime ve böğrüme dokun ve inançsız olma” dedi. Bunun üzerine Tomas İsa’ya; “Rabbim ve Tanrım” diye karşılık vermiştir.

GÖZLEM 7 – Bilimsel Metodun Etkisizliği

Birçok kişi bilimsel kanıt olmadıkça hiçbir şeyin kanıtlanamayacağını ileri sürmektedir. Birçok üniversitede dirilişin tarihselliğiyle ilgili konuşma yaparken, dirilişi bilimsel olarak kanıtlayıp kanıtlayamayacağım sorusuyla karşılaşıyorum.

Buna cevap olarak “hayır” cevabını veriyorum. Modern bilimsel yöntemler İsa Mesih’in ölümü, gömülüşü ve dirilişinin gerçekliğiyle ilgili araştırmalarda uygulanmaz. Bilim bu gibi uygulamaları araştırmakta yetersiz kalır.

Tekrar Aracılığıyla Gözlem

Bilimsel kanıt, bir olayı sorgulayan kişinin önünde olayı tekrar etmek temeline dayanır. Kontrol altında bir çevrenin oluşturulması gerekir. Gözlemler yapılmış, veriler ortaya çıkarılmış ve hipotezler titizlikle doğrulanmış olmalıdır.

“Bilimsel metot, olayların ve deneylerin ölçülmesine veya tekrar eden gözlemlere dayanmaktadır.” 30 Harvard Üniversitesi’nin eski rektörlerinden olan Profesör James B. Conant şöyle der: “Bilim, deney ve gözlem yoluyla geliştirilmiş olan birbirine bağlı kavramların ve kavramsal şemaların bir bütünüdür.” 31

Temel Bilim Sözlüğü’ne göre bilimsel bilginin tanımı ise şöyledir: “Gözlemlere ve gerçeklerin test edilmesine dayalı bilgi.”32 Harper Bilim Ansiklopedisi bilimsel metodu şöyle tanımlar: “Bilgi aramada kullanılan kontrol altındaki gözlem teknikleri.”33

Bilim Sınırlıdır

Bilimin ana hamlesi hipotezlerin test edilmesiyle devamlı gözlemlerden gelen verileri toplayabilmesidir. Bu nedenle modern bilimsel metot sadece tekrar eden olaylara ya da gerçeklere uygulanabilir. Tarihte eşsiz bir olay olarak İsa Mesih’in dirilişi bilimsel incelemenin dışında kalır. Kontrol altındaki çevrenin tekrar edilememesi dolayısıyla bilimsel metodun ana araştırma noktası uygulanamaz. “Marangozdan Öte” adlı kitabımda gerçeği bulma konusunda bilimsel metot ve hukuksal metot arasındaki farkla ilgili bir açıklamada bulundum.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GÖZLEM 8 – Tarihsel Ölçüt

Mesih’in dirilişi tarihte olmuş olan herhangi bir olay gibi aynı ölçüt ile incelenmelidir. İlk Mesih İnanlıları Topluluğu’nun imanı gerçeklere dayanan tecrübelerden kaynaklanmaktaydı. Örneğin; Mesih’in izleyicileri Mesih’in kendisini onlara “bir çok inandırıcı kanıtlarla” gösterdiğini ileri sürmüşlerdir.34 Luka Grekçe “tekmerion” kelimesini kullanır. Bu kelimenin sözlük anlamı şudur; “delillerle kanıtlanabilecek kanıt.”

Açıkça görülüyordu ki, bu konudaki araştırmamı yaparken Diriliş gününde tam olarak ne olduğunu öğrenmek için tarihsel geçmişi incelemem gerekiyordu.

Yeterli Delil Gereksinimi

İçinde yaşadığımız dünya inanç için yeterince delil isteyen bir dünyadır. Bu kitabın amacı da diriliş için gerekli olan tüm delilleri ortaya koymaktır.

Wolfhart Pannenberg Almanya’nın Münih Ünivesitesi’nde Sistematik Teoloji profesörlerindendir. Profesör Pannenberg iman ve tarih konuları üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Pannenberg dirilişle ilgili şu yorumu yapmıştır: “İsa Mesih’in dirilişinin gerçekleşip gerçekleşmediği sorusunu sormak tarihe düşer ve bu noktada buna benzer tarihsel bir soru sormak da kaçınılmazdır. Bu sorunun cevabı tarihsel tartışma çizgisinde kararlaştırılmalıdır.”35

Delillere dürüst bir tarihsel bakış açısıyla yaklaşılmalıdır. Tarihsel araştırma düşünsel saplantı ve önyargılardan arınmış olmalıdır. Delillerin kendilerini kanıtlayacağından emin olabilirsiniz.

Tarihçi Ronald Side tarihsel araştırmada öznelliğe, objektif olmaya gereksinim olduğunu vurgular: “Eleştirel bir tarihçi, deliller kendi beklentilerinin dışında güçlü bir şekilde başka bir gerçeğe işaret ediyorsa ne yapması gerekir? Tabii ki incelemiş olduğu ve analiz etmiş olduğu kaynaklardan çıkarmış olduğu sonuçlara göre davranmalıdır. Mucizelerin olmayacağı önyargısıyla başlamak bilime aykırı olur. Buna benzer tek yönlü önyargılardan uzak durmazsak, tarihsel yorum sadece propagandaya dönüşmüş olur.

“Bizim yaşamamış olduğumuz bir olayın gerçekleşmiş olduğuna dair iyi bir delil gösterilmesini talep etmek en doğal hakkımızdır, fakat gerçeği kısıtlı olan tecrübelerimizle yargılamamalıyız. Buna dayanarak bence Nasıralı İsa’nın dirilmiş olduğuna dair elimizde iyi deliller bulunmaktadır.”36

Uygun Yaklaşım

Erlangen’li tarihçi Ethelbert Stauffer tarihe nasıl yaklaşmamız gerektiğiyle ilgili şu öneride bulunuyor: “Tarihçiler olarak, beklentilerimize, inançlarımıza, gerçeklere, bakış açımıza ters düşen bir olay yaşadığımızda veya bazı delillerle karşılaştığımızda ne yapmalıyız? Büyük tarihçilerden birisinin söylemiş olduğu gibi biz de; ‘Tabii ki böyle bir şeyin olma olasılığı vardır’ demeliyiz. Neden olmasın? Eleştirel bir tarihçi için olanaksız diye bir şey yoktur.”37

Tarihçi Philip Schaff yukarıdakilere şunu ekliyor: “Tarihçinin amacı önyargılarından tarih yaratmak ve tarihi kendi inançlarına göre süslemek değil, delillere dayalı belgeleri en iyi bir şekilde sunup delillerin kendilerini göstermelerini sağlamaktır.”38

Eğer bir kişi İsa’nın tarihselliğini sorgulayacak olursa, bunu tarihteki diğer kişilere uygulamış olduğu yöntemlerin aynısını uygulayarak yapmalıdır. İngiltere’nin Manchester Üniversitesi profesörlerinden Profesör F.F. Bruce bir yorumunda şöyle diyor: “Tarihe önyargısız bakan bir tarihçi için Mesih’in tarihselliği Julius Ceaser’in (Sezar) tarihselliği kadar açıktır.”39

Eleştirel Bir Tutum

Diriliş konusuyla ilgili tarihsel olarak en önemli test, delillerin öne sürülen gerçekleri destekleyip desteklemediğidir.

Bu noktada araştırma dikkatlice yapılmalı ve Mesih’in dirilişiyle ilgili veriler incelikle incelenmelidir. Eleştirel bir tarihçi tanıkları sorgulamalı, Mesih’in çarmıhta ölümünü doğrulamalı, Mesih’in gömülüşüyle ilgili prosedürleri gözden geçirmeli, Mesih’in ölümünün üçüncü günü dirilmiş olduğunu gösteren kayıtları incelemeli ve yatırılmış olduğu mezarın boş olup olmadığıyla ilgili kanıtlara bakmalıdır. Bütün bunlar yapıldıktan sonra yukarıda bahsettiğim araştırmadan çıkan verilerin sonucuna göre bir açıklama yapabiliriz. Bu safhaya gelindikten sonra araştırmayı yapan kişinin bir araya getirmiş olduğu diğer delillerle birlikte bu verileri birleştirip bir sonuca varması gerekir.

İlginizi çekiyor mu? İlerleyen sayfalarda bu konuyu ele alacağım.

GÖZLEM 9 – Güvenilir Tarihsel Belge

Yeni Antlaşma (İncil) diriliş olayıyla ilgili öncelikli tarihsel kaynakları sağlamaktadır. Bu nedenle 19. ve 20. yüzyıllarda birçok eleştirmen bu belgelerin geçerliliğine karşı saldırılarda bulunmuşlardır. Amerika’da Federal Deliller Yasası’na göre “eski belgeler” ilkesi bu belgelerin geçerliliğini şu şekilde vurgulamaktadır: (1) Belge gerçekliğine karşı gelinmeyecek durumda olmalı, (2) Bu belge gerçek ise şu anda bulunması gereken yerde olmalı (elimizde bulunmalı), ve (3) Bu belge sunuluşundan 20 yıl yada daha fazla bir zaman var olmuş olmalı.40

Simon Greenleaf Hukuk Fakültesi profesörlerinden ve okul dekanı olan Profesör John Warwick Montgomery “eski belge” yasasının Yeni Antlaşma’ya uygulanmasıyla ilgili şunları söylüyor: “Bu yasa Kutsal Kitap kayıtlarına uygulanıp metinsel eleştiriyle desteklenirse herhangi bir hukuk mahkemesinde geçerlilik kazanır.”41

Diğer birçok eleştirmenler gibi F.C. Bauer de Yeni Antlaşma’nın ikinci yüzyılın sonlarına kadar yazılmamış olduğunu düşünmekteydi. Bu nedenle, Yeni Antlaşma’da (İncil) yazılanların yalan ve efsanelerle dolu olduğunu çünkü İsa’nın yaşadığı zamandan ikinci yüzyılın sonlarına kadar insanların çeşitli efsaneler yaratabilmiş olacağını ileri sürmüştür.

Yeni Antlaşma’nın Tarihlendirilmesi

Bununla birlikte, 19. yüzyılın sonlarına doğru bulunan arkeolojik bulgular Yeni Antlaşma belgelerinin geçerliliğini kanıtlamıştır. Eski “papirüs” belgelerinin bulunuşu Mesih’in zamanındaki ve sonraki belgeler arasındaki boşluğu doldurmuştur. Çeşitli belgelerin ortaya çıkarılmasıyla ilgili detaylar için “Hüküm Gerektiren Kanıt” (Evidence that Demands a Verdict) adlı kitabıma bakınız.

Bu arkeolojik buluşlar uzmanların Yeni Antlaşma belgelerinin geçerliliğine olan güveni arttırmıştır. Dünyanın en ünlü arkeologlarından olan William Albright şöyle demiştir: “Yeni Antlaşma’nın içinde bulunan kitapları M.S. 80 tarihinden sonra yazılmış olarak tarihlendiremeyeceğimize dair oldukça güçlü delillere sahibiz. Bir kaç nesil önce bazı tutucu Yeni Antlaşma eleştirmenleri M.S. 130 ile 150 yılları arasında tarihlendiriyorlardı.”42

Papirüs belgelerinin bulunmasının yanı sıra diğer başka belgeler de bulunmuştur. İngiltereli tanınmış eleştirmenlerden Trinity College ve Cambridge’de öğretim görevliliğinde bulunmuş olan J.A.T. Robinson Alman eleştirmenlerin ileri sürmüş olduğu; “Yeni Antlaşma birinci yüzyılın sonlarına doğru yazılmıştır” görüşünde onlarla uzlaşmıştır. Fakat teolojik bir şaka olarak yüzyılın başlarında yaygın olan, Yen Antlaşma’nın daha sonraki tarihlerde yazılmış olduğunu belirten tartışmaları inceleme kararı vermiştir.

Varmış olduğu sonuçlar Robinson’u şaşırttı. Daha önceleri bu konuda araştırmalar yapan uzmanların bilerek bazı verileri ve delilleri görmemezlikten geldiklerini ve konuyla ilgili akıl yürütmelerinin çoğunun tutarsız olduğunu ileri sürmüştür. Robinson’a göre Yeni Antlaşma Elçiler ve Elçilerle birlikte olmuş kişilerce yazılmıştır ve Yuhanna dahil tüm Yeni Antlaşma kitapları M.S. 64 yılından önce yazılmıştır.

Robinson diğer uzmanların kendisini yanlış çıkaramayacaklarını ileri sürmüştür. Eğer uzmanlar bu konuyu tekrar açarlarsa Yeni Antlaşma’yla ilgili yazmış oldukları önsözleri veya kitapları yeniden yazmak zorunda kalacaklarını belirtmiştir.43

Belge Yetkisi

1973 yılında Kutsal Yazılar’ın geçerliliğiyle ilgili yapmış olduğum araştırmamın sonucu olarak yazmış olduğum “Hüküm Gerektiren Kanıt” (Evidence that Demands a Verdict) adlı kitabımı bastığımda Yeni Antlaşma’nın 14000 adet belgesini belgeledim. Geçen yıl bu kitabı yenilerken yeni araştırma fırsatları sonucunda belge sayısını 24633 belgeye çıkardım.

Yeni Antlaşma belgeleriyle ilgili elimizde böyle bir rakamın bulunması tarihte aynı türden belgesel yetkiye sahip olan iki kitap olduğunu gösteriyor. İkinci kitapsa Homer’in İlyada’sıdır. İlyada’ya ait 643 belge bulunmaktadır.

Yeni Antlaşma’nın bu kadar çok eski belgeyle desteklenmesi, eski belgeler alanında uzmanlaşmış olan Sir Frederick Kenyon’un şu yorumuna neden olmuştur: “Orijinal metnin ve ilk delillerin tarihinin ortaya çıkmış olmasıyla Kutsal Kitap’a karşı kullanılan deliller geçerliliğini yitirmiş ve Yeni Antlaşma’daki kitapların geçerliliği ve saygınlığı hakkettiği noktaya gelmiştir.”44

F.F. Bruce şu yorumu yapıyor: “Yeni Antlaşma metinleriyle ilgili elimizde bulunan deliller hiç kimsenin geçerliliğini sorgulamayı düşünmeyeceği tüm klasiklerden daha güçlüdür.”45

F.F. Bruce aynı zamanda şöyle der: “Eğer Yeni Antlaşma klasik kitapların yazarları tarafından yazılan yazıtlar olsaydı, bu yazıların geçerliliği hiç şüphesiz tartışılmazdı.”

Bazı Yeni Antlaşma eleştirmenleri İsa’nın yaşamını çevreleyen söyleyişleri ve olayları ilk yüzyıldaki kilisenin uydurmuş olduğunu savunmaktadırlar. Bazıları ise İsa’yla ilgili yazılan gerçeklerin O’nun yaşamından uzun yıllar sonra yazıldığını ve bu nedenle hakkındaki gerçeklerin doğruluğundan şüphe edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bu kişilerin söylediklerine göre güya bizim Mesih’in sözleri ve yaşamıyla ilgili doğru bilgiye sahip olmadığımız gösterilmektedir.

Kısa Zaman Süreci

Bu iddiaları çürütmek için ne söylenebilir? Bugün emin olarak söyleyebiliriz ki İsa’nın sözlerini ve yaşamını çevreleyen olaylara dair elimizde birçok delil bulunmaktadır.

Yeni keşfedilen metinsel bulgular ve tarihsel araştırmalar Mesih’in yaşamında geçmiş olan olayları ve bu olaylarla ilgili yazılmış olanları çürütmemekte, tersine desteklemektedir.

Western Michigan Üniversitesi eski tarih profesörlerinden Profesör Paul L. Maier şöyle diyor: “Mesih İnancı’nın diriliş olayıyla ilgili iddiaları ve bu kaynaklarla ilgili aktarmış olduğu bilgiler gerçek dışıdır.”46

Bu eleştirmenin yorumuna karşı Albright şöyle karşılık vermektedir: “Sadece tarihsel yöntem ve bakış açısından yoksun olan bazı bilim adamları Kutsal Yazılar hakkında bu gibi spekülasyonlarda bulunurlar.”

Albright’a göre İsa’nın sözlerinde ve Kutsal Yazılar’da zaman içerisinde değişiklikler olması İsa’nın yaşamıyla Yeni Antlaşma’nın arasında pek fazla zaman geçmediğinden olanaksızdır.47

Kutsal Yazılar’la ilgili belgelerin güvenilirliğinden bahsederken Yale Üniversitesi profesörlerinden Millar Burrows şöyle demiştir: “Yeni Antlaşma Grekçe’sini yeni bulunan papirüs belgelerindeki dille karşılaştırınca Yeni Antlaşma’nın güvenilirliğinin devamını görüyoruz.”48

Millar Burrows Yeni Antlaşma belgelerinin yüzyıllar boyunca çok dikkatlice el değiştirdiğini bunun nedeninin de bu belgeler üzerinde bir şüphenin yaratılmasının engellenmesinin amaçlanmış olmasıdır.49 Ünlü araştırmacılardan Howard Vos ise bu konuda şöyle der: “Metinsel delillere göre Yeni Antlaşma belgelerinin güvenilirliği tarihte diğer belgelere oranla çok daha güvenilirdir.”50

Görgü Tanıkları

Yeni Antlaşma belgelerinin güvenilirliğinin diğer bir nedeni ise bu belgelerin görgü tanıkları tarafından yazılmış olmalarıdır.

Tarihçi profesör Louis Gottschalk bir kaynağın güvenilirliğini incelemekle ilgili yazarken şöyle demektedir: “Gerçeğin aktarılmış olduğunu bilmek tanığın olaylara yakınlığıyla eşdeğerdir. Yakınlık derken hem coğrafi, hem de tarihsel yakınlıktan bahsediyorum.”51

Yeni Antlaşma yazarları da şöyle demektedir: “Rabbimiz İsa Mesih'in kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. O'nun görkemini gözlerimizle gördük.”52

Elçilerin İşleri’nde ise şöyle der: “…İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrı'nın

Egemenliği hakkında konuştu.”53

Kendisi hem bir doktor hem de tarihçi olan Luka şöyle yazmaktadır: “Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm”54

Hukuk mahkemelerinde görgü tanıklarının tanıklıkları geçerlidir. Son zamanlarda görgü tanıklarının tanıklıkları psikolojik faktörlerin kişiye olan etkisine göre değerlendirilmektedir. Bu faktörler; zaman aralığı, kişiye veya olaya olan yakınlık derecesi, görülürlük, stres, korku… vb. 55

Psikolojik Faktörler

Washington Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Prof. Elizabeth S. Loftus bir araştırma yazısında şöyle yazmıştır: “Korkulu olaylara şahit olmuş kişiler bu olayların ayrıntılarını sıradan olaylardan daha az hatırlarlar. Korku stresi olayları kavramayı güçleştirir ve bu da hafızaya etki eder. Aynı zamanda stres bir kişinin bir dönem içerisinde öğrenmiş olduklarını veya gözlemlerini hatırlamayı güçleştirebilir.”56

İsa Mesih’in görgü şahitlerinin diriliş ile ilgili tanıklıkları Profesör Loftus’un varmış olduğu sonuçla da güçlenmektedir. Şahitlerin bu tanıklıkları korkudan kaynaklanan tanıklıklar değil, Mesih’i tanıyan ve O’nu seven öğrencilerinin tanıklığından doğan tanıklıklardır. Tabii ki görünüşlerin tekrarından dolayı stres ve heyecan vardı, fakat İsa onlara kırk günlük süre boyunca devamlı olarak göründükten sonra stres ve heyecanlılıkları da ortadan kalkmış oldu.

Yeni Antlaşma’da bir kaç kişinin görgü tanıklıkları %100 güvenilir olmayabilir. Fakat herkesin Mesih’i tanımlamada aynı hatayı yapmış olduğunu söylemek yanlış olur. Görgü tanıklarının Mesih’i dirilişten sonra görmüş olduklarına dair tanıklıkları bir hukuk mahkemesinin lehte kararına neden olur.

Hearsay Kuralı

Delilleri analiz etme üzerine ustaca yazılmış olan McCormick’in “Handbook of the Law of Evidence” (Delil Yasası El Kitabı) adlı kitabı yasal sistemin gerektirdiği en güvenilir bilgi kaynaklarının kullanılmasından bahsederken, duyu yoluyla kavranan bazı gerçeklere tanıklık eden bir şahidin olayı gözlemlemiş ve gerçeği tamamen görmüş olmasını belirtir.57

Bu “hearsay” kuralına göre “Hearsay mahkemede delil olarak dinlenilmez. Federal delil kurallarına göre tanığa ikincil kaynaklardan gelen bilgi değil, kişinin tanık olmuş olduğu olaylardan gelen bilgi delil olarak kabul edilir.58

Dr. Montgomery’ye göre kişi eğer kendi bilgisine dayanarak tanıklıkta bulunuyorsa, o halde yasal yönden Yeni Antlaşma belgeleri hukuk mahkemelerinde ana delil olarak kullanılabilir. Yeni Antlaşma belgelerinde sık sık; “duymuş olduğumu, gözlerimizle görmüş olduğumuz, baktığımız ve ellerimizle dokunduğumuz”59 türden tanıklıkların Yeni Antlaşma belgelerine hukuk mahkemeleri açısından geçerlilik getirmektedir.

İlk Elden Gelen Bilgi

Matta’ya göre dirilişe tanık olan ilk kişiler hem Mecdelli Meryem hem de “diğer Meryem idi.”60 İsa’nın dirilmiş olduğunu mezar taşı üzerinde oturmakta olan bir melekten işitmişlerdi. Eğer meleğin orada olduğunun kanıtı sunulmazsa, her iki Meryem’in de tanıklıkları “hearsay” kuralına girer. Bu iki kadın Mesih’in dirilmiş olduğunu kanıtlamak için meleğin sözlerini bir hukuk mahkemesinde kullanmaları “hearsay” kuralıdır ve bu kurala göre tanıklıkları mahkemede geçersizdir. Meleğin doğruyu söyleyip söylemediği söz konusu değildir. “Hearsay” kuralı olayı anlatan kişinin güvenilirliğini ve dürüstlüğünü sorgular.

Bu sorun, İsa’nın kadınlara fiziksel olarak görüşünden sonra çözülmüştür.61 Kadınlar İsa’nın dirilmiş olduğuna dair ilk elden bilgiye sahip olduklarından, mahkemedeki tanıklıkları birinci dereceden geçerliliğe sahiptir. Gerçek olaya tanık olamamışlar fakat olayın sonucunda ortaya çıkmış olan diriliş olayını görmüş olmaları yeterlidir.

Matta da kısaca İsa’nın on bir şahidine nasıl görünmüş olduğuna tanıklık etmektedir.62 “Hearsay” kuralına göre eğer İsa öğrencilerine kişisel olarak görünmemiş olsaydı dirilişe tanıklık edemezlerdi. Mesih’i dirilmiş olarak görmeleri “Hearsay” kuralını geçersiz kılmıştır.

Luka İsa’nın Emmaus Yolu’nda görünmüş olduğu iki kişiden bahseder. Bu kişiler “hearsay” kuralının geçersizliğini göstermişlerdir. Kadınların meleğin sözleriyle ilgili sözlerine inanmamışlardı, fakat Mesih’in dirilmiş olup olmadığı belirsizdi çünkü henüz “Mesih’i görmemişlerdi.”63 Mesih kendisini bu iki adama gösterene kadar dirilişe inanmamışlardı.

Matta ve Markos kitapları gibi Luka da Mesih’in tüm öğrencileri önündeki görünüşünü anlatarak sonuçlanmaktadır. İsa “hearsay” olayının normal şüpheciliğinin farkındaydı. “Hearsay” kuralı bu şüphenin delilidir. Genelde kişilerin yaşamış oldukları olaylara inanırız, fakat olaylar kişiye anlatılmışsa şüphelenebiliriz.

Bu duruma en iyi örnek şüpheci Tomas’tır.64 Tomas’ın en yakın arkadaşlarının Mesih’in dirilmiş olduğuna tanıklık etmiş olmalarına rağmen, Tomas Mesih’i kendisi görmedikçe dirilişe inanmayacağını belirtmiştir.

Yazılı Tanıklıklar

Görgü tanıklarının yazılı belgeleri güvenilir midir? Federal Delil Kuralları yasasına göre tanığın yazmış olduklarının gerçekten de tanık tarafından, olay henüz tazeliğini yitirmemişken bilgisini doğru bir şekilde aktarmış olması gerekir.65 Bazıları Matta ve Yuhanna’nın yazdıklarının bilgileri hala tazeyken yazılmış olduğuna karşı gelebilir. Bu olaylardan ne kadar zaman sonra bu belgelerin yazılmış olduğuna dair elimizde bir delil bulunmamaktadır. Ne kadar zaman sonra yazmış olurlarsa olsunlar üç gün önce ölmüş olduğunu gördükleri kişinin üçüncü günde dirilmiş olduğunu görmüş olmaları unutulabilecek bir olay değildir.

Bu tanıkların Mesih’in dirilişini sanki dün olmuş gibi hatırlayacaklarına hiç şüphe yoktur.

Bilgi Sahibi Görgü Tanıklarının Varlığı

Yeni Antlaşma’daki diriliş delillerinin tarihsel güvenilirliğinin üçüncü nedeni ise bu olayların diriliş zamanında yaşamakta olan bazı kişilerin çevresinde gerçekleşmiş olmasıdır. Bu nedenle, bu olayların geçerliliği bunlara dayanarak onaylanabilir ya da çürütülebilir.

Yeni Antlaşma’yı yazanlar Kutsal Kitap ile ilgili yazılarını savunurken diriliş gerçeğiyle ilgili toplumun bilgisine dayanmışlardır.

Petrus dinleyenlere şöyle demiştir: “Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrı'nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir.”66

Düşman Görgü Tanıklarının Varlığı

Mesih’in yaşamında ve öğretişlerinde yalan, efsane ve geçersizliklerin bulunmamasının başka bir nedeni de bu olayların Mesih İnancı’na karşı olan bilgi sahibi bazı kişilerin çevresinde gerçekleşmiş olmasıdır.

Bir tanığın doğruyu söyleyip söylemediğini anlamanın başka bir yolu da karşıt görüşleri incelemektir. Bu şekilde, karşıt görüşe sahip kişilerin tanıklığı bir tanığın doğruluğunu ya onaylar ya da çürütür.67

Justice Ruffin “State vs. Morris” (Devlet Morris’e Karşı) adlı kitabında karşıt görüşü incelemeye şöyle yer vermiştir: “Tüm duruşmalar bazı güvenin insan tanıklığına dayandırılmış olduğundan ilerler ve bu güven, karşıt tanıkların tanıklıklarının incelenmesiyle büyür.”68

“Düşman tanıkların” varlığını göz önünde bulundurarak karşıt görüş prensiplerini diriliş olayına uygulayan hukuk profesörü Profesör John Montgomery şöyle yazar: “... bu kural zamanın sinagoglarının birinde savunulan Mesih’in dirilişiyle ilgili tanıklığı doğrular. Muhalefetin varlığına karşın düşmanca tavırlı karşıt görüşlüler Mesih İnancı’nın temeli olan dirilişe karşı gelmemişlerdir.”69

Manchester Üniversitesi profesörlerinden F.F. Bruce Yeni Antlaşma belgelerinin karşıtları tarafından gözden geçirilmesiyle ilgili şöyle der: “Materyal yönden gerçekten sapmaya doğru bir meyil olsaydı, dinleyiciler arasındaki düşman tanıklar bunu düzeltmekte yardımcı olurdu.”70

Tarihsel tanıklıkta üç adım vardır: Gözlem, hatırlama ve kayıt.71 Mesih çevresindeki bu yeni harekete karşı olan düşmanlar Mesih’in yapmış olduğu mucizelere veya söylediklerine eklemeler yapmak isteyebilecek ve bazı olayları abartabilecek olanları engellemeye hazır bekliyorlardı. Bu “düşman tanıklar” İsa’nın öğrettiklerine ve yaptıklarına yapılan “gözlem, hatırlama ve kayıt” dışı eklemeleri düzeltmeye her an hazır beklemekteydiler.72

Ünlü teologlardan Stan Gundry şu soruyu soruyor: “Çok iyi bildikleri Mesih’in yaşamıyla ilgili bazı yanlış açıklamaların aktarılmasına izin verme olasılıkları var mıdır? Mesih İnanlıları Mesih İnancı’nı sürdürmek için bu gibi eklemelerde bulunmakla Mesih İnancı’nı alaya açmış olurlardı.”73

Rabbi yüceltmek ve onurlandırmak isteyen elçiler Mesih’in yapmamış olduğu şeyleri yapmış gibi göstermekten uzak dururlardı. Bunun da ötesinde ilk Mesih İnanlıları topluluğundaki yüzlerce kişi Mesih İnancı’yla ilgili geleneklerin gerçek ve doğru bir şekilde tutulmasını sağlamış ve yalanlara engel olmuşlardır.

Arkeolojinin Onayı

Louis Gottschalk bir yazarın ya da bir belgenin genel güvenilirliğinin şunlara bağlı olduğunu belirtiyor: “Yazarın doğru sözlülüğüne, belgelerin birbirine zıtlık içermemesine, diğer kaynaklara zıt olmamasına, tarih hatasından yoksun olmasına ve yazarın tanıklığının genel güvenilirlikte önemli rol oynamamasına bağlıdır.”74

Başka bir deyişle; “Bildiğimiz diğer tarihsel (coğrafi) veya bilimsel gerçekleri uygulamaya koymak, tanıkların sayısı ne kadar olursa olsun delillerden elde edilen sonuçlar her zaman can alıcıdır.”75

Gelmiş geçmiş en büyük coğrafyacılardan biri olan Sir William Ramsay 19. yüzyılın ortalarında Alman tarih okulunda öğrenciydi. Anadolu yarımadası üzerine yapmış olduğu topografik çalışmaları sonucunda Kutsal Kitap’ın Elçilerin İşleri’nin ikinci yüzyılın ortalarında yazılmış olduğuna inanmıştı. Bunun sonucu olarak Luka’nın yazılarını incelemeye başladı. Araştırmasından ortaya çıkan delillerin sonucu olarak inançlarını tamamen değiştirmek zorunda kalmıştır.

Luka’nın Kanıtlanmış Güvenilirliği

Luka’nın tarihçiliğiyle ilgili Ramsay 30 yıllık çalışmasından sonra şöyle demiştir: “Luka birinci dereceden tarihçidir. Yazmış oldukları tamamen gerçekleri yansıtmaktadır. Bu yazar en büyük tarihçilerle birlikte anılmalıdır.”76

Ayrıca Ramsay şöyle der: “Luka’nın tarihsel anlatımının güvenilirliği görmezden gelinemez.”77

Bir süre önce, Luka’nın Filipi yönetimine tek kişilik yönetim dediği için hatalı olduğu ileri sürülmekteydi. Bilim adamlarına göre iki kişinin kasabayı yönetiyor olması gerekiyordu. Her zaman olduğu gibi Luka haklıydı. Praetor (tek yönetici) unvanı Roma Kolonisi önderlerince verilmiştir.

Luka’nın Galyo78 için kullanmış olduğu “prokonsül” (vali) unvanının da doğruluğu delillerle kanıtlanmıştır. Delfi yazıtlarında şu sözler geçmektedir: “Lucius Junicus Galyo, dostum ve Ahaya valisi...”

Delfi yazıtları (M.S. 52) Pavlus’un Korint’teki bir bir buçuk yıllık çalışmalarının tarihini göstermektedir. Diğer kaynaklara dayanarak Galyo’nun valiliğinin bir Temmuz’da başladığını ve bir yıl sürdüğünü ve bu bir yıl içerisinde Pavlus’un orada Korint’te olduğunu biliyoruz.

Luka Publius’un Malta adasının tek önderi olduğunu belirtmişti.79 Kazılar sonucu ortaya çıkan yazıtlar da Publius’un tek yönetici olduğunu gösterir.

Luka Selanikli yöneticilerden bahsederken onlardan kent yöneticileri diye bahseder.80 Kent yöneticileri klasik yazıtlarda bulunmadığından yine Luka’nın hatalı olduğu varsayılmıştır. Bununla birlikte, şimdi elimizde kazılardan bulunan 19 yazıt bu kelimenin kullanılmış olduğunu kanıtlamaktadır. En ilginç olanıysa bu yazıtların beşi özellikle Selanik’teki kent yöneticilerinden bahsetmektedir.

Arkeologlar ilk olarak Luka’nın, Listre ve Derbe’nin Likonya’da bulunduğu ve Iconyum’da olmadığı iddiasını sorgulamaktaydılar.81 İnançları’nı Çiçero gibi bazı yazarların Iconyum’un Likonya’da bulunduğu iddialarına dayandırıyorlardı. Bunun sonucu olarak arkeologlar Elçilerin İşleri kitabının dayanaksız olduğunu söylemişlerdir. Bununla birlikte Sir William Ramsay Iconyum’un bir Firigya şehri olduğunu gösteren bir belge bulmuştur ve diğer bulgular da bunu kanıtlamıştır.

Luka bir yazısında “Abilini’de de bir Lisanyas yönetimin başındaydı” der. 82 Bu da Vaftizci Yahya’nın M.S. 27’deki peygamberliği sürecinden bahsederken geçmektedir.

Eski tarihçilerin bilgi sahibi olduğu tek Lisanyas M.Ö. 36 yılında öldürülmüştür. Bununla birlikte, Şam civarlarında bulunmuş olan bir yazıtta “Yönetici Lisanyas” kelimeleri geçmektedir ve bu belgeler M.S. 14 ve M.S. 29 yılları arasında yazılmıştır.

Yeni Zelanda’nın Auckland Üniversitesi’nin profesörlerinden E.M. Blaiklock’un şu sözlerine şaşmamalıyız: “Luka tamamlayıcı bir tarihçidir ve Greklerin en büyük yazarlarından biri olarak anılmaya layıktır.”83

Manchester Üniversitesi’nden F.F. Bruce ise şöyle yazıyor: “Luka’nın doğruluğunun tartışıldığı bir ortamda, yazıtsal bazı bulgularla delillerin ortaya çıkmasıyla, arkeolojinin Yeni Antlaşma yazılarını onayladığını söyleyebiliriz.”84

F.F. Bruce Luka’nın tarihsel doğruluğuyla ilgili şu yorumu yapmaktadır: “Elimizde Luka’nın doğruluğunu test etmek için hiçbir şeyin bulunmamasına rağmen onu test etmeye çalışmamız bilimsel olarak doğru bir yöntem olamaz. Doğruluk aklın bir alışkanlığıdır, ve mutlu (veya mutsuz) tecrübelerimizden biliyoruz ki bazıları doğruyu alışkanlık edinmiş, bazıları yanlışı (doğru karşıtı) alışkanlık edinmiştir. Luka’nın yazılarına baktığımızda Luka’nın doğruluğu alışkanlık edinmiş bir yazar olduğunu görürüz.”85

Sonuç olarak Yeni Antlaşma’nın Mesih’le ilgili doğru açıklamalarda bulunduğunu söyleyebiliriz. Mesih’le ilgili bu tarihsel kanıtlar art niyetlerle, tarihsel manipülasyonlarla veya bölgesel manevralarla çürütülmeye çalışılamaz.

 

--- Sonraki mesaj ---

 

3. BÖLÜM

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ

“İnsanlık tarihinde hiçbir duruşma, iki bin yıl kadar önce kendisini izleyen küçük bir kalabalıkla Kudüs’e girip tutuklanan ve suçlanıp öldürülen bir Yahudi din önderinin duruşması kadar anlık sonuçlara sahip olmamıştır. Tarihte İbrani şair Moraştili Mika, Grek filozof Sokrat, İtalyan bilim adamı Galileo ve Hollandalı Yahudi filozof Spinoza’nın aforoz edilmesi gibi iz bırakmış olan bir çok duruşma vardır. Yine de bunların hiç birisi insanların yaşamında Nasıralı İsa Mesih’in duruşması ve ölümü gibi kesin değişikliklere neden olmamışlardır.”

Robert Gordis

A.B.D. Yahudi Teoloji Okulu

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 1 – Duruşma

İsa yargılanmak üzere Pontius Pilatus’un önüne çıkarıldı. Elimizde bulunan tüm deliller Pontius Pilatus’un acımasız bir despot olduğunu göstermektedir. Ünlü Yahudi tarihçi Filo’ya göre Pontius Pilatus bir çok kişiye acımasız davranan ve “yargısız infaz eden” bir kişidir.86

Pilatus’un Arkeolojik Onayı

1961 yılına kadar Pontius Pilatus’la ilgili elimizde bulunan tek bilgi metinsel bilgiden ibaretti. İki İtalyan arkeologu Filistin’in Roma başkenti olan Sezariye liman şehrinde kazı çalışmalarında bulundu. Kazı sırasında Latince yazılmış olan bir yazıt buldular. Antonio Frova bu yazıtı çevirdiğinde yazıtın şöyle yazılmış olduğunu gördü: “Yahuda’nın en yücesi olan Pontius Pilatus Tiberyum’u Sezariyelilere sunmaktadır.” Pilatus’un gerçekten yaşamış olduğunu gösteren ilk arkeolojik bulgu buydu.

Altı Duruşma

İsa Mesih’in altı duruşmadan geçmiş olduğunun farkına varmalıyız. Birincisi baş kahin Hanan’ın önünde;87 diğeri Kayafas’ın önünde;88 üçüncüsü Yüksek Kurul’un önünde;89 dördüncüsü Pilatus’un önünde;90 beşincisi Hirodes’in önünde91 ve altıncısı da tekrar Pilatus’un92 önünde gerçekleşmiştir. Bu duruşmaların üçü Yahudilerin önünde, üçü de Romalıların önünde yapılmıştır.

Neden herkes bu adam üzerinde yoğunlaşmıştı? Yahudi ve Romalı otoriteler Mesih’in serbest bırakılmamasıyla ilgili nedenlere sahiptiler.

Siyasal Yaklaşım

İlk olarak siyasi bir yaklaşım vardı. İsa valinin “Sen Yahudilerin kralı mısın?”93 sorusuna “söylediğin gibidir” diye cevap verdiğinde Mesih kendisini öldürmeleri için onlara yol açmış oldu.

İsrail’in en yüksek yargı organının üyesi olan yargıç Haim Cohn “İsa’nın Duruşması Üzerine Düşünceler” adlı bir makalede şöyle der: “İsa’nın böyle bir cevap vermiş olması Roma yasasına göre İsa’nın suçlu bulunmasında yeterli olacağına hiçbir şüphe yoktur.”94 Böyle bir suç ölümle95 cezalandırılırdı ve valinin ölüm cezasını uygulamaya sokması gerekirdi.96

Chicago Üniversitesi profesörlerinden R.E. Grant “Tarih Işığında İsa’nın Duruşması” adlı bir makalesinde Yahudilerin ve Romalıların İsa’nın sözleriyle ilgili aynı sonuca varmış olduklarını belirtir.

Grant’a göre İsa’nın benzetmiş olduğu krallık fikri hem Romalılarca hem de Yahudilerce olası bir isyanın temeli olarak algılanmıştır.97

“Jewish Quarterly Review” adlı bir magazinde Solomon Zeitlin şöyle yazmaktadır: “Romalı yetkililer sadece suç işleyen bireyi değil, aynı zamanda halkı yoldan çıkaran önderleri de cezalandırırlardı. Başka bir deyişle; Yahudi halkının Roma’ya boğun eğmesi için Yahudi önderler Roma’nın rehinleri gibiydiler. Bir çok Yahudi önder kendi yaşamlarını kurtarmak amacıyla siyasi şartların getirmiş olduğu zorluklar nedeniyle, Roma’ya karşı ve devrimci olan diğer Yahudileri Romalılara ispiyonlamaktaydılar.”98

İsa, tüm ekonomileri Roma kontrolünde olan Yahudi otoritelerce hem ekonomik, hem de politik bir tehlike olarak görülüyordu.99 İsa’nın aktivitelerini Romalılara bildirmek hem Yahudilerin hem de Romalıların işine geliyordu.

Yahudi Sorunu

Kudüs’teki Hebrew Üniversitesi’nden Prof. David Flusser, izleyicilerinin her an serbest kalıp hem Yahudilere hem de Romalılara sorun olacak bu Yahudi isyancıyı gözlemlemektedir. Yahudi otoritelerin bakış açısına göre Prof. Flusser şöyle yazıyor: “Bu tehlikeyi valinin dikkatine getirmekte geç kalmak uzun vadede onlara oldukça pahalıya patlayabilir ve her şeylerini kaybetmelerine neden olabilirdi. Bu nedenle, İsa’yı valiye bildirmeleri onlar için akıllıca bir davranış olurdu. Bu davranışları sonucunda İsa’nın izleyicilerinden gelecek tepkiyi Romalılardan gelecek tepkiyle karşılaştırınca İsa’yı Romalılara verip onun izleyicilerinden gelen tepkiyi tercih etmişlerdir. Yahudi otoritelerin mantıksal olarak İsa’yı ölümle cezalandırıp cezalandırmayacağı sorusunu bırakıp Pilatus’un onu öldürmesini sağlamışlardır.”100

Roma Sorunu

Pilatus’un bakış açısına göre ise Flusser şöyle yazmaktadır: “Yerel Yahudi önderlerinin kendi yurttaşları olan İsa’yla ilgili hiçbir Romalının bilemeyeceği şeyleri bildiklerini ve kimin toplum için ciddi bir tehlike oluşturduğunu Yahudiler de daha iyi bilemeyeceğinin farkındaydı.”101

Bununla birlikte, Flusser, Pilatus’un Yahudileri kızdırma korkusunun, Yahudilerin Romalıları kızdırma korkusuyla karşılaştırıldığında Yahudilerin korkusunun daha büyük olduğunu belirtmiştir.

Tarihçi Paul Maier şöyle yazmaktadır: “Pompei Filistin bölgesini M.Ö. 63 yılında ilk fethettiğinde Filistin’de bir düzine başkaldırı vardı. Romalılar bunların çoğunu zor kullanarak bastırmıştır. Nasıralı İsa’nın yönetiminde başka bir başkaldırı Romalıları kışkırtıp varolan otorite dengesini ortadan kaldırır ve Roma lejyonlarının tüm bölgeleri işgaline neden olurdu.”102

Siyasi sebeplerden dolayı İsa tehlikeli olarak görülüyordu.

Ekonomik Yaklaşım

İsa’nın sahneden çekilmesini istemelerinin diğer bir nedeni de ekonomiye dayanıyordu. Tapınakta para bozan ve ticaret yapanlara engel olmasından sonra, ileride de Tapınak içerisinde yapılan ticarete karşı çıkmasından korkmuşlardı. Mesih’e inanan binlerce kişinin Tapınak uygulamalarına karşı gelmelerinden de korkmuşlardı.

Dinsel Yaklaşım

İsa’yı ortadan kaldırmak istemelerinin en önemli nedenlerinden biri de kişisel ve dinsel nedenlere dayanıyordu. Bu “fanatik dinci” bir çok kişiyi ardına takıp Yahudi önderleri halkın önünde utandırıyordu. Yahudi önderlerin öğretişlerinin çoğu İsa’yı izleyenlerce ve İsa’nın etkilemiş olduğu kişilerce sorgulanıyordu.

İki Yahudi Mahkemesi

Yahudi yasal sistemi iki ayrı Sanhedrin’den oluşuyordu. Birinci Sanhedrin normal ceza konularıyla ilgileniyor ve 23 üyeden oluşuyordu.103 Diğer Sanhedrin ise 73 üyeden oluşuyor ve devleti, başkahinliği ilgilendiren cezalarla ilgileniyordu. İsa’nın duruşmasını olası olarak 23 kişilik Sanhedrin ele almıştır. Bu 23 kişilik Sanhedrinler Yahudiye’nin her şehrinde bulunmaktaydı.104

Sonuç olarak üç Yahudi ve üç Roma duruşmasından sonra hem Yahudiler, hem de Romalılar İsa’yı çarmıha gerilmeye hükmetmişlerdir.105

İsa’nın ölü olduğunu, ölü kalacağını ve gömüleceğini kesinleştirmek için çeşitli “güvenlik önlemleri” alınmıştır.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 2 – Çarmıha Gerilerek Ölüm

Eski tarihsel yazıtlarda çarmıh cezasıyla ilgili pek fazla yazı yazılmamıştır. Fakat çarmıh cezasının uygulandığına dair açıklamalar yapılmıştır.

Çarmıhın Tarihi

Tarihçi Herodotus ve Tucidides’in eserlerindeki çeşitli konulardan da göreceğimiz gibi çarmıhı ilk kullananların Farslar olduğu belirtilmese de en yaygın kullananların Farslar olduğunun üzerinde durulmaktadır. Çarmıh uygulamasını en açık bir şekilde gösteren kaynaklardan birisi de Behistum Yazıtları’dır. Bu yazıtlarda Fars kralı Darius ele geçirmiş olduğu eşkıya önderlerini nasıl çarmıha gerdiğini ayrıntılarıyla açıklamaktadır.

Çarmıha gerilerek ölümün bu kadar yaygın olmasının sebebi Farsların toprağı (yeri) kendi tanrıları olan Ormayed’e adamış olmalarıdır. Çarmıhta ölü toprağa değmediği için yerin kirlenmesi söz konusu değildi.

Büyük İskender çarmıh uygulamasını Mısır ve Kartaca’da uygulayarak Akdeniz dünyasına da tanıştırmış oldu. Romalılar ise bu uygulamayı Kartacalılardan almışlardır.

Ölümün Böylesi

Çarmıhta ölüm en aşağılayıcı ve en zalim işkence yöntemlerinden biri olmuştu. Çiçero çarmıha gerilmenin “en zalim ve en korkunç işkence”106 olduğunu belirtir. Tarihçi Will Durant şu yorumu yapıyor: “Hatta Romalılar bile çarmıhtakilere acımaktaydılar.”107

Kudüs kuşatması sırasında Titus’un danışmanlarından birisi olan ünlü Yahudi tarihçi Flavius Josephus birçok kişinin çarmıha gerilmesini görmüş ve bu tür ölümün “en kötü ölüm”108 olduğunu belirtmiştir. Josephus kitabında Romalıların Yahudi bir esiri çarmıha germe tehdidinden hemen sonra güvence alarak bütün Yahudi Makayerus birliği Romalılara teslim olmuştur. Çarmıha gerilerek ölmek o kadar aşağılayıcıydı ki Romalılar bu tür ölümü hiçbir zaman Roma vatandaşları için kullanmamışlardı. Çarmıha gerilme sadece isyan eden köleler veya diğer eyaletlerin suçluları için kullanılmıştır. Çarmıh genelde siyasi durumlarda kullanılmıştır.

Mesih’e karşı kullanılan suçlamalar çarmıhın kullanılma amacını gösteriyor: “O'nu şöyle suçlamaya başladılar: ‘Bu adamın ulusumuzu yoldan saptırdığını gördük. Sezar'a vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.’”109

Mesih’i suçlayanlar Tiberius’un on yıl önce vermiş olduğu fermanı biliyorlardı. Bu fermana göre bir yargıç Roma’ya karşı isyan edenlere anında çarmıh cezası verebilirdi.

Yahudi ceza hukukunda çarmıha gerilme diye bir şey yoktu. Yahudilere göre ölüm cezası “taşlayarak, yakarak, kafa kesmeyle ve boğmayla (Sanh.VII.I) uygulanırdı. Daha sonraları asarak idam etme cezasının uygulanmasına izin verildi (Targum Rut 1.17).110 Yahudi yasasında “darağacında asılma” ölüm cezası olarak değil, taşlanarak öldürülmüş olan putperestlerin ve dini aşağılayanların cesetlerini aşağılama amacıyla uygulanırdı.111

Yasaya göre asılanların Tanrı’nın lanetine uğradıkları belirtilirdi. İster Romalı, ister Yahudi olsun çarmıha gerilme kişinin nasıl bir suç işlediğini gösterirdi.

Kırbaçlama Geleneği

Mahkeme tarafından çarmıh cezası verildikten sonra suçlu mahkeme avlusunda bir direğe bağlanırdı. Daha sonra suçlunun üzerindeki elbiseler çıkarılıp bir cellat tarafından kırbaçlanırdı.

Sağlam bir sapı olan bu tür kırbaçlara flagrum denirdi. Çeşitli uzunluklardaki dar kösele sırımlarından yapılırdı. Bu sırımlara keskin kemik ve metal parçaları eklenirdi. Kendi yasalarına göre Yahudiler sadece 40 kez kırbaçlanabilirlerdi. Yasalara bağlılıklarıyla tanınan Ferisiler ise kendilerini 39 kırbaçla sınırlarlardı. Bunun sebebi de kırbaç sayısını yanlış sayıp 40 sayısını aşma korkusuydu. Böylece yasayı çiğnememiş oluyorlardı. Romalıların ise böyle sınırlamaları yoktu. Öfkelerinden dolayı Yahudilerin sınırlamalarını görmemezlikten de gelebiliyorlardı. İsa’nın kamçılanması durumunda da bu sınırlamaya aldırış etmemiş olmaları muhtemeldir.

Tıbbi Bir Bakış Açısı

Çarmıhın tıbbi etkilerini incelemiş olan ve kendisi de bir tıp doktoru olan Dr. C. Truman Davis Romalıların flagrum kamçılarının etkilerini şu şekilde anlatıyor: “Bu ağır kamçı tekrar tekrar büyük bir hızla omuzlara, sırta ve bacaklara indirildi. Başlangıçta keskin sırımlar önce deriyi keserdi. Kırbaçlama devam ettikçe kamçı sırımlarına bağlı keskin parçaların etkisiyle, derinin daha derinlerine inilmesine ve hızla indiği yerde büyük yarıkların açılıp kaslardan oluk oluk kan akmasına neden oluyordu. Sırımlara bağlı metal parçaları önce vurulan bölgenin derinden morarmasında, daha sonra da derinin açılıp kasların parçalanmasına sebep olurdu. Romalı lejyon komutanı suçlunun ölmek üzere olduğunu gözlemlemesiyle de kamçılama işlemleri durdurulurdu.”112

Üçüncü yüzyılın en ünlü tarihçilerinden olan Eusebius Dr. Davis’in gözlemlerini şu şekilde onaylıyor: “Kırbaçlanan kişinin damarları açıkça ortaya çıkardı ve kan içindeki kişinin kasları ve kemikleri görünürdü.”113 Will Durant ise kişinin kırbaçlandıktan sonra “bedeninin şiştiğini ve kan içinde kaldığını” belirtiyor.114 Ayrıca kırbaçlama işlerinden hemen sonra kişinin alçaltılması ve kendisiyle alay edilmesi de gelenekselleşmişti. Romalı askerler İsa Mesih’i kamçıladıktan hemen sonra O’nu aşağılamaya başlamışlardır. İsa’nın sırtına mor bir esvap giydirip başına da “dikenden bir taç” takıp onunla alay etmişlerdir.

Dikenli Taç

Nasıl bir dikenli çalının kullanıldığını bilmiyoruz. Suriye Mesih Dikeni adlı bir çalı sivri dikenlerle dolu bir şekilde yaklaşık 25 cm kadar büyüyebiliyor. Filistin bölgesinde bu tür dikenli çalılara çok rastlanılır. Özellikle Mesih’in çarmıha gerilmiş olduğu Golgota bölgesi bu çalılarla kaplanmıştır.

Mesih Çalısı adındaki başka bir dikenli çalı ise 8-12 cm arasındaki bir uzunluktadır. Dikenlerinin koparılması ise o kadar zor değildir. Bu çalının dalları kolayca eğilip taç şekline getirilebilir. Bu dikenli çalının dikenleri çeşitli uzunluklarda, sert ve sivridirler.

Askerler dikenli tacı İsa’nın başına yerleştirdikten sonra onunla şöyle alay etmişlerdi: “İşte Yahudilerin Kralı.” Ayrıca yüzüne tükürüp onu sopayla dövmüşler, sonra da çarmıha gerilmek üzere onu götürmüşlerdir.

Çarmıh Yükü

Çarmıha gerilmeye hükmedilmiş bir suçlunun çarmıhının bir parçasını haçlanacağı yere kendisinin götürmesi gerekiyordu. Suçlunun kollarının gerildiği bu tahta parçasının ilginç bir tarihi var. Dr. Pierre Barbet’in araştırması şunu ortaya koyuyor: “Latince’de furca adı verilen V şeklinde bir odun parçası bulunup suçlunun kollarına bağlanırdı. Furca’nın uç kısmı haçlanacak kölenin boynuna yerleştirilir ve kolları da iki uca bağlanırdı. Bu şekilde köle mahalle mahalle dolaştırılıp işlediği suçu sokaklarda ilan ederdi.”

“Furca adı verilen V şeklindeki odun parçası her zaman bulunamadığından uzun bir tahta parçası kullanmaya başladılar. Bu tür tahta parçaları genellikle kalın kapıların ortasına çakılmak üzere yapılan tahtalardandı. Bu tür tahtalara patibulum (Latince patere, açılmak) adını veriyorlardı.”115 Bu patibulumların ağırlıkları yaklaşık 40 kg kadardı ve suçlunun omuzlarına bağlanırdı.

Çivilerle Haçlanma

İnfazın gerçekleştirileceği yere varır varılmaz hükümlü kişi çarmıha ya çivilenir yada iplerle bağlanırdı. Birçokları ellerin ve ayakların çarmıha çivilenmesinin tarihsel geçerliliğini sorgulamıştır. Bu şüphenin sebebi tarihte bununla ilgili hemen hemen hiç bir kanıtın olmayışıdır.

Dr. J.W. Hewitt, Harvard Teoloji Dergisi’nde “Haçlanmada Çivilerin Kullanılışı” başlığıyla yazdığı bir makalesinde şöyle diyor: “Toparlamak istersek, çarmıha gerilmiş kişinin ayaklarının çiviyle delinmiş olduğu hakkında hayret verici şekilde çok az delil vardır.”116 Devamında da suçlunun ellerinin ve ayaklarının çarmıha iplerle bağlandığını söylemektedir.

Yıllar boyunca Dr. Hewitt’in iddiası son söz olarak kabul edilmişti. Bundan dolayı, sonuç olarak Yeni Antlaşma’nın Mesih’in çarmıha çivilenmiş olduğunu anlatan yazıları yanlış ve yanıltıcıydı. Çivilerin kullanıldığı bir çarmıh efsanevi olarak sayıldı. Çivilerin eti parçalayacağı ve bir bedeni çarmıhta taşıyamayacağına inanılırdı.

Ölü Bir Adam Konuşuyor

Daha sonra Haziran 1968’de devrimsel bir arkeolojik keşif gerçekleşti. Arkeolog V. Tzaferis, İsrail Antik Çağ Kalıntıları ve Müzeler Bakanlığı idaresi altında, Kudüs’ün hemen kuzeyinde Scopus Dağı yakınlarında, Giv’at ha-Mivtar (Ras el-Masaref) yöresinde dört tane mağara mezar keşfetti. Bu aile kabirleri, yumuşak kireçtaşlarına oyulmuş, M.Ö. 2. yüzyıl sonları ile M.S. 70 yılları arasına tarihlendirilmektedir. Defin odalarına götüren ön avlulardan oluşan 15 tane kabir buldular ve bunların içinde de 35 kişinin kemikleri vardı.

Birçoğunda nem kemiklerin korunmasında yardımcı olmuş. Beş tanesinde zorbalıkla ölüm keşfedildi: birisi topuzla, birisi okla ve diğeri de haçlanarak öldürülmüş.117 İskelet kalıntıları Hebrew Üniversitesi ve Hadassah Tıp Okulu anatomi bölümünden Dr. N. Haas tarafından incelendi.

Mezar 1 – içerdiği çömleklerden M.S. ilk yüzyılda tarihlendirilmiş- birkaç ossuary’i içeriyordu. Yohanan Ben Ha’galgal ismiyle kaydedilen Ossuary 4’te bir yetişkin adamın ve bir çocuğun kemikleri bulundu. 17 santimlik büyük bir çivi topuktan geçirilmiş ve her iki bacak da kırılmıştı. Haas bunu şöyle raporladı: “Her iki topuk da büyük demir bir çivi tarafından delinmiş ve baldırlar bilerek kırılmış olarak bulundu. Ölüm haçlanma sebebiyle olmuş.”118

Mesih’in zamanından yapılmış olan bu keşif, Yeni Antlaşma’da geçtiği gibi, idam edilen kişilerin tahta çarmıha çivilenmesi metodunun sadece edebi kanıtlarla değil kesin arkeolojik kanıtlarla da kanıtlanmış oldu.

4 numaralı Ossuary’de bulunan kemikler Yeni Antlaşma’daki başka bir bölümü onaylamaktadır: “Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa'yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsa'ya gelince O'nun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar.”119

Haas sonuç olarak Yohanan’ın her iki bacağının coup de grace tarafından kırıldığını ve “çarmıha gerilirken birbirine bitiştirilmiş olan bacaklara yapılan darbe kırık sağ baldır kemiklerinin üzerinden soldakine sert ve şiddetli bir şekilde zarar veriyordu”120

Bacakların Kırılmasındaki Amaç

Yine burada bacakların kırılması konusundaki Yeni Antlaşma bölümlerini destekleyen somut kanıtlar vardır. Bacakların neden kırıldığını anlamak için infazın anlamını araştırmak gerekir. Askerler bileklerdeki gerilmeyi hissederek bu noktaya ağır bir çivi çakarlardı. Daha sonra bacaklar bir araya getirilip aralarından büyük bir çivi geçirilirdi. Dizler hafifçe sola bükülür ve oturak (sedecula olarak bilinir) kurbanın kalçaları için çarmıha eklenirdi.

Haas, Yohanan’dan şunu gözlemlemiştir: “ayaklar neredeyse paralel birleştirilmişti, her ikisi de topuklarından aynı çiviyle mıhlanmıştı, bacaklar bitişik, dizler birleştirilmiş, sağ diz sol dizin üstüne oturtulmuştu. Beden bükülmüştü; kollar yanlara açılmış, her biri kolun dirsekle arasındaki bölümü bir çivi tarafından delinmişti.”121

Aşağıdaki diyagram bedenin çarmıhlandığındaki görsel bir resmini vermektedir.

ŞEKİL

Bir çarmıha germeyi bitirmenin genel yöntemi crucifracture olarak bilinmektedir. Bu kurbanın nefes almak ve son boğulmayı önlemek için kendini bacaklarıyla yukarı itip nefes almasını engellemek için bacaklarının kırılmasından oluşuyordu. Daha önce bahsetmiş olduğum Dr. Truman Davis çarmıhta kısa bir süre kalmış bir insan bedenine neler olduğu konusunda şunları açıklamaktadır: “Kollar yoruldukça kaslar üzerinde büyük kramp dalgaları olmaya başlar. Çok kötü ağrılar başlar. Kişi kramplar nedeniyle kendini yukarı itemez duruma gelir. Kollarından asınca, göğüs boşluğundaki kaslar felç olur ve intercostal kaslar hareket edemez. Ciğerlere hava çekilebilir ama nefes verilemez. İsa kısa bir nefes alabilmek için kendini yukarı kaldırmaya çalışmak için savaşmaktadır. Sonunda, karbondioksit ciğerlerde ve kanda birikir ve kramplar kısmen azalır. Aralıklı olarak nefes almak ve yaşam veren oksijeni içine çekmek için kendini yukarı itmeye gücü yeter.”122

Bir süre sonra beyne ve kalbe yetersiz kan gitmesinden dolayı çöküş başlar. Bunu önlemenin tek yolu kurbanın kendisini yukarı itmesidir çünkü böylece bedeninin üst kısımlarında kanın bir derece daha dolaşmasını sağlayabilir.

Yetkililer çabuk ölüm yada eziyeti durdurmak isterlerse kurbanın bacakları dizlerinin altından bir sopa ile kırılırdı. Bu göğüs bölgesindeki kasları rahatlatmak için kendisini yukarı itmesini engelliyordu. Ardından ya çabuk boğulma ya da kalp yetmezliği gelirdi. Mesih’in olayında, O’nunla birlikte haçlanan diğer iki hırsızın bacakları kırılmıştı ama Mesih’inkiler kırılmamıştı çünkü cellatlar O’nun halihazırda ölmüş olduğunu görmüşlerdi.

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Kan ve Suyun Akması

Cellatlardan biri Mesih’in böğrüne bir mızrak sokmuştu ve “hemen kan ve su aktı.” (Yuhanna 19:34)

Davis’e göre orada “kalbi çevreleyen sac’tan sulu bir sıvının çıkışı” vardı. “Biz , bu yüzden, Mesih’in bilinen boğulma sebepli çarmıh ölümünden çok, şok nedeniyle kalbin zayıflaması ve perkarddaki bir sıvı tarafından kalbin büzüşmesinden dolayı olduğu sonucuna vardık.”123

Operatör Doktor Stuart Bergsma “kan ve su” hakkında söyle yazıyor: “Sağlığı yerinde olan insanlarda 20 ya da 30cc’ye kadar az miktarda perikardiyal sıvı bulunmaktadır. Perikard’ı ve kalbi delen bir yaradan su olarak tanımlanabilecek yeterli derecede sıvının akması muhtemeldir.”124

Dr. Bergsma daha sonra yırtılmış kalplerle ilgili bazı durumlarda modern buluşların şunu gösterdiğini nakletmektedir: “perikardiyal boşluk yaklaşık 500cc kadar taze kan karışmış sıvıyla doludur.”125

Başka iki tıp yetkilisi yırtık kalp vakalarında şunların olduğunu ifade etmektedirler: “ölüm o kadar anidir ki kişin öldüğünü görmek çok nadirdir. Bu olayların büyük çoğunluğu kalp duvarının tamamının yırtılmasıyla ve çokça hemopericardia üretimiyle olmuştur.”126

Roma Gelenekleri Uygulandı

Kurban çarmıha gerildikten sonra çarmıhın tepesine onun işlemiş olduğu suçun açıklaması yerleştirilirdi. Mesih’in olayındaki bu yafta (ya da titulus) şöyleydi: “Nasıralı İsa, Yahudilerin Kralı.”

Geleneklerine göre127 Romalı askerler genellikle kurbanın giysilerini bölüşürlerdi. Gerçi Mesih’in olayında sadece tek bir parça vardı. Bu yüzden kura çektiler.

Pilatus, beden Aramatya’lı Yusuf’a verilmeden önce Mesih’in öldüğüne dair bir belge istedi.128 Dört cellat O’nun öldüğünü onayladıktan sonra Mesih’in çarmıhtan indirilmesine izin verdi.

İyi Yapılmış Bir İş

Mesih’in zamanında çarmıhta infazın hızlı verimli bir şekilde yapıldığı epeyce iyi biliniyordu. Western Michigan Üniversitesi’nde antik tarih profesörü olan Dr. Paul L. Maier şöyle yazıyor: “Doğrudur, çarmıhtan indirilmiş ve hayatta kalmış bir kurban hakkında yazılmış bir olay vardır. M.S. 66 yılındaki ayaklanmada Roma tarafına geçmiş olan Yahudi tarihçi Josephus arkadaşlarından üçünün çarmıha gerilmiş olduğunu keşfeder. Romalı general Titus’tan onların cezalarının ertelenmesini ister ve hemen ardından çarmıhlarından indirilirler.

“Görünüşe göre kısa bir süre önce çarmıhlanmış olmalarına rağmen üç kişiden ikisi yine de ölür. Bununla birlikte İsa’nın olayında kırbaçlanma ve bitkinlik gibi fazladan komplikasyonlar vardı, göğüs kafesini ve muhtemelen kalbini yırtan büyük mızraktan bahsetmedik daha. Romalılar çarmıha germe konusunda acımasız bir biçimde hızlı ve verimliydiler: Kurbanlar yaşamlarıyla kaçamadılar.”129

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 3 – Sağlam Kaya Mezar

Mesih’in bedeni özel bir mezar alanında, sağlam bir kayaya oyulmuş yeni bir mezara yerleştirilmişti. Yahudi mezarlarının genellikle yaklaşık 1,5 metre yüksekliğinde bir girişi vardı. Dirilişten sonra kadınlar mezarın karıştırılmış olduğunu gördüklerinde paniklediler ve kaçarak adamlara anlattılar. Petrus ve Yuhanna mezara koştular ve İncil’in dediğine göre Yuhanna eğildi çünkü giriş sadece 1,5 metre yüksekliğindeydi. Cüce değildi ve bir baş ağrısı olsun istemiyordu.

O devirdeki bir çok mezar defin odasına götüren bir avluya sahipti. Defin odasının merkezindeki dikdörtgen çukur birisinin dik durabilmesini sağlardı.130 Odanın etrafında üstüne bedenin konulduğu bir kaç sedir bulunurdu.131

Eski mezarlarda yiv olurdu, ya da oluk, onları mühürleyen taşı tutmak için öne doğru eğimliydi. Oluk öyle bir dizayn edilirdi ki en düşük kısmı girişin tam önünde olurdu. Taşı geride tutan blok kaldırıldığında, taş aşağıya yuvarlanarak kendisini girişin önüne yerleştirirdi.

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 4 – Yahudi Usulü Gömme

Dördüncü “güvenlik önlemi” gömme işleminin yöntemidir. Mesih’in gömülme işlemlerinin Yahudi geleneklerine göre yapıldığı konusunda Yeni Antlaşma çok açıktır.

Asla Bir Geceyi Geçmezdi

Çarmıhtan indirilmiş ve bir çarşaf ile örtülmüştü. Yahudiler bedenin çarmıhta bütün gece boyunca kalmaması konusunda kurallara çok bağlıydılar: ”Eğer gece boyunca (asılı) bırakılırsa, emirler çiğnenmiş olur. Çünkü şöyle yazılmıştır, bedeni bütün gece ağaçta kalmasın ve mutlaka aynı gün gömülsün çünkü Tanrı’ya küfrettiği için asılmıştır – neden asıldığını söylüyormuş gibi? – Çünkü Tanrı’nın adına sövdü ve Tanrı’nın adına saygısızlık edildi.”132

Beden hemen gömülme işleminin yapılacağı alana nakledilirdi. Mesih’in durumunda Çarmıha gerildiği Golgota’ya yakın bir yerde şahsi bir mezara nakledildi.

Bedenin Hazırlanması

Defin için bedeni hazırlarken Yahudiler onu mezar odasında taş bir masa üzerine yerleştirirlerdi. Beden öncelikle sıcak suyla yıkanırdı. The Babylonian Talmud’ta (Yahudi Yorumları) bedenin yıkanmasının gömülme için çok önemli olduğu hatta buna Şabat gününde bile izin verildiği yazmaktadır.133

Jewish Quarterly Dergisi’ndeki “İnançlar, Ayinler ve Yas Tutma” başlıklı makalesinde A.P. Bender Yahudi geleneklerine göre şöyle yazmaktadır: “Ölüyü temizlemek için gereken suyun ısıtılması gerekmektedir. Cesedin yıkanması töreni bir kişi tarafından tek başına yapılmamalıdır, bu bir çocuk olsa bile. Aynı şekilde ölü en az iki kişi tarafından hareket ettirilmelidir. Ceset bir tahtanın üzerine ayakları kapıya doğru yatırılır ve üzeri temiz bir çarşafla örtülür... Ceset baş kısmından ayaklarına doğru ılık suyla yıkanır. Bu işlem yapılırken ağız kapatılır ki içine su kaçmasın.

“Önce, ölü yüzüstü yatırılır; daha sonra sağ tarafına doğru kaldırılır böylece sol tarafı ve sırtının bir kısmı yıkanır. Daha sonra sol tarafına doğru kaldırılarak aynı işlem sağ tarafına ve sırtının kalan kısmına uygulanır ve sonra da sırt üstü yatırılır. Bazı durumlarda tırnaklar kesilir ama genellikle özel bir çeşit iğne ile temizlenir. Saçlar yaşarken nasıl idiyse o şekilde yapılır...

“Bu tören yapılırken bazı ayetler töreni yönetenler tarafından ezbere okunur ve şöyle tamamlanır: ‘Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım.’ (Hezekiel 36:25)

“Bedenin üzerinde yattığı tahta temizlenir. Etrafa dökülmüş olan bütün sular, kimsenin üzerinden geçmemesi için temizlenir. Tahtanın devrilmesi çok tehlikelidir ve bunun sonucu olarak 3 gün içinde birisi ölebilir (R. Jehuda Chasid. VI.’nın Vasiyetnamesi).”134

Hoş Kokulu Baharatların Kullanılması

Yeni Antlaşma’nın doğruladığı gibi (temizlemeden sonra) bedeni çeşitli türdeki hoş kokulu baharatlarla hazırlamak bir gelenekti.

Mesih’in olayında 50 kilo baharat kullanılmıştı. Bunu abartılı olarak nitelendirenler olabilir ama bir lider için bu çok fazla bir miktar değildi. Örneğin İsa’nın çağdaşı olan seçkin Yahudi alimlerinden Hillel’in torunu Gamaliel gösterilebilir. Tarsuslu Saul onun yönetimi altında araştırma yapmıştı. Gamaliel öldüğünde 50 kilo baharat kullandılar. Yahudi tarihçi Josephus, Herod öldüğünde baharatları taşımak için 500 hizmetçinin gerektiğini yazmaktadır.135 Yani sonuç olarak 50 kilo sıradışı bir şey değildi.

Keten Kumaş Şeritleri

Bedenin bütün parçaları düzeltildikten sonra cesede beyaz ketenden yapılmış mezar elbisesi giydirilirdi. Kıyafette en ufak bir süs ya da leke olamazdı.136 Mezar keteni kadınlar tarafından birbirine dikilirdi. Düğüm atılmasına izin verilmezdi. Bazıları için bunun anlamı ölünün aklını “yaşamın kaygılarından kurtarmak”,137 başkaları içinse bunun anlamı ruhun sonsuzluk boyunca devamını sağlamaktı. Hiç kimse üç ayrı giysi parçasından daha azıyla gömülemezdi.

Shroud of Turin’in yazarı çok şüpheci. Mesih’in kıyafetinin defin işleminde kullanılan kıyafet olduğu bir çokları tarafından inanılmaktadır. Kapsamlı itirazlarım Don Stewart ile yazdığım son kitabım olan Answers to Tough Questions (Zor Sorulara Cevaplar)’da detaylı olarak geçmektedir.

Bu noktada, aloe olarak bilinen hoş kokulu bir ağacın parçalarının dövülerek toz haline getirilmesiyle oluşan hoş kokulu baharatlar reçine olarak bilinen yapışkan bir maddeyle karıştırılır. Ayaklardan başlayarak keten kumaşla bütün bedeni sarmalıyorlardı. Katlar arasına yapışkan maddeyle karıştırılmış baharatları koyuyorlardı. Koltuk altları sarılıp kollar aşağı indirilerek boyuna kadar sarmalama işlemi yapılırdı. Baş ayrı bir parçayla sarmalanırdı. 50 - 55 kilo arasında bir kaplama olduğunu tahmin ediyorum.

John Chrysostom, M.S. dördüncü yüzyılda, şöyle bir yorumda bulunmuştur: “kullanılan reçine öyle bir maddeydi ki bedene sıkıca yapışırdı ve böylece mezar kıyafetleri kolayca çıkarılamazdı.”138

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 5 – Çok Büyük Taş

Matta yazılarında çok büyük bir taşın mezarın girişine yuvarlandığını yazmaktadır.139 Markos taşın aşırı derece büyük olduğunu söylemektedir.140 Günümüz dilinde şöyle derdik: “Vay be, şu koca taşa bir bak!”

Şu “Vay be, şu koca taşa bir bak!” taşı ne kadar büyük bir taştı?

20 Kişi Yerinden Oynatamadı

İngiltere’deki Cambridge Kütüphanesi’nde bulunan Bezae el yazmalarının bir kısmında bulunan Matta 16:4’te parantez içinde şöyle bir ifade bulunmaktadır: “O oraya yatırıldığında, o (Yusuf) mezarın girişine 20 adamın yerinden oynatamayacağı bir taş koydu.”

El yazmalarının kopyalanmasındaki kurallar göz önüne alındığında bunun önemi anlaşılmaktadır. Kopya çıkaran kişi kendi yorumunu vurguladığında kendi düşüncesini orijinal yazıya eklemeyip bunu kenarıya yazdığı bir gelenekti. Bu yüzden birisi şöyle bir sonuca varabilir; yazıya eklenen şey Mesih’in zamanına daha yakın bir zamandaki bir yazıdan bile alınmış olabilir, muhtemelen ilk yüzyıl el yazmalarından. Daha sonra Mesih’in mezarının girişine yazılmış olan taşın aşırı büyüklüğü karşısında etkilenmiş olan bir görgü tanığı tarafından bu cümle yazılmış olabilir.

Bir Buçuk – İki Ton arası

Georgia Tech’deki konferansımdan sonra 2 mühendis profesör Georgia Tech’in başka iki üyesiyle İsrail’de bir tura çıkmışlardı. Taşın büyüklüğü hakkında yapmış olduğum yorumları hatırlamışlardı. Mühendis olmalarından dolayı Mesih’in zamanında kullanılmış olan taşın tipini alarak yaklaşık 1,5 metrelik bir kapı için kullanılan bir taşın boyutunu hesapladılar.

Daha sonra bana bütün teknik terimleri içeren bir mektup gönderdiler, en arkasına da elde ettikleri sonucu basit bir dille yazmışlardı.

O büyüklükteki bir taşın 1½-2 ton arasında bir ağırlığa sahip olması gerektiğini söylediler. Matta ve Markos’un taşın aşırı büyük olduğunu söylemelerine şaşmamak gerek.

Birisi şöyle sorabilir: “Eğer taş o kadar büyük idiyse, Yusuf onu ilk pozisyonuna nasıl hareket ettirdi?” O, taşı şöyle bir itti ve gerisini yerçekimi halletti. Mezarın girişine doğru bir eğimi olan bir olukta ya da hendekte bir takoz ile tutuluyordu. Takoz kaldırıldığında ağır yuvarlak taş pozisyonuna yuvarlanmıştı.

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 6 – Romalı Nöbetçiler

Yahudi yetkilileri panikledi çünkü binlercesi Mesih’i kabul etmekteydi. Siyasi bir problemi engellemek için İsa’nın bir daha dönmemek üzere yok edilmesi hem Romalıların hem de Yahudilerin yararınaydı.

Böylece başkahin ve Ferisiler bir araya gelip Pilatus’a: “‘Efendimiz’ dediler, ‘O aldatıcının, daha yaşarken, `Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim' dediğini hatırlıyoruz. Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, `Ölümden dirildi' derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.’”141

“Pilatus onlara, ‘Yanınıza asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın’ dedi.” Ve böylece “Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.”

Bazı insanlar Pilatus’un şöyle dediğini iddia etmektedirler: “Kendi tapınak askerleriniz var. Kendi tapınak askerlerinizi alın ve mezarı güven atına alın.”

Tapınak Askeri

Şimdi, eğer onun bir tapınak askeri olduğunu söylemek istersen bu askeri kimin yetiştirdiğini bilmen gerekir. Tapınakta farklı yerlerde görevlendirilmiş 10 Levili’den oluşan bir gruptan oluşmaktaydı. Görevdeki adam sayısının toplamı 270 kişiydi. Bu onar kişiden oluşan 27 birliği ifade etmektedir. Tapınak askerinin disiplini epeyce iyiydi. Aslında geceleyin komutanları uyuyan bir asker bulduğunda, o kişi önce dövülür sonra da kendi kıyafetleriyle yakılırdı. Askerlerin görev sırasında bir yere oturmaları ya da yaslanmaları yasaktı.

Romalı Asker

Bununla birlikte, Mesih’in mezarını sağlama almak için Romalı askerlerin görevlendirildiğine ikna oldum.

Ünlü Grek bilimi adamı A.T. Robertson bu cümlenin şimdiki zaman emir kipinde olduğunu ve sadece bir Romalı askerden bahsettiğini, bunun bir Tapınak askeri olmadığını söylemektedir. Ona göre Pilatus “Bir asker al” demiştir.

Yahudiler Pilatus’un huzuru korumak istediğini biliyorlardı, böylece onun istenileni vereceğinden emindiler.

Romalı Asker neydi?

Bir Romalı “Asker” bir binayı korumaktan çok daha fazlasını yapmıştır. “Asker” kelimesi Roma Lejyonunun asker birliğini ifade etmektedir. Bu birlik muhtemelen tasarlanmış en büyük saldırı ve savunma amaçlı savaş makineleriydi.

Romalı askerin önemini anlamaya yardımcı olacak bir kaynak Flavius Vegitius Renatus’tur. Arkadaşları onu Vegitius olarak çağırırlardı. Roma ordusunun disiplin konusunda bozulmaya başladığı, Mesih’in zamanından bir kaç yüzyıl sonra yaşamış askeri bir tarihçi. Roma İmparatoru Valentinian’a bir el kitabı yazarak Mesih’in zamanında Romalılar tarafından kullanılan saldırı ve savunma yöntemlerini uygulaması için onu cesaretlendirmeye çalışmıştır. “Romalıların Askeri Kurumları” adlı bu eser günümüzde bir klasiktir.

Vegitius Mesih’in zamanında Roma ordusunun özellikleri olan verimlilik ve güce geri dönüşünü görmek istiyordu. Bu ordular güçlüydü çünkü çok iyi derecede disiplin edilmişti. Şöyle yazdı: “Savaşta zafer tamamen katıksız cesarete dayalı değildir; sadece yetenek ve disiplin bunu emin kılacaktır. Romalıların dünyayı fethetmelerini sağlayan şeyin . . . devamlı askeri eğitim, kamplarında disipline tamamen uymaları ve yorulmak bilmeyen bir şekilde diğer savaş sanatlarını geliştirmeden başka bir şey olmadığını buluyoruz.”

İki mükemmel kaynak daha var. Indiana Üniversitesi’nden Dr. George Currie doktora tezini Romalı askerler üzerine yapmış ve Dr. Smith, Yunan ve Roma Antik Çağlar Sözlüğü başlıklı bir sözlüğü yayına hazırlamıştır.

Roma Askerinin Gücü

Bu ve başka kaynaklar Roma asker birliğinin bir, iki ya da üç adamdan oluşan bir kuvvetin olmadığını vurgulamaktadır. Mesih’in mezarının hor gören kişiler tarafından yapılmış olan resimlerde tahta mızraklar kullanan, mini etekli, bir ya da iki kişi mezarın etrafında gösterilmektedir. Bu gülünç bir şeydir.

Bir Roma asker birliği 4 ila 16 kişi arasında bir güvenlik kuvvetiydi. Her bir adam 2 metrelik bir alanı korumak için eğitilmişti. Her bir kenarında 4 adam bulunan 16 kişilik bir kare, 32 metreyi bir tabur askere karşı koruması ve elde tutması beklenirdi.

Normalde yaptıkları şuydu: Korudukları şeyin önüne hemen 4 tane adam yerleştirildi. Diğer 12 kişi onların önünde başları içe bakacak şekilde bir yarım daire oluşturarak uyurdu. Bu askerlerin koruduğu şeyi çalmak için hırsızların önce uyuyanların üzerinde yürümesi gerekirdi. Her dört saatte bir dört kişiden oluşan başka bir grup uyandırılır ve uyanık olanlar uykuya yatarlardı.

Bu şekilde ki bir dönüşümü devamlı olarak uygularlardı.

Tarihçi Dr. Paul Maier şöyle yazmaktadır: “Petrus Herod Agrippa tarafından hapsedildiğinde (Elçilerin İşleri 12) dörder kişilik dört takım askerin gözetimi altında tutuluyordu böylece bir hapishanenin dışında olması gereken minimum sayı on altıdır. Antik çağlarda askerler her zaman nöbetlerde uyurlardı. Bu yüzden [onları uyandırmadan] onların uyuyan yüzlerinin tamamının üstüne basmadan bir parti yapmak hemen hemen imkansızdır.”142

Başkahin Rüşvet Teklif Ediyor

Matta bile şunları yazdığında, bunun çok kişilik bir kuvvet olduğunu kaydetmektedir: “Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler.”143

Bu noktada bir eleştirmen şöyle diyebilir: “Görüyorsun ya, başkahine gittiler. Bu onların Tapınak askerleri olduğunu gösterir.” Yazı çok açık, bununla birlikte, başkahine gitmelerinin sebebi onun Romalı yetkililere sözünün geçmesi ve bunun da boyunlarını kurtarmak için tek çarelerinin olmasıdır. Başkahin onlara rüşvet vermeyi teklif ediyor (eğer Tapınak askerleri olsalardı bu alay konusu olurdu). Onlara para verdi ve insanlara ne söylemeleri gerektiğini onlara anlattı. Haberler Pilatus’a ulaştığında onları öldürülmekten kurtaracağını söyledi. Normalde ölüm cezasına çarptırılırlardı çünkü mezarı korurken uyuya kalmışlardı.

Valinin ikna edilmesinin gerekliliği kayda değerdir çünkü tarihte ister laik ister Yahudi iterse Hristiyan olsun, Roma valisinin Tapınak polisiyle bir işinin olduğunu hiç bir kayıtta bulamadım.

Mezardaki nöbetçiler Tapınak askerlerinden olmuş olsaydı bile güvenlik bundan daha az olmayacaktı.

Bir Savaş Makinesi

T.G. Tucker, “Nero’nun ve Aziz Pavlus’un Roma Dünyasında Yaşam” adlı kitabında bu askerlerden birini şöyle tanımlıyor: “Göğsünün üstünde, omuzlarında kapakçıkları olan, çember gibi deri tabakalarla kaplı ya da belki de demir ya da bronzdan pullarla kaplı bir korsa giyecek. Kafasında süssüz, saksı şeklinde bir miğfer ya da demirden bir takke olacak.

“Sağ elinde meşhur Roma mızrağını taşıyacak. Bu sağlam silah, 2 metreden uzun, tahta bir gövdeye oturtulmuş keskin bir demir uçtan oluşmaktaydı ve bununla ya bir süngü gibi ya da bir cirit gibi hücum eder ve yakın mesafe dövüşlerde de kılıcını kullanırdı.

“Sol elinde farklı şekillerde olabilen bir kalkan var. Kalkan sadece elde taşınmıyor sağ omuz üzerinden bir kemerle de destekleniyor olabiliyordu. Kalkanın engellememesi için kılıç – kesmekten çok saplamak için kullanılan, 1 metreye yakın uzunluktaki bir silah – sol omuzun üzerinden geçen bir kemerle sağ tarafta asılıydı. Asker sol tarafında, kuşağında, bir kama taşıyordu.”144

M.S. ikinci yüzyılın Grek tarihçisi olan Polybius bütün bunlara ek olarak şunu yazmaktadır: “Adamların başlarında mor ve siyah tüylerden yapılmış, yarım metre yüksekliğinde üç tanesi yukarı kaldırılmış, bir taç bulunmaktaydı. Diğer silahlarla bunları başlarına taktıklarında gerçekte olduklarından iki kat daha büyük gözüküyorlardı ve görünüşleri dikkat çekiyordu ve düşmanı korkutuyordu. En düşük sınıftaki adamlar 40 cm2 büyüklüğünde bronz bir plaka kullanıyorlardı. Bunu göğüslerinin üstüne yerleştiriyor ve adına kalp koruyucusu diyorlardı. Bu onların silahlarını tamamlıyordu. Ama bunlar 10000 drahmiden daha fazla değerde olduklarından kalp koruyucusunu kullanmaktansa geri kalan malzemelerle birlikte bir zırh tabakası kullanıyorlardı.”145

Sert Bir Disiplin

Tucker, bir askerin birliğine katıldığında şunların olduğuna dikkati çekmektedir: “Asker baş komutanın, imparatorun, bütün emirlerine sadakatle itaat edeceğine dair imparatorun emrindeki yakın memurları önünde resmi bir ant içmek zorunda kalırdı. Bu andı her yıl Ocak ayının birinde ve imparatorun tahta çıkışının yıldönümünde tekrar etmesi gerekirdi.”146

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ 7 – Roma Mührü

Matta “Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar” diye kaydetmektedir.147 A.T. Robertson bunun sadece görevde olan Romalı askerlerin önünde yapılabileceğini söylemektedir. Vegitius da aynı şeyi söylemektedir. Bu prosedürün amacı herhangi birisinin mezarın içindekileri karıştırmasını engellemek içindir.

Asker mezarı inceledikten ve taşı yerine yuvarladıktan sonra taşın bir başından diğerine bir ip yerleştirilirdi. Balçık ile her iki ucu tutturulurdu. Son olarak balçık yığını Roma valisinin resmi mührü ile damgalanırdı.

Bunun benzeri Daniel’de görülmektedir: “Bir taş getirip çukurun ağzına koydular. Daniel'le ilgili hiçbir şey değiştirilmesin diye kral hem kendi mühür yüzüğüyle, hem soyluların mühür yüzükleriyle taşı mühürledi.”148

Mührün Amacı

Hindistan bakanlar kurulunun bir üyesi olan Henry Sumner Maine, Cambridge Üniversitesi’nin eski sivil hukuk profesörü, Roma mührünün hukuksal otoritesi hakkında bahsederken şunları söylemişti: “Antik çağlardaki mühür, otoritenin bir şekli olarak görülmekteydi.”

Bir şeyi teyit etmek basitçe onun gerçek ya da hakikat olduğunu ispatlamak anlamına gelir. Böylece İsa’nın mezarındaki bu mühür İsa’nın bedeninin gerçekten orada olduğunun umumi bir göstergesidir. Buna ek olarak, bu mührün Roma mührü olmasından dolayı, O’nun bedeninin Roma İmparatorluğu’nun kanunları ve kuvvetiyle vandallara karşı korunduğunu tasdik etmektedir.

Mezarın girişindeki taşı kaldırmaya çalışan her hangi birisi mührü kıracaktı ve bundan dolayı Roma kanun ve gücünün gazabına maruz kalacaktı.

Mezar Hırsızları Uyarıldı

Nasıra’da mermer bir levha çok ilginç bir kitabeyle keşfedildi – mezar hırsıları için bir uyarı. Grekçe yazılmıştı ve şöyle diyordu: “Sezar’ın Emri. Mezarların ve kabirlerin ataları veya çocukları ya da evlerinin üyelerinin kültleri için onları yapanlar için daima dokunulmamış kalması benim lütfumdur. Eğer, bununla birlikte, birisi bir başkasını onları yok etmekle suçlarsa ya da gömüleni mezardan çıkarırsa ya da onları yanıltmak amacıyla kötü bir niyetle başka bir yere naklederse ya da mührü veya diğer taşlardan birini yerinden çıkarırsa, bu kişilere karşı bir yargılama yapılmasını emrediyorum, tanrılara saygı ve ölümlülerin kültüne olan hürmete binaen. Onları rahatsız etmek kesinlikle herkese yasak olsun. Rahatsız eden kişinin mezar kurallarını ihlal etmekten dolayı ölüm cezasına çarptırılmasını istiyorum.”149

Maier şunu gözlemliyor: “Mezar ihlalini kapsayan bütün Roma fermanları sadece büyük para cezası vermektedir ve hangi ciddi ihlalin Roma hükümetinin cezayı özellikle Filistin’de sertleştirmesine ve Nasıra ve çevresine bir ilan dikmesine neden olduğu merak edilebilir.”150 Mesih’in dirilişiyle meydana gelen karışıklığa tepki olarak da olmuş olabilir.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

4. BÖLÜM

DİKKATE ALINMASI GEREKEN ETKENLER

“ Eğer bütün kanıtlar dikkatlice ve adilce incelenirse,

tarihsel araştırma ilkelerine göre İsa’nın gömüldüğü mezarın ilk

Diriliş sabahında boş olduğu sonucu gerçekten haklı çıkar.

Bu iddiayı çürütebilecek en ufak bir kanıt bile edebiyat kaynaklarında,

yazı biliminde yada arkeolojide halen bulunamamıştır.”

Paul Maier

Tarihçi

“Dirilişe inanmamın kısmen sebebi

bir dizi etkenin onsuz anlaşılmaz olmasıdır.”

A.M. Ramsey

Canterbury Başpiskoposu

Bir şey oldu. Hemen hemen 2000 yıl önce tarihin yönünü M.Ö.’den M.S.’ya değiştiren bir şey oldu. (İngilizce’de Milattan Önce (B.C. - Before Christ) Mesih’ten önce ve Milattan Sonra (A.D. - Anno Domini – Latince) Mesih’in yılı anlamındadır.)

Bu “bir şey” o kadar heyecan vericiydi ki biri hariç hepsinin şehit olduğu 11 erkeğin yaşamlarını tamamen değiştirmişti

Bu “bir şey” boş bir mezardı! Öyle bir boş mezar ki Kudüs’ün merkezinden 15 dakikalık bir yürüyüşle boş olup olmadığı onaylanabilirdi.

2000 yıl sonra bile insanlık, boş mezarı ve İsa Mesih’in diriliş görünüşlerini unutmuş değil.

Eğer Mesih ve O’nun dirilişinin etrafındaki olaylara nedenler bulmak istiyorsan önceden kestirilemeyen bazı etkenlerle uğraşman gerekir. Yahudiler ve Romalılar İsa’nın ölü ve mezarda olduğundan emin olmak için aldıkları önlemlerle kendilerini kandırmışlardı demek isteyebilirsin. Bu “güvenlik önlemleri”; yargılama, çarmıha germe, gömme işlemleri, mezara yerleştirme, mühürleme ve Mesih’in mezarında nöbet tutma, eleştirmenlerin Mesih’in ölümden dirilmediğini savunmalarını çok fazla zorlaştırmıştır.

Şu etkenleri incele:

Etken 1 : Kırık Roma Mührü

İlk belli olan etken Roma İmparatorluğu’nun gücü ve otoritesi adına konmuş olan mührün kırılmış olmasıydı. Mührü kırmanın sonuçları çok şiddetliydi. Roma İmparatorluğu’nun FBI ve CIA’si, sorumlu kişi yada kişileri bulmak için hemen görev başına çağrılırdı. Yakalandıklarında, bu otomatik olarak baş aşağı çarmıha germe cezasına çarptırılmaları anlamına geliyordu. Bağırsakları boğazlarına gelirdi. Bu yüzden insanlar mührün kırılmasından korkarlardı. Elçiler bile korku belirtileri gösterdiler ve kendilerini gizlediler. Petrus dışarı çıktı ve Mesih’i üç kere reddetti.

Etken 2 : Boş Mezar

Diriliş’ten sonra belli olan diğer bir etken boş mezardı. Mesih’in elçileri Atina’ya yada Roma’ya Mesih’in ölümden dirildiğini yaymak için gitmediler; eğer öğretileri yanlış olsaydı mesajlarının kabul görmeyeceği yer olan Kudüs şehrine geri döndüler. Eğer mezar boş olmasaydı, diriliş Kudüs’te bir an için bile iddia edilemezdi.

Dr. Paul Maier diyor ki, “ Hristiyanlık ilk nerede başladı? Buna cevap şu olmalı:’Dünyadaki tek bir noktada – Kudüs şehrinde.’ Eğer İsa’nın mezarı hala dolu olsaydı, bu başlaması gereken en son yer olurdu çünkü birisinin ölü İsa’yı göstermesi O’nun varsayılan dirilişiyle alevlenmiş, yeni başlamış olan Hristiyanlığın kalbine kazık çakardı.”

“İlk Diriliş gününden sonraki yedi hafta boyunca Kudüs’te olanlar, sadece İsa’nın bedeninin Yusuf’un mezarında olmamasıyla olabilirdi yoksa elçilerle olan embrogliosuyla Tapınak kurumu, Aramatya’lı Yusuf’un mezarına kısa bir gezinti yapıp Delil A üzerindeki örtüyü kaldırarak bu akımı kolayca durdururdu. Bunu yapmadılar çünkü mezarın boş olduğunu biliyorlardı. Elçilerin bedeni çaldığı yolundaki resmi açıklamaları, mezarın gerçekten boş olduğunu kabul etmeleri anlamındadır.” 151

Tarihsel Doğrulama

Boş bir mezarın olduğu gerçeğini kabul eden hem Roma hem de Yahudi kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynaklar, Yahudi tarihçi Josephus ile Toledoth Jeshu diye adlandırılan beşinci yüzyıl Yahudi el yazmaları arasında değişmektedir. Maier’in buna dediği: “En kuvvetli tarihsel kanıtlardan olan düşmana ait bir kaynaktan olumlu bir delil. Bunun asıl anlamı eğer bir kaynak kendisinin taraf olmadığı bir gerçeği kesinlikle kabul ederse o zaman bu gerçektir.”152

Mezarın boş olduğunu iddia eden ilk karşı görüş, bedeni elçilerin çaldığıdır.153

Sanhedrin’in üyelerinden olan Gamaliel’in ileri sürdüğü fikrine göre ilk Hristiyanlık hareketi Tanrı tarafından yapılmıştır;154 eğer mezar boş olmasaydı yada Sanhedrin Mesih’in bedeninin nerede olduğunu bilseydi bunu yapamazdı.

Justin Martyr bile Dialogue with Trypho (Trypho ile diyalog) eserinde Yahudi yetkililerinin boş mezar hikayesini etkisiz hale getirmek için O’nun takipçilerinin bedeni çaldığı açıklamasıyla Akdeniz dünyası boyunca özel temsilciler gönderdiklerini nakletmektedir. Eğer mezar dolu olsaydı, neden Yahudi yetkilileri Romalı nöbetçilere rüşvet verip “çalınmış beden” açıklamalarını yayarlardı?

Tarihçi Ron Sider şu sonuca varmıştır: “Eğer Hristiyanlar ve onların Yahudi düşmanlarının her ikisi de mezarın boş olduğu konusunda görüş birliğindelerse mezarın boş olduğu tarihsel gerçeğini kabul etmek dışında bir seçeneğimiz kalmamaktadır.”155

Tom Anderson, California Trial Lawyers Association of Trial Lawyers of America (Amerika Duruşma Avukatlarına bağlı Kaliforniya Duruşma Avukatları Derneği)’nin kurucu başkanı, diyor ki: “Mesih’in ölümden dirilmemiş olduğunu varsayalım. Yazılı kayıtlarda bulunan yüzlerce kişiye görünüşünün sahte olduğunu varsayalım. Ortaya bir soru atmak istiyorum. Sence bu kadar iyi ilan edilmiş olan bir olayda bir tarihçinin, bir şahidin, bir muhalifin Mesih’in bedenini gördüğünü tüm zamanlar için kayıt altına alması mantıklı olmaz mıydı: ‘Dinle, mezarı gördüm – boş değildi! Bak, oradaydım, Mesih ölümden dirilmedi. Aslında Mesih’in bedenini gördüm.’ Konu diriliş karşıtı tanıklığa gelince tarihin sessizliği sağır edicidir.”156

Güçlü Kanıt

Paul Maier şunu gözlemliyor: “Eğer bütün kanıtlar dikkatlice ve adilce incelenirse, tarihsel araştırma ilkelerine göre İsa’nın defnedildiği mezarın ilk Diriliş sabahında boş olduğu sonucu gerçekten haklı çıkar. Bu iddiayı çürütebilecek en ufak bir kanıt bile edebiyat kaynaklarında, yazı biliminde yada arkeolojide halen bulunamamıştır.”157

Boş mezar, günümüze kadar yalanlanamamış, Mesih İsa’nın dirilişinin sessiz tanıklığıdır.

Etken 3 : Büyük Taş Hareket Etti

O Pazar sabahı mezara yaklaşan insanları ilk etkileyen şey girişin önünde bulunan 1 -1/2 ile 2 ton arasındaki taşın tuhaf pozisyonuydu. İncil’deki bütün yazarlar büyük taşın hareket etmesinden bahsetmektedirler.

Yokuş Yukarı

Örneğin Matta 27’de “Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp…” denmiştir. Burada yuvarlamak için kullanılan Grekçe kelime kuliodur. Markos aynı kök kelimeyi, kulioyu kullanmıştır. Gerçi Markos 16’da taşın dirilişten sonraki konumunu açıklamak için bir edat eklemiştir.

Grekçe’de, İngilizce’de olduğu gibi, bir fiilin yönünü değiştirmek ya da etkisini attırmak için bir edat eklersin. O, “yukarı ya da yukarıya doğru” anlamına gelen “ana” edatını ekledi. Böylece anakulio şu anlama gelebilir: “bir şeyi yokuş yukarı ya da yukarı eğimli bir yere yuvarlamak.” Markos için, bu fiili kullandığına göre, mezarın kapısına doğru inen bir yokuşun ya da eğimin olması gerekiyordu.

Uzakta

Aslında, taş o kadar “yokuşun yukarısında” bulunuyordu ki Luka aynı kök kelime kulioyu kullanmış ama farklı bir edat eklemişti; apo. Apo, Grekçe sözlüklere göre, “belli bir uzaklıkta” anlamındaki “bir şeyden ayrılma” demektir. Bu bağlamda apokulio bir objeyi başka bir objeden “ayırma” ya da “uzaklaştırma” anlamında yuvarlamaktır.

Şimdi, taşın mesafe anlamında uzaklaştırıldığını gördükleri “şey” nedir?

Markos 16’ya geri dönelim. Pazar sabahı kadınlar mezara geliyorlardı.

“Bekle bir dakika! Neden bu kadınlar Pazar sabahı mezara geliyorlardı?” diyebilirsin. Sebeplerden birisi bedeni kefenin üzerinden baharat ve parfüm karışımıyla meshetmek içindir.

“Romalı güvenlik görevlileri mezarı korurken neden gelmek istemiş olabilirler?” diye bir başkası sorabilir.

Bu çok basit. Kadınlar görevlilerin bedeni incelemediklerini ve mezarı Cumartesi öğleden sonraya kadar mühürlediklerini bilmiyorlardı. Cuma günü bedenin özel bir gömülme alanında hazırlandığını izlemişlerdi. Beytanya’nın dış mahallesinde oturuyorlardı ve bu yüzden Romalıların ve Yahudilerin Mesih’in gömülme alanına fazladan güvenlik yerleştirdiklerini bilmiyorlardı.

Şimdi tekrar Markos 16’ya geri dönelim.

Kadınlar “Aralarında, ‘Mezarın girişindeki taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?’ diye konuşuyorlardı.” Burada “giriş” için Grekçe kelimeyi kullandılar. Mantıklı, değil mi? Ama, oraya vardıklarında “o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler” ve burada Grekçe’deki “giriş” kelimesini kullanmamışlar, taşın mezardan yana yuvarlandığını belirtmişler. Böylece Apokulio burada “mezardan belli bir mesafede” anlamına gelen “uzakta” anlamında kullanılmış.

Kaldırılmış ve Taşınmış

Aslında taş mezardan yokuş yukarı öyle bir pozisyondaydı ki Yuhanna (20. bölüm) başka bir Grekçe kelime kullanmak durumunda kalmış: airo. Arndt ve Gingrish Sözlüklerine göre “bir şeyi kaldırıp başka yere taşımak” anlamına gelmektedir.

Şimdi, sana şunu soruyorum, eğer elçiler girmek isteseydi, sessizce muhafızların etrafında dolaşıp taşı kenara yuvarlayıp bedeni çalmaktansa neden birisinin taşı kaldırıp uzağa taşımış görüntüsü veren bir pozisyona, bütün girişi kaplayan 1-1/2 ile 2 ton arasındaki taşı yokuş yukarı hareket ettirmiş olsunlar. Askerlerin taşın hareket ettirildiğini duymamış olmamaları için sağır olmaları gerekir.

 

--- Sonraki mesaj ---

 

Etken 4 : Romalı Askerler Firar Ediyor

Romalı askerler kaçtılar. Sorumluluklarındaki alanı terk ettiler. Bunun iyice açıklanması gerekmektedir çünkü Romalıların askeri disiplini olağanüstü iyiydi. Justin Digest #49 ‘unda ölüm cezası gerektiren bütün suçlardan bahsetmektedir: gözcünün düşmanla işbirliği yapması (-3.4), askerlikten kaçma (-3.11; -5.1-3), birisinin kolunu kaybetmesi ya da zarar vermesi (-3.13), savaş zamanı itaatsizlik (-3.15), sur ya da kale duvarını aşıp geçmek (-3.17), ayaklanma başlatmak (-3.19), bir subayı korumayı reddetmek ya da ordugahı terk etmek (-3.22), askerlik yapması gereken kişinin görevden kaçması (-4.2), cinayet (-4.5), yüksek rütbeli birisine el sürmek ya da bir generale hakaret etmek (-6.1), diğerlerine örnek olacak bir kaçışa liderlik etmek (-6.3), düşmana planları ifşa etmek (-6.4;-7), asker arkadaşlarından birisini kılıçla yaralamak (-6.6), geçerli bir sebep olmadan kendisini işe yaramaz duruma getirmek ya da intihara kalkışmak (-6.7), gece nöbetini terk etmek (-10.1), centurion’un malzemelerine zarar vermek ya da cezalandırılırken onunla tartışmak (-13.4), nöbet yerinden kaçmak (-13.5) ve huzuru bozmak (-16.1).

Yukarıdaki listeye “uyuya kalma”da eklenebilir. Görevdeyken hangi askerin başarısız olduğu belli değilse, o zaman birçokları nöbetçi taburun başarısızlığı yüzünden ölümle cezalandırılacak olanları görmek için sürüklenirlerdi.

Canlı Canlı Yakılma

Askere ölüm cezası verme şekillerinden birisi de onu soyup giysileriyle yakılmış olan bir ateş içinde canlı canlı yakılmasıydı. Bütün birlik başlarındaki bu tehditle kesinlikle uyuya kalamazdı. Eğer mezar boş olmasaydı, askerlerin yerlerini hiçbir zaman terk etmeyecekleri ve de rahibe gitmeyecekleri gerçeğine Roma disiplin ve güvenliğinin tarihi tanıklık etmektedir. Komutanlarının gazabından ve ölüm ihtimalinden olan korkuları işlerinin en ufak detaylarına çok dikkat etmeleri anlamına geliyordu. Romalıların askeri disiplinlerini dikkatlice incelemiş olan Dr. George Currie, cezalandırılma korkusunun ,özellikle gece nöbetlerinde, görevde kusursuz dikkati sağladığını söylemektedir.158

Cezalandırılma Korkusu

Dr. Bill White Kudüs’teki Mezar Bahçesi’nde görevli. Sorumlulukları diriliş ve takibindeki ilk günden sonraki olayları epeyce derinlemesine etüt etmesine neden olmuş. White, Yahudilerin Romalı askerlere rüşvet teklif etmesi konusunda bazı önemli gözlemlerde bulunuyor.

“Eğer taş kolayca mezarın bir yanına yuvarlanmış olsaydı, ki bu mezara girmek için gerekliydi, o zaman askerlerin nöbetteyken uyumuş olmaları suçlamaları ve ağır bir cezaya çarptırılmaları haklı olurdu. Eğer askerler depremin mührü kırdığını ve titreşimden dolayı taşın yana yuvarlanmış olduğunu söyleyerek itiraz etselerdi, korkaklık olarak adlandırılabilecek bir harekette bulunduklarından dolayı hala cezalandırılmaya maruz kalırlardı.”

“Ama bu ihtimaller olayda geçmiyor. Başkahinin askerleri cezalandırmasını imkansız kılan bazı inkar edilemez kanıtlar vardı. Yahudi yetkilileri olayın geçtiği yeri ziyaret etmiş ve taşı incelemiş olmalılar. Adamların taşın hareket ettirilmesine izin vermelerinin bir insan için imkansız olduğunu taşın pozisyonundan anlamış olmalılar. Hiçbir kıvrak insan zekası bir cevap ya da iftira bulamazdı, böylece askerlere rüşvet verdiler ve bir şeyleri örtbas etmeye çalıştılar.”159

Etken 5 : Kefen Bir Hikaye Anlatıyor

Edebi anlamda, bütün karşı iddialara rağmen, insanı hayrete düşüren bir olaydan dolayı mezar boş değildi. Mezarı ziyaret ettikten ve taşın yuvarlanmış olduğunu gördükten sonra kadınlar koşarak geriye döndüler ve elçilere anlattılar. Ondan sonra Petrus ve Yuhanna koşmaya başladı. Yuhanna koşarken Petrus’u geçti, mezara vardığında içeri girmedi. O’nun yerine içeriye uzanıp baktı ve o kadar şaşırtıcı bir şey gördü ki hemen inanmaya başladı.

İsa’nın bedeninin yatmış olduğu yere doğru baktı. Orada bir vücut şeklinde, hafifçe içe çökmüş ve bir tırtılın kozası gibi bir kefen vardı. Bu herhangi birisinin iman etmesi için yeterliydi! Bunu hiçbir zaman unutmadı!

Elçilerin ilk aklına takılan ilk şey boş mezar değildi, daha çok bozulmamış bir şekil ve pozisyonda duran kefendi.

Etken 6 : Görünüşleri Onaylandı

Bazı durumlarda ilk dirilişteki cataclysmic’ten sonra Mesih canlı olarak göründü.

Hatırlanacak İlke

Tarihteki bir olayı incelerken olaylar hakkındaki gerçekler yayınlandığında olaya karışmış olan ya da şahit olmuş olan yeterli insanın yaşıyor olup olmamalarını araştırmak önemlidir. Bu yayınlanan raporun doğruluğunu ispatlamak için yararlıdır. Eğer kişi sayısı tatmin ediciyse olay açık olarak tespit edilebilir. Örneğin, eğer hepimiz bir cinayete tanık olursak ve polis raporu bir hafta içinde uydurulmuş yalanlardan oluşursa, şahit olarak hepimiz bunu yalanlayabiliriz.

Diğer bir deyişle, bir olay hakkında bir kitap yazıldığında eğer olaylar kayda alınırken yeterli sayıda olaya şahit olmuş ya da rol almış kişiler yayınlanma zamanında yaşıyorsa, içindekilerin tutarlılığı onaylanmış olur.

Mesih’in dirilişinden sonra kişilere görünmesi incelenirken bazı çok önemli etkenler gözden kaçmıştır. Bunlardan ilki o ilk Pazar sabahından sonraki Mesih’i gören büyük sayıdaki insanları şahitliğidir.

Elli Saatlik Şahitlik

Mesih’in dirilişinden sonraki ilk kayıt Pavlus tarafından tutulmuştur.160 Elçi, Mesih’in bir kerede 500’den fazla kişiye göründüğü gerçeği konusunda okuyucularının bilgisine danışmaktadır. Pavlus onlara, bu insanların büyük bir kısmının yaşıyor olduğunu ve sorgulanabileceklerini hatırlatıyor.

Ohio-Oxford’daki Miami Üniversitesi’nde yardımcı tarih profesörlüğü yapmakta olan Dr. Edwin M. Yamauchi şunun altını çiziyor: “Tarihsel bir kanıt olarak listeye [şahitlerin] özel bir yetki veren şey bahsedilen 500 imanlı kardeşin büyük çoğunluğunun hala yaşıyor olmasıdır. Aslında Pavlus’un demek istediği şudur: ‘Bana inanmıyorsanız onlara sorabilirsiniz.’ Olaydan sonraki 30 yıl içinde samimi kabul edilen bir mektuptaki böyle bir iddia yaklaşık 2000 yıl önce olanlar için birisinin umut edebileceği kadar kuvvetli bir kanıttır.” 161

Şimdi Mesih’i ölümünden ve gömülmesinden sonra O’nu canlı olarak gören 500 kişiyi ele alalım ve onları bir mahkeme salonuna koyalım. Eğer bu 500 kişiden her biri, sorguya çekilmeleri de dahil, sadece 6 dakika boyunca tanıklık etmiş olsalardı bunun 50 saatlik ilk elden görgü tanıklığı olacağının farkında mısın? Bu tanıklığa diğer bir çok görgü tanıklarını ekleyerek tarihteki en büyük ve en yanlı mahkemeyi elde edersin.

Çeşitli İnsanlar

Mesih’in görünüşlerinin çeşitli yerleri ve insanları içermesi sıklıkla gözden kaçan ikinci etkendir.

Wheaton Üniversitesi’nden profesör Merrill C. Tenney şöyle yazıyor: “Bu görünüşlerin bire bir aynı olmaması dikkate değerdir. Onlardan herhangi ikisi bile birbirine tam olarak benzememektedir. Mecdelli Meryem’e olan görünüş sabahın erken saatlerinde oldu; Emmaus’a giden yolculara öğleden sonra; elçilere de akşam, muhtemelen hava karardıktan sonra. Meryem’e açık havada göründü. Meryem O’nu gördüğünde yalnızdı; elçiler bir grup olarak birlikteydiler ve Pavlus O’nun bir kerede 500’den fazla kişiye aynı anda göründüğünü yazmıştır.”162

“Tepkiler de çeşitliydi. Meryem duygularına yenik düşmüştü, elçiler korkmuştu; Mesih’in dirilişinden kendisine bahsedildiğinde Tomas inatla kuşkulanmaya devam ediyordu ama O kendisini açıkça gösterdiğinde O’na tapındı. Her bir durumun kendine özgü bir ortamı ve karakteristik özellikleri vardı ve dirilen Rab’bin bazı farklı niteliklerini açığa çıkardı.”163

Hiç kimse hiçbir şekilde O’nun görünüşlerinin birbirine benzediğini söyleyemez. (Görünüşlerinin detayları için EK-B’ye bakınız.)

Düşman İzleyiciler

Mesih’in görünüşlerini yorumlamak için çok önemli olan üçüncü bir etken de O’nun düşmanlarına yada inanmayanlara da görünmüş olmasıdır.

Mesih’in ölümünden ve gömülmesinden sonra sadece arkadaşları ve takipçileri tarafından görüldüğünü defalarca insanların yorumlarında ya okudum ya da dinledim. Bunu kullanarak görgü tanıklarının anlattıklarının ezici etkilerini hafifletmeye çalışıyorlardı. Fakat bu doğrultudaki bir düşünüş o kadar gülünç ki yorumlanmayı çok az hak ediyor.

Hiçbir yazar yada bilgili birey Tarsuslu Saul’ü Mesih’in bir takipçisi olarak kabul etmez. Gerçekler tam tersini göstermekte. Mesih’i hor gördü ve Mesih’in takipçilerine eziyet etti.164 Mesih ona göründüğünde, bu Pavlus için hayatını altüst eden bir deneyimdi.165 Gerçi Pavlus o sırada bir elçi değildi ama daha sonra diriliş gerçeğinin en büyük tanıklarından biri oldu.

Mesih’in kardeşi Yakup’u düşün. İncil’deki kayıtlar imanlı olmadığından bahsediyor.166 Sonradan Yakup kardeşinin takipçisi olmuş ve eziyet çeken Hristiyanlar takımına katılmıştır.

Neden? Davranışlarında böyle bir değişime sebep olan neydi? Tarihsel açıklamalar İsa’nın Yakup’a da göründüğü şeklindedir.167

Mesih’in sadece kendi takipçilerine göründüğü tartışmaları büyük çoğunlukla sessizlikten gelmektedir ve sessizlikten gelen tartışmalar tehlikeli olabilir. O’nun göründüklerinin de iman ettiği aynı ölçüde mümkündür. Belki de bu, Kudüs kahinlerinin birçoğunun değişimlerini açıklıyor.168

Gerçeklerden haberdar olan herkes tam olarak Mesih’in sadece “önemsiz bir kaç kişiye” göründüğünü söyleyemez.

Etken 7 : Önce Kadınlar Gördü

Diriliş öyküsünün diğer bir doğrulayıcı özelliği Mesih’in ilk görünüşünün elçilere değil de kadınlara (Meryem’e ve başka kadınlara) olmasıdır. Bu Mesih’in yakın çevresi olan elçiler için utanç kaynağı olmuş olmalıdır. Muhtemelen kıskanmış olmalılar.

Bununla birlikte Yahudilerin resmi kanıt prensiplerine göre kadınların şahitliği geçersizdir. Mahkemede tanıklık etme hakları yoktu.

Güvenilmez Tanıklık

Dr. Maier’in doğru olan gözlemlerine göre madem ki kadınların tanıklığı güvenilmez sayılıyordu o zaman; “Onbirlerin ilk tepkilerinin şüphe ve inanmama olması anlaşılabilir. Eğer diriliş kayıtları uydurma olsaydı... kadınlar hiçbir zaman hikayeye katılmazdı; en azından ilk şahitler olarak.”169

 

--- Sonraki mesaj ---

 

5. BÖLÜM

DENENMİŞ BİRKAÇ AÇIKLAMA

“Tarihçinin amacı önyargılı fikirlerden ve onlardan kendi beğenisine göre ayarlanmış bir tarih inşa etmek değil, aksine, en iyi kanıttan tekrar oluşturma ve kanıtın kendini anlatmasına izin vermek olmalıdır.”

Philip Schaff

Tarihçi

“Kanıta mümkün olduğunca dürüstçe ve adilce yaklaşılmalıdır. Önyargılı fikirlerle ve sonuçlarla araştırmamıza haksız hüküm vermemeliyiz.”

Josh McDowell

Yazar

Dikkate Alınması Gereken İki İlke

Bir çok teori, İsa Mesih’in dirilişinin sahte olduğunu göstermeye çalışırken gelişmiştir. Bu teorilerle ortaya çıkan bir çok insanın iki beyni olmuş olmasına inanıyorum; biri kayıp, diğeri de onu arıyor. Tarihçilerin bazı fikirlerini yaratmak için tarih karşıtı olmaları gerekmektedir.

Bütün Etkenleri Göz Önünde Bulundur

İlk diriliş gününde olanlar gözden geçirildiğinde, iki ilkeyi göz önünde bulundurmak gerekiyor. Birincisi, Mesih’in dirilişini oluşturan bütün etkenlerle ilgili bütün teoriler ve alternatif açıklamalar hesaba katılmalıdır. Kanıtların ışığındaki çeşitli alternatif teorilere dair Londra Üniversitesi’nde İleri Düzey Hukuk Çalışmaları Enstitüsü başkanı olan J.N.D. Anderson şunu vurgulamaktadır: “Kanıtların bir bütün olarak göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanmalıdır. Bu tanıklığı oluşturan etkenlerin biri ya da diğerleri üzerinde alternatif açıklama bulmak nispeten daha kolaydır.”

“Ama böyle açıklamalar tanıklıktaki diğer etkenlerle de uyuşmadığı sürece değersizdirler. Birçok farklı teori, ki bunlardan bazıları akla yatkın bir şekilde delilin bazı bölümlerine uygulanabilir ama anlaşılabilir bir şekilde uyuşmazlar, bütüne uyan o tek açıklamaya alternatif oluşturamazlar.” 170

Önyargılı Olmayan Sonuçlar

Tarihteki olayları tarihsel olarak incelerken uygulanması geren ikinci anahtar ilke, kanıtı önyargılı bir sonuca zorla itmek değil, kanıtın kendi kendine konuşmasına izin vermektedir. Tarihçi Philip Schaff şu uyarıda bulunuyor: “Tarihçinin amacı önyargılı fikirlerden ve onlardan kendi beğenisine göre ayarlanmış bir tarih inşa etmek değil, aksine, en iyi kanıttan tekrar oluşturma ve kanıtın kendini anlatmasına izin vermek olmalıdır.”171

Şimdi, bu iki ilkeyi göz önünde bulundurarak, Mesih’in dirilişinin çevresindeki olayların açıklamaları olarak öne sürülmüş olan çeşitli teorileri inceleyelim.

İki temel alternatif var. Mesih’in ölümü, gömülmesi ve dirilişiyle ilgili olanların ya doğal ya da doğaüstü bir açıklaması var. Üç gün sonra Mesih’in mezarı ya doluydu ya da boş.

Beş tane doğal-açıklama teorisi var. Her biri üç gün sonra Mesih’in mezarının hala dolu olduğunu ve dokunulmamış olduğunu iddia etmektedir.

BİLİNMEYEN MEZAR TEORİSİ

Her şeyi açıklamak için sunulan ilk teorilerden biri mezarın bilinmediğidir.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

Beden Kimde?

Profesör Guignebert asılsız iddiasını şöyle dile getirmektedir: “Bilmediğimiz bir gerçek, büyük ihtimalle elçiler de daha iyisini bilmiyorlardı, Mesih’in bedeninin muhtemelen cellatlar tarafından çarmıhtan indirildikten sonra bir yerlere atılmış olmasıdır. İdam edilen kişinin yeni bir mezara konmasındansa bir çukura atılması daha muhtemeldir.”172

Bu teoriyi oluşturabilecek sebeplerden birisi çarmıha gerilenlerin toplu bir çukura atıldığına yıllarca inanılmasıydı. Haziran 1968’de Kudüs’ün dışındaki bir aile kabrinde bulunan Yohanan Ben Ha’galgal’ın kalıntıları bu teorinin direkt kalbine saplanmaktadır, çünkü Yohanan çarmıha gerilmişti. Daha sonra da bir kabre gömülmüştü.

Teori Zayıflığı

Bu teori ayrıca Mesih’in gömülmesi ve diriliş sonrası olaylarının apaçık tarihsel hikayelerini tamamıyla yok saymaktadır. Aramatya’lı Yusuf’un bedeni kendi mezarına götürdüğünü İncil kayıtları göstermektedir. (Not: Bu bir toplu mezar yeri değildi.) Mesih’in bedeni Yahudilerin gömme adetlerine göre hazırlanmıştı; kadınlar mezarın karşısında oturup izledi.

YANLIŞ MEZAR TEORİSİ

Bu açıklama ilk teoriyi benzemektedir. Pazar sabahı kadınların Mesih’i kutsamak için geri geldiklerinde yanlış mezara gittiklerini iddia etmektedir.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Hangi Mezardı?

Bu teorinin başlatıcılarından biri olan profesör Lake diyor ki: “Kadınların, Aramatya’lı Yusuf’un Rab’bin bedenini gömdüğünü gördükleri mezarın, ziyaret ettikleri mezarın olduğu konusunda tamamıyla emin oldukları ciddi bir şüphe konusudur. Kudüs’ün çevresi birçok taş mezarla doludur ve dikkat edilmezse bunların birbirinden ayırt edilmeleri çok zordur. Gömülme sırasında mezara çok yakın oldukları çok kuşkuludur. Muhtemelen belli bir mesafeden izliyorlardı ve Aramatya’lı Yusuf elçi olmaktan çok Yahudilerin bir temsilcisiydi. Eğer böyleyse, bir taş mezarı yakınındaki başka bir mezardan ayırt edebilecek çok az imkanları vardı. Bundan dolayı, yanlış mezara geldikleri ihtimali dikkate alınmalıdır ve bu önemlidir çünkü mezarın kapandığını gördüler, açık buldular... “

Eğer aynısı değildiyse, bütün olaylar bir sıraya giriyor. Kadınlar sabahın erken saatlerinde Rab’bin gömüldüğünü gördükleri mezar olduğunu sandıkları mezara gelmişlerdi. Kapalı bir mezar bulmayı umuyorlardı ama açık bir tane buldular ve genç bir adam...[kim] yapacakları işleri tahmin edip yanlış yere geldiklerini söylemeye çalıştı. ‘O burada değil’,’O’nu yatırdıkları yeri görün’ dedi ve muhtemelen diğer mezarı işaret etti. Ama kadınlar yapmak istediklerinin ortaya çıkmasından korktular ve kaçtılar...”173

Testi Geçemiyor

Profesör Lake’in teorisi bizim iki araştırma ilkemizin gereksinimlerini karşılayamıyor. Öncelikle bütün kanıtları inkar ediyor. Ayrıca teori, delilleri tamamıyla önyargılı fikirlere göre oluşturuyor.

Örneğin; onlara göre mezardaki genç adam kadınlara şöyle demektedir: “O burada değil ama O’nu yatırdıkları yeri görün.” Yazının tamamı şöyledir: “Çarmıha gerilen Nasıralı İsa'yı arıyorsunuz. O dirildi, burada yok. İşte O'nu yatırdıkları yer.”174 Olmayan gerçeklerle, edebi ya da tarihsel her ne olursa olsun “yanlış mezar” teorisi yandaşları meleğin söylediklerini engellemektedirler; “O dirildi, burada yok.”

Bu parçanın dahil edilmesi için olan edebi kanıt Yeni Antlaşma’daki herhangi bir parça kadar kuvvetlidir. Her ne kadar yanlış mezar teorisi akıllıca gelse de, “O dirildi” cümlesini keyfi olarak dışarıda bırakmaya dayanıyor. Bu kadınlar 72 saatten daha az bir süre önce İsa’nın bedeninin gömüldüğü yeri dikkatlice öğrenmişlerdi (Matta 27:61; Maçka 15:47; Luka 23:55). Bu halka açık bir mezarlıktan çok şahsa özel bir mezar yeriydi. Sence sen yada ben, yada o kadınlar, yada akıl sahibi herhangi birisi çok sevilen birisinin yattığı yeri bu kadar çabuk unutur mu?

Bütün Dünya Yanlış Mezara Gitti

“Yanlış Mezar” teorisine inanmak için sadece kadınların değil Petrus ve Yuhanna’nın, Yahudi Sanhedrin ve Romalılar tarafından takip edilen Yahudilerin de yanlış mezara gittiklerinin söylenmesi gerekir. Ayrıca o zaman askerlerin ve mezarın sahibi olan Aramatya’lı Yusuf’un da yanlış mezara döndüklerini de söylemen gerekir. Ve son olarak, meleğin de yanlış mezarda göründüğünü söylemen gerekir. Bu kadar absürd bir şeye inanmak epey inanç (ya da kör inanç) gerektirir.

EFSANE TEORİSİ

Bazıları diriliş kayıtlarının Mesih’in zamanından yıllar sonra ortaya çıkmış efsaneler olduğunu iddia etmektedir.

Gerçekte, bu imkansız olurdu. Diriliş kayıtları orijinal görgü tanıkları tarafından yayılmış ve yazılmıştır. Pavlus bunu ilk el görgü tanıklarından yaklaşık 500’ünün halen yaşadığı M.S. 56 yılında yapmıştır.

Eğer İncil’deki kitapları diriliş olayından 200 yada 300 yıl sonrasına tarihlendirmek mümkün olsaydı, o zaman bu teori akla yatkın olabilirdi. Ama gerçekler açısından bakıldığında bu dibi olmayan bir kovaya benzemektedir.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Birçokları Yeni Antlaşma yazılarını İsa’dan 100 yıl sonrasına tarihlendirmeye çalıştılar ama çok kötü bir şekilde başarısız oldular. Western Michigan Üniversitesi antik tarih profesörlerinden Paul L. Maier şöyle yazıyor: “Hristiyanlığın Diriliş efsanesinin uzun bir zaman zarfında planlandığı yada olaydan sonra uzun yıllar sonra yazılmış olduğu iddiaları basitçe gerçek dışıdır.”175

Yeni Antlaşma eleştirilerinin çoğunu analiz eden William Albright şöyle yazmıştır: “Sadece tarihsel metotlardan ve perspektiften uzak bilginler böyle bir spekülasyon ağı kurabilirler, ki bununla bazı eleştirmenleri İncil’i kuşatmaya çalışmaktadır.” Albright’ın kendi sonucu şöyledir: “Temel içerikteki ve de İsa’nın söylediklerinin belirli kelimelerinde bile herhangi bir kabul edilebilir bozulmanın olmasına izin vermek için 20’den 50 yıla kadar geçen zaman çok kısadır.”176 Dr. J.N.D. Anderson şöyle bir sonuca varmaktadır: “Görgü tanıklarının kendileriyle görüşürken efsaneler hakkında bahsetmek anlamsızdır.”177

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

RUHSAL DİRİLİŞ TEORİSİ

Dördüncü “dolu mezar” teorisi Mesih’in bedeninin mezarda çürüdüğü ve O’nun dirilişinin ruhsal olduğudur.

Filistinli Musevilik bakış açısından fiziksel bedensiz bir ruhsal diriliş, hiç bir şekilde diriliş olamaz. Dr. J.W. Drane’in gözlemlerine göre Ferisi Musevilik’te “şu oldukça kesindir ki Filistinlilerin genel diriliş beklentileri aslında mezara yerleştirilmiş olan bedenin aynı şekilde geri gelmesini kafalarında canlandırmalarıdır.”178 Drane şunu anlatmak istemektedir: “Genellikle akılda canlandırılan, bazen Yunan fikirleriyle bağdaştırılan ruhsal bir diriliştir...”179

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

İsa’nın kendisi “ruhsal diriliş” teorisini tamamıyla yok etmiştir. Öğrencileri O’nu gördüklerinde çok şaşırmış olduklarından bir ruh gördüklerini sandılar. İsa onları azarladı; “Ellerime, ayaklarıma bakın; işte benim! Dokunun da görün. Hayaletin eti kemiği olmaz, ama görüyorsunuz, benim var.”180 Daha sonra, takipçileriyle balık yiyerek kemik ve etten oluştuğunu göstermeye devam etti. Matta, İsa’yı gördüklerinde ayaklarına sarıldıklarını ve O’na tapındıklarını yazmaktadır.181 Bir ruhun ayaklarına sarılamazsın!

Bu açıklama bizim iki araştırma prensibimizi tamamen inkar etmektedir. Bu durumun etkenleri teoriye uymaya bile yanaşamıyorlar ve ne olduğu hakkında önyargılı bir sonuca zorlanıyorlar.

HALÜSİNASYON TEORİSİ

İnsanların Mesih’i gördüklerini zannetmesi teorisi Mesih’in dirilişini açıklamaya çalışan diğer “dolu mezar” teorilerinden çok daha yaygındır. Gerçekte, halüsinasyon görüyorlardı. Bu şekilde bütün diriliş sonrası görünüşler reddedilebilirdi.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Halüsinasyonların Tanımlanması

Mesih’in farklı kişilere olan birçok görünüşlerini çevreleyen gerçeklerle bu halüsinasyon teorisi uyum sağlayabilir mi?

“Halüsinasyon” kelimesi “aklın kendi başına gezinmesi, boş konuşma, gevezelik etme” anlamına gelen “alucination” Latince terimin İngilizceleştirilmiş bir formudur.182 “Halüsinasyon” kelimesi 19. yüzyıla kadar psikoloji ve tıpta teknik bir terim olarak kullanılmamıştır.183 Doktor Sarbin ve doktor Juhaz “halüsinasyon”nun muhtemelen 19. yüzyıldan günümüze kadar hiç değiştirilmeden gelmiş olan terimler arasında tek olduğunu vurgulamaktadırlar.184

Amerikan Psikiyatri Derneği’nin resmi sözlüğü bir “halüsinasyon”u “gerçek bir dış uyarıcının var olmaması durumunda sahte bir duygusal algılama” olarak tanımlamaktadır.185 Psikiyatri Sözlüğü bunu şu şekilde açıklamaktadır: “Bir dış nesnenin var olmaması durumunda gösterilen algılama.”186 Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Psikoloji Bölümü’nden Dr. J.P. Brady’nin yazdığı “The Verdicality of Hypnotic Visual Hallucinations” (Hipnotik Görsel Halüsinasyonun Hükümleri) başlıklı bir makalesinde bunu “objektif olarak varolmayan nesnelerin veya ışık huzmelerinin algılanması” olarak tanımlıyor.187

Bu çeşitli açıklamaların ve de psikolojik ve tıbbi gözlemlerin hepsi halüsinasyonun bağlantılı dışsal bir objenin olmadığı bir durumda görsel bir görüm hareketi olduğu konusunda fikir birliğindeler. Optik sinirler herhangi bir dış ışık dalgası yada eter titreşimiyle uyarılmamış ama içsel bir psikolojik nedenle uyarılmışlardır.188 Doktor Sarbin ve Juhaz şu konuda görüş birliğine varmışlardır; “karar veren kişinin bakış açısından, halüsinasyon gören kişi hayal görmekte ama gerçekten gördüğünü iddia etmektedir; var olmayan uyarıcıya bir karşılık vermektedir.” 189

Sadece Belirli Kişiler

Neden halüsinasyon teorisi bu kadar zayıf?

Öncelikle, birçok psikiyatrisin ve psikologun kabul ettikleri bir halüsinasyonun olması için gerekenler çeşitli şartlarla uyuşmamaktadır. Bu temel şartlara göre Mesih’in görünüşlerinden halüsinasyon olarak bahsetmek anlamsızdır.

İlk prensip, genellikle sadece belirli türdeki insanlar halüsinasyon görür, çoğunlukla ya paranoyak ya da şizofren kişiler. Bunların arasından en çok şizofren olanlarda daha kolay görülür.

Bununla birlikte Yeni Antlaşma’da farklı geçmişlere sahip, farklı ruh hallerinde olan ve farklı düşünen farklı türde insanlar var. (Halüsinasyon gördüğünü iddia edenlerin durumlarının geniş bir tanımı için sayfa XXX’e bakınız.)

Çok Kişisel

İkincisi, halüsinasyonlar kişinin bilinçaltıyla ve o kişinin geçmiş deneyimiyle ilgilidir ki bu da aynı zamanda ikiden fazla kişinin aynı halisünasyonu görmesi ihtimalini ortadan kaldırır. Mesih birçok insana göründü ve bu görünüşlerinin tanımları büyük detaylar içermektedir, psikologların gerçek olarak tanımladıkları gibi detaylar.

Mesih ayrıca göründüğü kişilerle birlikte yemek yedi.190 Ve sadece yaralarını göstermedi ayrıca yakından incelemeleri için onlara cesaret verdi.191 Bir illüzyon seninle oturup yemek yemez ve de farklı kişiler tarafından kendi isteğiyle incelenmez.

Bir “halüsinasyon” çok özel bir olaydır. Herhangi bir dış kaynaksız ya da nesnesiz tamamıyla sübjektif bir deneyimdir. Eğer iki kişi herhangi bir dış kaynak yada nesne olmadan aynı görümü başlatamıyor yada sürdüremiyorsa o zaman aynı anda bunu 500 kişi birden nasıl yaptı? Bu sadece halüsinasyonun prensiplerine aykırı değil aynı zamanda çok kuvvetli bir şekilde engel teşkil etmektedir. Birçokları halüsinasyonların diriliş mucizesinden daha büyük bir mucize olabileceğini iddia etmişlerdir. Bütün bunlar Mesih’in görünüşlerinin halüsinasyonlar olduğu görüşünü gülünç bir hale getirir.

Yanlış Bir Tepki

Başka bir ilke de bir illüzyonun bir uyarımı hissederken yanlış bir algılama veya yanlış bir tepki olmasıdır. Bu Mesih’i görmüş olanlar hakkında bütün görünüşleriyle ilgili kaydettiklerimizle ters düşmektedir.192

Elverişli Olmayan Şartlar

Halüsinasyonun bir diğer prensibi de ne zaman ve nerede olacaklarının genellikle sınırlı olmasıdır. Yeni Antlaşma’daki durumlarda elverişli şartlar bulunmamaktadır. Zaman da işin içindeydi. Bir keresinde 500’den fazla insanın da içinde bulunduğu 15 farklı görünüş var.

Zamanların ve yerlerin ne kadar çok çeşitli olduğunu incele: bir görünüş sabahın erken saatlerinde mezarda kadınlaraydı. Diğeri Emmaus’a giden yolda, gün ışığında, bir kaç özel görüşmeydi. Bir diğeri gölde, sabahın erken saatlerindeydi. Aslında Mesih’in görünüş zamanlarının ve yerlerinin çeşitliliği bunların saf hayal görümünden olduğu hipotezine karşı koymaktadır.

Olmayan Beklenti

Beşinci prensip, halüsinasyonun, diledikleri şeyi aşırı bir istekle bekleyen ve ümit eden insanlara gerek duymasıdır. Bu aşırı istek ve ümit beklentisi halüsinasyonun oluşmasını sağlar. Elçilere baktığımızda bekledikleri en son şey diriliştir. Düşündükleri şey Mesih’in çarmıha gerildiği, gömüldüğü.... Bu böyle bitti.

Son zamanların teologlarından olan Paul Little, “halüsinasyon” gördükleri iddia edilenlerin beklenen davranışları hakkında keskin bir gözlemde bulunuyor: “Meryem ilk Diriliş Pazarı sabahı mezara elinde baharatlarla geliyor. Neden? Sevdiği Rab’bin bedenini kutsamak için. O’nu ölümden dirilmiş olarak beklemediği apaçıktır. Aslında, Rab sonunda elçilerine göründüğünde korkmuşlardı ve bir hayalet gördüklerini sanmışlardı.”193

Yeterli Olmayan Zaman

Halüsinasyonlar genellikle fark edilebilir bir düzende uzun bir zaman zarfında gerçekleşir. İlginç olan, bu prensibi Yeni Antlaşma’daki duruma uyguladığımızda görünüşlerin aniden bitmesidir. Mesih’in Pavlus’a olan görünüşü hariç, ki onun şartları tamamen farklıydı, hepsi birden aynı anda bitti.

Gerçeklerle Uyuşmuyor

Son ilke de halüsinasyonun hiç bir gerçek bakış açısı ve hiç bir objektif doğruluğunun olmadığıdır. Halüsinasyon teorisinin kırık mühür, muhafız alayı ve özellikle başkahinlerin hareketleri konusunda hiç bir değeri yoktur.

Eleştirmenlerin halüsinasyon konusundaki açıklamalarının sığlığı konusunda ikna oldum. Yukarıdaki beş teori (bilinmeyen mezar, yanlış mezar, efsane, sadece ruhsal diriliş ve halüsinasyon) mezarın kendisinin dokunulmamış olduğu yönünde dirilişi açıklamaya çalışan doğalcı denemelerdir.

 

--- Sonraki mesaj ---

 

6. BÖLÜM

DİĞERİ KADAR İYİ BİR TEORİ

“İlk dönem Hristiyanlarının böyle bir hikayeyi uydurmuş olmaları ve İsa’nın bedenini göstererek iddialarını çürütebilecek olan insanların arasında bunu yaymaları inanılabilirlik sınırlarının dışında kalmaktadır”

John Warwick Montgomery

Simon Greenleaf Hukuk Okulu Dekanı

“Eğer mezarın boş olduğu bütün merak edenler için bir gerçek oluğu tespit edilmeseydi, diriliş Kudüs’te tek bir gün, tek bir saat bile tutunamazdı.”

Paul Althaus

Erlangen Üniversitesi, Almanya

TARİHİ GERÇEK: Boş Bir Mezar

Şimdi boş bir mezar gerçeğine dayanan doğal açıklamalarla ilgilenmemiz gerekmektedir. Mesih’in çarmıha gerilişi, ölümü ve gömülmesinden sonraki Pazar günü, mezarın boş olduğu tamamen bellidir. Yahudi liderler yıllar boyunca bir çok şeyle suçlandılar ama aptallık nadiren bunlardan biriydi.

Kimse Bedeni Ortaya Çıkaramadı

Konsül ve baş kahinler hem yetenekli konuşmacılar hem de pratik politikacılardı. Pilatus’u idare etmekte ustaydılar. Eğer Mesih’in bedeninin yerini biliyor olsalardı O’nun takipçileriyle uğraşmak çok az yetenek gerektirirdi. Mesih’in takipçileri dirilişi yaymaya başladığında Mesih’in bedeni hala mezarda olsaydı, bütün Yahudi yetkililerinin yapması gereken tek şey bedeni ortaya çıkarmaktı. Elçiler sonsuza kadar susturulmuş olurdu. Bunun yerine, Yahudi yetkilileri zorla onları Yüksek Kurul’un önüne getirterek dirilmiş Mesih iddialarını yaymayı hemen durdurmaları için ölümle tehdit ettiler.194 Yahudiler Mesih’in bedenini ortaya çıkarmada güçsüzlerdi. Yüzleşme zamanı; boş bir mezardan çıkmış bir cesedi ortaya çıkaramadılar.

Şu unutulmamalıdır ki dirilişten önce Mesih’in bedeni en son O’nun düşmanları ve Romalı askerlerin elindeydi.195

Yahudi Yetkilileri Çok Öfkeli

Dr. Bill White birçoklarının Mesih’in gömüldüğü yer olduğuna inandıkları, Kudüs’teki Bahçe Mezar’da görevli. White’ın gözlemlerine göre; “Yahudi yetkilileri Elçilerin diriliş vaazleri karşısında çok öfkelenmişlerdi. Yayılmasını engellemek için ellerinden geleni yaptılar ama uğraşları boşunaydı. Eğer Mesih’in bedeni Aramatyalı Yusuf’un koyduğu yerde hala duruyor olsaydı elçilerin iddialarını çürütmek için İsa’nın mezarını açıp kendine Mesih diyen kişinin haçlanmış bedenini dışarı çıkarıp halka göstermekten daha basit ne olabilirdi?”196

Beasley-Murray bu görüşe derin bir gözlem eklemektedir: “Şu kolayca gözden kaçmıştır ki diriliş vaazleri aracılığıyla Hristiyanlığa dönen binlerce kişinin tamamı Kudüs’te ya oturuyorlardı ya da ziyaretçiydi. Bu insanlar hemen şehir duvarlarının dibinde olan bir bahçeye, bir kaç dakikalık yürüyüşle giderek, bunu yalanlayabilecekken devrim şeklindeki öğretişi kabul etmişlerdir. Yalanlamak bir yana dursun her biri bunu büyük bir heyecanla uzak diyarlara kadar yaymışlardır. Bu ilk dönenler boş mezarın bir kanıtıdır çünkü eğer İsa’nın bedeni hala mezarda olsaydı hiç bir zaman O’nun öğrencisi olmazlardı.”197

Kudüs’ün merkezindeki bir sekreter öğle yemeği tatilinde mezarın boş olup olmadığını onaylayabilir ya da inkar edebilirdi. Eğer hem Yahudiler hem de Hristiyanlar, mezarın boş olduğu hakkında ikna edici bir kanıt olmasaydı, dirilmiş Mesih iddialarından hiç biri bir dakika bile sürmezdi. Boş mezar “inkar etmek için fazla adı çıkmış”tı. Paul Althaus’un ifadesine göre: “Eğer mezarın boş olduğu bütün merak edenler için bir gerçek oluğu tespit edilmeseydi, diriliş Kudüs’te tek bir gün, tek bir saat bile tutunamazdı.”198

Olumlu Delil

Dr. Paul Maier tarihsel açıdan şöyle bir gözlemde bulunuyor: “ Eğer bütün kanıtlar dikkatlice ve adilce incelenirse, tarihsel araştırma ilkelerine göre İsa’nın gömüldüğü mezarın ilk Diriliş sabahında boş olduğu sonucu gerçekten haklı çıkar. Bu iddiayı çürütebilecek en ufak bir kanıt bile edebiyat kaynaklarında, yazı biliminde yada arkeolojide halen bulunamamıştır.”199

Boş mezara dayanan teorilere bakarken tarihsel araştırmanın iki ana ilkesini hatırlayalım: (1) Açıklama diriliş olaylarını çevreleyen bütün etkenler için geçerli olmalıdır. (2) Kanıtlar bazı önyargılı sonuçlara uymaya zorlanmamalıdır.

ÖĞRENCİLERİ TARAFINDAN ÇALINDI

Boş mezar teorilerinin ilki ve en ünlülerinden birisi bedenin İsa’nın öğrencileri tarafından çalındığı ve diriliş öyküsünün uydurulduğudur.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Doğal Doğaüstü

 

Nöbetçilere Rüşvet Verildi

Bu teori Matta tarafından bile yazılmıştır. Bununla birlikte, o kadar yanlıştı ki bu teoriyi çürütmek için uğraşmadı bile. Matta şöyle yazıyor: “nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler.” Daha önce gördüğümüz gibi Romalı askerler hemen Yahudi başkahine gittiler çünkü Pilatus’a gitselerdi başlarının belaya gireceklerini biliyorlardı. Yahudi başkahinin vali üzerinde politik etkisinin olduğunu biliyorlardı. Bu , mezarı koruyanların Tapınak askerleri olmadığını göstermektedir. Başkahin bir yalanı yaymaları için kendi adamların rüşvet vermezdi. Basitçe “Yapın yoksa kelleniz gider!” emrini verirdi.

Matta şöyle devam etmektedir: “Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, «Siz şöyle diyeceksiniz: `Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O'nun cesedini çalıp götürdüler.' Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.» Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.”200

Justin; Dialogue Against Trypho #108 adlı eserinde hala bahsedilen hikaye hakkında konuşmaktadır: “... bir İsa, Celileli bir sahtekar; haçlamış olduğumuz kişi; ama çarmıhtan indirildikten sonra yatırıldığı yerden, mezardan öğrencileri geceleyin onu çaldılar ve şimdi insanları ölümden dirildiğini ve cennete yükseldiğini öne sürerek kandırıyorlar.”

İsa Mesih’in ölümü ve gömülmesi olayları hakkında yapılan bu açıklama ciddi problemlerle yüklüdür. Aslında, Yahudi yetkililerinin yeni Hristiyan hareketini damgalamak için yaptıkları bu zayıf saldırı ne kadar ümitsiz olduklarını göstermektedir

Mahkemede Kullanamazlardı

Bu teoriyle ilgili ilk problem komik bile sayılır. Eğer Romalı askerler uyuya kalmışlarsa, o zaman “bedeni öğrencilerin çaldığını” nasıl bilebilirlerdi? Savunma tarafı için çalışacak olan herhangi bir avukat askerlerin başını tanık kürsüsüne oturtup sorgulamaya bayılırdı. Böyle bir iddia sadece mahkemede komik duruma düşmez; ertesi sabah gazeteler böyle bir davanın açılmasına izin vererek vergi ödeyenlerin parasını boşa harcadığı için valiyi “çarmıha” gererlerdi.

Olmayacak bir şekilde uyumak

İkinci problem de aynı derecede gülünç. Önemsiz gibi görünen “asker birliği” uyuya kalmış olması düşüncesi bazı kaşları çatmış olmalıdır. Askerlerin çok iyi derecede disiplin edilmiş olduklarını bir önceki incelememizden hatırlamış olmalısınız. Dr. George Currie cezalandırılma korkusunun, özellikle gece nöbetlerinde, görevde kusursuz dikkati sağladığını söylemektedir.201

Bu güvenlik bölüğü bir savaş makinesiydi. Eğer öğrenciler herhangi bir şey denemiş olsalardı, bu “altı-saniye savaşı” olmuş olurdu. Tek bir asker bütün öğrenci grubuyla baş edebilirdi. Tek eliyle hepsinin korkudan kaçmalarını sağlayabilirdi. Ve Matta bize öğrencilerin korkaklığından bahsetmektedir. İsa Getsemani Bahçesi’nde tutuklandığında, “öğrencilerin hepsi O'nu bırakıp kaçtı.”202

Romalı askerler sağır olmalıydılar

Üçüncü problem çok açık; aşırı büyük taşın pozisyonu. Yukarı kaldırılmış ve mezardan uzaklaştırılmış olması bütün birliğin bunlar olurken uyumuş olması düşüncesini savunmayı çok zorlaştırmaktadır. Eğer Elçiler mezara girmek isteseydi, sessizce askerlerin etrafında dolaşıp taşı kenara yuvarlayıp bedeni çalmaktansa neden birisinin taşı kaldırıp uzağa taşımış görüntüsü veren bir pozisyona bütün girişi kaplayan 1-1/2 ile 2 ton arasındaki taşı yokuş yukarı hareket ettirmiş olsunlar.

“Yuvarlanan taşı” duymamış olmak için bu askerlerin kulağında pamuk tıkaçları olması gerekir. Richter ölçeğinde küçük bir deprem kaydedilebilirdi! Hangi teori öne sürülürse sürülsün taşın durumunun açıklanması gerekir.

Hile için fazla onur sahibi

“Öğrencilerin bedeni çalması” teorisinin dördüncü problemi böyle hareketin tarihte onlar hakkında yazan her şeyle ters düşmesidir. Onlar yüksek ahlak ve onur sahibi insanlardı. Tarihçi Edward Gibbon, Roma İmaparatorluğu’nun çöküş dönemi ve dağılması analizinde Hristiyanlığın hızlı başarısındaki beş sebepten biri olarak “ilk Hristiyanların saf ama güçlü ahlakları”nı 203 göstermektedir.

Bu teorinin yandaşları Mesih’in yandaşlarının sadece insanlara bir yalanı yutturduklarını değil (ki böyle bir düşünce Efendilerinin öğrettiği ve uğruna öldüğü şeyin tam aksidir) hayatlarının geri kalan kısmını “dirilmiş Mesih” yalanını iddia ederek yaşadıklarını iddia etmelerini gerekmektedir. Bütün bunları, korkaklardan şehit olan cesur adamlara dönüşmeleri, bir yalan olduğunu bilerek yapıyor olmaları gerekirdi.

Bundan sonra tutuklanmayı, hapsedilmeyi, dövülmeyi ve korkunç şekillerde öldürülmeyi aslında isteyerek yüzleştiler ve hiç biri hiçbir zaman Rab’bi inkar etmedi ve Mesih’in dirilmiş olduğu inancından vazgeçmedi.

Bu tarihle paralellik göstermiştir. Ve eğer bu onların bir sahtekarlığı olsaydı bir tekinin bile baskı altında değişmediğinin farkına varmak daha fazla hayret vericidir. Ölümle karşı karşıya geldiklerinde bile hiç bir zaman vicdanlarını rahatlatmak için aldatmacalarını itiraf etmediler.

Harvard’ın ünlü hukuk yetkililerinden Dr. Simon Greenleaf, eğer İsa Mesih ölümden dirilmiş olmasaydı Elçilerin en sonunda dayanamayıp vazgeçeceklerini ifade etmektedir.204 İngiliz hukuk yetkilisi Dr. J.N.D. Anderson görüşlerinde bu teorinin “çok iyi tanıdığımız öğrencilerin ahlaki öğretişlerine, yaşamlarının kalitesine, acı çekerken ve cezalandırılırlarken ki sadakatlerine tam ters düşüyor. Moralleri bozuk ve cesaretleri kırılmış, gerçekten kaçanlardan, hiç bir itirazın susturamayacağı tanıklara olan dramatik dönüşümlerini açıklamaya bile başlayamıyor.”205

Bu bakış açısı o kadar çok cazip gelmiştir ki Hristiyanlık karşıtı konuşmalar yapan Dr. D.F. Strauss bile şunu itiraf etmiştir: “Tarihçiler, öğrencilerin İsa’nın dirilmiş olduğuna gerçekten inandıklarını tarihi bir gerçek olarak kabul etmeliler.”206 Yahudi bilim adamlarından Dr. Joseph Klausner öğrencilerin böyle bir aldatmacayı yapamayacak kadar onurlu olduklarını kabul etmektedir.207

Elçilerin bir yalan uğruna şehit olabilmeleriyle ilgili daha detaylı bilgiler için “Marangozdan Öte” (s. 66-71) kitabıma bakınız.

Bu teoriyle ilgili son problemin biraz açıklanmaya ihtiyacı var. Eğer öğrenciler Mesih’in bedenini çalmışlarsa o zaman Mesih’in dirilişten sonra birçoklarına olan görünüşleri, özellikle de bir keresinde beş yüzden fazla kişiye olan görünüşü nasıl açıklanabilir?

 

--- Sonraki mesaj ---

 

BEDENİ YETKİLİLER ÇALDI

Başka bir benzer teori de Romalı yada Yahudi yetkililerin bedeni aldığı ve ölümden dirilişle ilgili sahte bir iddianın olmaması için güvenli bir yere koyduğudur.

Kendi mezarlarını kazımış olurlardı

Birisi “Neden yetkililer bütün problemlerinin kaynağı olan bu şeyi yapmışlardı?” sorusunu sorana kadar kulağa iyi geliyor. Öğrenciler Kudüs’e geri dönerek şunu yaydılar: “Mesih dirildi.” Eğer öğrettikleri yanlış idiyse, bütün diğerlerinin yapması gereken bedeni ortaya çıkarmaktı.

Resmi itiraz neredeydi? Neden yetkililer “Bu anlamsız! Bedenin yerini değiştirmek için emirleri biz verdik” demediler. Ve eğer bu yeterli olmadıysa neden bedenin yerini değiştirenleri tanıklık için çağırmadılar? Yada neden hemen kuşku duyanları bedenin yattığı yeni yere götürmediler?

Son çare olarak neden Mesih’in bedenini bir binek arabasına koyup doğrudan Via Dolorosa yolunda yürüyüş yapmadılar? Bu halka yapılacak olan gösteri sadece yeni doğmuş olan değil daha doğmak üzere olan Hristiyanlığı öldürmüş olurdu?

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Doğal Doğaüstü

 

Yukarıdaki sorunun sadece bir mantıklı cevabı var; bedeni gösteremediler. Yetkililer bedenin nerede olabileceği hakkında hiç bir fikirleri yoktu. Hristiyanlık bedensiz bir inançtır.

Sessiz alarm

Bedenin nerelerde olabileceğiyle ilgili, şu sonuca varılabilir: “Yahudilerin sessizliği Hristiyanların sesinden daha yüksek sesle konuşmaktadır.”208 Buna ek olarak Dr. John Warwick şunu açıklıyor, “İlk Hristiyanların böyle bir hikayeyi uydurmuş olmaları, sonra da bunu çürütebilecek olanlara bunu vazetmeleri güvenirliliğin ötesindedir.”209

Mesih’in dirilişi hakkındaki bir tartışma sırasında Uruguay’da okuyan Müslüman bir öğrenci esprili bir şekilde şöyle dedi: “Siz zavallı Hristiyanlar, nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz! Biz efendimizin mezarına gidiyoruz ve bizde onun bedeni var. Siz efendinizin mezarına gidiyorsunuz ve mezar...”

Şaşkınlığını fark ettim ve şöyle dedim: “Devam et, söyle! Mezar boş!” Ah, yüzündeki ifadeyi fotoğraf makinesiyle çekmeyi o kadar isterdim ki. İlk defa o öğrenci mezarın boş olduğu gerçeğinin farkına vardı.

ÖLMEK ÜZERE OLAN BİRİSİNİ TEKRAR YAŞAMA DÖNDÜRME TEORİSİ

Bir sonraki teori tencerenin dibini kazmaya yakınlaşıyor. “Baygınlık Hali Teorisi” olarak adlandırılıyor. Bu görüş 18. yüzyıl rasyonalistleriyle popülerdi. Günümüzde bir çok üniversite kampüsünde ve biraz farklı bir formda da olsa Ahmediyeliler olarak tanınan Müslüman heterodox grup arasında popüler.

Sadece bayılmıştı

“Bayılma görüşü şöyle bir şey: İsa çarmıhta gerçekten ölmedi. Çarmıha çivilendi, şok geçirip acı çekti ve kan kaybına uğradı. Ama ölmek yerine bütün kuvveti tükendiğinde sadece bayıldı. Öğrenciler, ölmüş olduğunu sanarak, O’nu canlı canlı gömdüler. İçine yerleştirildiği soğuk mezar O’nu yeniden canlandırdı. Öğrencileri o kadar cahillerdi ki, ölmekte olan birisinin tekrar yaşama dönmesine inanamadılar, böylece bunun ölümden bir diriliş olduğu konusunda ısrar ettiler.

Bu teorinin şunları açıklaması gerekir: (1) İsa üç tane mahkemeye çıktı –bir Roma üç Yahudi; (2) Romalı flagrumlarla tarifin ötesinde dövülmüştü; (3) o kadar güçsüzdü ki kendi “patibulum”unu, haç şeklindeki tahta kütükleri, taşıyamadı; (4) haçlanırken ellerinden ve ayaklarından çivilendi; (5) Romalılar O’nun böğrüne mızrak soktular ve görgü tanıkları dedi ki; “Kan ve su çıktı”, ölümün bir işareti; (6) dört cellat O’nun ölümünü onayladılar – hepsi de yanılmış olmalılar; (7) 50 kilodan fazla baharat ve yapışkan madde ile O’nun bedenini kapladılar – bütün bunların arasından nefes almış olmalı; (8) soğuk ve nemli bir mezara kondu; (9) girişine büyük bir taş yerleştirildi; (10) Romalı askerler orada nöbete kondu ve (11) girişe bir mühür konuldu.

Bu teoriye göre, daha sonra inanılmaz bir şey oldu. Kabirdeki nemli soğuk hava, O’nu öldüreceğine, O’nu iyileştirdi. Kıyafetini yararak çıktı, taşı yerinden kaldırdı, askerleri döverek uzaklaştırdı ve bundan kısa bir süre sonra öğrencilerine Yaşamın Rab’bi olarak göründü.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Doğal Doğaüstü

 

Daha büyük bir mucize

Bu hipotez kanıtlara o kadar aldırmıyor ki, bunun 18. yüzyıl rasyonalistlerin popüler bir açıklaması olduğuna inanmak zor.

Bu teorinin gerçekliğiyle ilgili, E. LeCamus akıllıca ve çok mantıklı olarak şunu ifade ediyor: “Dirilişin kendisinden bile daha büyük bir mucize olurdu.”210

Bir şüphecinin görüşü

Dr. David Strauss İncil’deki doğaüstü unsurların karşıtlarının arasında en sert olanıydı ve Mesih İnancı’na en çok zarar veren çalışmaları yapan kişiydi. Bu adam, mucizede yer alan her şeye karşı olan bütün kötü amaçlı eleştirilerine ve katı inkarlarına rağmen, İsa’nın baygınlıktan sonra tekrar canlandığı hakkındaki bütün fikirlere öldürücü darbeyi vurdu.

Şöyle dedi: “Kabirden yarı ölü olarak çalınmış, zayıflık ve hastalıktan sürünen, tıbbi yardım isteyen; bandajlanmaya ihtiyaç duyan ve en azından çektiği acılara teslim olan bir varlığın öğrencilerine ölümün ve mezarın Fatihi, Yaşamın Prensi izlenimini –ki bu izlenimi daha sonraki hizmetlerinin temelini oluşturuyor, vermesi imkansızdır. Böyle bir yeniden yaşama dönme O’nun yaşamda ve ölümde bırakmış olduğu izlenimini zayıflatırdı, en çok O’na elegiac bir ses verirdi ama üzüntülerini hevese ya da saygı ile tapınmaya çevirmesi hiç bir ihtimalle olmazdı.”211

ATLATMA KOMPLOSU

Bayılma teorisinin modern bir şekli Hugh Schoenfield’in çalışması olan “The Passover Plot” Atlatma Teorisi’nde sunulmuştur.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Doğal Doğaüstü

 

Schoenfield’e göre, İsa Mesih olduğuna inanıyordu ve bu yüzden bir entrikayla çok iyi zamanlanmış ve detaylandırılmış bir planla O’nun dirilişi gibi görünmesini sağlayacak olan bir komplo kurmuştu. İsa Aramatya’lı Yusuf’u ve isimsiz bir “genç adam” ile anlaşmıştı. Eski Antlaşma’daki Mesih’le ilgili bir çok peygamberliği biliyordu ve yaşamını öyle bir düzenlemişti ki bu kehanetleri gerçekleştirmiş ve insanların zihinlerini istediği şekilde değiştirmişti.

Schoenfield’e göre uyuşturucunun etkisiyle, İsa çarmıhta ölmüş gibi görünmeyi ayarladı. Uyuşturucu O’na üzüm sirkesi kendisine sunulduğunda verilmişti.

Plana göre Yusuf O’nun bedenini alıp kendi mezarlarından birine koyacaktı. Uyuşturucunun etkisi geçtiğinde İsa canlı olarak görünecek ve kendisini Mesih olarak açıklayacaktı. Bununla birlikte hiç beklenmedik bir şekilde Romalı askerin mızrağını O’nun böğrüne sokmasıyla komplo bozuldu. Sadece kısa bir süre için bilinci geri geldi ve sonunda öldü. Şafaktan önce İsa’dan kalan ölümlü artıklar çabucak uzaklaştırıldı ve yok edildi böylece mezarı boş kaldı.

Schoenfield diyor ki, daha sonra “bilinmeyen genç adam”, duygusal olarak çıldırmış bir durumda olan Meryem tarafından yanlışlıkla İsa sanıldı. Dört ayrı durumda gizemli genç adam aklı karışmış öğrenciler tarafından İsa olarak tanımlandı. Ne Aramatya’lı Yusuf ne de “gizemli” genç adam hiçbir zaman öğrencilerin yanlış anlamasını düzeltmediler. Bu “görünüşler” İsa’nın takipçilerini dışarı çıkıp dünyayı değiştirmeleri için motive etti.

Birkaç komplo gözlemi

Atlatma teorisi tarihsel çarpıtma ve gerçeklerin saptırılmasında en son noktadadır. Hebrew Union Üniversitesi’nden Dr. Samuel Sandmen Schoenfield’in oluşturduğunu en iyi şekilde özetledi, “Schoenfield’in hayalperest düzenlemesi ispattan yoksundur... Benim görüşüme göre bu kitap katıksız tuhaflık olduğundan yok sayılmalıdır.”212

New York Fordham Üniversitesi ve Toronto Regis Üniversitesi’nden Prof. David Stanley şöyle demektedir: “Bu hikayelerin bir çoğu genellikle duygusal haberciliktir.”213

Bu görüşten bahsetmemin tek sebebi birçok öğrencinin ve profesörün dirilişten bahsederken bunları öne sürmeleridir.

Teoriler Gerçekleri Belirliyor

Atlatma Komplosu’nun ilk problemi Schoenfield’in apaçık “al ve seç” yaklaşımıdır. Kanıtlara önyargıyla yaklaşmanın klasik bir örneğidir ve görüşünü etkileyen etkenleri seçip bütün diğerlerini reddetmektir. Bütün bunlar kendi olaylar düzenine nasıl uyduğu dışında hiç bir görünür kriter olmadan yapılmıştır.

Örneğin mezara yerleştirilmiş olan askerleri ele alalım. Schoenfield mezardaki askerleri reddetti çünkü Yeni Antlaşma’da bunu kayda alan tek yazar Matta’dır. Sebep olarak gözüken; eğer sadece bir yazar bir olayı kayda alıyorsa o zaman kabul edilmeyebilir.

Bununla birlikte, Schoenfield Mesih’in böğrüne saplanan mızrak hikayesini kabul etmektedir. Aslında bu onun iddialarının arasındaki en büyüklerden biridir.

Schoenfield’in dediğine göre Mesih’in böğrüne saplanan mızrak İsa’nın komplosunun bozulmasına sebepti. Bununla birlikte İsa’nın böğrüne saplanan mızrağı reddetmeliydi çünkü bundan sadece Yuhanna’nın kayıtlarında bahsedilmektedir.

Çok fazla problem

Şunları göz önünde bulundurduğunda başka problemler gelişmektedir; (1) ölümün gerçekleştiğini onaylaması gereken dört cellat; (2) tarihsel ve edebi olarak onun güvenilirliği için bir çok delil olan Romalı askerler; (3) Roma mührü; (4) taşın büyüklüğü; (5) Mesih hakkında tarih boyunca yazılan her şeye tamamen ters olarak bu komplonun İsa’yı muazzam bir hileye soktuğunun farkına varılması; (6) öğrencilerdeki değişim.

Dr. J.N.D. Anderson Schoenfield hakkında yazarken; “İnanmamız istenen şey şüpheci öğrencilerin kafalarının karıştığıdır. Bu genç adamın görünmesiyle İsa’nın dirilmiş olduğuna inandılar ve bu kafa karışıklığıyla öyle bir değiştiler ki vazettikleriyle Kudüs’ü altüst ettiler.”214 Ve (7) bir kalemde Mesih’in görgü tanıklarına olan görünüşlerin dördünü birden yok ediyor çünkü teoriyle uyuşmuyordu.

Pavlus’un beş yüz tanığa olan görünüşü, bu beş yüz kişinin büyük bir çoğunluğunun yaşadığı ve yazılanları kabul ya da inkar edebilecekleri bir zamanda söyledi ve yazdı. Eğer beş yüz tanık olmasaydı Pavlus’a sinagoglarda güler ve tiyatrolarda da alaya alırlardı. Bunun yerine, bu öğretişe karşılık binlercesi Mesih’e geldi.

Gerçekler teorilerden daha yüksek sesle konuşuyor

Dirilişi açıklayan doğal teoriler Romalı ve Yahudi yetkililerin mezarda aldığı önlemlerin ışığında dikkatlice incelenmiş oldular.

Tarihsel iddiaları analiz etmek için yetiştirilmiş bir kişi olan Profesör Paul L. Maier şöyle tamamlıyor; “Bundan sonra bu teorilerden hiç biri ilk Diriliş sabahı olanlarla ilgili tarihsel yeniden yapılandırma için hiç bir güvenilir temel önerememektedir. Eğer dürüstçe incelenirse onlar hemen hemen hayali gözükmektedir ve çözdüklerinden çok daha fazla zorluklar çıkarmaktadırlar. Hiçbir teori o zamanlar yazılmış olan bütün olayları açıklayamıyor ve bunu yapmaya başlamaları için bir kaç tanesinin akıl almaz bir birleşimi gerekir. Bu kadarı Hristiyanlık’tan bir özür olarak değil ciddi bir tarihsel araştırma olarak kabul edilmelidir.”215

Bir çok kere, eminim, Yahudi başkahinler: ”Neden Romalılardan mezarı korumalarını istedik ki?” diye derin derin düşünmüş olmalılar. O kadar çok önlem almışlardı ki aslında abartmışlardı ve bu da İsa’nın dirilişi için anlamlı bir tanıklık olmuştur.

O Dirildi!

Önyargılı fikirlere uydurulmayan sadece tek bir sonuç bütün etkenleri açıklamaya değer. Tanrı’nın tarihte gerçekleştirdiği doğaüstü bir hareket – Mesih’in dirildiği sonucu.

MESİH’İN MEZARI

YA DA

DOLU BOŞ

 

Doğal Doğaüstü

 

Bedenen Diriliş

O Dirildi!

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...