Jump to content

Konusurken Yabanci Dilde Kelimeler Kullanmak


Guest natilyus81

Önerilen Mesajlar

Baştan sona kadar okuyun lüften es geçmeyin

 

selamun aleykum arapçadan dilimize geçmiştir, doğru. cay da çince'den. ancak türk toplumu bu sözleri en aşağı 1000 yıldır kullanıyor. dolayısıyla bunlar türkçe içinde "yabancı" diye anılamaz. asıl sorunumuz, tdk'nın "konuk sözcük" olarak nitelediği yazımını türkçeleştirmeden, sözlükte geçici olarak barındırdığı sözcüklerin cumhuriyet tarihinden bu yana ilk kez son 10 yılda halkın diline yerleşmeye başlaması, üstelik türk halkı tarafından yine cumhuriyet tarihinde ilk kez matah bir şey, üstünlük sanılarak tercih edilmeye başlanmasıdır.

eğer italyanca'dan 400 yıl önce dilimize geçen iskele sözcüğü bugün hala türkçe içinde "yabancı" diye anılsaydı ingilizce'nin %75'i ayrılmak zorunda kalınırdı. bilinmesi gerekir ki ingilizce'nin büyük çoğunluğu latince, yunanca ve farsça'dan sözcüklerle dolu. ingilizce'nin türkçeden farkı ise teknik sözcüklerin değil günlük hayatta kullanılan çağrışımı yüksek ingilizce sözcüklerin yabancı kökenli oluşudur. one, two, three bile aslında ingilizce değildir o bakışla gidersek. gündemdeki dil ingilizce olduğu için bu karşılaştırmayı yaptım.

bizim dilimiz geçirdiği büyük kazalara rağmen atatürk ve kurmaylarının büyük çabalarıyla 1930'larda ayağa kalkmış ve bugün gurur duyacağımız kadar köklü ve özgün bir dil. hem sondan eklenirliğiyle pek çok sözcüğü tek bünyede buluşturarak yabancı araştırmacıları şaşırtmış hem de yalnızca yirmi yılda (1940-1960) halkına pek çok yeni sözcüğü benimseterek yaratıcılığını kanıtlamış bir dil. gayet esnek ve yeni kelime üretmeye en uygun dillerden biri.

bugün, pek çoğumuz dille onayladığımız kadarıyla hala atatürkçüyüz, onun devrimlerinin arkasındayız, onları kaldırmaya göz dikenlerin karşısındayız. patronlar, belediye başkanları dev atatürk resimleri önünde çalışıyor mesela...(!) peki çalışırken konumuz üzerine neleri onaylamıyorlar dersiniz? mesela çalışanlarının ilginç, yersiz konuşmalarını onaylamıyor, onları uyarıyorlar. sticker yerine cikartma diyen elemanı, lokasyon yerine yer diyen çalışanlarını yadırgıyorlar. arkadaşlarınız artık kantinden sicak cikolata istemenize yan gözle bakıyor, adının hot chocolate olması gerektiği üzerine tartışmaya hazır.

peki ne oldu da son yıllarda bu sorunla yeniden yüzleşiyoruz? neden?

=tarih okumamamız, kendi geçmişimizi bilmememiz olabilir ilk neden. türkler orta asyada kendilerinden bilimce üstün çinlilerden, anadolu'da inançlarının kaynağı araplardan, mimarilerinin kaynağı farslardan ve en son devrimin kaynağı fransızlardan sözcükler aşırarak hiç bir suçu olmadığı halde türkçeyi katlederek işe başlamışlar. bugün ingilizce'ye eğilimi tehlikeli görmeyenler büyük olasılıkla tarihten ders almamış olanlar.

=dna incelemedim ancak genlerimizde olabilir: "dilini ve kültürünü aşağı görme eğilimi". her çağda böyle şeyler yaşadığımıza göre bu da olasılık. en iyi reklamı tabii türkler çekemez, üretmeyip sürekli tükettiği sürece kızılötesini de tabii türkler icad edemez; ama daha kötüsü, bulanların kültürüne itaat etmeye başlar, mesela kizilotesi diyen arkadaşını artık aşağı görmeye başlar; "gerçeği gör bunu amerika icat ettiyse adı infrared dir, sen bi şey bul adını osman koy" der, kenara çekilir. gerçek: yani, abd'nin dünya üzerindeki en iyi bilim adamlarını toplayıp kendi tesislerinde icatlar yaptırdığı ve böylesine diğer kültürleri yok edici düşünceleri dayattığı akla gelmez. öyle olur ki yabancı diile eğitime karşı olanları yabancı dile karşı sanarak geri kafalı diye niteler hale düşersiniz.

=kişilerin sahip olduğu çoğunluğa uyma, özenti, çıkıntı yapmamak, kabul edilme kaygısı gibi psikolojik bozukluklar olabilir pek tabii. bir nevi topluma yayılmış aşağılık kompleksi...bunun sonucunda öğrenci, arkadaşları arasında kahveye değil cafeye gideceğini söyler ve kahve sahibi de müşterileri yaşlı başlı amcalar olsa da adını kahveden cafeye dönüştürür, içi hiç sızlamadan...

=belki kapitalizm koşulları da olabilir. kapitalizm içinde birinci amaç para olunca kimse öz düşlerini önemsemezse, bir işe gireyim para kazanayım dan başka bir şey düşlemezse olacağı budur. baksanıza bugün sokakta bir anne bulun, çocuğunun iyi eğitim almasını ingilizce ile eğitimle sağlanacağına inanmış. yani kimse kendine bir bilim dalı, bir alan, bir kariyer ve bir düş belirlememiş. varsa yoksa ingilizce bilsin. yabancı yanında mahçup olmamak için bile değil. türklerin yanında mahçup olmamak için en başta. yüzdeyüz türkiye içinde iş yapan şirket bile moda diye eleman ararken ingilizce bilme koşulu koyarsa olacağı bu. sokaktaki adam çağdaşlaşmayı ingilizce konuşmak, küreselleşmeyi herkesin yarın ingilizce konuşması olarak algılarsa ve bunu kimliksizce kabullenirse olacağı bu!

=neden; aynı abd'nin 3. dünya dediği ülkelerdeki büyük basın kuruluşlarıyla iyi ilişkileri olabilir. böylece abiniz, babanız diye bildiğiniz türk patronlu gazeteler her gün gizliden gizliye kültür emperyalizmi pompalarlar. her gün yabancıların icatlarını sayarken türkiye'den yılda onaylanmış 300 icat yapıldığını duyurmazlar size. reklamlarında ingilizceden dünyanın dili diye bahsederler; halbuki ingilizce dünya ülkelerinde en çok konuşulan 5 dil arasına ya girer ya girmez. böyle yalanlarla günbegün kafanıza girerler ve bir gün kendizi fark etmeden dilinden, kültüründen tiksinen, ülkesinden kaçmak isteyen, çaresiz bir birey olarak yaratmış olurlar.

=ticaret aracılığıyla dil çökertilmeye çalışılıyor olabilir. mesela yabancı film şirketleri dünyada değişik lehçelerle 500 milyondan fazla insanın konuştuğu türkçe'yi filmine altyazı dili olarak koymaya değer bulmazken 200bin kişinin yaşadığı bir ada ülkesinin dilini eklerler filmlerine bazen. bu genelde rastlantı değildir. bu aslında, bizim dilimizi etkilemez, bizi etkileyen bunu haklı bulmaya başlayan türk vatandaşlarıdır. örneğin, lipton şirketi almanya'da çıkardığı ürünlerde almanca isimler kullanırken, fransa'da halkın tepkisinden çekinerek fransızca isimler yazarken türkiye'de ürünlerini ice tea, green tea, isimleriyle piyasaya sürülüyorsa bu hem hükümetin denetimsizliği hem de halkın tepkisizliğidir. türk halkı bunları normal karşıladığı sürece bu çöküşten kurtulamaz. çünkü piyasa lipton'a kalmaz; liptona rakip çıkan yeni bir türk şirketi, küreselleşen (!) dünyada koreli arabasına korece isim koyduğu anda, çıkartacağı ürününe çok yaratıcı (!) biçimde light hot chocolate tea adını koyar. şirin göründüğünü sanar. böylece piyasa dışardan bakan yabancının anında göreceği şekilde yabancı isimlerle dolar. kentin içinde yaşayan pek çok adamın fark etmeyeceği biçimde bir alıştırma sonucu etrafınız yabancı tabelalarla donatılmış olur. istanbul sokaklarında ingiliz gibi bakar, türk gibi ağlarsınız... aynı türk sanayicilerimiz şirket ismi ve tabelalarda oluşan yabancı dil kirliliğini önlemeye yönelik yasaya da uygulanamaz diye utanmadan karşı çıkarlar, tarihe utanç olarak geçecek bir akımın önüne geçmekten korkarak 1920deki vahdettini oynarlar. ama onlar atatürkçüdür aslında mesela odalarında atatürk portresi asılıdır...

=bir kısım da neden olarak türkçe'nin köksüz, toplama bir dil olduğunu gösterir. böyle gelmiş böyle gider der. bunlar, vücudundaki bütün organlara; pek çok hayvan türüne, bitkiye, doğa olayına, yere, göğe...kısace geçmişte yeryüzünde karşılaştığımız pek çok şeye kendi deyişlerimizi üretebildiğimizi görmezden gelirler. bugün türkçe'nin köreldiğini savunanlar kendi yaratıcılıklarından ve çabalarından hiç bahsetmezler. aşağılamak onlar için tek kurtuluştur. dünyada kendi köklerine onlarca harf ekleyip çıkararak yeni sözcük çıkarabilen dil pek azdır aslında. ben dene- kökünden denet- ettirgen eylemini, ordan denetim adını, olumsuzunu yapmak için denetimsiz adını, bunu ad yaparken -lik ekleyerek denetimsizlik yapabilirim. çekim eklerimle denetimsizliklerinden diye bir yabancının şok olabileceği 21 harf uzunlukta fakat gayet özgün ve bizce anlaşılır bir sözcük söylemiş olabilirim. dilinin yaratıcılığı ve özgünlüğünden kuşkusu olanları bugün kulaklarına fısıldanan onlarca şeyden arınarak yeniden düşünmelerini öneririm.

=türkçe'nin kendi insanları tarafında garipsenmesi ve dışlanması pek tabii ki eğitimle de olur. 50 yıl önce bilkent'le başlayan yabancı dille öğretim tüm şirket kaynaklı -vakıf- okullarımıza ve hatta devlet okullarımıza sıçrarsa bugün türk gençleri olarak derslerinizi türk bayrağı altında ingilizce işlemek zorunda kalırsınız; aklınız sıra ilerlemeye çalışırken bir anda sömürge afrika ülkeleriyle aynı konuma düştüğünüzü fark edemezsiniz bile. o derece aymazsınızdır. en kötüsü nedir bilir misiniz? üniversitelerimizde türk hocaları kendi alanlarındaki terimlerin türkçelerini bilemez hale gelirken bir de yüzlerce öğrencisinin önünde bundan mahçup olmuyorlar artık. bunu bir eksiklik, tez kapatılması gereken bir açık saymıyorlar. böylece karşılarındaki öğrencilerin gözünde türkçe konuşurken terimleri ingilizce söylemek meşrulaşıyor; tabii sorgulayan, düşünen biri değilseniz...hem uluslararası iletişimi hem de mesleğini bir arada öğretebileceği aklına gelmez okullarımızı oluşturanların. hocalarınız kendi bilim dallarında türkçenin yetersiz olduğunu söyler dururlar. böyle de hakaret ederler kendilerine. 4 senelik üniversite yaşamınız sonunda çok iyi bir ingilizce bilgisiyle mezun olursunuz, mesleki bilginiz ise sizin çabanıza emanettir. zaten şirketler de kendilerine ingilizce bilen ve üniversite mezunu arar, onun için kendini geliştirmek zaten önemsiz gelir işte böyle. ezberciliğe karşısınızdır, oturur köpek gibi ingilizce kitapları ezberlemeye zorlanırsınız; sınavlar sonrası, dönem sonrası ingilizce öğrenirken mesleğini öğrenmekten aciz dolup boşalmış beyinler olursunuz. belki de böyle bir amacın sonucusunuzdur! bir de hocalara karşı çıkınca türkçenin yetersiz, yaratıcılıktan uzak bir dil olduğu nutuğu yersiniz. bu sakallı göbekli hocalar, patronlarına karşı gelemediği gibi kendilerinin de uyuyabileceği bir masal uydurmuştur: "ben değil dil suçlu". onlar atatürk'ün çok kısa zamanda tek başına oturup koskoca matematik terimlerine türkçeleştirdiğinden haberdar değildir ya da bilmek istemezler. atatürk turev der, aci der, yakinsak der, egri der, dogru der ama bugünkü hocanızı doğrultamaz. atatürk'ün masa arkadaşları 1930larda, 1940larda mantık, toplumbilimi, psikoloji, felsefe gibi birbirinden farklı dallarda yüzlerce terimi dilimize kazandırırken bugün hala türkçe'nin bilim dili olamayacağı, terim üretemeyeceği yalanıyla uyutulursunuz. öyle uyursunuz ki cagrisim sözcüğü size terim gibi gelmez artık; ama noroloji bir terimdir. yabancı her sözcüğü terim, türkçe her sözcüğü rastgele, bayağı sanarsınız. boğazlarınızdan ötesini fethedemeyenler beyinlerimizi fethetmişlerdir böylece. çağımızın fetih yöntemi bu; en sinsi olanı.

sonuçta; eğitiminiz, ticaretiniz kuşatılmıştır ama en sonunda ve en önemlisi insanımız kuşatılmıştır. türk bebekleri arabada baby on board yazısı altında uyuduğu sürece, anne babalar dolgun bir kültür, bilinç aşılamazken gençler de okumadığı sürece bu aymazlık sürer gider; mesela osmanlının -atalarınızın- devlet binalarına babiali demesini yadırgarken kendi yaptığınız bahar şenliğine mayfest adını vermekten geri durmazsınız. geleceğe utanç belgesi olarak geçtiğinizi fark etmezsiniz. başka dillerden özellikle dönemin egemen kültüründen sözcükleri sizinmiş gibi kullanırsınız. kullanmayanları uyarırsınız. bu düşüncenizi savunmaya çalışırsınız. bu sizin öz düşüncenizdir ve amerikan emperyalizmiyle hiç bir ilgisi yoktur. 2060'da ruslar egemen olup da rus emperyalizmini yayarsa şayet; o zaman rusça sözcükler kullanmak doğal gelecektir böylelerinin torunlarına, rusça tabelalar asıp, rüzgarın savurduğu kimliksiz kişiler olduklarını algılayamayacaklardır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Geçen senelerde birisi konuşurken; "Bugün çok care bir gündü" demişti. Ve bana inanılmaz itici gelmişti. Kendisine; Tabi canım ya, inşaAllah, her şeyin hayırlısı deyip uzaklaşmıştım yanından. (: Ama sonra düşünmedim de değil, acaba ben de istemeden de olsa yapıyor muydum böyle bir şeyi. O zamandan beri daha çok dikkat ediyorum konuşmama ve yazmama...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...