Jump to content

Bilal Nadir Hz.lerine "Yaptıkların Doğru Değil" Diye Mektup Yazan Müftü


SimqEE
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bilal Nadir Hz.lerine "Yaptıkların Doğru Değil" Diye Mektup Yazan Müftü

 

Zamanla çok meşhur ve ağadan olan bir müftüye Bilâl Babamın bazı hallerinin üstüne çok ilâve yapılıp söylüyorlar. Müftü kızıyor. Babama tekdir halinde mektup yazıp "bu yaptıkların doğru değil" diyordu. Babam mektuba cevaben:

– Müftü efendi, bendeki haller o senin dediğin gibi değil, çok ilâve yapmışlar. Hem sen zahir âlimisin, ilmi zahirle ilmi batını bilemezsin. Sen ilmi zahirle ilmi bâtını ayıramazsın, diye yazıyor. Müftü mektubu eline alınca daha çok kızıyor. Cum'a hutbesine çıkıp (bir elinde Kur'ân-ı Kerim, bir elinde babamın yazdığı mektup):

– Bilâl Hoca şu yazdığı mektupta diyor ki; "Sen ilmi zahirle ilmi bâtını ayıramazsın, (Kur'ân'ı gösterip) bizim bildiğimiz zahiri de, bâtını da bir tek bu Kur'ân'dır. Bundan başka bizim bildiğimiz var mı? Benim bildiğimi Kur'ân'da bilmez diyen kâfir olmaz mı? Ben bu adama kâfir demeyeyim de ne diyeyim? Kur'ân'ın dışında bir ilim yoktur. Benim bildiğim bu Kur'ân'dır, diyor. Cemaatten Deli Mıstık isminde bir kişi camiden çıkınca müftüye:

– Müftü efendi, sen baltayı taşa vurdun. Beni ne devlet, ne millet, ne hapis uslandıramadı. Ben, çok yanlış yolda gidiyordum. Her kötülük bende vardı. Bilâl hoca hakkında senin gibi beni de kızdırdılar. Ben dedim ki: Gidip Bilâl Hocayı dinleyelim dedikleri gibi ise kendini cemaatte ya döver, ya rezil ederim. Geldim konuştuğu sözlere hayran kaldım. Ders istedim, bana vermedi. Niçin ders vermiyorsun diye sordum.

– Sen beni dövmeye, rezil etmeye, kötü niyetle geldin dedi. Yalvardım. Bir hafta arkası sıra gezdim zor gönlünü yaptım. Bana ders tarif etti. Şimdi seher vaktinde kalkıp göz yaşı döküyor ve kendisine de duacı oluyorum. Sen de ilk karşılaştığın gün bana ders ver diye yalvaracaksın. Seninle çok zamandan beri beraberiz. Sen benim hiç bir kötü ahlâkımı terkettiremedin. Benim ne biçim adam olduğumu sen biliyorsun. O, ilk karşılaştığım gün beni islah etti. Sen de kendisini görünce aynı benim olduğum gibi olacaksın. Müftü çok âlim adam, düşünüyor.

– Hakikaten el sözü ile bu adama çok kötü söyledik, bu adamı görüp karşılaşıp konuşmamız bize farz oldu, der. Deli Mıstık'la bir gün tayin ederler.

– Cum'a günü Şekeroba camisine geleceğim. Kendi de gelsin. Şekeroba camisinde Cum'a günü her ikisini de buluşturup birbirlerini ikna etmeleri için kararlaştırdık. O gün Müftü daha evvel gelmiş ve Hutbeye çıkmıştı. Bu hadiseyi bilen insanlar, kibrit kutusu misali camiyi doldurmuşlardı. Hangisi haklı çıkacak diye Müftü'ye bağlı olanlarla diğerleri merak edip bir an evvel karşılıklı konuşmanın olabilmesi için sabırsızlanıyorlardı. Müftü bir elinde Bilâl Babamın mektubu bir elinde Kur'ân-ı Kerim.

– Bilâl hoca diyor ki: Sen ilmi zahirle, ilmi bâtını bilemezsin. Bizim bildiğimiz bu Kur'ân'dır. Zahiri de budur, bâtını da budur. Bundan başka bizim bildiğimiz var mı? Bu söz benim bildiğimi Kur'ân bilmez demektir. Benim bildiğimi Kur'ân bilmez diyen kimse kâfir olmaz mı? Ben bu adama kâfir demeyeyim de ne diyeyim deyince, Bilâl Babam ayağa kalkıyor:

– Müftü efendi bir dakika müsaade. Müftü, babama sert bir şekilde:

– Söyle bakalım, deyince Bilâl Babam:

– Sen o elindeki Kur'ân'ın zahir, bâtın bütün manâlarını biliyorum dersen sen kâfirsin. Kur'ân'ın bazı manâları, gıylu gal ile, bazı manâları hâl ile anlaşılır. Sen de hâl yok ki bilesin. Eline almışsın Kur'ân'ı bizim bildiğimiz bu Kur'ân'dır diyorsun. O Kur' ân'ın manâsını ne derece biliyorsun.

 

Hâdîs-i Şerîf:

(El Kur'anu zahiren batınan batınan hatta seb'atı ebtın)

Manâ'sı: Kur'ân'ın zahiri var, bâtını var, bâtınının bâtını var. Hatta yedi bâtına kadar bâtını var.

 

Peygamberimize sordular:

– Kur'ân mı büyüktür, sen mi büyüksün? Peygamberimiz buyurdu:

– Kur'ân büyüktür. Yine sordular:

– Sen Kur'ân'ı Cebrail'in sana getirdiği gibi bize okuyup bütün manâlarını biliyor musun? deyince Peygamberimiz (sav):

– Ben de bütün manâlarını bilemiyorum, diye buyurdu.

– Sen ilmi zahirle, ilmi bâtını bilemezsin demek Kur'ân bilmez demek değil, sen bilemezsin demektir. Eğer elindeki Kur'ân' ın zahir, bâtın bütün manâlarını biliyorum dersen sen kâfirsin. Çünkü Kur'ân'ın bazı manâsı gıylu gal ile anlaşılır. Yani okuma ile anlaşılır. Bazı manâları hâl ile anlaşılır. Sen de hâl yok ki bilesin, deyince müftü oturuyor. İki elinin arasına başını alıp sıkıyor, çok düşünüyor ve ayağa kalkıyor. Babamı göstererek:

– Şeyh Efendi hazretlerinin dediğini şimdi anladım. Evet bilmeyen benim. Siz bana diyeceksiniz ki biraz evvel küfrüne fetva verdiğin adama, ne çabuk dönüş yaptın hazretleri diyorsun, diyeceksiniz. Bana farz, vacip, hac, zekat, mal, miras, şeriatın emri olan şeyleri sorarsanız ben onlara cevap veririm. Çünkü bunlar Kur'ân'ın zahir manâlarıdır. Ama siz bana ders çekerken yüreğim sıkılıyor, namaz kılarken bana bir sıkıntı, korku geliyor, içerimde evham vesvese var. Gözüme bazı korkutacak şeyler görünüyor derseniz ben bunları bilmem. Bunları şeyh efendiler bilir. Bu da Kur'ân-ı Kerim'de var deyince, Deli Mıstık ayağa kalkıyor:

– Ben sana demedim mi? İlk karşılaştığın gün sözünü kabul eder, söylediklerine pişman olursun, bana da ders ver diye yalvarırsın demedim mi? diye sert bir şekilde bağırarak kapıyı örtüyor. Bu mesele hallolmadan hiç kimseyi buradan çıkartmam diye bıçak çekiyor. Adı üstünde Deli Mıstık.

Müftü Deli Mıstık'a sordu:

– Sen mü'min misin, müslüman mısın? En kolay soru. Müftü kendi sorusuna cevap veriyor:

– Sen hem mü'minsin hem de müslümansın ben de evveli şeriatçı idim. Şimdi ise hem şeriatçıyım, hem tarikatçıyım diyor. Babam Mıstık'a çağırıyor.

 

– Müftü bizim dediğimizi kabul etti. Yerine otur dedi. Mıstık yerine oturuyor. Müftü hocalara dönüp, Bilâl Babamı göstererek:

– Şöyle adamın aleyhinde söyleyip beni de söylettiniz. allah-1.gif sizi kör mü etti? Bu bizim için bir nimettir. allah-1.gif (cc) hazretleri bizim için bu zamanda bir güneş doğdurmuş bundan hepimiz istifade etmemiz lazım. Ben ders alacağım, sizin hepinizde ders alacaksınız. Yalnız benim nefsim çok zâlim. Hem müftülük, hem ağalık var. Servetim yerinde, bendeki kibir, gurur çoktur. Sizin hepinize bir ders versin. Bana ayriyeten (özel olarak) ders versin. Hocalar:

– Biz seninle arkadaştık, arkadaşsak beraber almamız lazım diyorlar. Babam evvela cemaatin tümüne sonra Müftüye ders veriyor. Müftü babamın yanından 15 gün ayrılmıyor. O hal herkese tesir etmiş, sıraya girip herkes Babamla Müftüyü davet ediyorlar. 15 gün babam söylüyor. Müftü ağlıyor. Babam söylüyor müftü yazıyor. Babam kendisine sıkıldığı zaman huzur edip çağırmasını söylüyor. Bir sene sonra müftü fakirlere yardım olarak ödünç para dağıtmış, parayı veremeyen fakirler paranın tutarı kadar müftüye tütün getirmişler. Müftü evden ayrı bir yerde ufak bir anbara tütünleri istif etmiş, müftüyü sevmeyenler "Müftü tütün kaçakçılığı yapıyor, Tütünleri depo edip satıyor" diye şikâyet etmişler. Tütünü kolcular (tekelciler) basmışlar zapta başlamışlar. Müftülük gidecek, şan şeref zedelenecek. Müftü ne kadar yalvardı ise kolcular bırakmıyorlar. Bilâl Babama huzur edip çağırma aklına geliyor. Babama huzur edip çağırıyor. O esnada Bilâl Babam Şekeroba köyünün ufak bir mahallesinde Mevlüd okurlarken babam mevlit okuyan adamı durduruyor. Ellerini havaya kaldırıyor.

– Ben bir dua edeceğim, siz de amin deyin diyor. (Babam ellerini kaldırıp) Ya Rabb'i Müftü Efendinin başındaki sıkıntıyı, belayı şu dakikada kaldır diyor. O zamanın gününü saatını yazıyorlar. Bilâhare Müftü Efendiyi görünce soruyorlar:

– Bilâl Efendi felan gün felan saat mevlidi kestirip (durdurup) senin için ellerini havaya kaldırıp dua etti. Biz de amin dedik. O zaman başında ne sıkıntı vardı. Müftü olan hadiseyi anlatıp:

– O dakikada tütün anbarında yangın çıktı. Zapta geçecek birşey kalmadı. Ben de kurtuldum, diyor. Müftü Efendi Maraş'a gidiyor. Maraş'ın hocaları:

– Sen hepimizin büyüğü idin. Hepimiz her şeyi senden öğrenirdik. (Babamın yaşı o zamanda çok genç olduğundan)

– Sen gittinde küçük Bilâl'in elini öptün, diyorlar. Müftü diyor ki, küçük Bilâl'den gördüğümü, sizden görsem, sizin elinizi değil ayağınızı da öperdim, diye tütün hadisesini anlatıyor.

Peygamberimiz buyuruyor:

"Benim ümmetimin en hayırlı âlimi haklı söz aleyhine ise de kabul edendir" İşte bu hadise göre bu müftünün en hayırlı âlim olduğu anlaşılıyor. Çünkü haklı söz aleyhine olduğu halde kabul etti. Bilâl Babam bu müftünün her sözü oldukça yukardaki hadisi okur ruhu için fatiha okurdu. Biz de ruhuna her sözü oldukça fatiha dememiz lazım. allah-1.gif mekanını cennet etsin ve derecesini Cenneti Â'lâ'da en yüksek makam eylesin, amin.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...