Jump to content

Temel Gerilim Alanları


Guest Suzie
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Temel Gerilim Alanları

 

Sosyal Psikoloji Kuramında Temel Gerilim Alanları Sosyal Psikoloji alanında diğer sosyal bilimlerde de olduğu gibi eleştirel tartışmaların hız kazandığı gözlenmektedir. Lubek'e (1995; 196) göre eleştirel bir analiz üç düzeyde kendini yapılabilir: (a) Bilimsel düzey, (b) meta-bilimsel düzey ve © ekstra-bilimsel düzey.

 

Bilimsel düzeyde, eleştiri, birbiriyle rekabet halindeki paradigmatik, kuramsal, metodolojik veya araştırma etiği formülasyonları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Meta-bilimsel düzeyde entellektüel gerilimler üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gerilimler gerilimler, insan türünün farklı modelleri veya kök metaforları arasında; birbirine rakip bilim felsefesi veya disipliner perspektifler arasında; birbiriyle uyuşmayan meta-kuramsal, meta-metodolojik ve epistemolojik araştırma stratejileri arasında gözlenmektedir. Ekstra-bilimsel düzeyde ise, materyalin organizasyonunda ekonomik, politik bağlamın belirleyiciliği ve kurumsal yapı üzerinde durulmaktadır. Bu düzeyde değerler ve ideolojik pozisyonun bilim faaliyetine nasıl yansıdığı tartışılmaktadır.

 

Bu üç düzey arasındaki ilişki refleksivdir (Lubek, 1995 ); dolayısı ile bazı alt başlıkları bu üç düzeyden yalnızca birinin altında ele almak sınırlayıcı olmaktadır. Bununla beraber sosyal psikoloji literatürü bu sınıflamaya dayalı olarak gözden geçirildiğinde, aşağıda sunulan bazı sonuçlara varmak mümkün olmaktadır.

 

C.i. Bilimsel düzeyde sosyal psikolojide gelişmeler

 

Sosyal psikolojinin bilimsel düzeyi ile ilgili tartışmalar, kuram ve metodoloji çerçevelerinde ele alınmaktadır. Kuramlar kendi aralarında başta konu ve ilgi odakları bakımından ayrılmaktadır. Metodoloji üzerine tartışmalar ise daha çok, araştırmanın ve sonuçların pozitivist yaklaşıma nasıl daha uygun hale getirilebileceği (örn: geçerlik sorununun ele alınışı) ve sosyal psikolojinin analiz biriminin betimlenmesi üzerine olmuştur. Bu çerçevede alan araştırması-laboratuvar araştırması, niceliksel araştırma-niteliksel araştırma ayırımlarında bir gerilim belirmiştir.

 

Psikoloji içerisinde başat olan kuramsal yaklaşımları Smith, Harrè ve Langenhove (1995), 'eski paradigma' ve 'yeni paradigma' sınıflaması yaparak, üç grupta ele almışlardır: Bu sınıflamaya göre fenomenolojik psikoloji, sembolik etkileşimciler ve ideografik vaka analizi, eski paradigma grubunu oluşturmakta; sosyal temsiller, kültürel psikoloji, feminist yaklaşım yeni bir paradigma çerçevesi sunmaktadır. Üçüncü olarak söylem psikolojisi, dialog odaklı psikoloji, anlatı psikolojisi/naratoloji psikoloji içerisinde yeni bir odak noktası teşkil etmektedir.

 

C.i.a. Sosyal Psikolojide paradigma

 

'Bilimsel Devrimlerin Yapısı' adlı eserinde Kuhn (1962) paradigma terimini en az yirmi farklı anlamda kullanmıştır . Öte yandan Kuhn'un tanımladığı paradigmalar, doğal bilimler alanındaki gelişmelerin seyrini anlamakta kullanılan bir kavramsal araç niteliğinde olmakla beraber, aşağı yukarı bütün sosyal bilim dalları için bu kavramın –birbirinden farklı anlamlarda ve çoğunlukla tanımlanmadan- kullanılmaktadır (Demir, 1991). Parker'a göre (1989) paradigma, bir kabuller çatısı olarak kabul edilirse, klasik sosyal psikolojinin 1970'li yılların başlarına dek, bireysel davranışı laboratuvar deneylerinden toplanan verilerle anlamayı öngören bir paradigmaya sahip olduğu görülebilir. Bu çalışmada paradigma terimi ile, 'araştırma problemini farklı bir epistemolojiye dayanarak tanımlayan, dolayısıyla sorunu bir diğer kuramdan farklı bir çerçevede ele alan temel kuram' anlaşılmaktadır.

 

McGarty ve Haslam'a (1997) göre 'sosyal'in değişen tanımları, konu çeşitliliği ve zenginliği nedeniyle, SP birçok birbirine zıt perspektif ile karakterize olmaktadır. Hatta SP içinde SP nin ne olduğu ve ne olması gerektiği hakkında dahi belirli bir uzlaşma görülmemektedir. Bununla beraber, SP tarihine göz atıldığında, farklı dönemlerde başat olmuş paradigmalar ayırt edilebilir.

 

Modern SP nin temelleri 19. yüzyılda Avrupa'da, psikoloji ve sosyal kuramdaki iki gelişmeye dayandırılabilir: Alman Völkerpsychologie'si ve Fransız ve italyan yazarların kalabalık psikolojisi üzerine yazıları . Üçüncü bir kilometre taşı, 1890'da Binet ve arkadaşlarının sosyal etki deneyi ile 1898'de Triplett'in sosyal kolaylaştırma deneyleridir. Bu deneyler alanda halen etkisi devam eden deneysel yöntemin ilk uygulamalarıdır.

 

İlk psikolojik sosyal psikoloji kitabının (1908) yazarı olan McDoughall'ın yaklaşımında Darwin'in etkisi görülmektedir. McDougall, sosyal yaşamın temellerinin, insan zihninin doğuştan gelen karakteristiklerine bağlı olduğunu öne sürmüştür. Kendi kuramı, güdü (instinct) kavramına dayanmaktadır . Bu yaklaşımdaki akıl yürütme biçiminde sosyal davranışı, doğuştan gelen ve bütün insanlarda ortak olan özellikler boyunca açıklamak esastır. Zamanla bu düşünme biçiminin, güdü kavramı ile motivasyon kavramının yer değiştirerek, farklı kuramlarda belirdiği görülmektedir. (Örneğin 'insanlar sosyalleşirler; çünkü sosyalleşmeleri yolunda bir içgüdüleri vardır' ya da 'sosyal kıyaslama ile olumlu benlik imajı arayışı temel bir motivasyondur' önermelerinde olduğu gibi.).

 

Birinci Dünya savaşı sonrasında psikolojinin gözlenemeyen zihnî (mental) yapılardan ziyade gözlenebilen insan davranışı ile emprik olarak ilgilenmesi gerektiğini savunan davranışçılık, egemen paradigma haline geldi. Alport'un bireyselci ve indirgemeci davranışçılığı ve Thurstone ve arkadaşlarının tutum ölçeği teknolojisi geliştirmesi , 1920 li yıllarda yaşanan önemli dönüm noktaları olmuştur. Bu yıllarda, davranışçı yönelimin yanı sıra, bireylerin zihnî fenomenleri olan tutumlar fiziksel olarak sayılabilir hale gelmiştir. Dolayısıyla her iki yaklaşım için de pozitivist bir yönelim geçerli olmuştur.

 

Allport 1924'de yazdığı Sosyal Psikoloji ders kitabında, bir sosyolog olan Ross'un çalışmasından çok, McDoughall'ın çalışmasına gönderme yapmasına karşın, davranışçılığın etkisi ile McDoughall'ın kuramına eleştiri getirmiştir. Allport'a göre insan davranışını anlamada güdü kavramının yararı ciddi olarak sorgulanmalıdır; ayrıca grup bir varlık değildir, kollektif olan ancak bireysel düzeyden incelenerek anlaşılabilir (Farr, 1996, chap.ııı).

 

1940-1960 yılları arasında sosyal psikolojide Gestalt psikolojisi geleneği ön plandadır. Sherif, Lewin ve Asch'in çalışmalarında bütünün parçalarının toplamından farklı olduğu fikrinin etkisi bulunmaktadır. Gestalt etkisindeki sosyal psikologlar, gruba zihnî (mental) özellikler atfetmeleri nedeniyle grup zihni kuramcılarına; bireyselci duruşu ve grupların kendilerinin gerçek olmadıkları görüşü nedeniyle davranışçılara karşı çıkmışlardır. Bu kuramcılar, grupları ve hatta bireyler arası etkileşimi sosyal entite olarak kabul etmişlerdir . McGarty ve Haslam'a (1997) göre, SP de Gestalt geleneği iki önemli sonucu getirmiştir. İlk olarak, zihnî fenomenler, araştırma konusu haline gelmiştir. Bunun sonucu olarak genel psikolojide davranışçılık egemen iken, SP bilişsel çalışmalar için bir sığınak olmuştur. İkinci olarak, davranışçı çalışmalarda aşikar olan deneysel yaklaşım daha da kuvvetlenmiştir.

 

1950'li yıllarda Festinger, önceki kuramlara benzemeyen bir seri kuram öne sürmüştür . Schachter ve arkadaşlarının bu süreçlerle deneysel araştırmalarının da katkılarıyla, söz konusu kuramlar sosyal etki ve konformite, sosyal kıyaslama, bilişsel tutarlılık ve gruplar arası çatışma konularında araştırma geleneğinin biçimlenmesine yardım etmiştir. Zamanla bu konular SP nin merkezî konuları haline gelmiştir ve bu çerçevede ortodoks bir tutuma yol açmıştır. Jones (1985) ' Son elli yılda SP de temel gelişmeler' adını verdiği bölümde, tamamen bu geleneği gözden geçirmektedir. Söz konusu araştırma geleneği, 1950-1960'ların SP ana görüşünün (mainstream) iki kolundan biridir; diğeri ise birbirini takip eden tutum araştırmaları ve atıf kuramıdır (McGarty ve Haslam, 1997). Bu dönemde özellikle sosyal etki kuramı etrafında önemli deneyler (örneğin Asch'in, Milgram'ın) SP nin klasik çalışmaları olarak kabul edilmektedir.

 

1960'ların ortalarında gözlenen davranışı öngörme konusunda tutumları belirlemenin yararsızlığı ile ilgili problemler belirdiğinde alan içinde tutum kavramının yıldızı sönmeye başladı. Tutum kavramının önemini yitirmesi ile hem zamanda üç farklı eğilim ortaya çıkmıştır. İlk olarak bu dönemde genel psikolojide davranışçı paradigmanın yıkıldığı; psikologların insanın bilgi işlemesini anlamada dijital bilgisayar metaforunu kullanmaya başladığı gözlendi. Mental yapıların psikoloji kuramına dahil olması, SP deki davranışçı mirasın yıkılmasına yardım etti. İkinci olarak 1960'lar SP de krizin başladığı yıllardır. Kriz, SP içerisinde metod tartışmalarından, SP araştırmasının genelde sınanmasına yayıldı. Bu dönemde araştırma sırasında karşılaşılan problemler ortaya serildi; aynı zamanda SP nin yararı ve araştırmalardaki geçerlik konuları sorgulandı. Bu kriz, SP de yeni fraksiyonların doğmasına yol açarken, Avrupa SP sinin de desteği ile SP nin özellikle sosyal bağlamı ele almada yetersizliğini vurgulayan yeni bir eleştirel perspektif doğdu .

 

Bu yıllarda Avrupa SP sinin kurulmasında öncü olan Henri Tajfel ve Serge Moscovici'nin kuramları Avrupa'da egemen olmaya başladı. Tajfel'in sosyal algı ile grup süreçlerini bir araya getirdiği gruplar arası ilişkiler ve kimlik konusundaki yaklaşımı, Yeni Bakış (New Look) akımının etkilerini taşımaktadır. Tajfel, bilişsel geleneğe dayanmasının yanı sıra, Yeni Bakış'ın etkisiyle algının organizasyonunda ihtiyaçlar ve değerlerin önemini vurgulamıştır. Tajfel'in kuramı grup süreçleri ve biliş üzerine orijinal Gestalt esinli entellektüel torun olarak görülebilir . Bununla beraber Tajfel'in ardından, Turner'ın sosyal kimlik kuramını bilişsel sosyal psikolojiye daha yaklaştırdığı görülmektedir. Moscovici'nin sosyal temsiller kuramı ise alanda çift yönlü bir etkiye sahiptir; epistemolojik ve kuramsal. Moscovici'nin SP için önerdiği epistemoloji, Piaget'nin yapısalcılığı ve Berger ve Lukmann'ın sosyal yapılandırmacılığı (social constructivism) ile ortak kabullere sahiptir (bkz: Doise, 1989). Bu üç yaklaşımın da aynı yıllarda ortaya konmuş olması döneme özgü bir yaklaşım biçimini düşündürtmektedir. Moscovici, kuramsal planda, grup dinamikleri etkisinde gelişen sosyal etki araştırmasındaki ortodoks tutuma meydan okuyarak, konformite yerine SP nin yenilik, sosyal değişim ve bunları hazırlayan minorite etkisi gibi konulara eğilmesi gerektiğine işaret etmiştir (McGarty ve Haslam, 1997). Ayrıca sosyal temsiller kuramı, araştırma konusunu diğer yaklaşımlardan farklı tanımlaması nedeniyle SP ye yeni bir paradigma önermektedir. Tajfel'in sosyal kimlik kuramı İngiltere ve eski İngiliz Uluslar Topluluğu ülkelerinde, İngilizce çalışmalar ile yayılırken, sosyal temsiller kuramı çok dilli bir yayılma göstermektedir. Sosyal temsiller kuramı üzerine İtalyanca, İspanyolca, Portekizce ve yenilerde başlayan Almanca çalışmalar hatırı sayılır bir bütünlük oluşturmaktadır; dolayısıyla bu kuram Avrupa ve Güney Amerika'da etkili olmaktadır (Farr, 1996).

 

1960'larda ortaya çıkan üçüncü eğilim, tutum kavramının yerini, atıf kuramlarının almasıdır. Atıf kuramı insanların davranışı nasıl açıkladıkları; günlük yaşamda diğer insanların eylemlerinin nedenlerini nasıl anladıkları ile ilgilenmektedir. Ross ve Fletcher (1985), Heider'in anlayışının son derece parlak ve provokatif olduğunu, ancak daha ziyade söylem ağırlıklı bir tarzı olduğuna işaret etmiştir. Yazarlara göre Heider'in SP çalışmalarına dahil ettiği naif psikoloji geleneği, daha sonraki kuramcılar –Jones , Davis ve Kelley- tarafından Heider'in fikirleri doğrultusunda sistematize ve formüle edilmiştir. Böylelikle atıf kuramı 'açık (anlaşılabilir), hipotez geliştirmeye uygun ilkeler seti' haline gelmiştir (a.g.e., s: 75) . McGarty ve Haslam'a (1997) göre atıf kuramı açıkça bilişsel yönelimlidir. Gestalt psikologlarının grup dinamikleri ve davranışçılar veya yeni-davranışçıların tutum araştırması geleneğinin yerini, bilişsel devrimi temsil eden atıf çalışmaları almıştır.

 

1970'li yılların başlarında beliren, ancak popülerliğini yakın zamanda kazanmış olan Gergen'in 'sosyal kurgulayıcı' (social constructionism) yaklaşımı ve Harre ve Secord'un 'etojenik sosyal psikoloji' yaklaşımları eleştirel kuramlara örnekleridir. 1970 yıllar, ayrıca SP içerisinde doğan bazı alt disiplinlerin veya kuramsal bütünlerin bağımsız disiplinler halini almasına sahne olmuştur (örneğin örgüt psikolojisi, çevre psikoloisi, kültürler arası psikoloji vb).

 

Bugün aradan geçen çeyrek yüzyıla rağmen, 1960'ların sonlarından itibaren ortaya atılan yaklaşımlardan bir veya birkaçında karar kılınmadığına ya da söz konusu çalışmalarda geçen geleceğe ait ümitlere henüz ulaşmaktan uzak olduğumuza tanık olmaktayız . Kuramsal bütünlük arayışı Stringer' in (1989) incelemesine göre henüz sağlanmış görünmemektedir. Stringer'in, 1976-1981 arasında yayınlanan 30'dan fazla SP ders kitabını incelediği çalışması, kitapların kuram yönelimli olmaktan ziyade konu yönelimli olduğu hususunda Worchel ve Cooper'i (1976) desteklemektedir. Kuramsal bütünleşmenin olmamasının yanı sıra metodolojik gerilim halen devam etmektedir. 1970'lerin başında ortaya atılan diğer bilimlerdeki gelişmelerle bütünleşme, örneğin matematiksel modellerin alana beklenen katkısı (Moscovici, 1970a) Latane'nın çalışmalarının ötesinde olmamıştır. Parker (1989), bu çerçevede paradigma sorununu, SP nin halen içinde bulunduğu ve halen devam eden üç kriz alanından biri olarak betimlemektedir .

 

McGarty ve Haslam'a (1997) göre günümüzde, Susan Fiske, Shelley Taylor ve arkadaşlarının en iyi temsilcileri sayılan sosyal biliş kuramı, dayandığı insan metaforuna gelen eleştirilere rağmen SP nin ana görüşünü oluşturmaktadır. Ayrıca bu kuram, atıf kuramını da içine almıştır . Yazarlara göre diğer iki önemli eğilimden biri söylem analizi hareketidir. Diğeri ise sosyal biliş kuramının bilişsel psikoloji ile ilişkisini sürdürmesi sonucu connectionism, paralel-dağılım süreçlerine dayalı bilişsel mimari modellerinden ve kaos kuramına dayalı davranış sistemleri modellerinden daha fazla etkileneceği üzerinedir.

 

Günümüzde, kıtalar arası yeni ittifakların oluştuğuna tanık olmaktayız. Başat paradigma ve kuramın ne olduğuna karar vermek için henüz erken. Bununla beraber birbiriyle rekabet halinde dört temel epistemoloji ayırt edilebilir. (a) Sosyal biliş kuramı (pozitivist ve deneyselci), (b) söylem psikolojisi (modernist ve post-modernist formları var. Analiz yöntemleri bir kısmında post-yapısalcı, bir kısmında yorumsamacı), © sosyal temsiller kuramı (rasyonalist, yapılandırmacı bir kuram. yorumsamacı ve pozitivist araştırma yöntemleri bir arada kullanılıyor) ve (d) sosyal kurgulayıcı (post-modernist görüşte).

 

Aşağıda Kuzey Amerika'da ve Avrupa'da sosyal psikolojinin kuruluşu ve sosyal psikoloji için farklılaşan problematiklere değinilmektedir. Bu çaba ile bütün sosyal psikoloji literatürünün bir sınıflaması yapılıyor anlamı çıkarılmamalıdır. Bugün sosyal psikoloji Asya'da, Kanada'da , İsrail'de , Latin Amerika ülkelerinde vb kimi zaman Amerika ve Avrupa'da egemen olan ana görüşten farklılaşan kuramlar etrafında gelişmektedir. Öte yandan 1990'lara dek alanda tikelci (particularist) görüşe itibar edilmemiş olması ve yayın politikalarının yarattığı muhtemel bir baskı, araştırmacıların Avrupa ve Amerika'da köklenen evrenselci paradigmaları kabul etmelerini teşvik etmiş; buna ilaveten araştırmacılar, genelde ana görüşleri belirleyen ülkelerde popüler olan sorunlara yönelmişlerdir.

 

C.i.b. Amerika'da sosyal psikolojinin doğuşu ve gelişimi

 

Allport (1954), SP nin köklerinin Batı geleneğinin entellektüel ruhuna dayanırken, ortaya konan ürünleri bakımından SP nin bir Amerikan fenomen olduğuna işaret etmiştir. Farr (1996) Allport'un görüşüne katılarak, modern sosyal psikoloji tarihinin II. Dünya Savaşı sonrasında, özellikle de Lindzey'in editörlüğünü yaptığı ilk modern Sosyal Psikoloji El Kitapları serisinin yayınlandığı 1954'den itibaren başladığına dikkat çekmektedir.

 

Fancher'in (1990) görüşü, yukarıdaki savı desteklemektedir. Fancher'e göre, tüm ayrım ve düşmanlıklara karşın, Wundt ve James psikoloji biliminin gelişiminde birbirlerini tamamlamışlardır. Wundt, deneysel psikolojiyi somut bir olgu haline getirmiş ve öğrencilerinin çalışacakları gerçek psikolojik soruları ortaya koymuştur. James ise yeni bilimi yorumlamış ve gelecek kuşaklar için bu bilime anlam kazandırmıştır.

 

Amerika'da akademik sosyal psikolojinin serüveni II. Dünya Savaşı sırasında, Harvard, Yale, Michigan ve Columbia üniversitelerinde sosyoloji ve psikoloji bölümlerinin ortak olarak oluşturdukları doktora programlarıyla başlamaktadır. İlk uygulamaları ise Stouffer ve Hovland'ın, daha sonra American Soldiers Series olarak yayınlanan, askerler ve aileleri ile yapılan çalışmalar oluşturmaktadır. Sonradan Michigan universitesinde Cartwright ile çalışmalarına devam edecek olan Lewin, MIT'de Grup Dinamikleri Araştırma Merkezi'ni kurdu. Festinger ile öğrencileri Sahacter ve Bade'nin de araştırmacıları arasında bulunduğu MIT'de Gestalt temelli bilişsel psikoloji benimsenmiştir. Yale'de ise Hovland'ın öncülüğünde, MIT'den daha ortodoks bir bilim anlayışı hakim olmuştur. Burada Anova analizi tartışılıyor, 'esas' bilimlerin retoriği kullanılıyordu. Farr'a göre (a.g.e.) bu dönemde Amerika'da birbirine rakip iki akım bulunmaktadır. Fenomenoloji ve pozitivizm. Pozitivizm, en iyi ifadesini davranışçı görüşte bulmuştur. Bilişsel sosyal psikolojide ise dünyanın fenomenolojik tasarımından yola çıkılmaktadır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Wundt'un Yeni Dünya'daki etkisi sembolik etkileşimcilik ve şimdilerde yürürlükte olmayan kıyaslamacı psikoloji üzerinde görülmektedir. Ayrıca, Amerika'da psikolojinin öncüleri, 1865-1914 tarihleri arasında Wundt'un yanında eğitim görmüş 10.000 Amerikalı öğrencinin arasındandır. Bu nedenle, Almanca, özellikle bu dönemde Amerikan ve bazı İngiliz üniversitelerinde aranan bir dildi. Ancak Farr, dil problemi nedeniyle Wundt'un yanlış anlaşılmış olabileceği ihtimalini örnekler ile açıklayarak, Alman olmayan ve farklı ekollerden gelen öğrencilerin yeni psikolojinin felsefî öncüllerini anlamış olmalarının şüpheli olduğuna dikkat çekmiştir. Ayrıca yazar, Amerika'daki doktora programlarında başlangıçta, Almanca bilme koşulunun, Yeni Dünya ile Eski Dünya arasındaki bağlantıyı korumak için önemli olduğunu; ilerleyen yıllarda İngilizce'nin alandaki uluslar arası iletişim dili haline gelmesiyle bu bağlantının bozulduğunu öne sürmektedir. Söz konusu öğrenciler, kuramsal temeller yerine, daha ziyade sürekli yeni teknoloji ile geliştirilen laboratuvarların kurulmasında çok etkili olmuşlardır. Sonuç olarak Amerika'da psikolojinin sosyal bilim yanı, doğa bilimi yanına kıyasla daha fazla yanlış anlama içermektedir. Wuntd'un fikri, Almanya dışında kültüre özgü yanları nedeniyle iyi anlaşılamamıştır . Amerika'da Wunt'un 'sosyal olmayan bir deneysel psikoloji' ve 'deneysel olmayan bir sosyal psikoloji' ayrımı işlerlik kazanmamış, onun yerine sosyal psikoloji de, psikolojinin alt alanı ve deneysel bir bilim olarak geliştirilmiştir.

 

Amerika'da gelişen bir diğer sosyal psikoloji yaklaşımı sosyal davranışçılıktır. Bu kuram, 1912-1920 arasında, psikolojiden ziyade sosyoloji üzerinde etkili olmuş olan Mead tarafından geliştirmiştir. Mead'in, davranışçı manifestoyu formüle eden (1913-1916 arasında) Watson'a karşı çıkması sosyologlarca, anti-pozitivist bir tavır olarak değerlendirilmiştir; özellikle 1920'den itibaren Mead'in sosyologlar üzerindeki etkisi artmıştır. Ayrıca, Chicago okulu çerçevesinde sosyal psikolojinin gelişiminde Mead önemli rol oynamıştır. Mead'in ölümünden sonra öne sürdüğü harekete Morris (felsefeci), 'sosyal davranışçılık'; Blumer (sosyolog) ise 'sembolik etkileşimcilik' adını verdi . Sonuç olarak, psikologlar esin kaynağı olan felsefeye sırt çevirerek bilim olma gayreti içinde, Mead'in sosyal psikolojisini reddederken, sosyologlar bu kuramı benimsemiş ve Mead'in ölümünden sonra da kuramı geliştirmeye devam etmiştir (Farr, 1996).

 

1935 yılında yayınlanan ilk Sosyal Psikoloji el kitabında Darwin'in evrim kuramı insan ve sosyal bilimlerle ilişkili olarak değerlendirilmiştir. Bu sonuç, o yıllarda Amerika'daki sosyal ve insan bilimlerindeki sosyal Darwinizm eğilimini ortaya koymaya yeterlidir. Sosyal Darwinizm, insan bilimlerine yönelik olduğu için sosyal, temel analiz birimi toplum değil birey olduğu için de yeterince sosyal değildi. Bu yaklaşım, Amerikan kültürünün bireyciliği ile uyumlu, yaşamın sosyal dönüşümlerini anlamada yardımcı bir kuramsal çerçeve üretmekteydi. Örneğin, suç, akıl hastalığı, intihar gibi olaylar anlamında etkileyici bir şehir ekolojisi ortaya çıkarılıyordu. Öte yandan bu görüşe dayanılarak güdü kavramına da karşı çıkmak mümkün hale gelmişti. Farr'a göre sosyal Darwinizm davranışçı kampa dahildir.

 

Amerika'da bugün hala egemen olan bilişsel sosyal psikoloji, Gestalt yaklaşımına dayalı olarak, yine pozitivist paradigmanın içinde gelişmiştir. Gestalt psikologlarının Avusturya ve Almanya'dan Amerikaya göç etmesiyle, Amerika'da davranışçılığa karşı yeni bir hareket başlamıştır. Ancak, bu yeni kuramsal çalışmalar da sosyalin bireyselleşmesini engelleyememiştir. Sadece yeni yaklaşımda davranış, yerini algılamaya bırakmaktadır. Farr, bu anlamda Asch ve Allport'un aynı birey temsilini kullandığına işaret etmektedir.

 

Bilişsel sosyal psikoloji, Amerika'daki hegemonyasını iki faktöre borçludur. İlk olarak bilişsel sosyal psikoloji, konu ve ilgileri bakımından homojen değil, heterojen bir alanın genel başlığıdır. Bu alan, birbirini tamamlayan, destekleyen veya değilleyen araştırmaların ortak bir potasını oluşturmaktadır. Bu özellik, bilisel sosyal psikolojinin yatay eksende yayılmasına ve birçok kuram parçasını kendisine eklemleme olanağı tanımaktadır. İkinci olarak, Amerika'da halen devam etmekte olan sosyolojik sosyal psikoloji çalışmaları, bağlamsalcı yaklaşım (contextualism) ve sosyal kurgulamacı (social constructionism) kuramın, psikolojik sosyal psikoloji ve bilişsel sosyal psikolojiye getirdikleri eleştiriler, bu alanda yaratıcı çalışmalara yol açmaktadır.

 

Bilişsel sosyal psikolojiye yönelik çeşitli eleştirileri cevaplayan Fiske ve Leyens (1997) 1960'lı yılların klasik çalışmalarıyla; 1970'ler ve 1980'li yılların çalışmalarını bağlama ve öznelliğe odaklanma bakımlarından ayırt etmişlerdir. Yazarlara göre bu ayırım, ilk dönem çalışmalarında öznelliğin zararına bağlama odaklanılmasında; ikinci dönemdeki çalışmaların ise bağlamın zararına öznelliğe odaklanmasında ortaya çıkmaktadır. Öznelliğe kaymanın birinci sonucu sosyal bağlamın ihmal edilmesi; deneğin zihninde yer alan evrensel süreçlere, içinde oluştukları özgül duruma bakmaksızın ilgi gösterilmesi olmuştur. İkinci olarak, izlenim oluşturma ve atıf süreçleri başlangıçta subjektif demirleme etrafında incelenirken, şimdilerde bu konulara nesnel bir görüş ile yaklaşılmaktadır. Diğer değişle betimleyici (descriptive) olan hipotetik modeller, zamanla bir reçete (prescriptive) hale gelmiştir. Bunun sonucunda, insanların biliş tembeli oldukları görüşü yaygınlaşmıştır. İnsanın baş vurduğu heuristic'ler her olguyu açıklayan durumlar ile yer değiştirmiş; ancak bu durum, kuramsal iyileştirmeleri getirmemiştir. Fiske ve Leyens, şimdi, sosyal psikolojik açıklamada totoloji tehlikesi bulunduğuna işaret etmektedir: 'İnsanlar yargılamalarında yanılırlar, çünkü onlar heuristic kullanırlar; insanlar heuristic kullanırlar, çünkü onlar biliş tembelidir' ifadeleri bu totolojiyi ortaya koymaktadır (s: 95).

 

Hamilton'a göre sosyal biliş araştırması, 'kişi enformasyonunun kazanılması, temsil edilmesi ve gözden geçirilmesini etkileyen bütün faktörlerin düşünülmesini içermektedir. Fiske ve Taylor'a göre ise, 'sıradan insanların insanlar hakkında nasıl düşündükleri ve insanlar hakkında düşündükleri üzerine nasıl düşündüklerini' incelemektedir. Ancak, sosyal biliş araştırması, bireyin perspektifinden çatışmasız (nonconflictual) toplum görünümünü benimsemektedir (Stroebe ve Insko, 1989). Yani, grup çatışmalarını, grup üyeliklerini göz ardı etmektedir ve esasında asosyal olan bireye yoğunlaşmaktadır. Bu birey de hatta 'sessiz çoğunluğun leke sürülmeyen beyaz erkek üyesidir' (Fiske ve Leyens, s: 97). Diğer değişle, kişinin herhangi birinin kendisinden, herhangi bir yolda kale alınacak denli farklılaştığına inanması için hiçbir nedeni yoktur. Bireyin ait olduğu ideal toplum, yalnızca kendisine benzer bireylerden oluşmaktadır ve güya herkezin esasında aynı olması nedeniyle, insanları özgül gruplar içine hapsetmek hoş değildir. Bu görüşe göre bazı milletlerde olduğu gibi (örn. Fransa ve Amerika), bireylerin eşit olduğunu varsayan haklar, pratikte de varmış kabul edilmektedir; bu aynı zamanda çoğunluğun kuralının başat olması gerektiği ve bunu sorgulamanın zor olduğu sonucunu da içermektedir. Fiske ve Leyens, böylesi asosyal bir bakış açısının kurama ilişkin doğurgular taşıdığına dikkat çekmektedir. Birinci olarak, kişinin algısı bireyselleşmiş olarak ele alınmaktadır. Aynı zamanda herkez çoğunluğun bir parçası olmalı ve eşitler arasında hiçbir sınır olmamalıdır. Bu durumda, özellikle nazik olan bazı kurtarılmış bölgeler söz konusu olduğunda, kategorize etmemek neredeyse bir zorunluluktur. Yazarlara göre bu, renk körü bir perspektiftir. İkincisi, gruplar üzerinde araştırma yapılıyorsa, ilgili gruplar, ya zararsız/nötr gruplar olacaktır (örn. Dışa dönük, günlük yaşamın içinde sıradan insanlar); ya da çoğunluğun kendileri hakkında suçluluk hissettikleri, rahatsız edici gruplar olacaktır (örn. Zencile, Latin kökenli Amerikalılar, kadınlar vs). İlkine göre, grup üyeliğinin mikropsuz, kuramsal bir testten başka sonucu bulunmamaktadır. Diğer durumda ise kuram potansiyel olarak ahlakî ilgilere bulaşmaktadır; çünkü bireyler ait oldukları leke sürülebilir gruplar içinde ele alındığında, bu tür bir kategorizasyon ahlakî olmayacaktır. Böylesi durumda, uygun bir ahlakî duruş, insanları biriciklikleri çerçevesinde ele almaya sevk etmektedir. Üçüncü olarak, asosyal görüş açısı, kişileri kategori üyeleri olarak ele alma talihsizliğini, önyargı, hata, cahillik veya tembelliğin sonucu olarak kabul etmektedir. Son olarak çatışmasız toplum modelinde insanların hak ve görevlerde eşit oldukları kabul edildiği için enformasyona karşı da aynı uygun duruşu göstecekleri, dolayısıyla gerçek algısının aynı biçimde olacağı öngörülmektedir.

 

Fiske ve Leyens'e göre, sosyal biliş araştırmalarının toplum görüşüne, sosyal kimlik kuramı meydan okumaktadır. Sosyal biliş araştırmasında bağlam arka plana itilip, nesnelliğe önem verilirken, sosyal kimlik kuramı bağlama ve öznelliğe odaklanmaktadır. Sosyal kimlik kuramına göre toplum, farklı gruplardan oluşmaktadır; bireyler bu toplumda kendilerini çeşitli grup üyelikleri ile algılamaktadır. Bu farklı gruplar ise kaynakları ve bulundukları statü bakımından eşit değildir. Demirleme (anchoring) bir süreç olarak nesneldir; ancak bu nesnel standartlar içinde bireylerin değerlendirmeleri özneldir. Örneğin kalıp yargı kullanma, sosyal biliş yaklaşımına göre bir hatadır (error); sosyal kimlik kuramı ve benlik kategorizasyonu kuramına göre, çeşitli bağlamsal değişkenlerden etkilenen, öznel değerlendirme araçlarıdır. Sosyal kimlik kuramı ve benlik kategorizasyonu kuramı, sosyal bağlamı araştırmaya getirerek, sosyal biliş çalışmalarına 'temiz hava' sağlamaktadır.

 

Amerika'da bilişsel sosyal psikoloji ve sosyal kurgulamacı sosyal psikolojinin yanı sıra sosyal psikoloji kuramının felsefî temelleri üzerine çalışmaların hız kazandığı dikkat çekmektedir. Bunların arasında B. Gholson, W. R. Shadish, S. Fuller, R. A. Neimeyer ve A. C. Houts'ın öncülüğünde başlayan, kimi zaman Avrupa'lı yazarların da katıldığı Bilim Psikolojisi ve Bilim Sosyal Psikolojisi çalışmaları ile sosyal psikoloji felsefesi çalışmaları bulunmaktadır.

 

C.i.c. Avrupa'nın meydan okuması: Sosyal psikolojinin özgüllüğü ve tanımı

 

Avrupa'da başlayan eleştirel tartışmaların çerçevesini, SP nin bir alan olarak nasıl tanımlanacağı, diğer komşu disiplinler arasındaki yerinin ne olacağı, SP nin meşruluğunu neye dayandırdığı konuları oluşturmaktadır. Bu sorunlara cevap vermek üzere araştırmacılar, her zaman birbiriyle uyumlu olmayan farklı görüşler doğrultusunda, kuramsal ve meta kuramsal ilkeler oluşturma çabasına girmişlerdir (bkz: Israel ve Tajfel, 1972; Moscovici, 1970, 1972; Harre ve Secord, 1972; Doise, 1972; Tajfel, 1972) . Tartışma ve yeni yaklaşımların en belirgin ortak özelliği ise hepsinin, Amerikan SP sinin bir dekonstrüksiyonunu hedeflemeleri ve alanın, diğer disiplinlerden bağımsız –hatta rakip- kendi özgül araştırma ilgileri ve yöntemleri olan bir disiplin olarak sınırlarını çizmek çabası olmaktadır . Bu çabada sosyal olguyu, hem psikolojinin, hem de sosyolojinin tanımladığından farklı bir biçimde ele almak önemli bir adımdır .

 

Moscovici (1970a), 1970'lere dek SP alanında bir konu birliği, sistematik bir ölçütler çerçevesi, tutarlı bir bilgi kümesi ya da tek anlamlı prospektif bir yönelime rastlanmadığına işaret etmiştir. Ona göre SP daha ziyade, farklı ilgi alanlarını özgün yollara çeken, ancak kristalleşmiş bir bilgi oluşumu gerçekleştiremeyen bir düşünce veya araştırma hareketi olarak görülmelidir. Bu durum bir yerleşme sürecinin özel bir biçimi, bir gençlik belirtisi değildir; SP nin kimliği ve oluşma koşulları onun ürettiklerinden hareketle ortaya konabilir. Moscovici'ye göre bu tür bir çabada iki sorun üzerinde durulmalıdır: (a) SP nin diğer komşu dallara göre yerini belirlemek ve (b) alanın kendi içindeki belrsizliği besleyen gerilimleri ve akımları aydınlatmak.

 

Moscovici SP yi en kötü durumda ara bir dal, en iyi durumda ise disiplinler arası bir bilim olarak değerlendirmiştir. Birinci görüşe göre SP psikoloji ve sosyoloji aralarında geçiş yolları sağlamak üzere bunların arasında bağlantı kuran ve bütünleştirme rolüne sahiptir. İki Hollandalı araştırmacının (3) 1950'den bu yana (1970'e) tek yanlı ve iki yanlı alıntıları analiz ettikleri 4 sosyal psikoloji, 3 psikoloji ve 3 sosyoloji dergisindeki yayınların karşılıklı alıntılarını analiz eden çalışması SP ye böyle bir görevin verilmediğini ortaya koymaktadır. Bu sonuca göre, sosyal psikologlar diğer araştırma alanlarıyla ilişkilerini kendi üzerilerinde merkezileşmiş kişisel biçimde kurmaktadırlar. Psikoloji ve sosyoloji dergileri arasında belirli bir uzaklık bulunurken, SP dergilerindeki yayınların, diğer ikigrup yayından eşit oranda bilgi aldığı, ancak bu iki grup (sosyoloji ve psikoloji) arasında bir iletişim kanalı oluşturamadığı gözlenmiştir. Diğer bir deyişle, psikoloji ve sosyolojinin ilişkiye geçmesi yalnızca sosyal psikolojinin içinde olmaktadır; SP nin komşu dallarla ilişkisi ise kuramsal düzeyde olup, uygulamaları özgündür. Moscovici'ye göre, SP nin diğer özgün yanı kendi sorunsalını araştırmak için araç gereç ve araştırma yöntemlerindeki çeşitlilik ve buluşlarıdır. SP karma bir dal değildir; kendi problematiği olan bağımsız bir daldır.

 

Avrupa sosyal psikolojisi, bir anlamda Amerikan sosyal psikolojisine karşı bir duruştur. Avrupa'da sosyal psikolojinin kurucularından bir olan Moscovici, yukarıda özetlenen görüşleri doğrultusunda, disiplini diğer yakın dallardan bağımsız olarak kurma ve özgül sorunları belirleme çabası içine girmiştir. Yazara göre, SP nin gerekliliği iki ana bilimin iradi sınırlılıklarından değil, bunlardan ne birinin ne diğerinin doğru olarak kavrayamayacağı bazı olguların varlığından doğmaktadır. Ancak SP de henüz yeterli bir kuramsal bütünleşme bulunmamaktadır. Diğer bilimler için bir yöntemler potası, bir laboratuvar olan sosyal psikoloji kendini arayan bir dal konumundadır (Moscovici, 1970a). Bunun yanı sıra, sosyal psikoloji, birey ile toplum arasındaki çatışmanın bilimidir . Sosyal psikolojinin ilgi alanını, ideoloji (bilişler ve sosyal temsiller) ve iletişim olguları oluşturmaktadır. Birey ve grupların, eylem ve iletişimleri önyargılar, kalıp yargılar, inançlar, tutumlar vb ile kuşatılmıştır; bunlar toplumun, bireyler arası, bireyler ve gruplar arası veya grupların birbirleri arası ilişkileri düzeyinde oluşan sosyal temsillerini ifade etmektedir (Moscovici, 1994).

 

Moscovici (1992), diğer bir çalışmasında, sosyal temsillerin sosyal psikolojinin başat kavramı; yaşam ile düşüncenin ise sosyal psikolojinin öncelikli alanı olduğunu öne sürmektedir. Yazara göre, bu disiplin modern dünyanın antropolojisidir ve istikrar ve denge sorunları yerine değişme sorunları ile ilgilenmelidir. Sosyal psikolojide bu anlayış hem daha geniş bir zihinsel ve sosyal olgular yelpazesini keşfetmeyi, hem de çağdaş kültürün ve deneyimlerin bağlamında tanığımız şeyleri daha iyi kavramamızı sağlamalıdır. Ayrıca bu anlayış bireyin grubuyla asla çatışmadığı, sürekli denge ve ahenk içindeki organik komünite için hayranlık duymaktan sıyrılmalıdır. Öte yandan tamamen özerk ve izole olan birey ile hemen hemen tümüyle aşkın bir varlık olan toplum arasındaki dikotomiden kurtulmalıdır.

 

Bu yaklaşıma göre, düşünmek yalnızca bireylere ait bir özellik değildir; grupların değil, bireylerin düşündüğünü kabul eden ve grupların düşünen bireyler üzerindeki –genellikle olumsuz- etkilerini inceleyen yaklaşımın aksine, sosyal temsillerin düşünen toplumun ürünleri olduğu görüşü benimsenmektedir (Moscovici, 1988).

 

Avrupa sosyal psikolojisinin, Amerikan sosyal psikolojisine karşı duruşu iki tema etrafında incelenebilir. Birinci olarak, Avrupa'lı araştırmacılar, kendi toplumlarına ait sorunların, diğer deyişle sosyal psikolojinin Avrupa toplumunda refleksiv sonuçlar yaratacak problemlerin, Amerika'lı araştırmacıların özellikle II. Dünya Savaşı sırasında ve sonraki ekonomik gelişmeler sırasında ortaya koydukları problemlerden farklı olduğu görüşündedir. İkincisi ise, Avrupa'da geliştirilen psikososyal bakış, Amerika'da geliştirilen sosyal biliş yaklaşımından, özellikle epistemolojik temelde önemli ölçüde farklılaşmaktadır.

 

1960'ların sonlarına doğru Avrupa'da kurulan sosyal psikoloji, sosyal bilim kuramının ve araştırmasının, belirli bir toplumun tarihî, kültürel ve sosyo-politik bağlamına dayalı gelişebileceği görüşüne dayanmaktadır. Tajfel (1981c) 1969 yılında Belçika'da yapılan Avrupa Deneysel Sosyal Psikoloji Kurulu'nun konferansında iki genel görüşün ortaya konduğuna dikkat çekmiştir. Birinci görüşe göre deneysel araştırma geleneğinin fikirleri ve kuramlarının sosyal psikoloji için uygun ve yeterli olduğu üzerinedir. İkinci görüş ise, deneysel sosyal psikolojinin sosyal bir boşlukta yapıldığını, diğer deyişle gerçek sosyal bağlamlardan uzak ve sosyal bilim kapsamıyla ilgisiz olduğunu ileri sürerek, kuramsal formülasyonlarda yeni yollar aranması gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca bu görüşün taraftarları, araştırmaya yön verecek olan kuramda ne tür bir insan (homo) kurgusundan yola çıkılacağı üzerinde durmuştur.

 

Moscovici (1972) Amerikan sosyal psikolojisinin gösterdiği gerçek ilerlemenin onun emprik yöntemine veya kuram kurgusuna bağlı olmasından ziyade araştırma temalarını ve kuramlarının içeriklerini kendi toplumunun problemlerine dayandırılmasına bağlamaktadır. Amerikan sosyal psikolojisinin değeri Amerikan toplumunun problemlerini sosyopsikolojik terimlere çevirmesinde ve bunları bilimsel araştırmanın nesnesi haline getirmesinde yatmaktadır. Avrupa sosyal psikolojisi ise Avrupa'nın kendi realitesine dayanmalıdır. Moscovici'ye göre bir bilimin metafiziksiz ve pozitivistik olmasına dayalı –hatta o yıllarda ideolojisiz bilime çevrilen bu talep- (1970'lere gelindiğinde halen) bir gerçek haline gelmiş görünmemektedir. Buna karşın, kuramlar, sosyal değerler ve felsefe(ler)den köklenirken, kendilerini bu köklerden ayırarak bağımsız olarak gelişemezler. Bilim, deneycinin ve deneklerinin sosyal etkileşimini analiz konusu eden bir sosyal kurumdur. O halde, bilimsel bir komünitenin amacının ne olduğu, sosyal düzeni eleştirip eleştirmediği ya da destekleyip desteklemediği soruları sorulmalıdır. Bunlara verilen yanıtlar ve kuramsal aktivitelerin bir sistemini yaratmak, konunun tutarlı gelişimi için temeldir.

 

Bunların yanı sıra, sosyal psikoloji alanı, kendi sosyal realitelerini yaratan ve birbirleri üzerinde kontrolu olan bireyler ve grupların farklılıkları kadar, birlik ve dayanışmalarını konu edinmelidir. Ekonomi terimleriyle ifade edilirse, ideoloji, birey ve grupların üretimi; birlik ve dayanışmaları tahvilleri; komünikasyon, alış veriş ve tüketimleri; dil ise nakitleri anlamını taşımaktadır. Sosyal psikoloji bu olguların tümünü kuşatmalıdır (Moscovici, 1972).

 

Tajfel (1981b), ise II. Dünya Savaşının sonuçlarının, sosyal psikolojiye olan ilgisini arttırdığını belirterek, Avrupa sosyal psikolojisinin yeni bir kimlik kazanmasında önemli olan konuların sosyal kalıp yargılar ile etnik ve millî tutumlar olduğunu öne sürmüştür. Tajfel (1981c) sosyal psikolojinin o yıllarda karşı karşıya kaldığı en önemli problem gruplar arası davranışa nüfuz etmiş süreçler hakkındadır. İlgi, insanın insana yönelik tutumlarının temel özelliklerine yönelmelidir. Bu özellikleri, insanın alıştığı düzenlilikler, sosyal bağlam ve sosyal çevre belirlemektedir. Bu durumda deneylerden elde edlen veri ne sosyal davranışın geneli ile ne de bireysel olmamalıdır; zira davranışın gözlenen düzenliği, genel süreçler ve oluştukları sosyal bağlam arasındaki etkileşimin bir sonucudur. Bağlamla ilgili bilgi olmaksızın bir hipotezin teyid edilmesi veya yanlışlanması yanıltıcı olabilir. Öte yandan istatistik araçlar, araştırmanın gelişigüzel bireysel farklılıklarla ilgili olup olmadığını anlamaya yardımcı olacaktır. Tajfel'e göre, sosyal psikolojinin, sosyopsikolojik insanın (homo) biricik karakteristiği olan sosyal davranışla geniş ölçüde ilgilenmesi için insanın tür olarak yapmaya muktedüir olduğu genotipik davranışlar ile sosyal hayvan olarak ortaya koyduğu fenotipik davranışlar arasında ayırım yapılması, sosyal psikoloji hipotezlerinin geliştirilmesinde önem taşımaktadır.

 

İkinci olarak Moscovici'nin önerdiği psikososyal bakışın gelişimi, sosyal psikoloji literatüründe hakim olan çeşitli yaklaşımların bir sınıflamasına ve bu sınıflamaya göre ortaya çıkan problemler etrafında söz konusu yaklaşımların eleştirisine dayanmaktadır. Tajfel (1981c), birçok sosyal psikoloji araştırmasında geçen kuramların sosyopsikolojik olmadığına dikkat çekerek, Moscovici'nin kaygılarını paylaşmıştır. Moscovici (1970a), SP nin etkinliğini amibsi bir harekete benzetmiştir; yani yükselme ve birikimden çok, bir yayılma söz konusudur. Yazar, kuramsal bütünleşme yokluğuna ve deneysel dağılmaya neden olarak veri toplama gayretkeşliğine işaret eder. Ancak bu sadece görünen bir nedendir. Bu saptamalar ve yansıttıkları rahatsızlıklar, psikososyolojik araştırmada rol oynayan ve alanı, daha derin bir düzeyde parçalayan değerlerdeki farklılıktan doğan bir durumun belirtisidir. Bu anlamda SP bir akımdır; türlü gerilim alanlarını barındıran, ancak az çok göreceli homojen kaygı/uğraşların alanıdır. Karşıt görüşler ise alanı canlandıran yaratıcı tartışmalara yol açar; bir dezavantaj değil, avantajdır.

 

Moscovici aynı eserinde sosyal psikoloji içinde üç gerilim alanı ayırt etmiştir: (a) Anket-deney taraftarı olmak, bilimsel bir topluluğu iki entellektüel dünyaya ayırmaktadır. Bunlardan birini ya da diğerini seçmek, yazara göre kapısı sadece ilkelerini tartışmasızca benimseyenlere açık olan bir topluma girmeye benzemektedir. Bu gerilim ile başa çıkmanın yolu olarak, yazar, dalın çekirdeğine deneysel yöntemi alarak onu kuramsal bir çözümlemeye bağlı kılmak ve deneyin öncesine ve sonrasına anket ve gözlemi koyarak, metodolojik zincirin yeniden kurulmasını önermiştir.

 

(b) İkinci olarak SP bulgularının hangi yönde genellenebileceği bir diğer gerilim alanıdır. Bu noktada temel sorun, biriktirilen sonuçlar bütününü ve sorunları sistematikleştirmek ve derinleştirmek hangi genel ve özgül açıklama çerçevesinde yapılacağı üzerinedir. SP kuramsal bir oluşumun içinde gelişmediği için bu genelleme bizzat alanın içinden yapılamamaktadır; psikoloji ve sosyolojinin konusuna uyarlanabilir nitelikte ve önceden yapılanmış bir başka bilgi düzeyine doğru SP verilerinin genişletilmesiyle bu eksiklik giderilmek istenmiştir.

 

Psikolojinin arka planından yararlanarak genelleme yapanlar ve bireyseli tek yönlü olarak sosyale getişletenler, incelenen bütünlüğün (entite) özelliklerini ihmal etme eğilimindedir; daha ziyade bunların oluştukları koşullardan bağımsız ve genel oldukları varsayılan mekanizmalara başvurulmaktadır. Bu tavır, SP nin konularına hiçbir özellik tanımamaktadır. Bu yönelimde üç postülaya dayanılmaktadırlar: a. Sosyal olan sosyal olmayandan daha karmaşıktır ve olgular hiyerarşisi, basitten karmaşığa; bireyden gruba doğrudur. b. Sosyal olan özgül olguların varlığını içermez; fizyolojik yasaların psikolojik yasaları, bunların da sosyal yasaları açıkladığı kabul edilir. c. Sosyal olan ve olmayan arasında temel bir ayrılık bulunmamaktadır (Alport). Bu görüş SP yi genişletilmiş bir bireysel psikoloji yapmaktadır.

 

Sosyolojik yaklaşımda ise bireyler ve gruplar, onları oluşturan özellikleri arasındaki sosyal ilişkilerden bağımsız bir takım tözsel bütünlükler olarak ele alınmaktadır. Bu durumda da SP betimsel ve sınıflayıcı bir görevi aşamamaktadır.

 

Moscovici, bireysel-sosyal karşıtlığını aşan, psikolojik oluşumların evriminde sosyal ilişkileri temel alan ve sosyal psikolojik olguları tam bir bağımsızlık içinde açıklayıcı bir bakış açısına sahip iki örnek üzerinde durmuştur: (a) Bireysel kimliğin sosyal gruplara referansla saptandığını gösteren ve grupların bir ilişkiler alanı olarak örgütlendiğini açıklayan Şerif'in çalışması ve (b) grup üyelerinin tutum, davranış ve rollerini, grup içi ilişkileri işe katan, Festinger, Riecken ve Schachter'in tutum değişimi çalışmaları.

 

© Üçüncü gerilim noktası sosyal psikolojik yaklaşıma özgü birimlerin tanımı ile ilgilidir. SP sosyal etkileşimi konu edinir; ancak sosyal etkileşimin ne olduğu konusunda tavırlar farklılaşmaktadır; üstelik sosyal etkileşimi gibi iyi tanımlanmamış bir kavramı konu almak, SP üzerinde konusuz kalma tehlikesi yaratmaktadır. Bu kavramı öne çıkarma aslında SP nin çözümleme ve gözlem biriminin tanımında karşılaşılan gerçek güçlükleri örtmeye hizmet etmektedir. Geçmişten SP ye miras kalan gelenek ve eğilimler sosyal psikolojik objenin değişik temsillerinin ortaya çıkmasını getirmiştir; ki bu temsiller etkileşim paravanasına rağmen birbirinden farklı birçok SP ye yol açmaktadır.

 

Moscovici, birbirinden farklı obje temsillerini iki ana başlıkta toplamıştır: (a) Taksonomik ve differansiyel versiyonlarıyla bireyselci bakış açısı, (b) sosyal bakış açısı.

 

Bireyselci bakış açısı ego-obje ya da uyaran-tepki şemasından hareket ederek davranışın sosyal ya da sosyalleştirilmiş yanını anlamaya yarayacak değişkenleri belirlemeye çalışır. Taksonomik ve diferansiyel bakış E-O ilişkisindeki ögelere verilen anlam ve önemin derecesi bakımından farklılaşmaktadır. Taksonomik akım E-O ilişkisini formüle ederken, öznenin (ego) bireysel ya da kollektif, insanî ya da insanî olmayan özelliklerinin önemsiz olduğunu kabul etmektedir; ancak obje sosyal olanlar ve olmayanlar şeklinde farklılaşmaktadır. Bu görüşün etkisindeki SP, psikolojik betimlemeyi, bir uyaran kategorisinden diğerine yaymayı, genel psikolojik olguların özgül durumlarda hangi biçimlerde bulunduklarını aramayı amaç edinmektedir (örneğin Şerif'in otokinetik etki deneyi, Yale grubunun ikna edici bir iletişimde kaynağın sosyal özelliklerini araştırmaları vb.). Taksonomik yaklaşım, uyaran (nesne) sosyal ise araştırma SP, fiziksel ise genel psikoloji kapsamına gireceği çıkarımı nedeniyle; (diğer deyişle bir uyaran alanına ait bir dizi değişkeni ayırt etmek ve yasalarını inceleme amacı nedeniyle), SP ye özgül bazı sorun ve olgulara sahip olma imkanı bırakmamaktadır. Diferansiyel bakış ise, gözlenen tepkinin nedenini öznenin (ego) özelliklerinde görerek, uyaran tipini dikkate almaksızın çeşitli birey kategorilerinin toplum içinde nasıl davrandıklarını ve sosyal çevrelere (ki fiziksel çevre ile farklılaştırılmamıştır) nasıl girdikleri üzerinde durmaktadır [örneğin, bireylerin bilişsel tipine (soyut-somut; basit-kompleks), güdülere göre (gruba katılma, onay ihtiyacı), tutumlara göre (etnosantrizm-dogmatizm) telkin edilmeye yatkınlıklarını araştırmak] ya da grupların işleyiş ve doğuş özelliklerini, evrimlerinin dinamiğini tanımak için, grupların nicel ve yapısal özelliklerinin bir listesi yapılmaktadır. Bu yaklaşım, SP nin kuram geliştirmesinde engelleyicidir. Zira, örneğin iletişimin etkisi bireyin az ya da çok etkilenebilir karakterine göre anlaşılabiliyorsa bu iletişimi tanımak gereksizdir. Moscovici 'böyle bir çalışmayı kişilik psikolojisinden nasıl ayırabiliriz?' sorusunu tartışır. Yapılan iş sadece, bazı psikolojik mekanizmaları, sosyal psikolojik bir ortam içinde inceleyerek daha iyi anlamak ve sosyal mekanizmaların bazı kişilik tipleri üzerindeki etkisini belirlemekten öteye gitmemektedir. Bu bakışın sosyal durumun nicel katsayılarını, parametrelerini belirleme amacı betimlemeler ve korelasyonlar düzeyinde kalacak bazı sonuçlara varmaya yol açmaktadır.

 

SP yi diğer sosyal bilimlerden ayırt eden özelliği, konusundan ziyade kendine özgü bakışıdır (Moscovici, 1994). Psikososyal bakış olguların ve ilişkilerin üçlü bir bakışı ile nitelendirilebilir. Özelliği, klasik felsefenin mirası olan iki terimli ve iki kutuplu ilişkiye (özne-obje) üç terimli bir ilişki (bireysel özne-sosyal ozne-obje) ikame etmesidir. Diğer bir deyişle, psikososyal bakışı benimseyen sosyal psikoloji, ego-alter-obje (farklılaştırılmış) ilişkisine dayalı inceleme yapar. Moscovici'nin önerdiği sosyal bakış açıs, E-O ilişkisini, bir başka öznenin, bir 'Alter'in işe karışması ile aralamaktadır; burada model özne ile öznenin, öznelerle objelerin karmaşık bir ilişkisine dönüştürülmüştür. Bu saptamalar, gerçek veya imajiner, sosyal veya sosyal olmayan objeyle, yani gerçeklikle ilişkileri analiz etmek için Diğeri'nin hangi tarzda (Örneğin bize benzeyen Diğeri, yani 'alter ego' ya da farklı Diğeri yani 'alter' ile ilişki matrisleri çerçevesi sağlar.) ele alınacağını gösterir.

 

Avrupa sosyal psikolojisi, halen Tajfel ve Moscovici'nin çekirdeğini oluşturduğu hareket çevresinde gelişmekte ve farklılaşmaktadır. 1970'li yıllarda alanın önde gelen isimleri sosyal psikolojinin amacı, epistemolojisinin yanı sıra, metod sorunlarına eğilmişler ve araştırma için kriterler geliştirmişlerdir . Tajfel öğrencisi Turner ile birlikte sosyal psikoloji alanına gruplar arası davranışı anlamak için sosyal kimlik kuramını kazandırmıştır. Turner, ilerleyen yıllarda, bilişsel sosyal psikoloji ile uzlaşacak olan sosyal kategorizasyon kuramını geliştirmiştir.

 

Bunların yanı sıra, Billig (1991) sosyal psikolojiye retorik yaklaşımı dahil etmiştir. Retorik yaklaşıma göre düşüncenin doğası tartışmacı (argumentative) bir nitelik taşımaktadır. Bu sayede toplumda farklı görüşlerin bir arada bulunması ve meşruluklarını kazanması mümkün olmaktadır. Ayrıca sosyal temsiller de, sağduyunun yeni versiyonları olarak bu tartışmacı özelliği taşımaktadırlar (ayrıca bkz: Billig, 1985; 1989; 1992) . Billig, 1987 yılında aralarında j. Potter, D. Edwards, C. Antaki ve M. Wetherell de bulunduğu bir grup yazar ile Loughborough Üniversitesi'ne bağlı olan Söylem ve Retorik Grubu'nu kurmuştur. Söylem analizi ve retorik üzerinde çalışmalar halen disiplinler arası etkileşim içindedir.

 

C.ii. Meta-bilimsel düzeyde sosyal psikoloji

 

Psikoloji, aydınlanma düşüncesine dayalı olarak beliren modern disiplinlerden biri olarak doğmuştur. Uzun geçmişine rağmen modern psikolojinin bilimsel temelleri, disiplinin deneysel bir bilim olmaya başlamasıyla açıklanmaktadır.

 

Meta-bilimsel çerçevede sosyal psikoloji incelendiğinde, beş gerilim alanı ön plana çıkmaktadır. Farr (1996) bunlardan özellikle dördü üzerinde durmaktadır: (a) Sosyal psikolojinin bir bilim olarak gelişmesinde meta-kuramsal tercihler, (b) sosyal psikolojinin sosyolojiye ve psikolojiye dayalı formları, © Batı düşünme geleneğine içkin bireyciliğin bir ideoloji olarak disipline yansıması, (d) Kartezyen ve Hegelian geleneklerin disiplin üzerine etkileri. Bu faktörlere (e) kuramsal yapıdaki farklı kök metaforların önemi eklenebilir (Gergen, 1988).

 

(a)Gergen (1973) sosyal psikolojinin meta kuramının aydınlanma düşüncesinin ideolojisine uygun olarak pozitivizm olduğunu öne sürmüştür. Felsefe içindeki uzun geçmişine rağmen modern psikolojinin bilimsel temelleri, disiplinin deneysel bir bilim olmaya başlamasıyla açıklanmaktadır. Bruno’ya (1982; 41) göre deneysel bir disiplin olarak psikolojinin temelleri İngiliz deneyimcilerinin görüşleri ve fizyoloji alanındaki çalışmalara dayanmaktadır.

 

Pragmatist görüş SP içinde pozitivizme karşı bir alternatif sunmaktadır. James, pragmatizmin iki noktaya değindiğini öne sürmüştür. (a) Her şeyden önce doğruları değerlendirme yolu, temel bir tanıma uygunluğu veya yanlışlığına bakılarak değil, onun ahlakî (moral) ve estetik sonucu etrafında değerlendirilir. Diğer bir deyişle, aynı sonucu taşıyan iki farklı doğru fonksiyonel olarak aynıdır. (b) İkinci olarak, Pragmatizm gerçeğin birbiriyle çelişik tanımlarını uzlaştırır. Örneğin insanlar, eğer farklı inançlar ortak ve söz birliğine varılmış sosyal davranışa yol açıyorsa, kendi inançlarını farklılığa rağmen sürdürebilir (Wozniak, 1996). Pragmatizm, Amerika'da sosyal etkileşimcileri ve son yıllarda popülerlik kazanan konuşma analistleri (örneğin Shotter, Gergen) üzerinde etkili olmuştur. Dön: Harré etojenik psikoloji.

 

Diğer bir meta-kuram, Kant'a dayalı Alman ekolünden gelmektedir. Sosyal psikoloji alanının ilgileri ilk kez Wundt tarafından 1900-1920 yılları arasında yazdığı 10 ciltlik Völkerpsikologie eserinde betimlenmiştir. Wundt'a göre deneysel psikoloji Naturwissenchaften'in parçası iken, sosyal psikoloji, Geisteswissenschaften içinde yer almaktadır. Wölkerpsikologie'nin çalışma nesnesini, dil, inanç, adet, mit, büyü ve soy konuları oluşturmaktadır. Wundt bu kollektif fenomenlerin, birbirleri ile karşılıklı etkileşimlerinden doğduğunu ve birey bilinci kavramından çıkarsanamayacaklarını öne sürmüştür. Ona göre yüksek zihinsel süreçleri deneysel olarak araştırmak olanaklı değildir ve örneğin kültür, bilincin alanında değil, dışındadır; bu anlamda zihnin dışsal tezahürleridir, dolayısıyla zihin ancak bu çerçeveden analiz edilebilir (Farr, 1996).

 

Aslında Wundt ve James, psikolojide pozitivist görüşün dışında kalan iki kuramcıdır. Pragmatist görüşün savunucusu James'e göre, pragmatizm, iki önermeye dayanmaktadır. Birincisi, doğruyu değerlendirme yolu, James'in görüşleri, kısmen Mead'in benlik kuramında devam ederken, son yıllarda yaygınlaşan bağlamsalcı görüş ve sosyal kurgulamacı yaklaşımın temellerini oluşturmaktadır.

 

Wundt'un Völkerpsychologie anlayışı ise, Dilthay'ın temellerini kurduğu Geisteswissenschaft görüşüyle tamamen tutarlıdır.

 

Öte yandan sosyal psikolojinin öncülleri, literatürde, Triplett'in 1898'de gerçekleştirdiği alanın ilk laboratuvar çalışması kabul edilen sosyal kolaylaştırma deneyi, Cooley'in 'Human Nature and Social Order' kitabı ve McDoughall ve Ross'un aynı yıl yayınlanan (1908) ve daha sonraki yıllarda sosyal psikolojinin sosyolojik ve psikolojik formlarının köklerini oluşturan Sosyal Psikoloji ders kitapları olarak geçmektedir. 1918'de Thomas ve Znanienki'nin Chicago'daki Polonya göçmenleri ile yaptıkları alan araştırması ve 1922'de M. Prience'in 'Journal of Abnormal and Social Psychology' yi (1965'de bu dergi Journal of Personality and Social Psychology adını alacaktır.) kurmasını takiben Allport 1924 yılında davranışçı perspektiften yazdığı sosyal psikoloji ders kitabı ile alanın ilk sistematik tanıtımını yapmıştır. Bu kitapta, Allport, sosyal psikolojide deneysel metodun kullanımını savunmakta ve gelecek on yıl için bir araştırma ajansası sunmaktadır (Gergen, ……., Introduction to SP,is sp a science?)

 

(b) Sosyolojik sosyal psikoloji ve psikolojik sosyal psikoloji

 

© Sosyal psikolojide bir ideoloji olarak bireycilik

 

(d) Sosyal psikolojide Kartezyen-Hegelyen bilim anlayışı

 

(e) Kuramsal yapıda rol oynayan farklı kök metaforlar

 

Hasan Başarır

 

Referanslar

*Allport, (1985):

* Asch (1952):

*Billig, M. (1985): Predjudice, categorization and particularization: from a perceptual to a rhetorical approach. European Journal of Social Psychology, Vol. 15, 79-103.

*Billig, M. (1989): Ideological dilemmas. Sage:London.

Billig, M. (1990): Rhetoric of social psychology. In (eds.) I. Parker and Shotter, Deconstructing social psychology. Routledge: London.

*Billig (1992):

Billig, M. (1991): Social representations and Rhetoric. Ideology and Opinions, 57-71. Sage: London.

*Demir, Ö. (1991): Bilim Felsefesi. Ağaç Yayınları: İstanbul

*Doise, (1972): Groups and individuals.

*Doise (1989):

*Fancher, R. E. (1990): Ruhbilimin Öncüleri. Çev: Aziz Yardımlı. İdea Yayınları: İstanbul.

*Farr, R. (1996): Roots of modern social psychology. Basil Blackwell: London.

*Fiske, S. T. ve Leyens J.-P. (1997): Let social psychologybe faddish or, at least, heterogeneous. In (eds) C. McGarty and S. A: Haslam, The message of social psychology, 92-113. Basil Blackwell: Oxford.

*Gergen, K. (1973): Psychology as history.

Gergen, K. (1985):

*Gergen, K. (1988): Methaphor, metatheory and social world.

Gulbenkian Komisyon Raporu (1996): Sosyal bilimleri açın. Metis:İstanbul

*Harré, R. and Secord (1972):

Hewstone (1983):

*Israel and Tajfel, H. (1972):

Kruglanski (1980)

Kruglanski (1988)

*Kuhn (1962): The structure of scientific revolutions. Un. Of Chicago Press: Chicago.

* Joas (1980)

* Jones (1985):

*Lubek, (1995): Critical social psychology. Sage:London.

*McGarty, C. ve Haslam, S. A. (1997): Introduction and a short history of social psychology. In (eds) C. McGarty and S. A: Haslam, The message of social psychology, 1-20. Basil Blackwell: Oxford.

*Masterman (1992):

Michael, M. (1990): Intergroup theory and deconstruction. In (eds.) Ian Parker and John Shotter. Deconstructing Social Psychology, 170-183. Routledge: London.

*Moscovici, S. (1970a):

*Moscovici, S. (1972): Society and theory in social psychology. In (eds) J. Israel and H. Tajfel, The Context of Social Psychology, 17-70. Academic press: NY.

*Moscovici, S. (1992): Presentation. Çev: N. Bilgin, Bulletin de Psychologie, t. 45/405 s:137-144.

* Moscovici (1994):

*Moscovici, S. (1988): Notes towards a description of Social Representations. European Journal of Social Psychology, Vol 18, 211-250.

Nisbett and Ross ():

*Parker, I. (1989):

*Rosnow and Geurgoudi

*Ross ve Fletcher (1985):

*Smith, Harré, R. and Langenhove (1995a): Introduction. Rethinking Psychology. Sage: London.

*Stringer, (1990):

*Stroebe and Insko

Stroebe, and Kruglanski, A. (1989):

Sturrock, (1979): Structuralism since.

*Tajfel, H. (1972):

*Tajfel, H. (1981a): The importance of exaggerating. Human Groups and Social Categories, 62-90. Cambridge Un. Press: Cambridge..

*Tajfel, H. (1981b): The development of a perspective. Human Groups and Social Categories, 1-10. Cambridge Un. Press: Cambridge..

*Tajfel, H. (1981c): Experiments in a vacuum. Human Groups and Social Categories, 17-41. Cambridge Un. Press: Cambridge.

*Worchel and Cooper (1976):

 

 

Allport (1924): Social Psychology. Houghton Mifflin: Boston, MA.

Allport, (1985):

Asch, S. E. (1952): Social Psychology. Prentice Hall: Englewood Cliffs, NJ.

Bar-Tal, D. and Kruglanski, A. (1988): The social psychology of knowledge: its scope and meaning. In (eds.) Daniel Bar-Tal and Ariel W. Kruglanski. The Social Psychology of Knowledge, 1-15. Cambridge Un. Press: Cambridge.

Bilgin, N. (1994): Sosyal bilimlerin kavşağında kimlik sorunu. Sistem Yayıncılık: İstanbul.

Bilgin, N. (1998): Siyaset ve İnsan. Bağlam Yayıncılık: İstanbul.

Billig, M. (1985): Predjudice, categorization and particularization: from a perceptual to a rhetorical approach. European Journal of Social Psychology, Vol. 15, 79-103.

Billig, M. (1989): Ideological dilemmas. Sage:London.

Billig, M. (1990): Rhetoric of social psychology. In (eds.) I. Parker and Shotter, Deconstructing social psychology. Routledge: London.

Billig, M. (1991): Social representations and Rhetoric. Ideology and Opinions, 57-71. Sage: London.

Bochenski, I. M. (1983): Çağdaş Avrupa Felsefesi, çev: Serdar Rifat Kırkoğlu. Yazko:İstanbul..

Bruno (1982):

Danziger (1990):

Demir, Ö. (1991): Bilim Felsefesi. Ağaç Yayınları: İstanbul

Doise, (1972): Groups and individuals.

Fancher, R. E. (1990): Ruhbilimin Öncüleri. Çev: Aziz Yardımlı. İdea Yayınları: İstanbul.

Farr, R. (1996): Roots of modern social psychology. Basil Blackwell: London.

Fiske, S. T. ve Leyens J.-P. (1997): Let social psychologybe faddish or, at least, heterogeneous. In (eds) C. McGarty and S. A: Haslam, The message of social psychology, 92-113. Basil Blackwell: Oxford.

Gergen, K. (1973): Psychology as history.

Gergen, K. (1985):

Gergen, K. (1988): Methaphor, metatheory and social world.

Gulbenkian Komisyon Raporu (1996): Sosyal bilimleri açın. Metis:İstanbul

Harré, R. and Secord (1972):

Hewstone (1983):

Israel and Tajfel, H. (1972):

Joas,

Jones (1985):

Kruglanski, A. W. (1980): Lay epistemo-Logic-Process and Contents: Another look at attribution theory. Psychological Review, Vol.87 No 1, 70-87.

Kruglanski, A. W. (1988): Knowledge as a social psychological construct, in D.Bar-Tal and W. Arie W. Kruglanski (eds),The Social Psychology of Knowledge. 109-142. Cambridge University Press:Cambridge.

Kuhn (1962): The structure of scientific revolutions. Un. Of Chicago Press: Chicago.

Lubek, (1997): Critical social psychology. Sage:London.

McGarty, C. ve Haslam, S. A. (1997): Introduction and a short history of social psychology. In (eds) C. McGarty and S. A: Haslam, The message of social psychology, 1-20. Basil Blackwell: Oxford.

Masterman (1992):

Michael, M. (1990): Intergroup theory and deconstruction. In (eds.) Ian Parker and John Shotter. Deconstructing Social Psychology, 170-183. Routledge: London.

Moscovici, S. (1970a):

Moscovici, S. (1972): Society and theory in social psychology. In (eds) J. Israel and H. Tajfel, The Context of Social Psychology, 17-70. Academic press: NY.

Moscovici, S. (1992): Presentation. Çev: N. Bilgin, Bulletin de Psychologie, t. 45/405 s:137-144.

Moscovici, S. (1988): Notes towards a description of Social Representations. European Journal of Social Psychology, Vol 18, 211-250.

Nisbett and Ross ():

Parker, I. (1989):

Potter and Wetherell, M. (1995): Discourse Analysis. In (eds.) Smith,…… R. Harré and Langenhove. Rethinking methods in psychology. Sage:London.

Ross and Fletcher (1985):

Schultz, D. (1975): A history of modern psychology. Academic Press: NY.

Sherrif, M. (1947):

Sherrif, M. (1949):

Sherrif, M. (1953):

Smith, Harré, R. and Langenhove (1995a): Introduction. Rethinking Psychology. Sage: London.

Stringer, (1990):

Stroebe, and Kruglanski, A. (1989):

Sturrock, (1979): Structuralism since.

Tajfel, H. (1972):

Tajfel, H. (1981a): The importance of exaggerating. Human Groups and Social Categories, 62-90. Cambridge Un. Press: Cambridge..

Tajfel, H. (1981b): The development of a perspective. Human Groups and Social Categories, 1-10. Cambridge Un. Press: Cambridge..

Tajfel, H. (1981c): Experiments in a vacuum. Human Groups and Social Categories, 17-41. Cambridge Un. Press: Cambridge.

Turner, J. (1981): Some considerations in generalizing experimental social psychology. Progress in Applied Social Psychology, (eds) G. M. Stephenson ve J. M. Davis, Vol. 1, 3-34.

Vanbeselaere, N. (1989):

Vanbeselaere, N. (1996):

Worchel and Cooper (1976):

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...