Jump to content

Nuh Tufanı ve Nuh'un Gemisi...


Önerilen Mesajlar

Dünyamız belki büyük küçük birçok tufan olayı yaşamış olabilir, ancak Nuh ve Babil tufanlarında anlatıldığı boyutlarda bir tufanı asla yaşamış olamaz. Nuh ve Babil tufanları insanları eğitmek ve gemi yapmasını öğretmek amacıyla tasarlanmış tufanlardır. Bir başka deyişle, Kutsal dağdaki prototiplerden (İlk örnekler) esinlenen kişiler, Nuh ve Babil tufanları ile insanlara büyük sel felaketlerinden nasıl kurtulabileceklerini aktararak bu tür olaylarda ne gibi önlemler almaları gerektiğini bildirmişlerdir. Bu örnekler Hz. Musa’ya “Bak, her şeyi dağda sana gösterilen örneklerine göre yapacaksın” diye gösterilmiş olan örneklerdir (İbranilere Bab 8/5). Tekvin'de tufan olayını anlatan bölümleri dikkatle okuyan herkes tufanların birer tasavvur olduğunu rahatlıkla anlayabilir.

 

NUH TUFANI (özet)

 

Nuh (Allah'ın buyruğu üzerine), 300 arşın boyunda, 50 arşın genişliğinde ve 30 arşın yüksekliğinde, içinde odaları olan, içerden ve dışarıdan ziftle sıvanmış, 3 katlı bir gemi yapıyor. Gemiye kendisi, karısı, üç oğlu ve üç oğlunun eşleri (8 kişi olarak) ile birlikte her cins hayvandan birer çift gemiye biniyor ve Allah onların üzerine geminin kapısını kapatır ve 17. 02. 600’de (varsayım) Nuh 600 yaşındayken, bütün kaynakları yararak göklerin pencerelerini açar tufan başlar.

 

Nuh’un gemisi, 17. 07. 600’de (tufandan beş ay sonra) Ağrı dağı üzerine oturur.

 

01.10. 600’de dağların başları gözükür.

 

21.11. 600'de Nuh gemisinin penceresini açar ve kuzgunu gönderir, kuzgun yerdeki sular kuruyuncaya kadar öteye beriye gider gemiye dönmez.

 

Suların yeryüzünden eksilip eksilmediğini görmek isteyen Nuh, yanından bir güvercin uçurur. Ayak tabanına istirahat yeri bulamayan güvercin gemiye geri döndüğünde Nuh geminin penceresinden kolunu uzatarak güvercini yanına alır.

 

Yedi gün daha bekler ve 01. 01. 601’de, güvercini tekrar gönderir. Güvercin akşam vakti ağzında yeni koparılmış bir zeytin yaprağı ile onun yanına girince Nuh suların yeryüzünden eksilmiş olduğunu anlar ve geminin örtüsünü kaldırır.

 

17. 02. 601’de, Nuh ve gemide bulunanlar, gemiden dışarı çıkarlar (Tekvin Bap 6,-8).

 

Şimdi bu anlatılanları mantık süzgecinden geçirelim.

 

Nuh, gemisinin Ağrı dağı üzerine oturduğunu nasıl anladı?

 

Eğer anlatıldığı gibi bir tufan olsaydı ve Nuh’un gemisi de böyle bir tufanı yaşasaydı, bu gemi (öyle bir tufanda) yüzlerce belki de binlerce mil sürüklenmiş olacak, Nuh da gemisinin Ararat (Ağrı) dağı üzerine oturduğunu kesinlikle bilemeyecekti (çünkü o devirlerde ne pusula, ne de harita vardı). Bütün bu olumsuz şartlara rağmen Nuh, gemisinin Ağrı dağına oturduğunu bildirmekte, böylece gemisinin hiç yer değiştirmemiş olduğunu bizzat kendi açıklamaktadır.

 

Nuh'un Gemisi neden bir başka dağa değil de Ağrı dağına oturmuş?

 

Çünkü burada sözü edilen Ağrı dağı sembolik dünyadaki Ağrı dağıdır. Ağrı dağının Tekvin’in Yaradılış Bölümü’ndeki adı “Ararat”tır. Ararat, Ermenice bir kelimedir ve “dünyanın anası” anlamına gelmektedir. Kısacası, Ağrı dağı “Toprak Ana”nın (küçük dünyanın mitolojik tanrısı Gaia’nın) doğum ağrıları çektiği dağdır. Bu dağ, Kaf dağı - Demir dağ - Altın dağ - Bülbül dağı - Tanrı dağı - Elburz dağı - Hira dağı - Zeytin dağı - Kaz dağı - Meru dağı gibi yüzlerce hatta binlerce isimle anılır.

 

Nuh tufanı olayı neden tarih verilerek anlatılıyor?

 

Tekvin’de, tufan tarihinin ay, gün ve hatta sene (Hz.Nuh’un yaşı) olarak verilmiş olması hayli ilginçtir. Bilindiği gibi, din kitaplarında tarihten kesinlikle bahsedilmez, hele ay ve günlerden asla (bu olay hariç). Hz. Musa’nın kesin tarih vererek tufanı anlatmasının mutlak bir nedeni vardır.

 

Nuh ve beraberindekiler 17. 02. 600’de Nuh 600 yaşındayken (varsayım) gemiye giriyorlar ve tam 365 gün sonra 17. 02. 601’de, yani dünya güneş etrafındaki turunu tamamladığında gemiden çıkıyorlar. Böylece geminin yer değiştirmediği bir kez daha açıklanıyor.

 

Nuh'un uçurmuş olduğu güvercin nasıl olur da ayağına basacak bir yer bulamaz?

 

Nuh’un uçurmuş olduğu güvercinlerden biri, ayak tabanına istirahat yeri bulamadığından, geminin penceresine geri dönmüş. Oysa bu güvercin, en azından geminin üstüne konar ve ayak tabanını istirahat ettirebilir veya Nuh, bu güvercini geminin herhangi bir yerine kondurabilirdi, ama nedense kondurmamış.

 

Gemisinin penceresini açabilen Nuh, yerdeki suların azalıp azalmadığına neden kendisi bakmıyor da, durumu uçurduğu kuşlardan anlamaya çalışıyor?

 

Nuh, kesinlikle kör değildir, çünkü geminin penceresine dönen güvercini görüyor ve kolunu uzatıp onu içeriye, yanına alabiliyor. Ayrıca Nuh, gemide yalnız da değildir, kendinden başka dışarıya bakabilecek yedi kişi daha vardır. Bunlardan biri pekala dışarıya bakabilirdi. Ama Nuh, bunların hiç birini yapmıyor ve belirli aralıklarla kuşları uçurarak yerdeki suların azalıp azalmadığını öğrenmeğe çalışıyor.

 

Eğer anlatıldığı gibi, Nuh’un gerçek bir gemisi olsaydı ve bu gemi böyle bir tufana maruz kalsaydı, suların çekilip çekilmediğini anlamak için bu kuşları uçurmasına gerek kalmayacak, dışarıyı kendi bakacaktı.

 

nuh.ht2.gif

 

Nuh’un Gemisi ve ağzında taze zeytin yaprağıyla gemiye geri dönen güvercin

 

Demek ki, Nuh’un ne böyle bir gemisi vardı, ne de böyle bir tufan olmuştu. Ama buna rağmen Nuh, “İlahi Plan” gereği ön görülen bir işin gerçekleşmesi için bu kuşları uçurmuştu. Nuh’un amacı, sözü edilen geminin gerçekten var olduğunu ve yerinin bu kuş resimleriyle işaretlendiğini üstü kapalı olarak bildirmekti. Böylece Nuh, hem geminin bulunmasını önleyecek, hem de bu sırların gelecek kuşaklara kaybolmadan aktarılmasını, zamanı geldiğinde de bulunmasını sağlayacaktı.

 

Eğer anlatılan boyutta bir tufan olsaydı, Nuh’un uçurduğu güvercin böyle bir afetten sonra taze zeytin yaprağını nereden ve nasıl temin edebilir de Nuh’a getirebilirdi?

 

Yeryüzünü tamamen silen bir tufandan hemen sonra, sular çekilip, yer kurur kurumaz uçurulan güvercinin taze bir zeytin yaprağı bulup getirmesine imkan yoktur. Demek ki, ağzında taze bir zeytin yaprağı olan bir güvercin, gemi olarak tasavvur edilen yere resmedilmişti.

 

Nuh'un gemisi her cins hayvanı alabilecek büyüklükte miydi?

 

135 metre uzunluğunda, 23 metre genişliğinde ve 13,5 metre yükselliğinde olan bir gemiye (yaklaşık), her çeşit canlının sığmasına imkan olmadığı ortadadır. Ayrıca Nuh’un gemisine aldığı hayvanlardan temiz olanlarını Tanrıya kurban etmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda, temiz hayvan neslinin daha o zaman tükenmiş olması gerektiği ortaya çıkar. Nuh'un gemisine her cins hayvanı aldığını belirtmesindeki amacı, her cins hayvanla ilişkisi olan Zümrüdüanka kuşunun çağrışımını yapmaktı.

 

Bilindiği gibi Zümrüdüanka kuşunun vücudu her cins hayvandan bir parça alınarak yapılmıştı. Her cins hayvan da sadece Utnapiştim ile Nuh'un gemilerinde mevcuttu. Yani Nuh'un gemisi ile Zümrüdüanka kuşu aynı yerdeydi.

 

Nuh'un gemisine binen insanların sayısı neden 8'di?

 

Din kitapları dünyanın 6 günde yaratıldığını, 7'ci günde Allah’ın istirahat etmiş olduğunu bildirir. Altı günde yaratılanların arasında Ahret (Ruhlar alemi) yoktur. Ahret sonradan, yani 8'ci gün yaratıldığından Nuh'un gemisindeki bu sekiz kişi (Nuh ve karısı, üç oğlu ve oğullarının üç karısı) sekizinci günü, yani ahreti simgeleyecekti. İşte bu yüzden Hz. Nuh’un gemisine binecek olan insanların sekiz kişi olması gerekiyordu. Ve yine bu yüzden Hz. Nuh’un bir oğlu, salih olmadığı gerekçesiyle gemiye alınmamış, tufanla ortadan kaldırılmıştı. İşte bu yüzden Nuh'un Gemisi'nin Ahrete açılan bir gemi olduğu söylenmektedir.

 

Kısacası, Nuh inisiyasyon vasıtasıyla insanlardan gizlenmiş olan Kutsal dağ'ı, dolayısıyla da Kozmik Mabet'i görür veya göksek güçler tarafında kendisine bu yer gösterilir ve gördüklerini sadece üstü kapalı olarak insanlara aktarmasına müsaade edilir. Nuh’da olayın herkes tarafından anlaşılmaması ve de bu gizli yerin kaybolmaması için olayları birbirine karıştırarak anlatırken gelecek kuşaklara gemi olarak tasavvur edilen yerin kuş resimleriyle işaretlenmiş olduğunu belirtmiştir. Nuh’un sözünü ettiği yer ve işaretlerin Babil tufanında kullanılan işaretlerle aynı olması da Utnapiştim ile Nuh’un gemilerinin aynı gemi olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Tekvin, Nuh’un gemisinin Ararat dağında, Kuran ise Cudi dağında olduğunu bildirmekte bu yüzden ortaya bir çelişki çıkmaktadır. Bu bariz çelişki, değişik şekillerde yorumlanmakta, tartışmalara sebep olmaktadır. Örneğin:, Bazı kimseler Hz. Muhammed’in Tevrat’tan kopya çektiğini iddia ediyorlar. Eğer, Hz. Muhammed Tevrat’taki bilgilerden yararlanmak için kopya çekmiş olsaydı, yukarıdaki gibi bir çelişki meydana gelmezdi. Bana göre bu çelişki, “Ara Bul” planı gereğince özellikle dikkatleri çekmek ve olayların araştırılmasını sağlamak amacıyla göksel güçler tarafından yaptırılmıştır.

 

Nuh’un gemisinin planlanan zamandan önce bulunmasını önlemek amacıyla (X) dağına Ararat dağı - Cudi dağı gibi değişik isimler kullanılarak gemiyle hiçbir ilişkisi olmayan yerlerin adı verilerek araştırmacılar yanıltılmıştır.

 

Nuh’un gemisi çok özel bir gemidir.

 

Çünkü: Nuh’un gemisi, “Ahrete Açılan Kapı”dır. Bu yüzden, geminin bulunması gerektiği yer, ahret denilmiş olan yerdir. Ahret, ruhların toplandığı yer olup, insan başlı kuş ile simgelenmektedir. İnsan başlı kuş ise vücudu her cins hayvandan alınan bir parçadan oluşturulmuş olan Zümrüdüanka kuşudur.

 

Çünkü: Nuh’un gemisi, İlk Kilise olarak benimsenen gemi teknesiydi ve bu gemi tahtadan yapılma bir gemi değildi.

 

Çünkü: Hz. Nuh ile Hz. İsa, aynı geminin pruva direğini sembol kullanmışlardı.

 

Çünkü: Nuh’un gemisi bir Kilise, geminin pruva direği de Haç’tı.

 

Çünkü: Hz. İsa, ben kapıyım derken, ahretin kapısından, yani Nuh’un gemisinin kapısından bahsetmekteydi.

 

Çünkü: Bizans gemisinden sökülerek, Kabe’nin yapımına kullanıldığı (bazı rivayetlere göre) söylenen tahtalar, Nuh’un gemisinin (hayali) tahtalarıydı.

 

Çünkü: Nuh, gemisine Zümrüdüanka kuşunu almakla her cins hayvanı da beraber almış oldu. Veya Zümrüdüanka kuşu, Nuh’un gemisinin üstüne resmedilerek her cins hayvan gemiye bindirilmiş oldu.

 

.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

(alıntıdır)

 

Hz. NUH’UN GEMİSİ

Prof. Dr. Âdem Tatlı

 

 

NUH’UN GEMİSİ deyince hemen Nuh Tufanı hatırlanır ve arkasından da bir takım sorular gelir:

 

Nuh Tufanı bütün yer yüzünü kaplamış mıdır? Nuh Aleyhisselâm, gemiye koyduğu her canlı çiftini nasıl temin etmiştir? Tufan sonrasında gemi nereye oturmuştur?” gibi.

 

Nuh Aleyhisselâmın hadisesine, büyük Semavi Kitaplar yer verir. Ancak bu Kitaplarda olayın bütün ayrıntılarına inilmediği için, burada bir takım yorum ve değerlendirmeler yapılır. Bazı Hıristiyan araştırıcılar, Tufanın bütün yer yüzünü kapladığını ve gemiye bütün canlı çeşitlerinin alınmış olduğunu ileri sürerler.

 

Hz. Nuh; Kur’an’da ve Tevrat’ta, büyük peygamber arasında anılır. Hz. Nuh’un, insanlık tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Hz. Âdem’den sonra O’nun çevresindeki sınırlı sayıda kimse ile insanlık yeniden yer yüzünde yayılmış ve genişlemiştir. Peygamber olarak gönderildiği kavmi, “Nuh Tufanı” olarak bilinen büyük bir musibete maruz kalmıştır.

 

Bu tufan hadisesine Kur’an-ı Kerim’de muhtelif sûrelerde yer verilir.

 

“Artık ona vahyettik ki, bizim gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Vaktaki emrimiz gelir de tennur kaynamaya başlarsa, hemen o gemiye her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma. Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.”1

 

Cenab-ı Hak, bu geminin kendi yardımıyla yapılacağını bildiriyor. Bazı tefsir âlimleri de bu âyetten, geminin yapımında, Nuh Aleyhisselâma Cebrail (A.S.)’ın yardımcı olduğunu anlatmışlardır.2

 

Tennur’un ateşlenmesi, tandır olarak dilimize geçen ve fırın manasına kullanılan ekmek pişirilen yerden suların fışkırdığı zaman şeklinde yorumlanabildiği gibi, geminin buharlı bir gemi olduğu ve bununla buhar kazanının ateşlendiği şeklinde de ifade edilmiştir.2

 

Yer yüzünde buharlı geminin 1700’lü yıllarda kullanılmaya başlandığı hatırlanırsa, Hz. Nuh’un gemisinin bize insanlık tarihini anlama bakımından çok önemli ip uçları sunduğu söylenebilir.

 

Nuh Aleyhisselâma, Tennur kaynamaya başlarsa, vakit geçirmeden hemen her canlıdan birer çift alması emrediliyor. Hz. Nuh, yolculuk esnasında ihtiyaç duyacağı evcil hayvanlardan; tavuk, koyun, keçi, deve, sığır ve at gibi varlıkları almış olmalıdır. Yoksa, kelebekten karıncaya, yılandan köstebeğe varıncaya kadar bütün canlıların gemiye alınmasına ne gerek, ne ihtiyaç ve ne de zaman vardır.

 

Bu olayda suların hem yerden fışkırdığı ve hem de gökten indiği bildirilir.

 

“Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık. Ve yeri de pınarlar halinde fışkırttık. Artık su, takdir edilmiş bir emre binaen birbirine kavuşuverdi. Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.”3

 

Tufan sonunda geminin Cûdi dağına oturduğu belirtilir:

 

“Kafirler boğulduktan sonra yerle göğe ‘Ey yer suyunu yut ve sen ey gök suyunu tut!’ diye emir buyuruldu. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdi üzerinde yerleşti ve ‘Kahrolsun zalimler’ denildi.”4

 

Cûdi, Türkiye’nin Güneydoğusunda Şırnak dolaylarında 2000 m. yüksekliğinde bir dağdır. Hz. Nuh’un Irak dolaylarında irşatta bulunduğu, Cûdi ismiyle Musul, Cizre ve Şam’da da birer dağın mevcut olduğu ve geminin de bu havalide bulunduğu rivayeti de vardır.5

 

Cûdî, kelimesinin özel isim değil de sıfat olarak kabul edilmesi halinde, “bereketli, münbit yer” anlamına geleceği, Nuh Aleyhisselâmın da; “Yarabbi! Beni bir mübarek menzile indir”6 duasında bulunduğu, dolayısıyla geminin verimli bir arazinin yakınına inmiş olabileceğinden de söz edilir.7

 

Tevrat’ta bu geminin Ararat (Ağrı) dağına yerleştiği bildirilir8. Hz. Nuh’un gemisinin Ağrı dağında olması mümkün değildir. Çünkü, bu dağın yüksekliği 5165 m. dir. Devamlı buzla kaplı olan bu dağın tepesine, gemiden inecek insanlar burada nasıl hayat sürdüreceklerdir? Zirvede çok azalan hava basıncı sebebiyle biyolojik olarak normal hayatın devamı âdeta imkânsızdır.

 

Kutsal kitaplarda Hz. Nuh’un, dünyanın hangi bölgesinde yaşadığı ve Tufan olayının nerede geçtiği hakkında açık bir hüküm yoktur. Kur’an, Nuh kavminin putlarıyla alâkalı olarak şunu ifade eder:

 

“Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suvâ’dan, Yegûs’tan, Ye’ûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!”9

 

Bu isimdeki putlara Arabistan’da rastlanmakla beraber, Mezopotamya ilâhlarına ait ay ve yıldızları sembolize eden mahalli isimler olduğu, buradan hareketle Nuh kavminin Mezopotamya bölgesinde bulunmuş olabileceğine hükmedilir.10

 

Kur’an-ı Kerim’de, Tufanla ortadan kalkan Nuh kavminin topraklarına önce Âd kavminin daha sonra da Semûd kavminin mirasçı geldiği ve bu yerin de İrem şehri olduğu belirtilir:

 

“Düşünün ki O sizi, Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaradılışta sizi onlardan üstün kıldı. O halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz.”11

 

Âd kavminden sonra da aynı yere Semûd kavminin getirildiği belirtilir.

 

“Düşünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi.Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi.”12

 

“Görmedin mi, Rabbin ne yaptı Âd kavmine; direkleri (yüksek binaları) olan, ülkelerde benzerleri yaratılmamış İrem şehrine, o vadide kayaları yontan Semûd kavmine.”13

 

İrem şehrinden Tevrat’ta da söz edilir. Dolayısıyla Nuh kavminin Tufandan önce yaşadığı yerin İrem şehri olması kuvvetle muhtemeldir. Bu yerleşim yerinin Lut Gölü’nün güneybatısında Edom’un merkezi olduğu bildirilmektedir.14

 

Tufandan sonra Nuh Aleyhisselâmın, yanındaki az sayıdaki kimse ile Mezopotamya’nın Ur şehrine yerleştiği kanaati hakimdir. Kur’an-ı Kerim de bunların az sayıda olduğuna dikkati çeker:

 

“..Zaten beraberinde iman eden pek az insan vardı.”15

 

Tevrat’ta ve Yahudiliğin ikinci derecede kutsal kitabı Telmud’un haberlerinde, Hz. İbrahim’in büyük dedesinin Nuh Aleyhisselâm olduğu, ve O’nun ölümüne kadar yanında Ur şehrinde kaldığı belirtilir.16

 

Hikmet cihetiyle bakıldığı zaman Nuh Tufanının, sadece Nuh kavminin yaşadığı bölgeleri içine alacak şekilde meydana gelmiş olması beklenir. Nitekim, bu kavimden sonraki Lût, Âd ve Semud kavimlerine gelen musibetler de, sadece o kavimlerin yaşadığı bölgelerde görülmüştür. Eldeki veriler, getirilen yorumlar ve genel kanaat, Nuh kavminin Lût Gölü çevresi ile Mezopotamya arasında olduğu yönündedir. Dolayısıyla Nuh Tufanın da bu bölgeyi içine alacak tarzda meydana gelmesi muhtemeldir. Bu Tufanının bütün yer yüzünü kaplamış olmasının hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

 

Hz. Nuh (A.S.) yaşadığı devirle ilgili açık bir belge olmamakla beraber, Tevrat haberlerine dayanarak, bunun Milâttan Önce 22. veya 21. yüzyıllarda olabileceği belirtilir.17 Tevrat’ta Hz. Nuh’un torunu Azer’in oğlu İbrahim’in Tufandan 292 yıl sonra doğduğu ve büyük dedesi Hz. Nuh’un yanında büyüdüğü ve 15 yaşına geldiğinde Hz. Nuh’un vefat ettiği bildirilir.18

 

Hz. Nuh’un gemisinin karaya çıkışıyla alâkalı olarak bazı araştırıcılar Milâttan Önce 2347 yılını19, bazıları da 2650 yılını vermektedirler20. Bunlara dayanarak Nuh Tufanının Yaklaşık olarak Milâttan 2500 yıl önce meydana gelmiş olabileceğini söylemek mümkündür.

 

Sonuç olarak denilebilir ki, Nuh Tufanı, günümüzden yaklaşık 4500 yıl önce, Lut Gölü’nün güneybatısında bugünkü Edom’un merkezi olan İrem şehri ve çevresinde cereyan etmiş, gemiye kendilerine ihtiyaç duyulacak evcil hayvanlardan bir erkek bir dişi olmak üzere birer çift alınmış, Tufan sonrasında gemi Mezopotamya civarında bir dağa oturmuş, gemidekiler de Nuh Aleyhisselâmla birlikte Mezopotamya’daki Ur şehrine yerleşmiş olmalılar.

DİPNOTLAR:

 

 

1-Müminun /27

 

2-Bilmen, Ö.,N. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâli lisi ve Tefsir. 1971, 5.cilt,s 143

 

3-Kamer/11-13;

 

4-Hud / 44;

 

5-Yıldırım, S. Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meâli, 1997;

 

6-Müminun/29;

 

7-Sarıkçıoğlu, E. Dinler Tarihi. Isparta, 2000, s.65;

 

8-Tekvin, 4,8;

 

9-Nuh/23;

 

10-Höfner, M. Die Voislamische Religionen Arabiens. Stuttgart, 1970;

 

11-A’raf/69;

 

12-A’raf / 74;

 

13-Fecr / 7;

 

14-Davis, D.J.The Westminster Dictionary of The Bible. Philadelphia, 1944, s.267;

 

15-Hud / 40;

 

16-Tevrat, Tekvin, XI,26; Talmud, 31 vd.;

 

17-Bucaille, M. Tevrat, İnciller ve Kur’an. Terc. M.Ali Sönmez. Konya, 1979,s.61;

 

18-Tevrat, Tekvin,36,43; 1.Tarih l, 54;

 

19-Günel, A. Türkiye Süryanileri tarihi;

 

20-Sarıkçoğlu, E. Kur’an ve Arkeoloji Işığında Hz. Nuh ve Tufan Olayına Yeni bir Yaklaşım. İslam Araştırmaları Dergisi, Cilt 9, sayı:1-4, 1996, s.201.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...