Jump to content

Türk Tarımının Temel Sorunları ve Çözüm Önerileri


tugce
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Tarım, Türkiye için yaşamsal bir sektördür. Ülke nüfusunun % 35’lik bir bölümünü bulundurması yanında genel ekonomiye tüm sorunlarına rağmen direkt olarak % 13-14’lük bir katkı yapabilmesi, hammadesi tarımdan kaynaklanan sanayi (tekstil, un, bitkisel yağ, konserve vb.) ile birlikte değerlendirildiğinde bu katkının çok daha fazla olduğu açıktır. Bütün bu nedenler ve toplumun beslenme ile giyinmesinde oynadığı önemil rol dikkate alındığında, tarımın ihmal edimemesi gereken bir sektör olduğu daha net anlaşılır.

 

Türkiye tarımının önemli yapısal sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlara çözüm bulmadan ekonomiye olabilecek katkılarını ve yüklerini azaltmak mümkün değildir. Türkiye tarımında işletme sayısı 4.5 milyon civarındadır. Halbuki Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda bu sayı 1 milyon civarında idi. Bu sayının bugün ya o yıllardaki sayı civarında ya da daha az olması gerekirdi. Çünkü 4.5 milyon tarım işletmesi başına ortalama 55 dekar civarında bir arazi düşmektedir ve bu araziler en az 5-6 parçadır. Miras hukukunun düzenlenmemesinden kaynaklanan bu sorun tarım işletmelerinin “ticari tarım” yapmayıp “geçimlik tarım” yapmasına neden olmaktadır. Bu işletmeler geçimlik tarım yaptıklarından bir ölçüde toprağa bağlı kalıp genel ekonomiye yeterince katkı yapmamaktadırlar.

 

Tarımsal girdi kullanımı (tohumluk, gübre, ilaç) teknolojik yani Ziraat Mühendisine ya da Tarım teşkilatlarına danışarak değil, günü kurtarabilmek için başta komşudan, akrabadan, ya da kredili satan kişi veya kurumlardan sağlanmaktadır.

 

Tarıma girdi sağlayan, tarımsal ürünleri üreticilerden satın alıp bir ölçüde pazar garantisi sağlayan kurum ve kuruluşlar can çekişmektedir. Bunun en önemli nedeni 1980 sonrası uygulanan yanlış politikalardır. Bu dönemle birlikte SEK, YEMSAN, EBK gibi tarımsal KİT’ler plansız bir şekilde özelleştirilmiştir. Özellikle 1990’ların ikinci yarısından sonra Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri (Tariş, Çukobirlik, Trakyabirlik, Fiskobirlik vb) destekleme alımlarından vazgeçildiğinden devlet desteğinden yoksun kalmış ve piyasaları düzenleme görevlerini yapma olankları kalmamıştır. Öte yandan kısmi özerkleşmeye karşın günümüzde olduğu gibi hükümetlerin yıllardır bunların yönetimlerine müdahalesi sürmektedir. TMO, TEKEL ve ÇAYKUR gibi kuruluşlar da özerk olmadıklarından popülist politikalardan ötürü verimli çalıştırılamamış ve tarımsal desteklemede günümüzde görevini yapamaz duruma getirilmişlerdir. Hatta bu kuruluşlar kamuoyunda tartışılarak ve üzerlerinde pazarlıklar yapılarak önkoşullu olarak IMF gözden geçirmesine konu olmuşlardır.

 

Atatürk’ün “Köylü Milletin Efendisidir” söylemi günümüzde unutulmuş, ülkemizde ihmal edilen ve tutarlı tarım politikalarıyla desteklenmeyen tarım, gelir dağılımında en kötü durumda olan sektör haline gelmiştir.

 

Tarımsal ürün fiyatları ve üretim maliyetleri Dünya piyasalarında ağırlık taşıyan ülkelerle karşılaştırıldığında, yüksek kalmaktadır. Bunun en önemli nedenleri Türkiye’deki tarımsal girdi fiyatlarının ve özellikle akaryakıt, hibrit tohum ve tarımsal ilaç gibi girdilerin fiyatlarının çok yüksek olması ve aynı zamanda arazilerin dağınık, parçalı ve küçük olmasından ötürü verimlilik düzeyinin düşük oluşudur. Küçük işletmelerde modern teknolojinin uygulanması zor ve masraflı olduğundan Türkiye’de birim alan ve birim hayvandan elde edilen ürün verimleri de düşüktür. Örneğin FAO verilerine göre inek başına Dünya süt verimi ortalaması 2034 kg/yıl iken Türkiye’de bu rakam 1669 kg/yıl, AB ülkelerinde ise 5776 kg/yıl’dır. Diğer tarımsal ürünlerde de durum pek farklı değildir.

 

Tarımsal kooperatifçilik gelişmemiştir. Üreticiler ürettikleri ürünü tek başına pazarlamak durumunda kalmakta ve bundan dolayı da piyasayı etkileyebilecek bir güçten mahrum kalabilmektedirler. Halbuki tarımı gelişmiş ülkelerde üreticilerin kendi aralarında kurdukları güçlü tarımsal örgütler ve kooperatifler başta tarıma dayalı sanayi olmak üzere devlet ve uluslararası firmalarla dahi pazarlık yapabilmektedir.

 

Bölgeler arası verim ve gelir farklılıkları dikkate alınmadan genelleşmiş tarım politikaları uygulanmaktadır. Örneğin Doğrudan Gelir Desteği adı verilen dekar başına ödemeler her bölge ve her ürün için aynıdır. Sadece arazi sahibine yapılan bu ödeme Türkiye tarımında oldukça yaygın olan araziyi işleyene (kiracılar, ortakçılar, yarıcılar vb.) yapılmaktadır. 500 dekardan fazla arazilere DGD ödemesi yapılmadığından üreticiler bu ödemeyi alabilmek için arazilerini 500 dekarın altında aile bireylerine paylaştırmaya başlamışlardır. Bu uygulama Türkiye’de 500 dekarın üzerinde işletme kalmadığının istatisiklere geçmesine neden olma gibi komik bir durum ortaya çıkarmıştır.

 

Tarımsal arzı kontrol altına alacak yol gösterici bir üretim planlaması yapılmamasından dolayı, birçok üründe “üretim açığı” bazı ürünlerde de gereksiz stoklar oluşmuştur. Bu sorunlar uzun süreler kamuoyu gündemini gereksiz yere meşgul etmiş, özellikle tarımı dışlayan ve önemsiz gören kişi ve organizasyonların eline önemli kozlar verilmiştir. Örneğin tütünlerin yakılması, fındıkların yağ yapılması, şekerin stoklarda bozulması, çayların denize dökülmesi gibi konular; Türkiye’de doğal koşullara bağımlılıktan ötürü risk ve belirsizlikleri fazla olan tarım sektörünü tanımayan ve önemsiz gören kişlerin sürekli kullandığı ifadelerdir.

 

Bazı tarım ürünlerinde fazlalıklar (fındık, çay, tütün vb) ve diğerlerinde açıklar (pirinç, ayçiçeği vb.) maalesef popülist ve hatalı politikalar sonucu meydana gelmiştir. Örneğin fındığın gerçek ekolojisi olan Ordu ve Giresun dışında artık neredeyse Bolu, Adapazarı hatta İstanbul Kartal ve Gebze civarlarında üretiliyor olması, ayçiçeğinin üreticilerce fazla yetiştirilmemesi siyasilerin uyguladığı popülist politikaların sonucudur.

 

Yine siyasi tercihler sonucunda ihtiyacın çok üzerinde Ziraat Fakültesi açılmış, birçok Ziraat Mühendisi buralardan mezun olmuş ve bu mezunlara kamu kesiminde istihdam olanağı verilmemiş, özel sektörde ise yeterince iş alanı açılamamıştır. Neticede işsiz veya başka alanlarda çalışan Ziraat Mühendisleri Türk tarımına yapmaları gereken katkıyı yapamaz duruma gelmişlerdir.

 

Dolayısıyla Türkiye’de bundan sonra tarımda izlenecek politikalarda aşağıdaki konular üzerinde özenle durulmalıdır.

 

1. Tarım desteklenmesi ve özellikle düşük gelirli üreticilere sosyal ve bölgesel yardımların yapılması gereken bir sektör olarak düşünülmeli, ancak yarışmaya hazır hale gelebilmesi için yapısal sorunların çözümlenmesi yönünde politikalar geliştirilmelidir.

 

2. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı daha işler hale getirilerek, makro düzeyde her bir üründe üretim ve ticaret politikaları ülkesel düzeyde belirlenmelidir. Bu yapılırken konu ile ilgili olarak çalışan birçok kişi ve kurumdan yararlanılmalıdır.

 

3. Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri tarımsal ürün ve gıda piyasalarında (bitkisel yağ, pamuk, incir, üzüm, fındık) 1990’ların ilk yarısına kadar sürdürdüğü “düzenleyici” görevini yeniden yapabilir hale getirilmelidir. Bunun için 4572 sayılı yasada gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

 

4. Hayvancılığa özel önem verilerek üreticilerin sorunları özenle dikkate alınmalıdır.

 

5. Bölgesel politikalar geliştirilerek, bölgeler arası farklılıklar giderilmelidir. Bu sayede büyük şehirlere göç azalmış olabilecektir.

 

6. Dünya piyasaları yakından izlenerek üretim maliyetlerinin düşürülebilmesi uluslararası piyasalarla rekabet gücü sağlayabilen ürünlere özel destekler verilmelidir. Dünya fiyatları ile rekabet edemeyecek, stratejik olmayan ürünlerde ısrar edilmemelidir.

 

7. Ziraat Mühendislerinin istihdam sorunu devlette işe yerleştirilme yerine “sorumlu danışmanlık” sistemiyle çözülerek Ziraat Mühendisleri ve Veterinerlerin gerekirse 1-2 köyden sorumlu olabilmeleri sağlanmalıdır. Tarım kooperatifleri ve birlikleri, ziraat odaları ve diğer üretici örgütleri güçlendirildiği taktirde, ziraat mühendisleri için önemli bir istihdam alanı olabilir.

 

8. Çevre sorumluluğu yüksek bir tarım politikası izlenmelidir. Sürdürülebilir kalkınma kavramı özellikle tarıma dayalı sanayi sektöründe geliştirilmeli, üreticilerin toprağın ve bitkinin ihtiyacı olan gübre ve ilaç dışındaki girdileri bilinçsizce kullanmaları önlenmelidir.

 

9. Gıda güvenliği politikaları kesinlikle Tarım Bakanlığında oluşturulmalı, bu bağlamda Bakanlığın Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü tüketicilere “güvenli gıda temini” konusunda üzerine düşen denetim ve kontrol görevlerini hassasiyetle yerine getirmelidir.

 

10. Tarımsal desteklemede, sanayisi hammadde sıkıntısı çeken, üretim açığı olan ve birçok sektörle bağlantılı olan bazı ürünlerde “teşvik primleri” ödenmelidir.

 

11. Doğrudan Gelir Desteğine devam edilmelidir. Ancak hiçbir zaman bu uygulama tarımı desteklemede kullanılabilen tek bir tarım politikası aracı olarak düşünülmemelidir.

 

12. Miras hukuku yeniden düzenlerek tarım arazilerinin parçalanması önlenmelidir. Arazi toplulaştırma çalışmaları da yasayla düzenlemelidir.

 

13. Politikalarda bşta Üniversiteler olmak üzere sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınmalıdır.

 

Buraya kadar Türkiye tarımındaki mevcut durum ve sorunların neler olduğu üzerinde durulmuş ve nasıl bir tarım politikası izlenmesi üzerinde 13 ana görüş ifade edilmiştir. Şimdi bu 13 ana görüşün ayrıntıları kısaca açıklanmıştır.

 

1. Yapısal Sorunların Çözümü : Mevcut tarımsal yapı özellikle Doğu ve Güneydoğudaki tarım işletmelerinin göç vermesine neden olmaktadır. Çünkü buradaki çiftçilerin gelir düzeyleri oldukça düşük olduğundan geçimlik tarım dahi yapamamakta olup topraksız ya da az topraklı köylüler büyük şehirlere göç etmektedirler. Bunun aslında en önemli nedeni; bulundukları şehirlerde sanayi, ticaret vb sektörlerin yeterince gelişmemesinden dolayı işsizliğin yaygın oluşu, eğitim düzeyinin düşüklüğü ve terördür.

 

Bu sorunların çözümü tarım dışında aranmalıdır. Ancak burada kısa vadeli çözümler üretilebilir. Örneğin bu bölgelerde iklim koşullarından dolayı küçük ve büyükbaş hayvancılık neredeyse tek çözümdür. Sadece bu bölgeye yönelik hayvancılık projeleri desteklenmelidir. Yine GAP bölgesinde Türkiye’nin ihtiyacı olan ürünlerin üretim potansiyellerini araştıran birçok çalışma bulunmaktadır. Örneğin söz konusu çalışmalardan en somut olanı Ş.Urfada yanlış sulamadan ötürü tuzluluk problemi ile karşı karşıya kalan Akçakale bölgesindeki yaklaşık 50 bin dekar arazinin “çeltik” tarımı yapılarak ıslah edilmesi ve ekonomiye kazandırılması projesidir. Proje sayesinde bölgede başlangıçta 50 trilyonluk bir gelirin olabileceği hesaplanmaktadır. Bu basit ve yerel bir uygulama gibi görünse de ithalatçısı olduğumuz bir üründe zamanla kendine yeterli olmamızı sağlayabilecek bir çalışmadır. Bu proje 2004 yılında rahatlıkla hayata geçirilebilir. Konu ile ilgili rapor ve fizibilite çalışmaları 11.07.2003’de Başbakanlık GAP İdaresine verilmiştir.

 

Yine benzer şekilde, İç Anadolu bölgesinde nohut, mercimek ve kuru fasulye üretim potansiyelinin yeniden harekete geçirilmesi projesidir. Türkiye gerçekte bakliyat ihracatçısıdır. Dünya baklagil fiyatları Mersin’de belirlenmektedir. Ancak son yıllarda Türkiye’de baklagil üretimi yeterli olmadığı için Türk ihracatçıları Çin ve Kırgızistan ürünlerinini satın alarak re-export yoluyla para kazanmaktadırlar. Yani başka ülkelerin ürünlerinden para kazanmaktadırlar. Oysa yerli üretim devreye sokulabilse, doğrudan ihracatla daha fazla kazanç sağlanacak ve katma değer ülkemizde kalacaktır.

 

İç Anadolu bölgesinde üretilen baklagillerde üretim maliyetleri yüksek olmakla birlikte, üretim maliyetleri nitelikli tohum kullanımı, uygun bakım ve gübreleme ile rahatlıkla düşürülebilir. Kısaca ifade edilirse, bilinçli ve tutarlı tarım politikalarıyla bu sorun rahatlıkla çözümlenebilir. Türkiye baklagillerde üretici olduğu yıllarda yaklaşık 300-350 milyon $’lık ihracat gelirine sahip olmuşken bu rakam günümüzde 70-80 milyon $’lara gerilemiş hatta 50-60 milyon $’lık da ithalat yapılmaktadır.

 

2. Tarım Bakanlığının Reorganizasyonu : Tarım ve Köyişleri Bakanlığı çiftçilerle olan diyaloğunu 1980’lerle birlikte yitirmeye başlamıştır. Günümüzdeki görünümü ve icraatlarıyla maalesef kapatılsa bile çiftçi tarafından fark edilmeyecek bir yapıya dönüştürülmüştür. Bakanlıkta yıllardır sürdürülen parti politikasını ön planda tutan uygulamaların bilime ve yetişmiş insan gücünün çalışmasına olanak tanımayan yapısı da, bu etkinlik kaybının sorumluları arasındadır. Bakanlığın merkez teşkilatının asli görevi Türkiye’deki tarım politikalarını belirlemek ve uygulamak olmalı, taşra teşkilatları ise tamamen “tarımsal yayım” faaliyetleri yaparak çiftçilere teknik ve işletmecilikle ilgili bilgiler vermelidir. Taşra teşkilatı yönetim şemasında halen yeri bulunan “köy grup teknisyenlikleri” bugün için neredeyse hiçbir köyde yoktur. Yani Tarım Bakanlığı köylere dahi Ziraat Teknisyeni kadrosu tahsis etmişken bu teknisyenler bir yolunu bulup il ve ilçe merkezlerine gelmişler ve çiftçilerle olan diyaloglarını da azaltmışlardır.

 

Tarım Bakanlığı Merkez teşkilatı da asli görevi olan Türkiye tarım politikalarının belirlenmesi ve yürütülmesi görevini çeşitli üst kurullara (Tarımda Yeniden Yapılandırma ve Destekleme Kurulu, Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu ile Tütün ve Şeker Kurulu) ve Bakanlar Kurulu, Yüksek Planlama Kurulu, Para Kredi ve Koordinasyon Kurulu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Devlet Bakanlıkları, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi diğer devlet kuruluşlarına bırakmıştır.

 

Bu kurul ve kuruluşlar dışında 1999 yılı ile birlikte Türkiye tarım politikalarının seyri IMF ve Dünya Bankası tarafından belirlenmektedir.

 

Türkiye’de Tarım Bakanlığının yeniden yapılanması ihtiyacı oldukça açıktır. Bakanlığın özellikle taşra teşkilatlarında istihdam edilen Ziraat Mühendislerinin çoğunun “tarlada ve bahçede”, zooteknist ve veterinerlerin “hayvan barınaklarında” görev yapması gerekmektedir. Çiftçilerin buna ihtiyacı vardır. Merkez teşkilatında görev yapan yetkililer ve teknik elemanlar da öncelikle tarım politikalarının oluşturulması ve uygulanması, pazarlama ve tarımsal yayım faaliyetlerinin oraganizasyonu, üretim planlaması gibi makro düzeydeki ekonomik konular üzerine çalışmalar yapmaları yerinde olacaktır.

 

3. Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Bağımsız ve Özerk Bir Yapıya Kavuşturulmalı:

Tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin tarım ürünleri piyasalarının düzenlenmesinde etkin olabilmeleri için bunların gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, uluslararası kooperatifçilik ilkeleri ve değerlerine uygun bir yapıya kavuşmaları gerekir. Bunun için kooperatifçilik yasaları Avrupa Birliği normları ve kooperatifçilik ilkeleriyle uyumlu olacak hale getirilmeli ve hükümetlerin bu kuruluşların yönetimlerine müdahalesi önlenmelidir.

 

Özellikle 4572 sayılı yasada gerekli değişiklikler bir an önce yapılmalı, birliklerin tasfiyesine yol açacak ilk işleme tesislerinin dışındaki fabrikaların anonim şirket haline getirilmesi ve birliklere mali yardım yapılmaması gibi kooperatifçilik aleyhindeki hükümler ortadan kaldırılmalıdır. Devlet kooperatifçilik ilke ve değerlerine ters düşen uygulamalardan vazgeçmelidir. Hükümetlerin birliklerin yönetimlerine müdahalesi (genel müdür ve diğer üst düzey yöneticilerin Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca değiştirilmesi, genel kurullara müdahale vb), zaten özel kuruluşlar olan kooperatiflerin özelleştirilmeye çalışılması, birliklerin tesis sahibi olmalarının önlenmeye çalışılması, birliklere mali yardım yapılmaması gibi uygulamalar hem kooperatifçiliğin ve hem de tarımın aleyhinedir. Devlet desteği; üretici ortaklara, birim kooperatiflere ve birliklere teknik bilgi ve proje desteği, uygun koşullu kredi sağlama vb.şeklinde olmalıdır.

 

4. Hayvancılığa Özel Önem Verilmeli : Türkiye hayvancılığı 1980’lerden sonra birçok sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. SEK ve EBK’nun özelleştirilmeleriyle başlayan hayvancılığın aleyhindeki kararlar, karma yemlerde 1985-1989 yılları arası uygulanan destekleme ile bir ölçüde dizginlenmiş ancak hayvancılığın yapısal sorunlarına bir türlü çözümler bulunamaması, Türkiye’de hayvancılık işletmelerinin pazara ürün arzetmesini hergeçen gün zora sokmuştur. 1997 yılına kadar süren damızlık inek ithalatı Türkiye hayvancılığının genotipik özelliklerini bir ölçüde iyileştirmiştir. Ancak ithal edilen bu ineklere ödenen bedel ile elde edilen verimlerin karşılaştırılması yapıldığında “ekonomik” davranılmadığı ortadadır.

 

Türkiye hayvancılığında kaba ve karma yem yetersizliği, çayır-meraların bakımsızlığı ve giderek azalması, ahır hijyeni sorunu, alet-ekipman yetersizliği gibi temel sorunların çözümü için hiçbir politika geliştirilememiştir. Günümüzde de hayvancılığımızın geliştirilmesine yönelik önemli bir destek bulunmamaktadır. İşletmelerde 1-2 inek bulundurmakla, hayvansal üretimin artması ve hayvancılıktan gelir elde edilmesi söz konusu değildir. Halbuki Türkiye tarımının birçok sorunu hayvancılıkla çözümlenebilir. Çünkü hayvancılık emek-yoğun bir üretim faaliyeti olup, tarım işletmelerinde atıl haldeki işgücünün değerlendirilmesinde önemli role sahiptir. Hayvansal ürünlerin üretiminin artması tüketim artışını da beraberinde getirecektir. Bu durum ise ülkemizde yıllardır önemli bir sorun olan hayvansal protein açığının çözümlenmesine anlamlı katkılar yapacaktır.

 

Türkiye’de hayvansal ürünleri arttırabilmenin temel ve ilk koşulu verim kabiliyeti yüksek hayvanlara sahip olabilmesidir. Hayvancılık Türk tarımının AB karşısında en zayıf olduğu konulardan biridir ve Gümrük Birliği’nin tarıma yaygınlaştırılması veya tam üyelik durumunda tamamen ortadan kalkabilecek bir ekonomik faaliyet görünümündedir.

 

5. Bölgesel Politikalar Geliştirilmeli : Türkiye’de Cumhuriyetten bugüne kadar uygulanan tüm tarım politikaları genelleşmiştir. Başka bir deyişle, ülkedeki tüm çiftçilere aynı yöntemlerle destek verilmektedir. Örneğin buğday fiyatı tüm bölgeler için eşit şekilde belirlenmektedir. Halbuki bölgesel verim ve üreticilerin yaşam kalitesi farklılıkları bulunduğundan yapılan destek bölgeler arası gelir farklılıklarına neden olabilmektedir. Bu da bazı bölgelerin (Örn.Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi) diğer bölgelere göre daha az gelişmesine ve neticede Doğudan Batıya ve özellikle büyük kentlere plansız göçlere neden olabilmektedir.

 

Reform adı altında başlatılan Doğrudan Gelir Desteği ödemelerinde de her bölge için dekar başına ödemeler yapılmaktadır. Halbuki her bölgede hatta aynı bölgede farklı verim düzeylerine sahip ürünler yetiştirilmektedir. Bir dekar buğday için verilen DGD ödemesi 1 dekar muz yetiştirmek için son derece az bir ödemedir. Bu nedenle Türkiye tarım politikalarında bölgeler arası gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılabilmesi için bölgesel politikaların uygulanması gerekmektedir. Bu sistem en çok AB ülkelerinde uygulanmaktadır. Örneğin Kuzey İtalya, Güney İtalya’ya göre daha gelişmiştir. Ancak Güney İtalya’daki tarımsal destekler daha fazla olduğu için bölgeler arası gelir farklılıkları ve gelişmiş bölgelere göçler pek görülmemektedir.

 

6. Dünya Piyasalarında Avantajlı Ürünlere Destek : Türkiye’nin uluslararası piyasalarında karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu belli başlı ürünleri bulunmaktadır. Bu ürünlerin birçok özelliğinden dolayı, Türkiye bazı dönemlerde önemli dövizler kazanmıştır. Ancak bazen de tutarsız politikalar nedeniyle bu ürünlerden istenilen düzeyde gelirler elde edilememiştir. Bu ürünlerin başında incir, üzüm ve fındık gelmektedir. Dünya piyasalarında özellikle Türk inciri, Türk fındığı şeklinde aranan bu ürünlerin piyasaları bile Türkiye yerine başka ülkelerde oluşmaktadır. Bu nedenle bu ürünlerdeki avantajımızı koruyacak özel destekler verildiği ve daha nitelikli politikalar izlendiği takdirde, elde edilen döviz miktarı da o oranda yüksek olabilecektir.

 

Ancak uygulanan yanlış politikalar bu ürünlerdeki avantajımızı dezavantaja çevirmektedir. Örneğin fındıkta uygulanan yanlış üretim politikalarıyla fındık arzı çok yüksek düzeylere çıkmış ve talebin çok üzerindeki fındık maalesef yağlık olarak değerlendirilmek durumunda kalmıştır. Türkiye’nin başka önemli bir ürünü de zeytin ve zeytinyağıdır. Bu ürünlerde Dünya’da önemli bir üretici olmamıza rağmen önemli bir satıcı değiliz. Aynı şekilde Türkiye’nin, ekolojisini ve geleneksel üretim tekniklerini kullanarak birçok üründe “organik ürünler” bölgesi olması çok zor değildir. Organik tarımın ülkenin birçok yerinde geliştirilerek Dünya piyasalarına organik ürünler pazarlanması Türkiye’nin tarım ürünlerinden önemli bir gelir elde etmesine neden olacaktır.

 

7. Ziraat Mühendisleri ve Veterinerlerin Sorumlu Danışman Olmaları : Türkiye’debirçok Ziraat Mühendisi ve Veteriner işsiz durumdadır. Tarım Bakanlığındaki Ziraat Mühendisi ve Veterinerler ise ödenek yokluğu vb. durumlar nedeniyle köylerdeki üreticilere tarım teknikleri yönünde bilgi verememektedir. Bu durum bilginin köye ulaşamama sorununu beraberinde getirmektedir. Halbuki bu Ziraat Mühendisi ve Veterinerlerin bir şekilde köylülerle buluşturulabilmesi yönünde uygulanabilecek bir politika tarımsal üretimin daha planlı bir şekilde artmasına neden olabilecektir. 2003 yılı Eylül ayı ile birlikte Tarım Bakanlığınca kamuoyuna duyurulan “1000 tarım gönüllüsü” uygulaması ile 1000 ayrı köyde Ziraat Mühendisi veya Veteriner’in görev alması sözkonusudur. Bu projenin finansmanının Devlet tarafından değil, bazı sivil toplum örgütlerince karşılanacağı kamuoyuna açıklanmıştır.

 

Verilen bilgiye göre bu proje için 50 trilyon yani yaklaşık 33 milyon $ civarında bir finansmanın 3 yıllık bir süre için yeterli olacağı ifade edilmiştir. Demek ki bu kadar az bir finansmanla birçok kişiye istihdam sağlanması yanında tarımsal üretimin de çok artacağı açıklandığına göre, Devlet aslında tüm köylere ya da 1-2 köyden sorumlu 1’er Ziraat Mühendisi ya da Veterinerin temin edilmesi belki de çok yararlı olacaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, ziraat mühendisleri ve veterinerler için uygun çalışma koşullarının ve finansal kaynağın sağlanmasıdır. Her teknik elemanın her an çalışma alanı olan köye gidebileceği bir arabası, bürosu, bilgisayarı vb olmalıdır. Çiftçilerin katılımı ve desteği mutlaka sağlanmalıdır. Tekirdağ’da Alman Ziraat Odasının desteği ile kurulan ve halen başarılı hizmetler veren Önder Çiftçi Çalışma Grupları bu konuda örnek olarak alınabilir.

 

8. Sürdürülebilir Kalkınma Temel Strateji Olmalı : Türkiye tarımının pek dile getirilmeyen bir sorunu da çevre sorunlarıdır. Doğal kaynakların ve çevrenin korunması, geliştirilmesi ve bu kapsamdaki faaliyetlere çiftçilerin örgütlü katılımının sağlanması, çevreyle uyumlu tarımsal üretim ve sürdürülebilir bir tarımsal kalkınmanın gerçekleştirilmesi, gen kaynaklarının korunması, ekolojik tarımın verimde bir azalma yaratmayacak önlemler alınarak yaygınlaştırılması Türkiye tarımının bir başka ve önemli sorunudur.

 

Türkiye’de bazı bölgelerde yoğun kimyasal gübre ve ilaç uygulanmaktadır. Üreticiler tarımsal üretimde kullandıkları girdileri (gübre ve pestisit) kendi bilgi ve tecrübesine göre ayarlamaktadır. Bu konuda uzmanlardan bilgi alan üreticilerin oranı oldukça düşük düzeydedir. Çevre ve toplum sağlığı açısından çok önemli olan bu konuda daha duyarlı politikalar izlenmelidir.

 

9. Güvenli Gıda ve Gıda Güvenliği Politikaları : Türkiye’de yıllardır yaşanan enflasyonun olumsuz etkilerinden birisi de kalitesiz, hileli ve standartlara yeterince uymadan üretilen ürünler arasında gıda ürünlerinin de bulunmasıdır. Hijyenik olmayan koşullarda üretilen gıda maddelerinin insan sağlığına olumsuz etkilerde bulunduğu birçok araştırmadan anlaşılmaktadır. Bununla beraber ambalajın üzerinde ve ürünün içerisinde standartlara uygun olmayan ürünlerin satışının da Türkiye’de rahatlıkla ve denetimsiz bir şekilde yapılabildiği bilinmektedir. Örneğin bitkisel yağlarda “dolumculuk”, kırmızı biberde kiremit tozu, kara biberde çeşitli tozlar, kaşar peynirine nişasta vb.karıştırılması gibi “tahşiş” olayları sürekli dile getirilmektedir. Bu tip konular halkın sağlığını ve bu ürünlerin ticaretini dürüstçe yapan firmaların gelirini olumsuz yönde etkilemekte, haksız rekabet yaratmaktadır. Bu konuda denetim görevini etkin bir şekilde yapması gereken Tarım Bakanlığı ve bu konu ile ilgili sorumlu kuruluşların halka “güvenli gıda” yedirmesi sorumluluğu bulunmaktadır.

 

Bu konunun önüne geçilmesi son derece kolaydır. Ancak sağlıklı ürünlerin üretimi, işlenmesi ve satışı yanında, üretimin de planlı bir şekilde yapılması gerekmektedir.

 

Güvenli gıda kavramının yanısıra “gıda güvenliği” kavramı da önemlidir. Gıda güvenliği, ülkede üretilebilen ürünlerin ülke insanının sağlıklı ve dengeli beslenmesine yetebilecek düzeyde olmasıdır. Yani ülkenin gıda ürünlerinde kendine yeterli olması gerekmektedir. Türkiye bugün için ne güvenli gıda ne de gıda güvenliği konusunda yeterli değildir. Gerek üretim, gerekse tüketim aşamalarında denetim yetersizliği sorunu ülke insanının ve gelecekteki nesillerin sağlığını tehdit eden en önemli unsurdur. Bu konuda yapılacak işler, varolan standartların uygulanması ve uygulamada boşluğu bulunan mevzuatın uygulanabilir olmasının sağlanmasıdır.

 

10. Tarıma Dayalı Sanayide Kapasite Artışı İçin Üretim Açığı Olan Ürünlere “Özel Üretim Teşvikleri” : Türkiye’de tarıma dayalı sanayi oldukça gelişmiştir. Özellikle bitkisel yağ, tekstil, deri, un, konserve, salça, sigara, dondurulmuş gıda gibi hammaddesi tarıma bağlı olan sanayilerde Türkiye’de önemli kapasitelere sahip tesisler bulunmaktadır. Bu tesislerin birçoğu maalesef hammaddeyi çeşitli ülkelerden ithal etmek durumunda kalmaktadır. Örneğin Türkiye’de 6 milyon ton’dan fazla (pamuk dahil) bitkisel yağ işleme kapasitesi bulunmakta iken, ancak 2-2.5 milyon tonluk bir üretim yapılmaktadır. Hatta ayçiçeği fabrikaları Türkiye’de üretimi yapılan ayçiçeğinden daha fazla bir miktarı ithal etmek durumundadır. Yine Türkiye’de 2.3 milyon ton çeltiği işleyebilecek 104 çeltik fabrikası bulunmakta iken, 400-450 bin ton çeltik işlenmekte ve bu fabrikalar atıl durumda kalmaktadırlar. Örnekleri çoğaltabiliriz.

 

Üretim planlaması yapılmadan fabrikalar kurulmuş ve hatta kurulan fabrikaların kapasitelerinin ne olması yönünde doğru dürüst fizibilite çalışması yapılmamıştır. Bu durumda bu atıl kapasiteli fabrikaların kurulması, hem milli ekonomiye zarar vermekte hem de gereken katma değeri üretememektedir. Bu tip ürünlere yönelik özel teşvik primleri verilmelidir. Ayçiçeği, soya ve zeytinde bu tür primler mevcuttur. Ancak primin ödenmesi süresi bazen 1 yıla yaklaşmaktadır. Bu durum bu ürünlere “prim” veriliyor anlamına gelmez.

 

11. Doğrudan Gelir Desteğine Devam Edilmeli : Türkiye’de mevcut tarım politikalarının değiştirilerek 2002 yılından itibaren tarımda reform adı altında Doğrudan Gelir Desteği uygulaması başlatılmıştır. Bu sistemle, üreticiler kayıt altına alınarak, tarım ürünleri fiyatlarının serbest piyasada belirlenmesine önemli katkıların yapılması beklenmektedir. DGD uygulaması, piyasa fiyat mekanizmasına dayanması nedeniyle üreticiler, sanayiciler ve tüketiciler için başlangıçta en iyi sistem gibi görünmektedir. Ancak sistemin diğer tarım politikası araçlarına alternatif gibi gösterilerek pazar fiyatı desteği, girdi destekleri, prim ödemeleri, düşük faizli krediler gibi daha önceki uygulamaların altyapısı oluşturulmadan birdenbire uygulamadan kaldırılması, Türkiye tarımı için gelecekte önemli sorunlar açabilir. Çünkü Türkiye tarımının öncelikle yapısal sorunları bulunmakta olup, bu sorunlara yeterli çözümler bulunmadan Doğrudan Gelir Desteğinin tek bir tarım politikası aracı olarak uygulanması yanlıştır. Ancak bu desteğin sosyal amaçlı olarak üreticilere ödenmesi doğru bir uygulama olacaktır. Çünkü bu destek sayesinde üreticiler kayıt altına alınabilmiştir. Zaten Dünya’da birçok ülke bu desteği üreticilerine vermektedir. Dünya ülkelerinde de hiçbir zaman doğrudan gelir desteği tek başına bir tarım politikası aracı olarak kullanılmamıştır.

 

12. Miras Hukuku Yeniden Düzenlenerek Arazi Toplulaştırmasına Gidilmelidir : Türkiye tarımının en önemli sorunu işletme sayısının fazlalığı, ancak bu işletmelere düşen arazinin 55 dekar gibi çok az bir büyüklükte olmasıdır. Küçük arazilerde çiftçiler ancak geçimlik tarım yapabilmekte ve bu da üretici gelirinin düşük olmasına neden olmaktadır. Arazilerin küçük ve parçalı olmasının en önemli nedenlerinden birisi miras hukukudur.

 

Miras hukuku gereği araziler kardeşler arasında parçalandığından işletme sayısı da artmaktadır. Arazilerin miras yoluyla küçülmeleri sürecinin durdurulmasında yalnız yasa çıkartılması yeterli değildir. Arazinin tek bir kişiye devredileceğinin bilinmesi, geleceğini tarıma bağlayanların sayısının zorunlu olarak azalmasını da beraberinde getirecektir.

 

Kırsal kesimde açılacak meslek kurslarıyla gençlerin geleceklerini tarıma bağlı görmelerinin önüne geçilebilir ve tarımdan olan beklentilerini de ortadan kaldırılabilir. Böylece bundan sonra işletmelerin küçülmeleri önlenmiş, tarım nüfusu azaltılmış, bu işler için ayrılacak fonlar yapıyı düzeltici özellikte kalıcı bir amaca harcanmış olacaktır. Bunun dışında arazilerin yalnız tek mirasçıya devri sırasında açılacak kredilerle bu sürenin özendirilmesi de bu hükmün geçerlilik kazanması için vazgeçilmez bir koşuldur.

 

Bununla beraber, büyük arazilerin tek kişiye devri söz konusu olduğunda, verilen krediler için istenen faizin normal faiz oranının altında olması kuralı gereksiz gibi gözüküyorsa da, büyük işletmelerin tek parça halinde, yani parçalanmadan devrinin sağlanması açısından yararı da açıktır..

 

13. Her Alanda Aktif Katılımcılık : Günümüzde sivil toplum örgütlerinin tüm konularda olduğu gibi ülke tarım politikalarının oluşumuna da katkı yapması demokrasi ile yönetilen neredeyse tüm ülkelerde gerçekleşmektedir. Bu açıdan ülkenin tarım politikaları belirlenirken Tarım Bakanlığı, Üniversiteler ve konu ile ilgili tarım kooperatiflerinin temsilcileri ve tarımla ilgili her türlü dernek ve sivil toplum örgütünün temsilcilerin de görüşleri alınmalıdır.

 

Tarımsal destekleme politikası belirlenirken üreticilerin de buna destek vermesi, destekleme sisteminin daha demokratik bir şekilde yürümesi için önemlidir. Bu şekilde devlet tarafından uygulanan desteklemelerde üreticiler de sistemden bir ölçüde sorumlu olacaklarından tarımsal desteklemelerin ülke tarımına ve üretici gelirine faydaları artacaktır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...