Jump to content

TMMOB'un Kadın Üyelerinin Örgütlülük Sorunu


yavin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

TMMOB'un Kadın Üyelerinin Örgütlülük Sorunu

 

Sevim Gökçe, MMO İstanbul Şube Üyesi

Haziran 2011

 

Tarihin bilenen en eski eşitsizlik ilişkisinin mağduru olan kadınlar, patriyarkal-kapitalizm koşullarında da ezilmeye devam ediyor. Kapitalist sömürünün temel mağduru bilindiği üzere işçiler, emekçiler... Sömürünün dinamiği kaba tarifiyle şöyle: emek gücünü kapitalistlere belirli saatler için kiralayan işçi, bunun karşılığında ücret alıyor. Ancak aldığı ücreti aşan miktarda değer yaratarak (artık değer) kapitalistin, sermayesini büyütmesini sağlıyor. Dolayısıyla hiçbir zaman emeğinin karşılığını alamıyor ve sömürüye maruz kalıyor.

 

Kapitalist üretim ilişkilerinin devamlılığı, işçilerin her gün işlerinin başında olmasına ve yeni işçilerin üremesine bağlıdır. Her bir işçinin ertesi gün sağlıklı bir şekilde işinin başında olabilmesi için yemek, temizlik, bakım vb. ihtiyaçlarını gidermesi de ayrı bir emek alanıdır. Kadının görünmeyen ya da karşılığı ödenmeyen emeği kapitalizm koşullarında burada devreye girmektedir. Kapitalizmi, patriyarkal-kapitalizm haline getiren de kadının el konan emeği üzerinden gerçekleşen bu cinsiyetçi iş bölümüdür. Kapitalizm, kendisinden önceki üretim tarzlarından devraldığı bu iş bölümünü kendi yapısına entegre ederek sistemik olarak sürdürmektedir. Oysa kapitalizmin ilk dönemlerinde fabrikalarda kadın ve çocuk emeğine yığınsal olarak rastlanmaktaydı. Kapitalist artık değerini temin edeceği iş gücünün cinsiyeti ve yaşı ile çok da ilgili değildi. Evde hizmetleri aksayan erkek işçilerin sendikalar kanalıyla duruma müdahale etmeleri sonucunda kadınların evlerine dönmeleri sağlanarak, cinsiyetçi iş bölümü kapitalizme de içkin hale getirilmiştir.

 

Toplumsal iş bölümü bir kez cinsiyetçi karaktere bürününce, o toplumdaki tüm sınıf ve kesimler bundan nasibini kaçınılmaz olarak alır. Yani hangi sınıf, hangi sosyal grup ve hangi meslekten olursa olsun tüm kadınlardan öncelikli olarak beklenen ev ve bakım emeği (çekirdek ailenin yanı sıra yaşlı ve hastalar için de) harcamalarıdır. Ev işleri için "yardımcı kadın"lar istihdam etme lüksüne sahip kadınlar için de durum özünde farklı değildir. "O" kadının eve getirilme organizasyonu, iş performansının takibi, iş için gerekli hazırlığın yapılması vb. türünden ev içi emeğin sahibi evin "bey"i değil "hanım"ıdır. Dolayısıyla okuyup meslek sahibi olan kadınların durumlarında bir iyileşme olmakla birlikte köklü bir "kurtuluş"tan söz etmek mümkün değildir. Toplumsal bir iş bölümünü kökten değiştirmek ise yine "toplu" davranmaktan yani bütün kadınların örgütlü mücadelesi ile mümkün olabilecektir.

 

Kadınların, ezilen toplumsal bir kesim olduğu, örgütlülükten başka çarelerinin olmadığı feminist yazın ve kadın hareketinin mücadele tarihi ile görünür hale gelmiştir. Örgütlenmeye dair soru ve sorunları eksenine alan tartışmalar devam ediyor olsa da konumuz bağlamında kadınların, öz örgütlenme ile yetinmemeleri gerektiğini söyleyerek devam edebiliriz. Kendi öz örgütlenmelerini yaratmaları gereğinin yanı sıra kadınlar, örgütlü oldukları yapıların içerisinde aynı zamanda cins olarak da örgütlü bir güç haline gelmek ve erkek egemenliğini aşındırmak zorundadır. Her türlü toplumsal ilişkiyi belirleyen parametrelerden biri olan erkek egemenliği, onunla aynı yaygınlıkta mücadele etmeyi gerektirir.

 

Kadın mücadelesinin hedefi erkek egemen sistem olmakla beraber, sistem dediğimiz genel olguların gündelik hayattaki tezahürleri kişiler ve kurumlar üzerinden gerçekleşmektedir. Erkek egemenliğinin prangaları da kişiler ve kurumlar aracılığıyla kadınların ayaklarına vurulmaktadır. Başta aile kurumu olmak üzere eğitim, hukuk vb. kurumlar erkek egemenliğini var etme ve yeniden üretme konusunda nasıl masum değillerse, kadınların ezilmesinden sağladığı doğrudan fayda nedeniyle erkek cinsi de "kişi"ler olarak masum değildir. Bu tek tek her erkeğin bilinçli seçimi değildir elbette. Ancak konu maalesef niyetlerden ve seçimlerden bağımsızlaşacak kadar sistematiktir.

 

Kadınlarla erkeklerin bir arada örgütlü olduğu yapılarda, kadın mücadelesinin etkin olabilmesi ya da gerçek anlamda bir kadın mücadelesinden bahsedebilmemiz için, o yapıdaki kadınların görece "bağımsız" olabilmeleri gerekir. Bu yaklaşım, erkek ve kadın üyeler arasında örgütsel güven ilişkisinin olup olmadığı, erkek üyelerin kadın mücadelesini destekleyen siyasal-entelektüel formasyona sahip olup olmadığı vb. meseleler etrafında dönen bir tartışma ortamını da beraberinde getirmektedir. Yazının başından itibaren kadın ezilmesinin ve erkek egemenliğinin ele alınması gereken sistematik toplumsal çerçevesini anlatmaya çalışmamın nedeni, konunun bu dar tartışmalara sığdırılamayacağını anlatabilmek içindir... Aynı yapı içinde dahi, erkeklerle görece "bağımsız" mekanizmalar oluşturulma gereği, kadın ezilmesinin ve mücadelesinin özgünlüğünün gereğidir.

 

Bu yaklaşıma erkek üyelerin yanı sıra bazı kadın üyelerin de direnç gösterdiklerine tanık olabiliyoruz. Kapitalist sitemin sömürüye uğrattığı kesim olan işçilerin ortak mücadeleye katılmaları durumu nasıl "sınıf bilinci" ile açıklanıyorsa, kadınların da cinslerinin kurtuluşu için birlikte davranmaları "kadınlık/cins bilinci" ile tarif edilebilir. Hemcinslerimizin kadın mücadelesine dair zaman zaman erkeklerden bile daha sert tavırlar sergilemeleri bu bilinçle olan mesafeleri ile açıklanabilir. Elinizdeki fanzin vb. araçlarla bu kadın arkadaşlarımıza düşüncelerimizi ulaştırmak ve günün birinde yan yana gelmeyi başarmak asli hedeflerimizdendir.

 

Kadınların bir arada durmalarına ilişkin iddiamızın somut kanıtını, kadın kurultayı sürecinde bulmak mümkündür. Kadın mimar-mühendis-şehir plancılarının, toplumsal cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle meslek hayatlarında, erkek meslektaşlarına göre fazladan sorunlar yaşadığını biliyor ve söylüyoruz. Oysa meslek örgütümüz olan TMMOB, 57 yıllık tarihi içerisinde bu konuda söz üreten ilk kadın kurultayını 2009 yılında gerçekletirdi. Yani kuruluşundan 55 yıl sonra... Bu kurultayın gerçekleşmesini ise esas olarak TMMOB üyesi kadınlara borçluyuz. Yani kadın üyeler, örgütlü bir talep ortaya koydukları zaman gerçekleşebildi bu kurultay.

 

Kadın üyelerin, bir arada durmalarının gerekliliği meselesinden sonra, bunun yöntemlerini tartışmak ve şekillendirmek gerekiyor elbette. Bu bir aradalık, e-gruplar kurmak, periyodik toplantılar-kurultaylar yapmakla sınırlı kaldığında etkin olamayacaktır maalesef. Süreklilik ve etkinliğin yolu reel mekanizmalar kurmaktan geçiyor. Bu mekanizmaları kurma süreci bile örgüt içi kadın mücadelesi için büyük bir deneyim olarak yol aldıracaktır.

 

TMMOB üyesi kadınlar, Oda Şubeleri-İKK'lar-Oda Merkezleri-TMMOB olarak çizilen örgüt şemasının en tepesinde TMMOB Kadın Çalışma Grubu ve Şube Kadın komisyonları olarak kendilerine yer açmayı başardı.

 

Şimdi sırada, bu noktaları birleştirerek kendi "DOĞRU"muzu yaratmak olmalı...

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...