Jump to content

Bid'at


Guest PinkSheker87
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Resûl-i Ekrem (sav)'in devr-i saadetlerinde izledikleri yol ve Hülâfa-i Raşidin dönemindeki tatbikat "sünnet" kavramı ile açıklanabilir. Zira bizzat Resûl-i Ekrem (sav)'in "Benim ve raşid halifelerin sünnetine sarılın"(1) buyurduğu sabittir. Hûlefa-i Raşidin döneminden sonra İslâm'a sokulmaya çalışılan itikâdî ve siyasî doktrinler bid'at hükmündedirler. Bunların bir çoğunu bid'at-ı hasene olarak nitelendirmeye çalışanlar, Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Dinimizden olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur. Her bid'at dalâlettir"(2) hükmünü dikkate almıyorlar, demektir.

 

Halkı müslüman ülkelerin uğradığı felâketlerin temelinde bid'atler yatmaktadır. Çünkü, bid'at, sünnetin zıddıdır(3). Her bid'atın; mutlaka bir sünneti ortadan kaldırdığı dikkate alınırsa, işin vehameti daha kolay kavranır. Zira bid'at çıkarma arzusu; tam ve kâmil olan İslâm nizamında noksanlık veya fazlalık varmış vehmine dayanır. Bu vehim ise, "Bugün dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı (verip ondan) hoşnut oldum"(4) âyet-i kerimesinden şüpheyi beraberinde getirir. Bunun itikâdi yönden insanı hangi noktaya getireceği basiret sahiplerince malûmdur. Kaldı ki, İslâm'da olmayan herhangi birşeyi, İslâm'a sokmaya çalışmak veya hükümlerin bir kısmının çıkarılmasını arzu etmek, küfrü beraberinde getirir. Ehl-i Sünnet'in bütün müctehid imamları: "Kur'ân-ı Kerim'den olduğu sabit olan herhangi bir harfi, bir kelimeyi veya bir âyeti inkâr eden kimsenin küfrü üzerinde" ittifak etmişlerdir(5). Ayrıca, "delâlet-i ve subûti kat'i olan mütevatir bir sünneti inkâr etmek de" insanı küfre sürükler(6). İmam-ı A'zam Ebû Hanife (rha)'nin "Bid'atçının arkasında namaz kılmayın"(7) buyurduğu dikkate alınırsa, mesele kolayca kavranır.

 

Bu girişten sonra; .İslâm ûlemasının mezhepleri niçin ehl-i sünnet ve ehl-i bid'at diye taksim ettiğini kavramamak mümkün müdür? (8) Halk arasında "Dört Hak Mezhep" kavramı; ehl-i bid'atla mücadele veren İslâm ûlemasının gayretiyle yerleşmiştir. ancak "ehl-i kıble'nin tekfır edilemiyeceği"(9) yolundeki külli kaide ve ehl-i kıble ıstılâhı unutulunca; her önüne geleni tekfır eden, hâricî mantığı yeniden gündeme girmiştir. Tabii bu arada; ideolojik taarruzlar sonucu, "ehl-i sünnetin akaidi" ile hiçbir alâkası kalmayan tiplere de rastlamak mümkündür. Ancak bu tipler; "ehl-i sünnet akaidi"nin verasetle kendilerine geçtiği vehmine kapılmışlardır. Dikkat edilirse; kahir ekseriyeti "ehl-i sünnet” olduğu farzedilen İslâm topraklarında müstekbirlere ait ideolojik hareketler güç kazanmıştır. Bu durumu nasıl izah edebiliriz? Türkiye'de Latin harfleriyle yayınlanan birçok eserde bid'at-ı hasene kavramı ortaya atılmış ve müslümanların zihinleri bulandırılmıştır. Felsefi kelâmın öncüsü sayılan "Mutezile" mezhebine mensup müelliflerin eserlerinde bid'at-ı hasene kavramı mevcuddur(10). Mütercimler, tercüme ettikleri eserlerin kime ait olduğuna veya faydalandıkları kaynakların mahiyetlerine dikkat etmeden bid'at-ı hasene kavramının yaygınlaşmasına vesile olmuşlardır.

 

Bu arada sünnet ile bid'at arasında "uzlaşma" ortamı meydana getirmeye gayret eden bazı tipler: "Başta uçak ve otobüs olmak üzere, bir çok nakil vasıtaları Resûl-i Ekrem (sav) zamanında yoktu. Bunlar da bid'attır, bunlar da mı reddedilecek?" gibi demagojilerle saf zihinleri bozmuşlardır. Bu mantığın ne kadar sefil olduğu şuradan bellidir ki; ilim ve teknik, Kur ân, sünnet ve icma ile övülmüş iki alandır. Mü'minlerin yerde ve gökte rızık aramaları, Allah (cc)'ın dinine düşman olan kâfırlere karşı hafif ve ağır bütün silâhları hazırlamaları farz-ı kifâye olan bir ibadettir. Eğer İslâm toprakları işgal edilirse, cihad farz-ı ayn hâle geleceği için, cihad vasıtalarının da imâli farz olur. Kaldı ki, uçak ve otobüs, dine sokulmuş vasıtalar değil ki, bid'at kavramı içine girsin!...

 

Bid'at-ı hasene kavramını Hz. Ömer (ra)' in teravih namazı ile ilgili uygulamasına dayandıran ve bizzat onun dilinden "İşte en güzel bid'at" cümlesi ile tanımlayanlar, yanılmaktadırlar. İmam-ı Ebû Yusuf (rha) İmam-ı A'zam (rha)'a: "Teravih namazı için, Hz. Ömer (ra)'in yaptığı ictihadın hükmü nedir?" diye sorduğunda İmam-ı Â'zam (rha) "Teravih namazı sünnet-i müekkededir. Bu sebeple kimse bid'attır diyemez. Resûl-i Ekrem (sav) zamanında olan ve onun bizzat yaptığı işi, düzenli ve devamlı hâle getirmiştir" cevabını verir. Gerçekten Resûl-i Ekrem (sav)'in sahabe-i kirama imamlık yaparak teravih kıldırdığı sabittir(11). Kaldı ki; sahabe-i kiramın icmaını bid'at-ı hasene diye nitelendirmek, selim akıl sahiplerinin yapabileceği bir cinayet değildir.

 

İmam-ı Gazzalî: "Bid'atı red ve ondan el çekmek, beğenilmiş sünnettir. Her bid'at mezmum (zem edilmiş) ve delâlettir"(12) ·buyurmaktadır. Ayrıca el-Mustasfa isimli usûl kitabında, din emniyetinin sağlanabilmesi için, bid'at ehlinin cezalandırılmasını şart koşmaktadır(13). Müceddid-i elfi sani İmam-ı Rabbani de Mektubat isimli ünlü eserinde "bid'atın hasenesi olmaz, hepsi mezmumdur"(14) buyuruyor. Bütün bu izahlardan sonra şunu söylemek mümkündür: Modernistlerin büyük bir çoğunluğu, hevâ ve heveslerine uyarak bid'at-ı hasene kavramını kullanmakta, ehl-i sünnet mü"minleri, müstevlîlerin esiri haline getirmektedirler. Bu tuzağa, feraset sahibi mü'minler düşmemelidirler.

 

İmam-ı Rabbanî "bid'at-ı hasene" kavramına itirazla şunu kaydeder: "Ulemadan bazıları, namazda niyyet için kalben dileyerek, dille söylemeyi bid'at-ı hasene diye anlatmıştır. Bu bid'at, sünnet bir yana, farzı dahi kaldırmaktadır. Şundan ki, insanların pek çoğu bu durumda, niyyet işinde yalnız dille olanı ile yetinecektir. İşte o zaman dahi namazın farzlarından biri olan kalble niyet, tamamen bırakılacak, namaz dahi fesada girecektir. Kalan bid'atler dahi, anlatılan bu manâya göre kıyas edilebilir.” buyurulmaktadır.

 

KAYNAKLAR

(1) Sünen-i İbn-i Mace, İst:1401 Çağn Yay. c. I, sh.16, Had. No: 42. Ayrıca, Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, . c. IV, sh.126-127; Sünen-i Darimi, Mukaddime,16, c. I, sh. 45; Molla Hüsrev, Dürerû'l Hükkâm fi Şerhû'l Ahkdm, İst. 1307, c. I, sh. 119 (Gcırer ve Dürer Tercümesi, İst.1979, Eser Yay. c. I, sh. 206).

(2) Sahih-i Müslim, İst.1401, Çağrı Yayını, sh. 592, Had. No: 867 K. Cuma: 43. (Türkçe: Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. 1977, c. IV, sh. 2416 Had.IV no:43'e müracaat).

(3) İbn-i Manzur, Lisanû'l Arab, Beyrut: ty. c. VIII, sh. 6 vd; İslam Ansiklopedisi, lst. 1979 (5. bsm) c. II,sh. 599.

(4) Kur'ân-ı Kerim, Maide Sûresi: 3.

(5) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet, el-Fetevâ-ı Hindiyye, Beyrut:1400, c. II, sh. 266 vd; el-Heysemi, el-İ'lam bi Kavatı'il İslam, b. Halebi Mtb.1951, c. II, sh. 42.

(6) Molla Husrev Serhi Mirkat el-Vüsul İst:1979, sh. 24.

(7) İmam-ı Â'zam, Fıkh-ı Ekber (Aliyyü'l Kari Şerhi)

(8) Taftazani, Şerhû'l Akaid, İst.1980, sh. 95.

(9) İmam-ı A'zam, Fıkh-ı Ekber·, (Aliyyü'l Kari Şerhi) İst:1979, sh. 424.

(10) el-Cahiz, el-Havavaıı, Kahire:1357, c. I, sh. 86 vd.

(11) İbn-i Abidin, Reddü'I Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar, Mısır:1972 c. t, sh. 591.

(12) Gazzalî, el-Camlû'l Avam, İst:1978 (ikinci bab) sh. 78·

(13) İmam-ı Gazali, el-Musıasjiı nıin İlmû'I Usül, Beyrut:

(14) İmam ı Rabbani el-Mektubat, İst: 1978, Çağrı Yayını. c. I, sh. 121 Mektub No:186 (Mektubat-ı Rabbani, İst.1977, Çile Yayın. c.1, sh. 391).

 

dır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İmam-ı Rabbanî "bid'at-ı hasene" kavramına itirazla şunu kaydeder: "Ulemadan bazıları, namazda niyyet için kalben dileyerek, dille söylemeyi bid'at-ı hasene diye anlatmıştır. Bu bid'at, sünnet bir yana, farzı dahi kaldırmaktadır. Şundan ki, insanların pek çoğu bu durumda, niyyet işinde yalnız dille olanı ile yetinecektir. İşte o zaman dahi namazın farzlarından biri olan kalble niyet, tamamen bırakılacak, namaz dahi fesada girecektir. Kalan bid'atler dahi, anlatılan bu manâya göre kıyas edilebilir.” buyurulmaktadır.

 

ALLAH razı olsun Güzel paylaşım

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet namazın başına gelerek tatbik edilen "niyet ettim şu namazın farzını veyahut sünnetini kılmayı" demeyi İmamı Rabbani başta olmak üzere pek çok alim bidat olarak görmüşlerdir. Çünkü Peygamberimiz namaza dille niyet ettiğine dair bir delil yok. İşte bidat konusunda bu kadar dikkat etmek gerekir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Aşure Pişirmek Bidat mı?

      Sünnet olmayan bir şeyi sünnet diye işlemek bidattir. Aşure günü sünnet sanarak aşure pişirmek bidattir. Sünnet olmadığını bilerek, o gün bir tatlı yapmak niyetiyle aşure pişirmek bidat olmaz, sevap olur.

      , Yer: İslamiyet

    • Günümüzde Cuma Hutbesinde Yapılan Bir Bidat

      Günümüzde Cuma Hutbesinde yapılan bir bidat   Günümüzde Cuma günleri Cuma hutbelerinde hemen hemen bütün imamların, hocaların yaptığı bir hata vardır ki, büyük bir hatadır ve düzeltilmesi gerekir şöyle ki:   Hatip birinci hutbeyi okurken “ ….Galallahu Teala…… ifadesinden sonra Euzu besmele çekerler ki işte bu bir hatadır. Terk edilmesi gereken bir yanlıştır. İbn-i Abidin döneminde Hutbe-i Nebatiye adlı bir eserde yanlışlıkla yazılmış. Sonra da, sadece Türkiye’ye mahsus kalmak üzere bu

      , Yer: İslamiyet

    • Sünnetin Dereceleri ve Bidat Hastalığı

      "Size kendi içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız Ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere çok şefkatli, çok merhametlidir" (Tevbe, 128) Şu âyetin birinci makamı, Sünnet yolu, ikinci makamı da sünnetin derecelerini nazarlara verir. "Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben O'na tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de O'dur" (Tevbe, 129) "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki

      , Yer: İslamiyet

    • Bidat Zikir Şekilleri

      Peygamberin yapmadığı ibadetleri yapıp, yaptıklarına tenezül etmeyenler, uydurdukları bidat olan ibadetleri yapmayanları da vahhabi olarak eleştirenler acaba bu aşağılamalarının peygambere ve sahabelere gittiğinin farkındalar mı ? Mesela aşağıdaki hadiste adı geçen Abdullah Bin Mesud (ra) şuan yaşasaydı ona da vahhabi diyecek kadar şuursuz gezenler var. Müezzin kontrolünde çekilen tesbihler, Tarikatlardaki toplu zikir törenlerin, hatmelerin, istimdatların, taş saymaların hepsinin bidat oldu

      , Yer: İslamiyet

    • Bidat Olan Dualar

      İslâm bilginleri ve din imamları, şer'î (meşru) duaları zikretmişler ve bid'at olan dualara iltifat etmemişlerdir. Buna riayet etmek lâzımdır.   Bid'at olan dualar üç şekilde yapılmaktadır:   1 - Birincisi:   "Ey efendim! Bana yardım et", "Sana sığınıyor, senden yardım istiyorum", "Düşmanlarıma karşı bana yardım et!"   gibi sözlerle (yakarışlarla), ölü ya da gaip; Allah'tan başka bir kimseden istemek, ve dua etmek. Kendisinden istenilen kişi ister peygamber, ister salih bir kimse

      , Yer: İslamiyet

×
×
  • Yeni Oluştur...