Jump to content

Batı'dan Çok Önce...


Renan
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Dünyanın düz bir tepsi şeklinde değil de yuvarlak olduğu, artık küçük-büyük herkesin bildiği bir gerçektir. Ancak bu gerçek, asrımızda uzay teknolojisinin gelişmesi ve uzaya gidip gelmeler sayesinde daha da kesinleşmiştir.

 

Batı, daha 17. asırda dünyanın döndüğünü söyleyen ilim adamlarını engizisyona gönderirken (Galileo gibi), Kilisenin de 20. asra kadar Batlamyus’un nazariyelerine bağlı kalıp, dünyanın düz olduğu saplantısındaki ısrarını, bu konudaki ilmi seviye ve müsamahasızlığını dikkate alarak pek yadırgamama gerekir.

 

“Bütün gök cisimleri kâinatın yuvarlaklığına bağlı olarak kürevidir” diyen Einstein’e kadar, Batı’da gök cisimlerinin küreviliğini bu açıdan kimse bilmiyordu. Gözlerinizi batıdan ayırıp İslam âlemine çevirdiğinizde ise, yerin kâinata bağlı yuvarlaklığı konusunda ilim adamlarının çok önceden söz ettiğine şahit olursunuz.

 

Eğer bir şüpheniz varsa “Fütuhat-ı Mekkiye” ile “Makasıd” ve “Mevafık”a gidiniz. Maksada vakıf olacak ve göreceksiniz ki, asırlarca önce yaşamış İbn-i Arabi ile Sadeddin-i Taftazani ve Seyyid Abdülkadir Cürcani top gibi küreyi ellerinde tutmuşlar, her tarafını temaşa ediyorlar.

 

Eğer o kapı size açılmadı ise, İmam-ı Razi’nin “Mefütihu’l-Gayb” adlı tefsirine giriniz ve ders verdiği yerde, o dahi imamın önünde diz çöküp dersini dinleyiniz.

 

Eğer onun ile tatmin olamadınız ve arzı küreviyet kabına sığıştıramadınız ise, bir de İbrahim Hakkı’nın arkasına düşünüz ve Hüccetü’l-İslam olan İmam-ı Gazali’nin

yanına gidip fetva isteyiniz. Deyiniz ki; “Yerin yuvarlaklığı konusunda âlimler arasında ihtilaf var mıdır?” Elbette, “Kabul etmezseniz vardır” diyecektir. Zira, ta zamanından beri şöyle bir fetva göndermiş: “Kim yerin yuvarlaklığı gibi kesin bir delil ile sabit olan bir meseleyi dini koruma bahanesiyle inkar ve reddetse, dine cinayet-i azim etmiş olur. Zira bu sadakat değil hıyanettir.”

 

Eğer bütün bunlara itimat etmiyorsanız, gelin o Koca Pir’in(Piri Reis) gemisine binip okyanuslara açılarak “Haritat” birlikte çiziniz; ya da “Cihannümü” sahibinin peşine düşüp, dünyayı beraber geziniz; yol üzerinde de Kazvini’ye uğrayıp “Acaibu’l Mahlukat” ına bir göz atınız.

 

Sizin yatmış olan fikr-i hakikatiniz eğer bu yüksek sesle uykudan kalkmadıysa ve gözünüz açılmadıysa, İbn-i Hümam ve Fahru’l-İslam gibi zatların ellerini tutup İmam-ı Şafi’ye giderek fetva isteyiniz ve deyiniz ki; “Dinde vardır ki bir vakitte beş vaktin namazı kılınır; hem de bazı yerlerde, yatsı namazının vakti bazı zamanlarda yoktur; hem de kutuplara gidildikçe güneş bir çok günlerde batmaz ve birçok gecelerde doğmaz, nasıl oruç tutacaklar? Yani insanlar, kutup bölgelerinde vakitlerini nasıl düzenleyip ibadetlerini yapacaklar? Hem de, namazın şartlarından olan istikbal-i kıble konusunda yüzün tam olarak Kabe’ye dönük olması şart koşulmuştur. Halbuki yalnız kıyamda, yani ayakta iken ve otururken yüzümüz Kabe’ye dönmektedir,” deyip bu konuda açıklama isteyiniz. Emin olun İmam-ı Şafi; birinci soruya doğudan ve batıdan geçen ekvator dairesinin yuvarlaklığı ile cevap verecektir. İkinci ve üçüncü soruyu, güneyden kuzeye uzanan meridyen dairesinin kavisliğiyle açıklayacaktır. Yani, günümüzden 12 asır önce ‘dünya yuvarlaktır’ deyip, bunu ilmi olarak ispat edecektir. Hem de, kıble konusunda “kıble ve Kâbe öyle nurani bir sütundur ki, gökleri arşa kadar takmış ve düzenleyip yerkürenin tabakalarını yeryüzüne kadar delerek kâinatın muntazam nurani bir sütunu olmuştur. Eğer perde keşfolunsa, şâkül istikametinde sizin gözünüzden çıkan ışınlar namazın herbir hareketinde aynı kıble ile temas ve musafaha edecek” diyecektir.

 

Eğer o muhteşem kitapları okuyup anlayamıyorsanız, bilmiyorsanız, asrımızda yetişmiş olan Asnn Bedi’i ile Hüseyin Cisri’nin sözlerini dinleyiniz. Zira o iki şahsın, asrın başında durup yerin yuvarlaklığını inkâr edenleri tehdit ettiklerini, hakikat kuvvetiyle korkmadan: “Kim dine dayanarak himayet yolunda yerin yuvarlaklığını inkâr ederse, sadık-ı ahmaktır; dine en şiddetli düşmandan daha fazla zarar vermiş olur” diye avazları çıktığı kadar haykırdıklarını işitirsiniz.

 

Evet, nesillerimize, resimleri karşısında batılı ilim adamlarının bugün dahi ceketlerini düğmeleyip ihtiram vaziyetine geçtikleri, fikir ve sesleriyle yaşadıkları çağı aşmış, herbiri bir fazilet numunesi olan bu gözde ve güzide şahsiyetleri değil de, neden hala sadece batılı bilim adamları öğretiliyor, anlamak çok zor!

 

''Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.”

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...