Jump to content

"Dünyanın En Güzel Dili Türkçe..."


yavin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

"Dünyanın En Güzel Dili Türkçe..."

 

Ali Dündar

 

"1928 abece devrimiyle başlayan Cumhuriyet dilciliği, kimi durumlarda yazarlarımızın bile yetişemediği baş döndürücü bir hızla sürmüş, büyük Türk devriminin önemli bir aşaması olarak, dünyanın hayranlıkla açılan gözleri önünde, yarınki çocuklarımıza ulusal ve yüksek bir dil anlayışının yollarım açmıştır. Bağımsızlık Savaşımı ile doğan yaratıcı duyuş ve düşünüşe tam anlamıyla uyabilecek bir dil atılımı da ancak böyle olabilirdi. Dil çalışmalarımız, ülke çapında bir halk girişimi olarak yürümektedir. Yapılması düşünülen işler, tasarımlar, işin uzmanlarına ve gerektiğinde bütün ulusa bildirilmiş, onlardan düşünceleri, önerileri alınmış, ancak bundan sonra gerekli kararlar verilmiş, düzenlemelere girişilmiştir..."(l)

 

Bu yazının başlığını ben düzenlemedim. Cumhuriyet gazetesinin l Şubat 2004 günlü sayısının 10. sayfasında gördüğüm bir yabancının sözlerinden aktardım. Aslında yazımın başlığını ben, "Dil mi, Osmanlı Devşırmeciliği mi?" ya da "Dilde Devşirme Mantığı" yapabilirim diye kurmuştum içimden. Gazetede Gürhan Uckan'ın "Babil Kulesi ve Dünyanın En Güzel Dili" başlıklı yazısını okuyunca düşüncemi değiştirdim. Sözkonusu yazıda adıgeçen Danimarkalı ozan ve yazar Henrik Norbrandt'm "Dünyanın en güzel dili Türkçedir, Fransızca diyenler halt ediyorlar." sözünün yarısını alıp başlık yaptım. "Türkçe, benim anadilim, dünyanın en diri, en güzel dillerinden biridir." sözüyle Nazım'ı anımsadım. Buna benzer bir yabancı değerlendirmesini de, Adnan Acar'ın, Berfin dergisinde yayımlanan "Türkçe Bilim Dili Olamaz Diyenlere" yazısında görmüştüm, Maks Müller'in "Türk dilini incelerken; insan zekâsının dilde başardığı tansığı görürüz..." sözlerini.

 

Çağımızda kimi diller dünya dili olabilmek için alan savaşımı verirken, kimileri de yaşamak ve varlığını sürdürebilmek için ölüm kalım savaşımı vermek durumunda kalıyor. Yüzlerce, belki binlerce topluluk dili, cemaat / aşiret dili, din / tapınç dili gelip geçmiş. Dönemlerinde yazılıya dönüşmeyenlerin, simgeleşemeyenlerin, doğada / eşyada yansımayanların imi timi kalmamış. Günümüzde insanlar / toplumlar uyanıyor. Batışı, yok oluşu Önlemek için; birtakım ilkelliklerle bölümlenmiş, doğal akağından saptırılmış dillerini o bataklıklardan kurtarmak için, uluslaşma / toplumsallaşma ve ekinleşme cankurtaranına sarılıyorlar. Ulusal bilincin, yaşanmış geçmişlerin ve yaşama ekinine dönüştürülmüş bilimin ürettiği uygulayım süreçlerinin temel taşıyıcısı olan anadilleriyle kucaklaşmak durumunda kalıyorlar, insanı ve doğayı doğru algılayıp doğru yorumlamada; doğanın ve insanın / toplumsal yaşamın yeniden ve yeniden değerlendirilmesinde, yeniden biçimlendirilmesinde (praxis) anadilinin önemini doğru kavramaya, gündemde tutmaya çalışıyorlar, insanlar / bireyler arasında iletişimin doğru kurulmasında, duygu ve düşüncenin doğru alımlanmasında; edinilmiş bilgi, üretilmiş ürün ve yaşanmış geçmişin gelecek kuşaklar için biriktirilip saklanmasında anadillerinin olanaklarım sonuna dek kullanabilme çabasında oluyorlar. Bu bağlamda insanın anadili - genelde dil -, insan ve doğanın / doğa varlıklarının, nesnel ve tinsel gerçekliğini; bu gerçekliğin oluşturduğu tüm görüngüleri (fenomenleri), özgün ve örgün bir taşıyıcı, yansıtıcı kurum olma işlevini üstlenmiş oluyor.

 

Bilindiği gibi Türk dili / Türkçe, değişik ulus / toplum dilleri, birçok topluluk dil ve ağızları, lehçeleri üretmiş bir ANADİL'dir. Dil alanında çalışma yapan dünyanın bütün öğretim kurumlarında Türkçe, Ural / Altay dil ailesinin başat öğelerinden biridir. Yüzyıllarca yazısız / abccesiz kalmış, yüzyıllarca Arap ve Acem dillerinin kuşatmasında bulunmuş, gene de yitip gitmediği, o dillerin içinde erimediği gibi, özünden ve dilsel kimliğinden Ödün vermemiştir, Bernard Lewis'in anlatımıyla: "Türkler, Türkçe konuşan ve Türkiye'de yaşayan bir millettir. Türkiye'ye giden bir ziyaretçi hemen Türklüğün İlk ve yanılma/ işaretleriyle karşılaşacaktır. Uzun zaman yabancı etkilere maruz kalmasına rağmen, muzaffer olarak yaşamasına devam eden Türk dili. Türkçenin, temasa geldiği diğer dillere karşı direnme, onları değiştirme ve hatta yerini alma hususlarındaki dikkate değer gücünü bilim adamları belirtmişlerdir. Ziyaretçinin, Türk geleneğinin bir işareti olarak Türk dili ile, Türklerin İslam dünyasındaki tarihsel rollerinden aldıkları otorite ve kararlılık mizacı ve dolayısıyla kendine güven duygusu arasında bir çağrışım yapması muhtemeldir." (2)

 

Başından beri okuyageldiğiniz bu uzun girişi, dil çalışması yapan, kendi adlandırmasıyla "Etimoloji Sözlüğü" yazan ve kendisini dilbilimci olarak sunan Ermeni asıllı bir yurttaşımızın: "Türkçe melez bir dildir. Melezlik Türkçe için bir şanstır. Türk Dil Kurumu ideolojik bir saplantı ile bu şansı yakalayamamıştır." diyerek Atatürk'ün Türk Dil Kurumu üyelerinin "ayıp ettikleri"ni belirten sözleri için yaptım. Melez ya da meles, bilindiği gibi Arapça bir önad. Karışık tür ve cinslerden oluşmuş, kanı - soyu karışık... anlamlarına geliyor. Anadilinin Ermenice olduğunu söyleyen dilbilimci (!) yurttaşımız, anlaşılıyor ki, gerçekten melez bir jargon olan Osmanlıca ile, yapısı ve dilsel dallanmalarıyla, gerçek bir ANADİL kimliğiyle varlığım sürdüren Türkçe'yi biribirine karıştırıyor. Türk Dili'nin, bin yıla yakın bir küllenmeden, küllendiril m işlikten kendini, gene kendi gücüyle sıyırarak bir Anka gibi varlığını / yaşarlığını kanıtlamasını görmezden, bilmezden gelebiliyor; Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nun, işlevsiz bir devlet dairesine dönüştürülmesinden önce, 51 yılda Anadolu Türkçesinin nerden nereye geldiğini görmezlikten geliyor. Yüzbine yakın sözcük ve türevini kapsayan 12 ciltlik "Halk Ağzından Derlemeler Sözlüğü "ne, Türkçe'nin yaşayan bir yazı ve bilim, sanat dili oluşunu kanıtlayan 8 ciltlik "Eski Yapıtlardan Taramalar Sözlüğü"ne bakmadığı gibi, hemen her bilim dalını ilgilendiren ve sayılan 107ye ulaşan terim sözlüklerine örneğin: Fizik, kimya, matematik, geometri, felsefe, mantık, tinbilim, dilbilgisi, tarih, coğrafya, vb. çalışma ve ürünlere gözatmadan, onları görüp incelemeden veriyor yargısını bizim değerli dilbilimci (!) yurttaşımız.

 

Türk dilinin aslındaki güzellik ve varsıllık doğrultusunda yeniden dirilmesi salt Türkçe kapsamında kalmadı. Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nun izlediği yöntem Fransız, israil, Macar, Fin vb. dil çalışanları, dilcileri için de yol gösterici oldu. Sovyetler Birliği'nin dağılışından sonra egemen devlet olma çabasını sürdüren Ermenistan, Ermenice'yi Rusça'nın klarından arındırmak için, ülkemizde Türkçeyi yabancı dillerin saldırısından kurtarmak için yapılan çalışmaları, kullandığı yöntemi önemseyerek işe girişti ve sürdürüyor. Ruslar, Rusçayı Batı dillerinin salgınından korumak için, gümrük kapılarında dilsel önlemler almak durumunda kaldı, Türk Dil Kurumu'nun eskiden kullandığı yöntemleri ömeksedi.

 

Demek ki hiçbir köklü dil melezleşmeye ön vermiyor, melezlik batağına düşmüyor, düşürülemiyor. Türkçe de düşmedi, düşürülemedi; aslındaki güzellik ve varsıllığından güç alarak bilimde, sanatta ve ekinde işlevini sürdürüyor sürdürecek. *

 

 

 

(1) 1942 Türk Dil Kurumu' nun 4. Kurultayı Tutanaklarında Kurum Başkanı Hasan Ali Yücel'in konuşmasıdır, s. 5'ten özetlenmiştir.

(2) Bemard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s. 1-7

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...