Jump to content

Fotoğraf Sanatçısı


yavin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Fotoğraf Sanatçısı

 

Hikmet Kurter

 

Puslu sisli, yağmurlu bir ekim günü fotoğraf sanatçısı Sami Demir, Beyoğlu'ndaki stüdyosunun kapı aralığında yazar arkadaşı Hüdai Kalın ile konuşuyordu.

 

Orta boylu, kumral, çekik gözlü, uzun sakallı, elli yaşlarında bir adam olan Sami Demir sıkıntılı sıkıntılı pantolonun askısıyla oynayarak:

 

-Dört aydır işsiz güçsüzdüm, dedi. Dört ay boyunca hiç iş yapmamanın ne anlama geldiğini bilir misin?.. Felakettir, felaketin daniskasıdır. Değil benim gibi orta halli biri, dört ay süresince kasasına tek kuruş para girmeyen koca bir banka bile iflas bayrağını çekerdi. Ama ben dayandım arkadaş. Borç harç dayandım... Gel gör ki, stüdyonun kirası, asistanımın aylığı, evin gideri, çocuğun okul taksidi derken boğazıma kadar borca battım.Alacaklılarımdan kurtulmak için uzaklara, çok uzaklara kaçmak, izimi kaybettirmek planları kurarken bir halı fabrikatörü imdadıma yetişti. Reklamlarında kullanmak için benden fotoğraf çekmemi istedi. İyi olacak hastanın hekim ayağına gelirmiş. "Aman efendim, emriniz başım üstüne, hemen, derhal..." diyerek işe giriştim. Yüzlerce kare fotoğraf çektim. Şimdi de onların arasından en iyilerini seçip ayırma telaşındayım. İnan ki dakikalarım, hatta saniyelerim bile çok değerli...

 

Hüdai Kalın kırık bir sesle:

 

-Bilmiyordum, Samiciğim. Başının bu kadar sıkışık olduğunu gerçekten bilmiyordum. Bilseydim, içeri bile girmez, kapıdan dönerdim, dedi.

 

-Yüzüm pek yumuşaktır da... Söyleyemedim... Anla işte.

 

-Olmaz öyle şey. İş başka, arkadaşlık başka. Daha ilk anda bana söylemeliydin.

 

-Eh, oldu bir kere!.. Şimdi çayını içtiğine, yolluğunu da yuvarladığına göre...

 

-Gitmeliyim. Buradan bir an önce gitmeli, seni işinle baş başa bırakmalıyım Doğrusu, yolluk olarak verdiğin rakı nefisti, içimi ısıttı. Ne olur, kusuruma bakma.

 

-Asıl sen benim kusuruma bakma.

 

Kapının kapanmasının ardından fotoğraf sanatçısı ışıklı masada yarım bıraktığı fotoğraf ayırma işine geri döndü. Az önce, konuğuna ikram ettiği rakıdan bir kadeh de kendine doldurmuştu. Bir ara içki bardağını dudaklarına götürdü. Rakı boğazında düğümlenmiş olacak ki, yüzünü ekşiterek mutfağa gitti. Kadehi lavaboya boşalttı.

 

Yeniden masaya oturduğu sırada telefon çaldı.

 

-Öff...öff...öff... Bırakmıyorlar ki çalışayım... Öyle ya, dört aydır işsiz olmam, gemiyi karaya oturtmam, kimin umurunda?.. Bıktım artık, her şeyden bıktım. Yaşamaktan bile... diye kızgın kızgın söylenerek telefonun alıcısını kaldırdı.

 

-Alo?.. Ben, Sami. Sami Demir... İyice duyamadım. Kim dediniz?.. Aysel mi?.. Hangi Aysel?.. Haa, evet evet!.. Şimdi tanıdım. Nasılsınız?.. Teşekkürler, ben de iyiyim... Hayır, İhsan burada değil... Bana mı uğrayacaktı?.. Yaa... Sizinle buluşacaktı ama beklediğiniz yere de gelmedi demek... Nasıl dediniz?.. Olur, İhsan buraya gelir ya da telefon ederse beklediğiniz yeri, afedersiniz neresiydi?.. Tamam, anladım. Orada beklediğinizi söylerim... Ne zahmeti Hanımefendi, görevimiz!.. Ben de size iyi günler dilerim.

 

Telefon kapandıktan sonra gözlerini kapatarak bir süre pencereye vuran yağmur damlalarının tıpırtısını dinledi. Bir kez daha işinin başına oturdu. Çok geçmeden kapı zili çaldı.

 

-Öff... öff... öfif... Şeytanın işi yok, benimle uğraşıyor. Bu zili çalsa çalsa İhsan çalmıştır. Sevgilisinin telefon ederek beni rahatsız etmesi yetmezmiş gibi şimdi de kendisi kapıya dayandı. Dört aydır fatura kesememişim, umrunda mı sanki? Bıktım artık, her şeyden bıktım. Yaşamaktan bile... diye homurdanarak kapının sürgüsünü çekti. Karşısında İhsan yerine, iliklerine değin ıslanmış iki şair, Tarık Karakaş ile tanımadığı genç, güzel bir kadın duruyordu.

 

Fotoğraf sanatçısı,

 

-Vay, Tarıkçığım... Ankara'dan buraya seni hangi rüzgâr attı bakalım, diyerek erkeğe sarıldı.

Birbirlerinden ayrıldıklarında Ankaralı şair, yanındaki ince, uzun boylu, kıvırcık saçlı esmer güzelini göstererek:

 

-Seni eşim Suna ile tanıştırayım, dedi. Bir hafta önce evlendik. İstanbul'a balayımızı geçirmeye geldik. Sana da kapıdan şöyle bir uğrayalım dedik.

 

-Çok iyi etmişsiniz. Çok iyi etmişsiniz... Kapıda kaldınız. Buyrun içeri girin lütfen. Duvarları sokak tabelaları ile bezeli L biçimindeki holü geçerek çalışma odasına geldiler. Stüdyo sahibi, konuklarına:

 

-Üzerinizdekileri çıkarın da şuraya asın lütfen, dedi. Ne kadar ıslanmışsınız. Sizi gören bostan kuyusuna düştüğünüzü sanır. İçinizi ısıtacak bir şeyler içmek ister misiniz?.. Rakı, şarap, cin... Hangisini arzu edersiniz?

 

Suna Karakaş, cini -hele yanında tonik varsa- ne çok severdi. Ama daha yeni tanıştığı fotoğraf sanatçısından, "Mümkünse ben cin tonik alayım." diye içki isteyecek olsa, henüz yedi günlük kocasının hakkında yanlış yargılara varılabileceğini düşündü. Ağzından:

 

-Mümkünse ben çay alayım, sözleri dökülüverdi.

 

Şairlerin kutsal içkisi şarabın adını duymak Tarık Karakaş'ın iştahının kabarmasına yetmişti. Bugüne değin kendisine sunulan şarap kadehlerini hiç geri çevirmemişti. Kırmızısıydı, beyazıydı diye de ayırt etmemişti şaraptan. Ama şu nazik anda, henüz bir haftadan beri evli olduğu karısının yanında şarap içmek, ona ayyaş bir adam olduğu izlenimi vermek hiç işine gelmiyordu.

 

-Şey... Be... Ben de... Çay... Çay içeyim, diye kekeledi. Musa Demir mutfağa yöneldi. Çay suyunu ocağa koydu. Aynı anda, çağrılmadan gelen konuklarının ne zaman gidebilecekleri üzerine kafa yoruyordu. "Bir saat otursalar gene iyi. Hemen arkalarından işimi bitirir, faturamı keserim.

 

Ya gitmezlerse?.." Kafası bu düşüncelerle allak bullak çalışma odasına döndü. Şairin karısı gülümseyerek,

 

-Adınızı hep duyardım. Tanışmamız bugüne kısmetmiş meğer, diye söze girdi. Stüdyonuz çok ilginç bir yer doğrusu. Holü sokak tabelaları ile donatmışsınız. Bir odanız fotoğraf makinesi müzesi sanki. Ya şu fosillere, yazmalara, kartpostallara, taş plaklara ne demeli?.. Allah aşkına bu kadar şeyi nasıl oldu da toplayıp biriktirdiniz?

 

-Biriktirmek mi dediniz?.. Şey... Evet, ilgimi çeken şeyleri biriktiririm ben. Size nasıl anlatsam bilmem ki... Biriktirmek bir hastalıktır, bir illettir. Bir kez biriktirmeye başladınız mı, gerisi gelir. Elinize bir sigara kutusu mu geçti? Bunun yanına ikinci bir sigara kutusu koyun. İşte, yandığınızın resmidir. Hastalık başladı demektir. İnsan için, düşünen hayvandır, konuşan hayvandır, gülen hayvandır, derler ya. Geçin bir kalem. Hepsi boş laf, palavra... Bence insan, biriktiren hayvandır.

 

-Söyledikleriniz kulağa pek hoş geliyor. Peki şu gramofon hâlâ çalıyor mu?

 

-Evet, çalıyor. Nasıl çaldığını kulaklarınızla duymak isterseniz, size birkaç taş plak dinletebilirim.

 

-Çok memnun oluruz.

 

-Öyleyse bir Tamburi Cemil Bey kaydı ile başlayalım. Biliyor musunuz, altı bin taş plağım var benim. Bu yabana atılacak bir koleksiyon değildir. Antikacıların, eskicilerin, hurdacıların az mı kapısını aşındırdım bunları biriktirmek için. Fotoğraf sanatçısı artık kendinden geçmişti. Bülbül gibi şakıyor, daldan dala atlıyordu,

 

-Otuz Bir Mart Vakası'nı anlatan plağı dinlemeye ne dersiniz?.. Durun sizi Hafız Burhan'ın o kadife gibi sesinden mahrum etmeyeyim... Seynan Hanımdan tango dinletmeden vallahi de bırakmam... Ne buyurdunuz?

 

Gecenin geç bir saatinde ışıklı masada hâlâ çalışan Sami Demir bir yandan keyifli keyifli piposunu tüttürüyor, bir yandan da rakısını yudumluyordu. Stüdyonun kirasıymış, asistanın aylığıymış, evinin gideriymiş, çocuğunun okul taksidiymiş... Hiç ama hiçbir şeyi kendine dert etmiyordu.

 

-Yaşamak güzel şey, diye mırıldanıyordu.

 

ALINTI

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Fotoğraf Sanatçısı Christophe Roue Fotoğrafları

      Fotoğraf Sanatçısı Christophe Roue Resimleri Fotoğrafları   [TABLE=class: ncode_imageresizer_warning] [TR] [TD=class: td1, width: 20][/TD] [TD=class: td2]Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 600x900 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın[/TD] [/TR] [/TABLE]   [TABLE=class: ncode_imageresizer_warning] [TR] [TD=class: td1, width: 20] [/TD][TD=class: td2]Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 600x799 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın[/TD] [/TR] [/TABLE]   [TABLE=class: ncode_imageresizer_warning]

      , Yer: Fotoğrafçılık

    • "Türkiye Fotoğraf Sanatçısı Ödülleri" Sahiplerini Buldu

      Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda düzenlenen ödül töreninde konuşan Türkiye Fotoğraf Sanatçısı Ödülleri Genel Sanat Yönetmeni Genco Demirer, onur ödülünün Türkiye’nin ilk kadın savaş foto muhabiri Semiha Es’e verildiğini söyledi. Demirer, Es’e ödülünün 100. yaşını doldurduğu gün evinde takdim edildiğini belirtti. Yarışmanın profesyonel ve amatör fotoğraf sanatçılarını buluşturmayı amaçladığını anlatan Demirer, yarışmayı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, PTT, Hür

      , Yer: Fotoğrafçılık

×
×
  • Yeni Oluştur...