Jump to content

Demokrasinin Ruhu


yavin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Demokrasinin Ruhu

Salı, 03 Mayıs 2011

M. Ali KAYA

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Mü’minlerin işleri aralarında şura iledir.” (Şura, 42:38) buyurarak dünyaya ait işlerde Müslümanların aralarında meşveret ederek hareket etmelerini tavsiye etmiştir. Ancak bu tavsiye mutlaka uyulması gereken bir kural ve dünya işlerinde başarının da temel şartlarındandır. Uhrevi bir sonucu da bulunan dünyevi bir yöntemdir. Hayatta başarının ve ilerlemenin ön şartı sayılabilir.

 

Peygamberimiz (sav) Allah’ın bu tavsiyesine son derece önem vermiştir. Yüce Allah peygamberimizin (sav) bu güzel davranışını övmekte ve insanlara örnek göstermektedir. Nitekim Al-i İmran Suresinde “Ey peygamber! Sen Allah’ın rahmet eseri olarak insanlara yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı kalpli olsaydın şüphesiz etrafından dağılırlardı. Sen onları affet, onlar hakkında Allah’tan bağışlanma dile. İşlerini yapmak için onlarla istişare et ve buna göre karar ver. Artık karar verdin mi Allah’a güven ve azimle uygulamaya bak. Allah kendisine inanan ve güvenenleri sever” (Al-i İmran, 3:159) buyurmuşlardır.

 

İdarecinin görevi ve amacı halka yumuşak davranmak, yardımcı olmak ve yol göstermektir. Çalışacak, üretecek ve iş yapacak olan insanlardır. Her insan kendi çıkarı ve faydası olan hususlarda çalışmak, üretmek, zengin olmak ve etrafındakilere yardımcı olmak ister ve sever. Bu konuda etrafından ve idarecilerden yardım ister ve bekler. Kendisine şefkat ve merhametle yaklaşan, yol ve yöntem gösteren, bilgi veren, tehlikelerden koruyan ve faydalı olanlara minnettar olur, saygı duyar ve hürmet eder. İnsan kendisine iyilik ve ihsanda bulunanın fıtraten kölesidir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Allahım! Kim ümmetimin işiyle ilgili bir göreve getirilir de onlara zorluk çıkarırsa sen de ona zorluk çıkar. Kim de ümmetimin işiyle ilgili bir göreve getirilir de onlara yumuşak davranırsa sen de ona yumuşak davran” (Müslim, İmare, 19) diye dua etmiştir.

 

Peygamberimiz (sav) insanların tümüne gönderilmiş son peygamber olduğu için bütün insanlığın kıyamete kadar peygamberidir. Bu durumda da ümmeti bütün insanlıktır. Ümmet ikiye ayrılır. Birincisi “Ümmet-i da’ve” denilen ve peygamberin davetine muhatap olan bütün insanlıktır. İkincisi, ise “Ümmet-i icabe” dediğimiz peygamberin davetini işiterek “semi’nâ ve ata’nâ” yani “işittik ve itaat ettik” diyerek iman edip itaat edenlerdir. Hal böyle olunca bütün insanlık peygamberimizin (sav) ümmetidir.

 

Peygamberimizin (sav) ümmeti olan bütün insanlığın kötü gidişinden müslümanlar sorumludur. Zira onlar Müslüman olmakla Allah’a itaat etmek ve Allah’ın dinini “İyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamakla” ve insanlara “nasihat edip doğruyu göstermekle” mükelleftirler. Bu görevlerini ihmal ettikleri zaman yeryüzünde fitne ve fesat yayılır. Şayet bu görevlerini güzel şekilde yaparlarsa o zaman da yeryüzü ıslah olur. Bu nedenle sorumluluk mü’min ve müslümanlara aittir.

 

Müslümanlar Allah’ın emri olan meşvereti ve şurayı yaparak insanlara yol ve yöntem gösterme hususunda yardımcı oldukları kadar dünya iyiye gidecektir. Bunun için Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hutbe-i Şamiye” isimli eserinde şuranın ve meşveretin önemini şöyle açıklar: “Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i islamiyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şer’iyedir. ‘Onların işleri aralarında şura iledir” ayet-i kerimesi şurayı esas olarak emrediyor. Evet, nasıl ki, nev-i beşerdeki telâhuk-u efkâr unvanı altında asırlar ve zamanların birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi, en byük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmansın bir sebebi, o şuray-ı hakikiyeyi yapmamasıdır.” (Hutbe-i Şamiye, 1979, s. 65)

 

Bediüzzaman “Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı şûrâdır” buyurmaktadır. Meşveret, herhangi bir konuda bir insanın bir başkasına danışmasından ibaret değildir. Fertler birbiri ile meşveret ettiği gibi, taifeler, kıtalar dahi fikirlerini ve bilgilerini paylaşarak aralarında meşveret yapmaları gerekmektedir.

 

Meşveret ve şura insanların fikirlerine değer vermek, insana şahsiyet kazandırmak, aklını, iradesini ve bağımsızlığını korumak demektir. Tahakküm ve istibdatla başkasını tezlil etmemek ve zillete düşürmemek ve zalimlere de tezellül etmemektir. İnsanın hürriyetini ve şahsiyetini korumaktır. Haklı şura ihlâs ve tesanüdü, dayanışmayı netice verir. Üç elifin yüz on bir olması gibi, şura sayesinde ihlâs ve tesanüd-ü hakiki ile üç adam, üç yüz adam kadar millete fayda verebilir. On adam meşveret ile bin adam kadar iş görürler. (Hutbe-i Şamiye, s. 68)

 

Demokrasinin temeli bu şura düşüncesine dayanır. Kimin seçileceği halka sorulmaktadır. Siyasi partiler tabandan tavana kadar meşveret esasına dayanmaktadır. Şuranın ülke düzeyinde uygulanması ancak demokrasi ile mümkündür. Bu nedenle Bediüzzaman “Ruh-u meşrutiyet şeriattandır” (Münazarat, 1999, s. 25) demektedir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...