Jump to content

İslam ve Demokrasi


yavin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

İslam ve Demokrasi

Pazartesi, 02 Mayıs 2011

M. Ali KAYA

Demokrasi çıkış itibarıyla eski Yunan’a atfedilmiş olsa da aslında bütün insanlık târihini kapsar ve bütün insanlığın ürünüdür. Kur’ân-ı Kerimde Hz. Süleyman zamanında yaşayan Yemen Saba Melikesi Belkıs’ın parlamenter bir sistemle ve istişare usulü ile devletini yönetmesi örnek gösterilmektedir. (Neml, 27:22-44) Daha sonra “Hulefa-i Raşidin” döneminde “Seçim” ve “İstişare” esasına göre bir yönetim sergilemiştir. Avrupa’da ise demokrasinin gelişimi İngiltere’de 1215 Magna Carta ile başlamış Fransa’nın 1789 Büyük İhtilali ile yeni bir ivme kazanmış ve nihayet 1948 “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile olgunluğa ulaşmıştır.

 

Osmanlı’da demokrasiye geçiş 1876 Tanzimat Fermanı ve padişahın yetkilerinin kısıtlanması ile başlamıştır. 32 senelik bir geçiş döneminden sonra 1908 yılında II. Meşrutiyet ile “Hürriyet” ilan edildi ve parlamenter sisteme geçildi. Ancak meşrutiyeti sevinçle karşılayan Müslümanlar kadar, meşrutiyet ile küfre girmekten endişe duyanlar da vardı. Hatta “Kanun-i Esasi” adı verilen Anayasa’yı kabul eden Sultan Abdulhamid’i küfürle itham edenler bile olmuştu. Bu iddialarına delil olarak “Allah’ın hükmü ile hükmetmeyen kafirlerdir” (Münazarat, 1999, s. 78) ayetini gösteriyorlardı.

 

 

 

Gerçekte ise Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin izah ettiği gibi “Allah’ın hükmü ile hükmetmemek” bu hükümlerin Allah’ın hükmü olduğunu tasdik etmemek” anlamına gelmektedir. (Münazarat, 78) Yoksa Allah’ın hükmünü tasdik etmekle beraber hükmetmeyen küfre girmemekte ancak günaha girmektedir. Zira bir hükmün Allah’ın emri olduğunu tasdik etmek imandan, bu hükümle amel etmemek ise isyandan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Allah’ın hükmünü tasdik etmemek küfür, amel etmemek ise isyandır ve günahtır. Günah ise insanı küfre sokmaz ancak günaha sokar.

 

Müslümanların demokrasiye karşı ortak bir tavır belirleyememelerinin sebebi demokrasinin batıda gelişen ve kabul edilen bir sistem olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Hıristiyanlık gibi muharref, yani aslından uzaklaşmış ve din adamlarının heva ve hevesine göre şekillenmiş olan dine karşı laiklik ilkesi ile karşı tavır almış olmasını da dikkate almak gerek. Dünyevîleşmiş kilise zihniyetinin dini siyasete alet ederek halka ve krallara baskı unsuru haline getirmiş olmalarına tepki olarak ortaya çıkan lâiklik ilkesinin dini dışlaması ve demokrasiyi esas alması da bizdeki dindarlarda İslam’ın da Hıristiyanlık gibi dışlanması korkusundan kaynaklanmaktadır. Cumhuriyet döneminde cumhuriyet ve hürriyetin lâiklik ilkesini esas alarak dini dışlaması da bu endişelere haklılık kazandırmadığı söylenemez. Durum böyle olunda Müslümanların demokrasiye tavır almalarını normal karşılamak gerekir. Gerçekte ise durum böyle değildir.

 

Aslında semavi dinlerin prensipleri zaman içinde gelişerek son asırda bir senteze konu yapılarak “insan hakları beyannamesi” şeklinde ortaya çıkmış ve bir yönetim sistemi olarak demokrasi doğmuştur. Ancak doğrudan dine dayanmadığı ve batı felsefesinin materyalist esaslarına göre şekil aldığı için sistemin esası ile karıştırılarak sisteme şüphe ve tereddütle bakılmasını netice vermiştir. Nitekim târih akıl ve felsefenin dinle barışarak ittifak ettiği zaman insanlığın saadetine sebep olduğu inkâr edilemez şekilde tespit etmektedir.

 

Günümüzde demokrasi çıkar kavgalarına hizmet etmektedir. İnsanlara hürriyet sağlarken her nevi kaydın reddine, sefahet ve ahlak sefaletinin meşrulaştırılmasına vasıta yapılmaktadır. Ancak bu durum “hayatı bir mücadele” gören, herkesin kendi nefsine malik olduğunu iddia eden, istediğini yapabileceğini söyleyen nefisperest insanların menfaatlerinden kaynaklandığını unutmamak gerekir.

 

Demokrasi bir yönetim sistemidir. Belli kaide ve kuralları ve bunu uygulayan kurulları vardır. Temelde çoğunluğun iradesine dayanır. Bu iradenin nasıl tecelli edeceği toplumdaki hakim olan anlayışlar belirler. Böylece çatışan menfaatleri dengelemeyi amaçlayan bir sistem olduğu kadar, yine toplumun özelliğine göre kuvvetin kanunda ve hakta olduğu, insan hak ve hürriyetlerini temin eden, fazilet ve güzel ahlaka dayalı, yöneticilerin halka hizmeti esas aldığı ve halka hesap verdiği bir yönetim biçimi de olabilir.

 

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri meşrutiyeti meşruiyet unvanı ile kabul ederek sahip çıkılmadığı zaman bazılarının istibdada ve şahsi menfaate alet edebileceğini söyleyerek gerekli uyarıyı yapmıştır. Ne var ki gerçekten dediği gibi hürriyet ve cumhuriyet namına istibdadın en dehşetlisini yaşatmış ve Bediüzzaman’ı haklı çıkarmıştır.

 

Peygamberimiz (sav) “Siz dünya işini daha iyi bilirsiniz” (Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 1:178) buyurur. Ayrıca “Sizler nasıl olursanız sizin idarecileriniz de öyle olur ve o şekilde idare olunursunuz” (Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 2: 2790) ferman eder. Peygamberliğinden önce “Hulfu’l-Fudul” cemiyetine girmiş ve haksızlıkların önünün alınmasına çalışmıştır. Nübüvvetinden sonra da “yine böyle bir cemiyet olsa ona yardım ederim” buyurmuşlardır.

 

Hal böyle olunca demokrasiye sahip çıkmak ve İslam esasları ile onun gelişimine katkıda bulunmak insanlık ve hukuk namına büyük bir hizmettir. Batıda gelişmiş ve batıdan bize gelmiş olması demokrasinin batının malı olduğunu ispat etmez. kültür, medeniyet, teknik ve teknoloji tüm insanlığın ve bilhassa islamın malıdır. Asr-ı saadetin “adalet, hürriyet, müsavat, meşveret ve seçim” sistemi batıya giderek kurumsallaşmış ve oradan bize gelmişse elbette bizim elektrik, otomobil, uçak ve treni aldığımız gibi almamızda hiçbir sakınca olmamalıdır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • İslam'da İfade Özgürlüğü ve Demokrasi

      Düşünce ve ifade özgürlüğü çağdaş anayasal demokrasilerin olmazsa olmaz bir şartı ve bir insanlık hakkıdır. Hangi millete, hangi ırka, hangi dine mensup olursa olsunlar tüm insanlar için en önemli haklardan olan düşünce ve ifade özgürlüğünün hukuk düzeniyle korunması zorunludur.   Toplumda bireylerin özgür sayılabilmesi için düşünce, fikir ve duygularını ifade etmekte tam anlamıyla hür olmaları gerekir. Demokrasinin hüküm sürdüğü toplumlarda kişiler bu hürriyete sahiptir ve duygu ve düşüncele

      , Yer: İslamiyet

×
×
  • Yeni Oluştur...