Jump to content

Sağlıklı Demokrasinin Temel Kaynakları


yavin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Sağlıklı Demokrasinin Temel Kaynakları

 

M. Ali KAYA

Dengeli ve sağlıklı bir demokrasinin uygulanabilmesi için bazı temel dayanaklarının ve kaynaklarının olması kaçınılmazdır. Bunları da iki temel kategoride temellendirmek mümkündür. Birincisi: Manevi, ahlâki ve moral değerler ve prensipler. Bu değerler tamamen “Hürriyet” “Hukuk” ve “Adalet” ilkeleri içinde toplanmıştır. Bunlar da kişinin hak ve özgürlüklerini sınırlamak için değil, sınırlamanın önündeki engelleri kaldırmayı ve hakları korumayı amaçlar. İkincisi: Bu manevi ve moral değerleri gerçekleştirmeyi sağlayacak olan mekanizma. Yani, faaliyetler silsilesinin ve sisteminin düzenlenmesi için gerekli olan kurumlar, müesseseler ve bu müesseselerin istikrarını sağlayacak olan unsurlar.

 

Demokrasinin tek bir düşmanı vardır; oda her çeşidiyle baskı ve istibdattır. İstibdadın en kötüsü “Komünizm”dir. O da bu kötülüğünden dolayı kısa zamanda insanlık dünyasında barınamayarak hürriyetin ışığında kaybolmuştur. Karanlığın ışığı boğduğu gibi, komünizm de kişi hak ve hürriyetlerini baskı altına alan rejim ve sistemdir. Dolayısıyla insan tabiatına aykırıdır. Nasıl olmuş da 1917’den sonra “Demirperde” dediğimiz ülkelerde etkili olmuş araştırılması gereken bir konudur. Peşinen belirtmek gerekir ki bu insanlar bu rejimin sınırları içinde isteyerek, arzu ve tercihleriyle yaşamamaktadırlar. Her nasılsa bir defa düşmüşler çıkmak için çırpınıp durmaktadırlar ve nihayet istibdadı reddederek 1980 yıllarından itibaren kurtulmuşlardır. Ama ne ki 60 sene gibi kısa bir süre içinde insanlık tarihinde kara bir leke olarak kalmıştır. Şimdi insanlık bu lekeyi silmeye çalışmaktadır.

 

 

Şunu da unutmamak gerekir ki baskı ve istibdat sadece komünizmden ibaret değildir. Komünizm bunun en katmerlisidir. Komünizm dışında derecesine göre pek çok istibdat ve baskı çeşitleri vardır ve bir ucu aile bireylerinin istibdadına kadar uzanmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi “Münazarat” isimli eserinin başında bu konuyu veciz ama detaylı bir şekilde işlemiştir.

 

Kişinin hak ve hürriyetlerini koruyabilmesi, bunu ahlâkî kurallar çerçevesinde yapması ve haksızlıklara karşı durabilmesi için gereken gücü ve cesareti insana veren “Hürriyet” ve “Karın tokluğu”dur. Hürriyet ve ekmek insanın vazgeçilmezidir; ancak arasında tercih yapmaya zorlanan insan hürriyeti değil de ekmeği tercih ederse köle olmaktan kurtulamaz. Köleliğin sebebi de budur. Burada insan olan insana yakışan “Ben ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam” diyebilmesidir. Ekmek için hürriyetinden vazgeçen bir gün ekmekten de, canından da vazgeçmek zorunda kalır. Ama Bediüzzaman Said Nursi gibi “Ben ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam” diyebilirse ekmeği de, refahı da, saygınlığı ve efendiliği de hak eder. Liderler ekmek ve hürriyet mücadelesinde hürriyeti tercih edenlerden çıkar.

 

Pouvel Davies’in belirttiği gibi “Aynı zamanda hem hürriyete hem karın tokluğuna sahip pek az insan komünist ve anarşist olur.” Dünyada açlık kalmazsa anarşi de olmaz, baskıya da kimse boyun eğmez. İstibdadın ve her nevi baskının dayanağı ekmek ve baskıya boyun eğmenin sebebi de açlık, yani ekmeğe olan ihtiyaçtır. Ama ne var ki “hürriyeti ekmeğe tercih edenler sayeside insanlık hürriyete kavuşmuş ve hürriyet sayesinde de hem ekmeğe hem de refaha ulaşmışlardır. Bu nedenle gerçek insan “Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam” diyebilen insandır. Hukuki ve siyasi kemal mertebesi ve bu mertebeye layık kâmil insan “Hürriyeti” ekmeğe tercih edebilen ve hiçbir baskıya boyun eğmeyen insandır.

 

İstibdat ve baskı hâkimiyetini yalan, hile ve aldatma üzerine kurmuştur. Bu nedenle insanları yalan propagandalar ile bir müddet aldatabilmektedir. Ama ne ki zamanla yüzündeki maske düşmekte ve gerçek mahiyeti ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle “İnsanların bazılarını devamlı aldatmak mümkündür. Bütün insanları da bir müddet aldatmak mümkündür; ancak bütün insanlar bütün zamanlarda aldatmak mümkün değildir.”

 

İstibdadın en büyüğü olan Komünizmin iki silahı vardı. Birincisi yalan üzerine kurulan propaganda, ikincisi ise baskı ve zulüm. Bu iki silahın yolu da “yalan ve inkâr”dır. Evet, “küfür bütün çeşitleriyle yalandır.” Bu nedenle istibdadın tuzağına düşenlerin büyük bir kısmı açlık sebebiyle başka ümitleri olmadığından, bir kısmı da hür olabilmenin güçlüklerine dayanamadıklarından dolayı istibdadın esiri olmuşlardır.

 

Hür olmanın ve hür kalabilmenin yolu siyasi değil, manevidir. İnançsız insan manen açtır. Kalbi, kafası ve ruhu manevi gıdalardan yoksundur. Hürriyet ise inançlı ve bilgili insanların hayat görüşüdür. İnançları olmayan insanlar karınları tok da olsa “insanî yönden” açtırlar. Manevi bakımdan noksan ve hastadırlar. Çaresiz kalan hastaların ilaç deneme konusunda sabırsız olmaları doğaldır. Şurası bir gerçektir ki “İnsan ruhu inançla yaşar.” İnanabilmek insanın özelliğidir. İnanan ve inancı güçlü olan insan hem hür hem de mutlu olabilir. İnanç ruhun en büyük ihtiyacıdır. Bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi “İman ne derece mükemmel olursa hürriyet o derece parlar” diyerek “Asr-ı Saadeti” örnek göstermiştir. Kendisi de inancı sebebiyle en büyük istibdat dönemlerinde en büyük müstebitlere karşı hakkını savunmuş ve hürriyetinden asla taviz vermeyerek insanlığa örnek olmuştur. “20 asırda hür bir insan var mı? Hürriyeti iliklerine kadar tatmış kim vardır?” denildiği zaman hiç düşünmeden “Bediüzzaman Said Nursi” diyebilme

kteyiz.

 

En iyiyi seçebilmek için iyi olanların bilinmesine ihtiyaç vardır. İnançlar arasında tercih yapmak için de, siyasi sistemler içinde en iyi ve insanlığa en çok yararlı olabileni tercih etmek için de siyasi sistemlerin bilinmesine gerek vardır. Bunu sağlayacak olan da “sağlıklı bilgi”dir. “Bilgi Çağı”nın bunu çok kolay başaracağından emin olabiliriz. Geçmişte insanların komünizm gibi baskı idarelerine esir olmalarının sebeplerinin basında bilgiye ulaştıracak kanalların tıkalı olması ve devletin de bu kanallara kendi istedikleri bilgileri yüklemesinden kaynaklanmaktaydı. Hal böyle olunca insanlık artık bundan sonra tercihini “hürriyet”ten ve inançtan yana kullanacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Bundan böyle hiçbir istibdat insanlık için bir tercih ve bir alternatif olamaz.

 

Bütün bu sebeplerden dolayı istibdattan korunmak için yapılacak en ideal şey “bilgi ve inanç” yani “İman ve eğitim” vermektir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...