Jump to content

Hayır, Beni Aldattığını Bilmek İstemiyorum!


ASİA

Önerilen Mesajlar

Sadakatsiz mi, aldatan mısınız?

 

15998_101_1-1.jpg

 

Çift terapilerinde iki şey terapinin büyük olasılıkla başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olur. Bunlardan biri fiziksel şiddet, diğeri eşlerden birinin sadakatsizliğidir. Yakından bakarsak sadakatsizliğin de psikolojik bir şiddet olarak algılandığını görürüz.

 

Aslında yaşanan ruhsal travmanın nedeni sadakatsizliğin kendisi değil, ilişkinin sadakatsizliğe maruz kalan eş tarafından öğrenilmesidir. Birçok kişi eşinin ya da sevgilisinin ilişkisini öğrendikten sonra “Travma sonrası stres bozukluğu” dediğimiz ağır ruhsal bozukluğun birçok belirtisini gösterir. Peki böyle bir durumda birey ne yapmalı? Sadakatsizlik yapan kişi ilişkisini saklamalı ve eşine hiçbir şey söylememeli midir?

 

Yoksa her şeye rağmen bu ilişkiyi eşiyle paylaşmalı ve birlikte ilişkilerini kurtarmak için bir çözüm yolu mu aramalıdırlar?

Sadakatsizlik ve aldatma kavramları arasında bir ayrıma gidilmesinin konunun daha iyi anlaşılması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Sadık olmayan, başka bir kişiyle ilişkiye giren kişi öncelikle bir karar vermelidir.

 

Üçüncü kişiyle girdiği ilişkiyi bitirmek ve eşiyle/sevgilisiyle olan ilişkisine devam etmek mi, yoksa yeni bir ilişkiye başlayıp eski ilişkisine son vermek mi istiyordur? Eğer sadık olmayan taraf her iki ilişkiyi de paralel olarak yürütüp, evde eşinden bu ilişkiyi saklıyor, dışarıdaki ilişkisinde de sevgilisine binbir türlü yalan söylüyorsa bu artık sadakatsizlikten çıkmış, bir aldatmaya dönüşmüştür.

 

Hepimiz kendi hayatımızda yaşadığımız ilişkilerden de biliriz ki, bir ilişkinin bitiş dönemlerinde bir başkasıyla yeni bir ilişki başlayabilir ya da başlama olasılığı doğabilir. Zaten bitmiş, ama son noktanın konulamadığı ilişkilerden kurtulabilmenin en kolay yollarından biri bir başka güvenli liman bulmak ve oraya sığınmaktır. Böyle bir evrede sadakatsizlik bir anlamda çözüm arayışıdır.

 

Bu durum geçmiş ilişkiyi sorgulayıp bundan sonraki ilişkiler için bir ders çıkarmayı engelleyebileceği için birçokları tarafından yanlış bulunur. Ama şunu unutmamak gerekir ki, her ilişkinin kendi psikodinamiği vardır. Bir önceki ilişkiden edinildiği düşünülen deneyimler yardımcı olmak bir yana, aktüel ilişkinin sağlıklı gelişmesinin önünde bir engel, bir yanlış anlama kaynağı olur. Bir ilişkiden edinilen deneyim yalnızca o ilişki için geçerlidir. Bu nedenle de zaten her ilişkiye aynı acemilikle başlarız.

 

Aldatma üçlü bir ilişkide varolan her iki ilişkiye de zarar verir ve sonunda üç kişi de bu üçgenden zarar görmüş, yıpranmış olarak çıkar. Sadakatsizlik durumunda sadakatsizliğe maruz kalan taraf ilişkiyi öğrendiğinde kendini insan olarak aşağılanmış, haksızlığa uğramış, aldatılmış hissedecektir. O halde, dışarıdaki ilişki sonlandırılmışsa, mutlaka eşe bu bilgi verilmeli midir? Bu dürüst olma anlamında ahlâki bir zorunluluk mudur, yoksa ilişkiyi kurtarmak için bu kadarcık olsun pragmatik davranmaya hakkımız var mıdır?

 

Ben sorunun felsefi düzlemde tartışılmasından yana değilim. Bir psikiyatr olarak beni ilgilendiren, bana gelen danışanların kendilerini nasıl hissettikleri, yaşam kalitelerinin benim yaptığım müdahaleler sonucunda ne durumda olduğudur. Ahlâki ve felsefi sorular terapi odasına ait değildir. Kendi terapi deneyimlerime dayanarak, ilişkilerin devamı için şeffalığın çoğunlukla fayda getirmediğini, eşler arasında kaybolan güvenin tekrar inşasının neredeyse hiç mümkün olmadığını söyleyebilirim.

 

Sadakatsizlik travması esas birliktelik devam ettikçe tekrar yakınlaşabilmeyi önleyen önemli bir engel olarak hep ortada duracaktır.

Bütün bunların yanında sadık olmayan eşin yaşadığı ilişkiyi itiraf etmesi başka türlü bir haksızlığı da beraberinde getirir. Çünkü itirafta bulunan taraf bir anlamda şu mesajı vermektedir: “Evet, ben bir hata yaptım.

 

Ama bu hatama son verdim ve bunu telafi etmek, dürüstlüğümü göstermek için ilişkimi itiraf ediyorum. Ben bana düşeni yaptım. Bu itirafla ne yapacağın, bu acıyı nasıl bertaraf edeceğin senin sorunun. Eğer bu sorunu aşamazsan, asıl sorumlu sen olursun.” Bu sadık kalan eşe yapılmış büyük bir haksızlık değil midir? Neden onu doğrudan sorumlu olmadığı bir yaşantının acısını çekmeye mahkum edelim? Bu nedenle bana gelen danışanlarıma ilk sorum, asıl birliktelik dışındaki ikinci ilişkiyi bitirip bitirmeyecekleri oluyor.

 

Sonraki adım bu soruya verilecek yanıta göre şekillenebilir ancak. Eğer kişi ikinci ilişkiyi daha önceden varolan ilişkisini bitirebilmek için kullanıyorsa ya da bir aşk yaşıyorsa, eski ilişkisini hem kendisine hem de eşine/sevgilisine en az zarar verecek şekilde sonlandırabilmesi için yardımcı olmaya çalışılmalıdır.

 

İkinci ilişki birinci ilişkide bir şeylerin yolunda gitmediği anlamına gelen bir işaretse, tek başına ya da eşiyle birlikte ilişkide neyin eksik olduğu, nelerin değiştirilmesi gerektiği yönünde bir terapi planı oluşturulur. Bu durumda diğer kişiyi bir de eşinin sadakatsizliği bilgisiyle travmatize ederek çok daha zor bir sürecin başlamasına neden olmamak gerekir.

 

SADAKATSİZLİK TRAVMASI

 

Sadakatsizlik öğrenildiği andan itibaren yaşanan tablo şöyledir: Çok değerli bir şeyi kaybetmiş olma duygusu, değersizlik, kızgınlık ve aşağılanmışlık hissi, durmaksızın kendini gösteren nerede yanlış yaptım sorusu. Hayatın anlamsız gelmesi, ağlama krizleri gibi depresyon belirtileri de hemen ortaya çıkar.

 

Bunlara paralel olarak sadakatsizliği öğrendiği an yaşadıklarının tekrar tekrar anımsanması, belli sahnelerin bir film şeridi gibi gözlerin önünden geçmesi, bir daha hiç kimseyle ilişkiye giremeyeceğini düşünmek, karşı cinse olan güvenin ortadan kalkması gibi “Travma Sonrası Stres Bozukluğu“ olarak değerlendirilebilecek belirtilerde görülür.

 

 

 

 

 

 

11.09.2010

Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çok sıklıkla gördüğüm (ögrenciyken kanki kız arkadaşlarımda vs.) bayanlar nedense aldatıldığında ilk olarak kendilerini suçlamayı seçiyorlar. ne yazık ki acizlikleri ve travmaya varan bu durumları yine kendileri yapıyor. erkek 1 hata yaptıysa bayan onu ikiye katlıyor.

oysa erkek ne yapar, ya elimin kiriydi zaten yolluydu buzaten der unutur yada değer verdiyse biraz, kalkar şitted uygular yada öldürür. ama her halükarda kendini fazla üzmez, depresyona girmez. (eğer benim gibi saftirik bişey değilse)

belki yanlış düşünüyorum ama ömrü hayatım boyunca omzumda "aldatıldım ben neden çirkinmiyim ben neden elimde tutamadım ben" ağlayan arkadaşlarımın hepsi kızdı.

Sadakat öyle bir duygudur ki kişinin "saygı duyulmaya layık" olduğunu gösterir bence en birinci ahlak kuralıdır. ahlaksız biriyle de gelecek kurulmaz yazlığımız şurda olsun evimiz böyle olsun denilmez çocuk yapılmaz. bu konuda sanırım başlığı açan arkadaşımda benim kadar hassas ve yaralı. böyle konuları duyunca içim eziliyor yine susamıyorum.

Allah hepimizin gönlüne göre (namuslu bir anneden olma) insan çıkarsın. vefalı ve sadık olsun.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...