Jump to content

Dürüst Tâcir


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bir kişi ki mal bulur, sanma ki devlet bulur.

Devleti bulan kişi, Allah’ı bulan olur.

 

Ticaret; mahiyet itibarı ile insanın ahirette peygamberlerle, sıddîklerle, şehitlerle beraber olmasına vesile olduğu gibi; süistimal edildiğinde kavimlerin helâkine de sebebiyet vermiştir.

Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem) “Doğru sözlü ve kendisine güvenilen tüccar âhirette peygamberler, sıddîkler ve şehitlerle beraber olacaktır” diyerek insanları hem burada hem de ahirette kazançlı olmaya çağırmıştır.

Bu sevindirici habere mukabil, Kur’an-ı Kerim’de "Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun!"(Mutaffifîn Suresi, 83/1–17) buyrularak geçmiş milletlerin gerileyiş, çöküş ve yıkılış sebepleri arasında ölçü ve tartıda haksızlık yapmaları da sayılmış ve Hazreti Şuayb'ın peygamber olarak gönderildiği Medyen ve Eyke halklarını helake götüren sebeplerden birisinin bu olduğu hatırlatılmıştır. (Hud Suresi, 11/84-95)

Kazançlı Bir Ticaret İçin

1- Hem dünyada hem de ahirette kazanmak isteyen tüccar en başta helali haramı bilmelidir. Hanefi fıkıhçılarından İbni Abidin, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) "İlim öğrenmek, kadın-erkek her Müslüman'a farzdır." hadisinden yola çıkarak herkesin bilmesi gereken farz ilimleri sayarken şunu da ilâve eder: "Ve herhangi bir şeyle meşgul olan herkese, o mevzudaki haramlardan kaçınabilmesi için, onunla ilgili bilgileri ve ona terettüp eden ahkâmı öğrenmesi şarttır. Keza alışveriş, nikâh, talâkla ilgili bilgiler de, bu meselelerle iştigal etmek isteyen kimselere farzdır." demiştir. Hz. Ömer efendimiz de (radıyallahu anh): "Bizim çarşımızda dini bilen kimseler satıcılık yapsın." demiştir.

2- Dürüst tüccar malının zekâtını vermelidir. Cenâb-ı Hak Kur'an-ı Kerim'in birçok âyetinde “Zekâtı verin” diye emir buyurmaktadır. Ancak zekât veren tüccar, zekâtın fakir ile zengini yan yana getirdiğini, nifak ve şikakı önlediğini, zekât sebebiyle fakirlerin duasını kazandığını, kendi malında fakirin hakkı olduğunu düşünerek vermeli ve bir üstünlük hissine kapılmamalıdır. Zira Zariyât suresinde “takva ehlinin mallarında, isteyenlerin ve yoksulların hakkı vardır” buyrulmuştur. Yine zekât veren bir tüccar, malı verenin Allah u Teala olduğunu, kendisinin ise bir emanetçi bulunduğunu, dolayısıyla Allah’ın verdiğinden verdiğini unutmamalıdır. Nitekim Bakara suresinin başlarında “Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden hayır yolunda infakta bulunurlar.” buyrulmaktadır. Ayrıca zekâtın, mal olarak verildiğinden o malın kalitesizinden verilmesi edebe muhaliftir. Daha da kötüsü zekâtın öte tarafta yüze çarpılmasına sebebiyet verme tehlikesi vardır.

3- Tüccar, dürüst olmalı ve yalandan kaçınmalıdır. Satacağı malın varsa kusurunu belirtmesi ve ona göre bir fiyat belirlemesi gerekir. Bir gün peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çarşı esnafını dolaşırken bir buğday yığınına elini daldırır; alt kısmının rutûbetli olduğunu anlayınca, bunu dürüstlüğe uymayan bir davranış, bir hîle, bir aldatmaca olarak değerlendirir ve: "Bizi aldatan, bizden değildir." ikazında bulunur.

4- Hayrı seven tüccar, tartarken eksik tartmayıp bilakis müşterinin kefesini ağır tutmalıdır. Rahman suresinde “Öyleyse siz de tartıyı adaletli yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın!” buyrulurken, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de bir tartıcıya: "Tart ve terazinin kefesini müşteri lehine ağır kıl." diye tavsiyede bulunmuştur.

5- Dürüst tüccar, malına revaç kazandırmak için yemin etmemeli. Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) ticaret malını yalan yeminle satıp tüketen kimselere kıyamet gününde Allah’ın rahmet nazarıyla bakmayacağını bildirmiştir. Diğer bir hadislerinde ise aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz: "Alışverişte fazla yeminden kaçının; zira o, malı merğup kılsa da sonra bereketini giderir" buyurmuştur.

6- Tüccar, ticaretleri ibadetlerine engel olmamalıdır. Zira Kur’an’da Allahu Teala “ne ticaretler, ne alım-satımlar onları Allah’ı zikretmekten, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekâtı vermekten alıkoymaz” buyurur. (Nur Suresi, 24/37) Nice insan vardır ki; çok kazanacağım diye vazifelerini aksatır, ailesini ihmal eder ve sonuçta kötü neticelere sebebiyet verir. Ayrıca Allah u Teâlâ bizi dünyaya sadece mal-mülk kazanalım diye göndermedi kendisini tanıyalım, ona ibadet edelim, bu dünyayı imar ettiğimiz gibi ahiretimizi de mamur edelim diye gönderdi. Bu da, ibadet ve vazifelerimizi aradan çıkarayım mülahazasıyla değil de, en güzel şekil ve keyfiyette yerine getirme ile olur. Kur’an, çalışıp kazanacağım diye ibadetlerini terk edenleri şu beyanıyla ikaz eder: “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım. Onlardan nafaka istemiyorum, beni yedirip beslemelerini de istemiyorum. Asıl bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi olan Allah Teâlâ’dır.” (Zariyat Suresi, 51/56–58)

7- Tüccar, satarken ve alırken müsamahalı olmalıdır. Peygamber Efendimiz (aleyhisselam), “Allah (c.c), satarken müsamahalı, satın alırken müsamahalı, borcunu öderken ve hakkı hak sahiplerine teslim ederken müsamahalı olana rahmet etsin” diye duada bulunmuştur. Borcu olan kişiye kolaylık gösterenlere Tirmizi’deki bir hadiste şu müjde verilmiştir: "Kim, darda olan borçluya mühlet tanır veya (borcunu) siliverirse, o kimseyi Allah Teâla Hazretleri, Kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Arşının gölgesinde gölgelendirir."

8- Müslüman tacirin yapmaması gereken en önemli şeylerden birisi de, ihtikâr dediğimiz; ticarî malı pahalanması gayesiyle stoklayıp daha yüksek bir fiyatla satmak için piyasaya arzını geciktirmektir. Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselâm) "Pazara (satmak üzere) mal sevk eden (kâr eder, helâlinden) rızka kavuşur. İhtikâr yapan (pahalansın da öyle satayım diye malını saklayan), lânete uğrar" buyurarak bu tür muamelelere teşebbüs edenleri tehdit etmiştir.

9- Tüccar için bir diğer kaygan zemin de müşterileriyle olan muameleleridir. Ticaret ehli insan mütebessim ve sabırlı olmalı, bununla beraber eline, diline, gözüne de dikkat edip haddi aşmamalıdır. Her zaman Efendimizin (sallallahu aleyhi ve selem) : “Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir” hadislerini hatırında tutmalıdır.

Netice: Ticaretini güzel bir niyet, doğruluk ve emniyet üzere götürebilen, helalinden kazanıp başkalarına el açmadan ailesinin nafakasını temin etme gayesiyle çarşı pazar dolaşan, kazancında diğer muhtaç mü'minlerin de hakları olduğunu düşünerek darda kalmışlara gücü nisbetinde el uzatan ve bir de adalet, ihsan, şefkat ve itkan üzere yaptığı alış-verişlerinden elde ettiği kârın bir kısmını dinin i'lası (yücelmesi) yolunda ebediyet yatırımı olarak değerlendiren tâcirler, hadisi şeriflerde kendilerine büyük müjdeler verilen bahtiyarlardır.

 

 

...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...