Jump to content

Dağların Dayanamadığı Kur’an’a İnsan Nasıl Dayanıyor


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

kuran_quran_kur_an-1.jpg

 

“Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.”[1]

Bu ayet-i kerime’deki emanet kelimesinin tevilinde âlimler faklı görüşler belirtmekle beraber ona farz ve taatler anlamını veren âlimlerimiz vardır.[2] Ayet-i kerime’de yer alan isimler son derece ilginçtir. Biz kendimizden başkalarında canlılık özelliğini görmez, düşünmezken Rabbimiz, düşünmeden ve nankörce zulmettiğimiz üç canlı türünü, gözümüzün önüne seriyor. Emaneti yüklenmekten korkan gökler, zalimlikten kaçan yer ve olanca azametine ve kibrine rağmen cahillerden olmaktan kaçınan dağlar.

Dağların Kur’an platosunda son derece önemli bir yeri vardır. O her bir portrede insanlara sığınaklık etmiştir. O bir buluşma noktasıdır. Onun eteğinde gölgelenir insanlar. Tefekkür onun kuytu köşelerinde, mağaralarında yapılır. Bazen bir sığınak bazen de bir korunak olur. Ama dünyayı çepeçevre kuşatan bu kardeşlerimiz, aldıkları emaneti zayi etmeyen bu devasa mahlûklar emaneti zayi etmekten korkmuş ve Allah’a özür beyan etmişlerdir.

Kur’an’ın canlı kavramı ile bizim canlı kavramımız birbirinden farklıdır. Biz konuşabildiklerimize ya da tipini beğendiklerimize canlı dediğimiz için Kur’an’ın bu anlatım tarzı bize garip gelebilir. Japon ve Amerikalı sibernetik[3] âlimlerinin çiçeklerle “katil kim?” oynadıkları, kaktüse sayı saymayı öğrettikleri bir yüzyılda biz cehaletimiz sebebiyle canlılarla ilgili tanımlamamızda yanılabiliriz.[4] Yüklendiğimiz emanetle hayata bakmadığımız için de canlılar hakkındaki kanaatimiz, güçlüyse yaşayabilir, zayıfsa yaşama hakkı elinden alınabilir de olabilir.

Kur’an Allah sözüdür. Yukarıda farzlar ve taatler diye tanımladığımız emanet Allah kelamının ta kendisidir. Allah kelamının cazibesi ve etkileyiciliği tartışılmaz bir şekilde bilinmektedir. Hz Musa 30 günlük -benim tahayyülümle- doyumsuz bir görüşmenin ardından bunu 40 güne tamamlamış ve aşığı olduğu bu sesin sahibini görme arzusuyla tutuşmuş, yanmıştır. “Rabbim! Bana kendini göster” nidasına karşılık ise “sen beni göremezsin, lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin.” hitabıyla karşılaşmıştır. Rabb’ın sesine dayanamayan insan onun tecellisine nasıl dayanır ki? “Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.[5]

Bu izahtan sonra kendimize dönmemiz Kur’an’la olan irtibatımızı bir kez daha sorgulamamız gerekmez mi? “Mü’minler o kimselerdir ki Allah anıldığında kalpleri titrer, ürperir. Ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır.”[6] ayetiyle kalplerimizi bir kez daha bir kontrol etmemiz gerekmez mi? Tabii henüz taşlaşmamış bir kalbe sahipsek. Çünkü Kur’an, ayetlerini kulak ardı eden kimseler için onların kalpleri taşlaştı hatta daha katı oldu ifadesini kullanmaktadır. “Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan aşağılara düşüyor. Sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.”[7] Taşların o ilahi kelamdan etkilenmeleri söz konusuyken taşa cansız, bize canlı demek hak mıdır? Allah kelamına karşı sağır davranan insanlara taş kalpli demek reva mıdır? Olmamalı ki Kur’an, kullandığı örneğin ardından bu insanların taşın yapısı itibariyle sahip olduğu sertlik ve katılıktan daha sert, daha katı olduğunu vurguluyor.

Son olarak her akşam okuduğumuz, ama beynimin bir türlü almadığı kabul edemediği, insanlığıma sığdıramadığım ve okurken ya da dinlerken küçüldüğüm haşr suresinin ayetlerini takdim ediyorum.

“Biz bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz.”[8]

Haydi, Kur’an’ın emrine kulak vererek hep birlikte düşünelim. Dağların dayanamadığı Kur’an’a biz nasıl dayanıyoruz? Ciğerlerimiz nasıl oluyor da parçalanmıyor? Gözlerimizden oluk oluk yaşlar akmıyor?

Sadak Allahu’l-Azim diye bitirdiğimiz Allah kelamını doğrulayacak -yukarıda da bir kısmını takdim ettiğimiz- pek çok örnek vardır kitabımızda. Öyleyse kelamın ayaklar altına alındığı günümüzde Kur’an okumalarımızı yeniden gözden geçirelim. Bugün Kur’an’a daha çok ihtiyacımız olduğunun farkına varalım. Elimizden giden yitik değerlerimizi hatırlayalım.

Haşr suresinde yukarıda yer alan ayetlerin hemen arkasından gelen Allah’ı (c.c.), hayatımızda ona layık olan yere koyalım.

Unutmayalım! O kendisinden başka ilah olmayan; sevilmeye, sayılmaya ve korkulmaya tek layık olandır.

Unutmayalım! Bu kelime yani La ilahe İllallah sözü mizanda en ağır gelecek kelimelerdendir.

Unutmayalım! O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyen bağışlayandır.

Unutmayalım! O, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, Bize mâlik olan ve sahibimizdir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.

Unutmayalım! Allah kendisine ortak koşulan şeylerden münezzehtir.

Unutmayalım! O, yaratan, var eden, varlıklara şekil verendir.

Unutmayalım! En güzel isimler O'nundur.

Unutmayalım! Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler.

Unutmayalım! O, gâlip olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.[9]

Unutmayalım! Hay yani diri olan, Kayyum yani bütün varlığın idaresini yürüten odur.

Unutmayalım! O ne uyur ne de uyuklar.

Unutmayalım! Göklerde ve yerde her ne varsa onundur.

Unutmayalım! Onun izni olmaksızın hiç kimsenin kimseye yardımı dokunmaz.

Unutmayalım! Yaptıklarımızı da yapacaklarımızı da O bilir.

Unutmayalım! O her şeyimizi bilir ama biz onun ilminden ancak onun müsaade ettiği kadarını bilebiliriz.

Unutmayalım! Bizlerin gözetimi, muhafazası, takibi ona ağır gelmez.

Unutmayalım! Mahşer günü yeniden dirildiğimiz o günde ölüp ölüp dirilmemenin tek yolu onu emrine imtisal etmektir.[10]

ves-selam

Özcan TEKGÜL

 

 

[1] Ahzab, 33/72

[2] Ahzab 72. Ayetin tefsiri için bkz: Camiu’l-Beyan an Te’vil-i Âyi’l-Kur’an, ibn Cerir et-Taberi, X, 338; İrşadu’l-Akli’s-Selim ila Mezaye’l-Kur’ani’l-Kerim, ebu’s-Suud, VII, 118; Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, ibnu Kesir ed-Dimeşkî ebu’l-Fida, III, 689 vd.

[3] Sibernetik: Değişik sistemlerin kendi kendilerini denetleyerek işleyişlerini sürdürebilmelerini sağlayan iletişim ve denetim yöntemlerini inceleyen bilim dalı.

[4] Prof Dr. Asaf Ataseven, Tarih ve Medeniyetimizde Çevre, Çevre Bakanlığı dergisi, trsz.

[5] A’raf, 7/143

[6] Enfal, 8/2

[7] Bakara, 2/74

[8] Haşr, 59/21

[9] Haşr, 59/22-24

[10] Bakara, 2/255

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...