Jump to content

Zikrin anahtarlari


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Hak dostları, dâimâ Allah ile olup zikrin hakîkatine erdiklerinden, her hâl, hareket ve sözleriyle Allâh’ı hatırlatırlar. Nitekim hadîs-i şerîflerde de:

 

“İnsanlar arasında Allâh’ın zikrinin anahtarları vardır. İnsanlar onları gördüklerinde hemen Allâh’ı hatırlarlar.” (Heysemî, X, 78)

 

“(Al­lâh’ın ve­lî kul­la­rı) yüz­le­ri­ne ba­kıl­dı­ğın­da Allah Teâlâ’yı ha­tır­la­tan kim­se­ler­dir.” buyrulmuştur. (İbn-i Mâ­ce, Zühd, 4)

 

Böyle kimseleri Hakk’ın bir lutfu bilip onlardan mânen istifâdeye çalışmak gerekir. Zira onlar, bulundukları beldeler için ilâhî bir rahmettirler. Belâlara karşı mânevî bir zırh gibidirler.

 

Rivâyet edildiğine göre bir zamanlar Bağdad’da zinâ ve fısk u fücûr artmıştı. Şeyh Şiblî’ye; “Eğer senin zikrin olmasa, bu beldeyi yakar­dık.” diye ilhâm edildi. Ehl-i nefisten biri bunu işitince:

 

“–Bizim hiç zikrimiz yok mu?” dedi.

 

Şeyh Şiblî ona şu cevabı verdi:

 

“–Sizin zikriniz, nefsin varlığı (hevâ ve hevesi) iledir. Benim zikrim ise Allâh iledir.” (Rûhu’l-Beyân, XII, 326)

 

Yani dilin zikri, kalbin zikriyle âhenk teşkil etmelidir. Aksi hâlde dil zikrederken, ruh başka yerlerde geziniyorsa; kalp, Allâh ile değil de mâsivâ ile beraber ise, o zikirden kâmil mânâda bir istifâde ummak beyhûdedir.

 

Hak dostu Mevlânâ Hazretleri der ki:

 

“Ağızla, dille, duymadan, düşünmeden (papağan gibi) edilen zikir, noksan bir hayaldir. Padişahça, yani cân u gönülden, hayranlık duyarak yapılan zikir ise, sözlerden de, kelimelerden de âzâdedir… Ey O’nu bulamadan, sadece, O’nun adını yeterli bulan kişi! «Hû» kadehinden içmeden, nasıl olur da benlik arzularından kurtulabilirsin?”

 

Yani Allâh’ı zikretmek, sırf “Allah” lafzını tekrarlamaktan ibâret değildir. Zikir, ancak tahassüs istîdâdının merkezi olan kalpte mekân bulduğu zaman niyet ve amellerin düzelip seviye kazanmasına vesîle olur. Bunun içindir ki;

 

“Zikrin başı tevhid (Hakk’ı birlemek);

 

Ortası, tecrid (Hakk’ın dışındaki varlıklardan kalbi arındırmak);

 

Nihâyeti ise tefrid (sadece Allah ile baş başa kalıp her an Allâh’ın rızâsını arayabilmek)tir.” denilmiştir.

 

Peygamber Efendimiz r de tefrîd ehli hakkında; “Müferridler yarışı kazandı.” buyurmuştur. Ashâb:

 

“–Müferridler kimdir, yâ Rasûlallah?” diye sorduklarında da.

 

“–Allâh’ı çok zikreden erkeklerle kadınlardır.” buyurmuştur. (Müslim, Zikir, 4)

 

Hazret-i Ali t da sahâbe-i kirâmın zikir hâlini şöyle vasfetmiştir:

 

“Onlar, Allâh’ın ismi zikredildiği zaman, fırtınalı bir günde ağaçların rüzgârdan etkilendikleri gibi sarsılırlar, gözyaşları elbiselerinin üzerine süzülürdü.” (Ebû Nuaym, Hilye, 1/76)

 

Demek ki zikir; kuru kuruya bir tekrarlama faaliyeti değildir. Bilâkis gerçek bir zikir, Hakk’ın azametini tefekkür etmek, ilâhî kudret akışları karşısında duyguları derinleştirmek, gönlü mâsivâdan arındırıp Hak’ta fânî olmak ve dâimâ Allâh ile beraberliği temin ederek zikretmektir. Ancak böyle bir zikir, maddî-mânevî belâlara karşı bir zırh olabilir. Bunun içindir ki; “yeryüzünde «Allah Allah» denildiği sürece kıyâmetin kopmayacağı”[1] yönündeki nebevî beyânı, böyle bir kalbî rikkatle zikredenler var oldukça kıyâmetin kopmayacağı şeklinde anlamak da mümkündür.

 

Rabbimiz, kendisini nasıl zikretmemiz gerektiğini şöyle bildirmektedir:

 

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

 

“Rabbinin ismini zikret ve bütün varlığınla O’na yönel.” (el-Müzzemmil, 8)

 

Yani zikir esnâsında hem dilimiz hem de kalbimiz Allâh’a yönelmelidir. Hattâ zikirden murâd edilen, daha ziyâde kalbin zikridir. Dil zikrederken kalp zikredilenden gâfil kalırsa, zikrin tesiri tam olarak gerçekleşmez. Kalbin uyanması, gaflet tozlarından silkelenmesi, haşyetle titreyip ürpermesi ve Allâh’ın nûruyla dolması için kâmil mânâda îfâ edilen bir zikrin feyz ve rûhâniyetine ihtiyaç vardır.

 

Nitekim Hak dostlarından Abdullah bin Hubeyk’e;

 

“–Sâlih insanları nasıl ayırd edebiliriz?” diye sordular. Cevâben buyurdu ki:

 

“–Sâlih insanların güzel âdetlerinden birisi, Allah Teâlâ’yı gece-gündüz anmalarıdır. O’nu anma, kalp ve dil ile olur. Ancak kalbin zikri daha üstündür…

 

Kalplerinizi, Allah Teâlâ’yı anmakla diriltiniz. Onun korkusuyla doldurunuz. O’nun sevgisiyle nurlandırınız. O’na kavuşma arzusuyla sevindiriniz ve biliniz ki; O’na olan sevginiz derecesinde yükselir, niyetlerinizin doğruluğu ile nefsinizi kahreder, şehvetlerinizi yenip amellerinizi temiz kılabilirsiniz…”

 

Öte yandan, zikrullah anahtarları olan Hak dostlarının kalpleri, zikirle ihyâ olup hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt edebilecek bir nûra kavuşmuş olduğundan, hakkın ve hayrın en şaşmaz pusulası durumundadır. Bu sebeple ihtilaf ve tereddütlerin hâllinde, böylesi zevâtı arayıp bulmak ve onların görüşlerine îtibar etmek îcâb eder. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:

 

“Şâyet bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz!” (en-Nahl, 43; el-Enbiyâ, 7)

 

 

....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

“Ağızla, dille, duymadan, düşünmeden (papağan gibi) edilen zikir, noksan bir hayaldir. Padişahça, yani cân u gönülden, hayranlık duyarak yapılan zikir ise, sözlerden de, kelimelerden de âzâdedir… Ey O’nu bulamadan, sadece, O’nun adını yeterli bulan kişi! «Hû» kadehinden içmeden, nasıl olur da benlik arzularından kurtulabilirsin?”

Allah razı olsun çok güzeldi

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

“Zikrin başı tevhid (Hakk’ı birlemek);

 

Ortası, tecrid (Hakk’ın dışındaki varlıklardan kalbi arındırmak);

 

Nihâyeti ise tefrid (sadece Allah ile baş başa kalıp her an Allâh’ın rızâsını arayabilmek)tir.” denilmiştir.

 

Peygamber Efendimiz r de tefrîd ehli hakkında; “Müferridler yarışı kazandı.” buyurmuştur. Ashâb:

 

“–Müferridler kimdir, yâ Rasûlallah?” diye sorduklarında da.

 

“–Allâh’ı çok zikreden erkeklerle kadınlardır.” buyurmuştur. (Müslim, Zikir, 4)

 

Hazret-i Ali t da sahâbe-i kirâmın zikir hâlini şöyle vasfetmiştir:

 

“Onlar, Allâh’ın ismi zikredildiği zaman, fırtınalı bir günde ağaçların rüzgârdan etkilendikleri gibi sarsılırlar, gözyaşları elbiselerinin üzerine süzülürdü.” (Ebû Nuaym, Hilye, 1/76)

 

Çok faydalı bir konu olmuş.Allah razı olsun.

 

Rabbim bizleride onu hakkıyla ananlardan zikredenlerden eylesin.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...