Jump to content

İnsan-ı Kamil-3


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

İnsanın kendi üzerinde Rabbi’nin bir ibâdet ve şükür hakkı, âilesinin hakkı, nefsinin hakkı gibi birtakım mühim haklar vardır. Kâmil insan bu dengenin muhâfazası içindedir.

 

Rakîk bir gönle sahip kâmil insan, verdiği sözü mutlaka yerine getirir ve hiçbir zaman vaadinden dönmez. Birtakım nefsânî sebeplerle muhâtabını rencide etmez. O, Hakk’a kullukta ve insanlara muâmelesinde adâlet sahibidir.

 

Kendisinin aleyhinde olanlara dahî kırılmaz. Eğer bir kimse, iyilik yaptığı bir fakîr ise, elinden gelen ihsânı aynen devam ettirir. Çünkü kâmil insan, Allâh’ın ahlâkı ile ahlâklandığı ve yalnız O’nun rızâsını taleb ettiği için fiil ve davranışları Kur’ân ve sünnet ölçüsü içindedir. Zîrâ Cenâb-ı Hakk, bu dünyâda bütün mevcudâtın, hatta kendisine isyan eden nice gâfillerin bile rızıklarını vermektedir.

 

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhü anh-, Mıstah isimli birine devamlı olarak yardımda bulunurdu. Fakat mâlûm ifk (iftira) hâdisesinde onun da iftiracılar arasında yer aldığını görünce, bir daha ona ve âilesine iyilik yapmayacağına dair yemin etti.

 

Bundan sonra Mıstah ve âilesi, Hazret-i Ebû Bekir’in yardımı kesilince perîşân bir hâle düştüler. Ancak Cenâb-ı Allâh, isyânlarına rağmen kullarına merhameti muktezâsınca yardımın kesilmesinin ardından şu âyet-i kerîmeyi inzâl buyurdu:

 

“İçinizden fazîletli ve servet sahibi kimseler, akrabâya, yoksullara, Allâh yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dair yemin etmesinler; afvetsinler, bağışlasın geçsinler! Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allâh (ki) çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (en-Nûr, 22)

 

“Yeminlerinizden dolayı Allâh’ı (O’nun adını), iyilik etmenize, O’ndan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın! Allâh işitir ve bilir.” (el-Bakara, 224)

 

Bu âyetin inzâlinden sonra Ebû Bekir -radıyallâhü anh-:

 

“–Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını severim!” dedi. (İ. Cânan, Kütüb-i Sitte, II. s. 551)

 

Ardından yemin keffâreti vererek yapmış olduğu hayra devam etti. Yâni iffet timsâli kızı, Fahr-i Kâinât -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in temiz zevcesi ve mü’minlerin annesi olan Hazret-i Âişe -radıyallâhü anhâ-’ya iftira atan şahsa infâkına devam etti. Bu da, Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhü anh-’ın fazîletinin ve kemâlinin kâ’bına varılamayacağını gösteren en bâriz bir misâldir.

 

Kâmil insan, yerinde ve zamanında o kadar çok infâk eder ki, onu görenler müsrif sanır. Şâyet yeri ve zamanı değilse, o kadar az verir ki, insanlar onu hasis ve cimri sanarlar. Ancak o, sadece Hakk’ın rızâsını yaşamaktadır. Cenâb-ı Hakk âyet-i kerîmede buyurur:

 

“Bir de akrabâya, yoksula, yolcuya hakkını ver. (Ancak) gereksiz yere de saçıp savurma! Zîrâ böylesine saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise, Rabb’ine karşı çok nankördür.” (el-İsrâ, 26-27)

 

“Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma! Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun!” (el-İsrâ, 29)

 

Bu âyetin şuûr ve idrâki içerisinde olan Ömer bin Abdülazîz, muhtaç, garîb ve yetîme kendisinin ve rızâsını almak sûretiyle âilesinin servetlerini infâk etmiştir. Böylece teb’asına rehber olmuş, servet sahipleri de kendisini nümûne-i imtisâl edinmiş olduğundan devrinde ümmet içerisinde zekât verilecek fakîr insan kalmamıştır. Ömer bin Abdülazîz sarayda oturmayıp kıl çadırını tercîh etmesiyle de israfı önlemek husûsunda güzel bir örnek olmuştur.

 

Kâmil insan, nefsini dâimî bir murâkabe altında tutar. Bunun için başkalarının kusur ve kabahatleriyle uğraşmaz. İnsanların gizli-saklısıyla meşgul olmaz. Bu mevzuda bildiklerini ifşâ etmez. O, yüce Mevlâ’nın «Settâru’l-uyûb» (ayıpları çok örtücü) sıfatından nasîb almıştır.

 

Kâmil insan, dünyânın geçici alâyişine gönül vermeyip müstağnî bir hayat yaşamakla başkaları tarafından her ne kadar bazen kınansa da aslında herkesin gıpta ettiği bir makam ve mevkîde heybet hâlindedir. Dünyâ dahî ona râm olma emrini almıştır.

 

Hadîs-i şerîfte buyurulur:

 

“…Her kimin kaygısı âhıret olursa, Allâh onun zenginliğini kalbine koyar. İşlerini dağınık olmaktan kurtarır ve dünyâ ona boyun eğerek gelir. Her kimin kaygısı da dünyâ olursa, Allâh, onun fakîrliğini gözü önüne koyar, kendisini derbeder eder ve dünyâdan da kendisine ancak mukadder olan gelir.” (Ahmed bin Hanbel, Kitâbü’z-Zühd, 181)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...