Jump to content

Sevmek ve Sevdirmek


turksoy23
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Allahü Teala’nın sıfatlarına, fiil ve eserlerine karşı duyulan sevgilerin her birinin, nice eserleri ve meyvaları vardır. Hak Tealanın; kulun zatına, kulun kendisine olan sevgisinin eser ve meyvaları, bütün sevgilerin en üstünü ve en seçkinidir: Kulun Hak ile tahakkuk etmesi ve ölmezliğidir, kulun Hak ile olup ölmezliğe ermesi, kalblerin sevgilisi olarak halk arasında makbul olmasıdır, ad ve şanının dünyaya dolmasıdır; o sevgili kulu, sevenlerin de her murada ermesidir. Nitekim Allahın sevgilisi Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: “Hak Teala bir kulunu sevdiği zaman ona olan sevgisini bir çok sulara daldırır, kim o sulardan içerse, onu da sever.” Binaenaleyh o kulun sevgisini gönüllere ekilince, bunun meyvası olarak halkın ona ikranıda bulunması ve alemin ona sefkat ve hürmeti başgösterir; onu sevenleri Hak Teala sever ve ona tutunanlar, sarılan lar Allaha yaklaşır.

Hak Tealanın, kulun sıfatlarını sevmesinin eseri ve meyvası, kulun ermişler mertebesine; Hakkın komşuluğuna ve yüksek derecelere ermesidir; ikram ve saygı görecek cennet ve cemale ermesidir. Nitekim Hak Teala Kelamı Kadîm’inde (Kuranda) buyu­rur: “Onlann yüzlerinde cennetin tazelik ve revnakı görülür ve rahik-ı mahtun (Mühürlenmiş, muhafaza edilmiş misk kokulu şaraptan) içerler. Nefaset arayanlar, nefaseti bunda arasınlar (Yahut yarışmak isteyenler, işte bunun için yanşsınlar, çalışsınlar).”

Hak Tealanın kulun amel ve eserlerine olan sevgisinin eseri ve meyvası ise, Hak Tealadan karşılık ve mükafat görmesi, o kulu cennete koymasıdır. Ayeti kerime meali; “Tuba onlar içindir, Ne güzel sevaptır o (ne mutlu onlara).”

Kulun Allahı sevmesi, Allahın onu sevmesinin neticesidir, Çünkü eğer Allahtan yardım ve özel bir lütuf olmasa, hiçbir kul Allahı sevemez ve veli mertebesine yükselemezdi. Binaenaleyh, ancak Allah kulu sevdikten sonradır ki, kul da onu sevebilir. Nite kim Hak Teala buyurur: “O onları sever ve onlar da Onu severler.” Böylece her sevgi nin kaynak ve pınarının, kendi sevgisi olduğunu duyurmuştur.

Bu sevginin eseri ve meyvası vefa ve sefadır, sonra kulun kötü ve fani huylarından geçerek Hakkın ahlak ve sıfatlarını kazanıp ölmezliğe ermesidir. Ondan sonra da hakikî ve ebedî bir makamda oturmasıdır.

Kulun, Mevlanın sıfatlarına olan sevgisinin eseri ve meyvaları Mevlanın hükmüne razı ve ona teslim olmasıdır. Başına gelen kaza ve belayı, hoşnutlukla ve memnu niyetle karşılamasıdır. Bu razı olmaklık, Hakkın sıfatlarında yok olmakla olur. Bu dev leti kul, kendinden geçtikten ve kendi hayatını tamamen unuttuktan sonra bulur. Nitekim Hak Teala “Allah onlardan ve onlar da Allahtan razı oldu” buyurmuştur. Ve kulun rızasının kaynak ve başlangıcının, kendi sevgi ve rızası olduğunu duyurmuştur.

Kulun, Allahın işlerine karşı duyduğu sevgi ve hayranlığın eser ve meyvası, kulun kendi işlerini Allaha bırakması, ona güvenip ona dayanması ve sebepleri yok mesabesinde bilerek, doğrudan doğruya Allaha sarılmasıdır. Çünkü o kul, Allahın fiillerinde yok olmuştur; hakiki yapan edeni görmüş ve bulmuştur. Nitekim Hak Teala, kendi Kitabında buyurmuştur: “Muhakkak ki, Allah kendisine dayanan, güvenen mütevekkil kullarını sever.” Ve bu sevginin sebebi, kendisi tarafından olan sevgidir.

Kulun, Allahın eserlerine karşı olan sevgi ve hayranlığının eserleri ve meyvaları, yakinen iman nurunu görmesidir. Ve Rahman Tealanın feyzini, coşan, taşan bereketini mütalaa etmesidir. Bu sevginin kaynağı ve başlangıcı Hak Tealanın şu kelamıdır: “Allah’ın rahmetinin eserlerine bak ki, yeri (toprağı) öldükten sonra nasıl diriltmiştir.”

Ve bu hadisi kudsîde de o sevgiyi anlatır: “Halkı yarattım ve onları severek, onlara nimetler verdim, ikramda bulundum, beni bilsinler, tanısınlar diye.” Bu şekilde, bu sevginin de kaynağının kendisi olduğunu bildirmiştir.

Kullar arasında Allah yolunda sevişmenin sebebi, ruhların birbirleriyle tanışıp sevişmesidir. O tanışma ve sevişme, cisim aleminde de tanışıp sevişmeye sebep olur. Bu muhabbetin meyvaları, Allah yolunda sevişenlerin, Allah sevgisini kazanmalarıdır. Dolayısıyla Allahın gölgesinde gölgelenme kerametine; herkesin gıptasını, kıskançlığını çekecek, herkesi imrendirecek hallere ermeleridir. Nitekim Hak Teala, hadîsi kudsîde şöyle buyurdu: “Benim yolumda sevişenleri sevmem, bana vacib oldu.” Böylece kendi yolunda sevişenlerin sevgisinin de, kendi sevgisinden doğduğunu açıkladı. Çünkü sevgi, ilahı bir nurdur, sevişenlerin gözleri o nur ile parlamıştır. Ve bir kafur şarabıdır ki, canlar onunla kanmış, dolmuştur.

Onun için Allah yolunda sevişenler, dostluk ve huzur ile Allaha iyice yaklaşarak, sevinçle dolmuşlardır.

Bu zat muhabbeti ile (yani Allah için) birbirlerini sevenler, doğruluk ve safa ehli kimselerdir. Birbirlerini ezelden ebedlere kadar, evlatlarından ve mallarından çok sever ler ve birbirlerine aşık olurlar, birbirinin yüzüne ve arkasından birbirlerinin iyilik ve faydalarını isterler ve birbirlerine sadık olurlar. Onlar hakikaten velilerdir. Bunların gö nülleri, Allaha yaklaşmak için birer dergahtır, tekkedir. İhtiyaç sahiplerinin sığındıkları bir büyük kapıdır. Hak Teala, onların gönüllerinden, mahlukatına rahmet nazarı ile bakar. Kullar, o büyük, makbul kullar vasıtasıyla Allaha ulaşır. Onları sevenler, muhak kak ki sağlam bir ipe yapışmış olur ve büyük bir saadete ulaşıp, onların arasına karışır. “Kişi sevdiği ile beraberdir” hadisi şerifi, bu manayı müjdelemektedir. Onlardan birinin rıza ile nazarına eren, Mevlasını bulur.

Güzel güzel huylarla bezenmek, faziletlere bürünmek ve sevimli vasıflarla sevgi kazanmak, ancak kalblerin parıldamasından hasıl olur. Bunun meyvaları ahlak güzelliği, adalet yolunda selamete ermektir. Dünya ve ahiret iyiliği, bu muhabbete bağlıdır; temiz ve yüksek ahlak bununla elde edilir.

Fiillere olan sevginin meyvası, sadaka vererek ve doğru hareket ederek dostluk ve sevgi kazanmaktır. Bu muhabbetten sonra, vasıfları (sıfatları) sevmeye doğru gidilir,

Mesela güzellikler, kemalin, olgunluğun eseri olduğundan dolayı, Allahın sanat eseri olduğu için sevilse, bunun meyvası yakînin çoğalması, imanın kuvvetlenmesidir. Bu tarz sevgiye erenler, iyilik arzusunda bulunurlar; herkesi doğru yola sevketmeye ve irşad edip olgunlaştırılmaya çalışırlar; bunun için kabiliyetli olanları terbiye ederler; iyi bir ad bırakmak için çalışırlar ve kendilerine göre iyi bir ad ve şana ermek ve öylece Hakka gitmek islerler.

Fakat eserleri sevmek, Allahın eserleri olmalanndan gelen bir sevgi olmasa da nefsi emmareden gelen arzuları tatmin etmek için olsa ve gaflete (yani Allahın sanatı olduğunu düşünmeden) aynı eserlere muhabbet edilse, o muhabbet gerçi kendi nefsinde lezzetli ve faydalıdır; o muhabbet, anlayan kimsece güzeldir.

Fakat kemale ermek ve ol gunlaşmak için o sevgide fayda olmaz. Belki nefsin neva ve hevese kapılmasına sebep olur; ondan huş ve şehvet hasıl olur; Haktan uzaklaşmaya sebep olur. O sevgi his aleminin karanlıklarına yer ve yuva olur; sahibini kötü adetlerin karanlıklarına düşürür ve bundan bu çeşit zararlar hasıl olur.

Bu tarz muhabbet, himmet ve gayretlerini alçak arzulara sarfedenlerde bulunur; kötü nefs sahipleri, ancak bu sevgiyi bulur. Ve mutad, olağan kötü işler bu gibilerden çıkar.

Ama yüksek himmet ve mübarek temiz nefslerin sahipleri, bu alçak mertebeden utanır ve bu kötülük içinde durmazlar, belki zata ve sıfatlara muhabbet etmekten başka makamlarda da kalmazlar; ve yüksek mertebelerden başka kerametlere meyletmezler.

 

Şiir

Şerefli kimseler, faziletlerle dolu bir sevgi yaşarlar

Daima faziletli kimselerle olurlar;

Sevgililerinin yüzleri, onların kalblerini

Yok olacak gölgeleri sevmekten men eder.

 

Şu halde arif ve akıllı olana layık olan şudur ki, ilk evvela kasdi, bizzat Hak Tealayı sevmek olsun.

Ondan sonra nebileri (peygamberleri), velileri ve ahbablarını Allah rızası için sevsin.

Daha sonra, Allahın sıfat ve isimlerinden meydana gelen olgunlukları takdir etsin ve hayranlık duyarak sevsin.

Daha sonra da, Allahın işlerindeki ve eserlerindeki güzellikleri, Allah için sev sin.

Ey kardeş, sakın öncelikle işlere ve eserlere muhabbet etmeyesin. Çünkü böyle olursa masivaya (Allahtan gayri şeylere) gönlün akar ve onların kendilerini severek meşgul olursun; Hak’kın zatını ve sıfatlarını sevmekten uzaklaşarak, hüsranda kalır ve perişan olursun. Ancak Allahın aşkı ile ol ve her dem onu bul.

 

Şiir

Ey aşk sen hak kişisin

Kılma bizi senden cüda

Hem nuşsun hem nîşsin

Ey nusu danı merhaba

 

Ey aşk senden sarhoşem

Sensiz melul u nahoşem

Senden nice ben serkeçem

Kim baş ü can verdim sana

 

Sensin kamu halde heman

Bar ü muradım her zaman

Senden ırak etme bir an

Her emrine verdim rıza

 

Ey aşk-ı şirin çün şeker

Sendin revac-ı her hüner

Senden olur can muteber

Senden bulur izz ü ula

 

Ey aşk-ı pür emnü eman

Sensin kamu dilde nihan

Hem cümle yüzdensin ayarı

Ayînelerdir vechine

 

Dil senden abadan olur

Hoş gülşen-i handan olur

Can bülbülü nalan olur

Eyler sana meth ü sena

 

Çün akıl fikri gayr eder

Ey Hakkı, ol aklı gider

Ta vermesin kalbe keder

Dilberle dil bulsun safa

 

Kelime Açıklaması :

Cüda: ayrı. Nuş : zevk ve safa veren içki. Niş: diken. Nuşu daru : ilaç ve şifa olan içki. Nahoş : hasta. Serkeş : Sisi. Bar : meyva. Murad : dilek, arzu. İzz : izzet, şeref. Ula : yükseklik. Emn : emniyet. Eman: emniyet vermek, bağışlamak. Dil : gönül. Nihan: saklı, gizli. Ayan : açık, aşikar. Ayine : Ayna. Vech : yüz. Abadan : şen. Handan : gülen, güleç. Gülsen : Gül bahçesi. Nalan : inleyen. Çün: Madem. Gayr eder: değiştirir, başkalaştırır.

 

Bilmek ve Bildirmek

Ey gönül, bir kere durumunu teşhis et:

Aşka ve cana mı yakınsın, yoksa nefis ve cismin arkadaşı mısın?

Biz ve benden geç; sen, bizliğin, benliğin yahut su ile meninin uşağı değilsin.

Sen, aşkın birliğini iste. Biz ve benin aslı, çokluktur. Çokluk ve suretten vazgeç, yokluğu bul, aşka gel. Mana birliğinde mesut ve fitnesiz bir ömür geçir.

Uykusuzluk ve açlıkla “ölmezden evvel ölme”yi öğren.

Hayrete var, yok ol; bu halden taze hayat bul.

Benliğini terk eyle, kendini görme, bencil olma ki, kendi benliğine tapanlar da pullara tapanlar gibidir: Tevhidçi olmazlar.

Nefsin hevasında, sakın Azer gibi taçları traş edip put yapıcı olma, İbrahim Halilullah gibi, devamlı olarak benliğindeki putlan kır.

İçinde marifetin güneşi ve ayı parlayıncaya kadar, İbrahim Halilullah gibi, “Ben batanları, kaybolanları sevmem” de; minnet sahibi Yaradan, senindir. Sen bu dar cisimden çık, gurbet acısında kalma; Gönül fezasında aşkı bul. Vatanı sevmek, böyle olur. Dünya halkı, genelde aşkın güneşini istemektedir, lakin kendini bilmezler kendilerini evlenme, düğün ve vuslat ayında sanırlar.

Aşka can veren, ölmez hayata erdi. Çünkü ona canını veren yabancılıktan kurtuldu, parasını (karşılığını) aldı. Aşkın yüzünü görenler, o saadete erenler uyanık olurlar; Onların her sözü Aden denizinin incisi gibi makbul olur.

Suretin nakşından (işlemesinden) geçip, aşk manasını iste; Çünkü Suret (şekil) aşk denizinin dalgasıdır, sözün doğrusu budur.

Yüce Allah, “Sevdiğiniz şeyleri muhtaç olanlara vermedikçe, iyiliğe eremezsi niz” diyor.

Canının sevdiğini, aşka ver, yok ol, asla ben deme (Bu bana lazımdır, deme).

Şehvet perisi kucağında put gibi oturup engel oldukça, aşk gelininin yüzünü görmek, kalb için muhal (imkansız) olur.

Şehvet ejderhasının tılsımını eğer kıracak olursan, aşkın sırrının saklı bulunduğu hazinenin, senin bedeninde gömülü olduğunu tez anlar ve onu bulursun.

Allahın Resulü, “El fakrü fahri” (fakirliğim, iftiharımdır) buyurmuştur. Yokluk (fakr) içinde fahri, övüncü bul, yokluk ve hiçlikten ölmezliğe er.

Din küfrün içinde, birlik erkekle kadının içindedir. (Öz ve hakikat olan Hak dinini, küfrün çokluğu kabuk gibi kaplamıştır.)

Renksizlik rengini iste, birlik şarabıyla boyan; Bir utan; yoksa sonra şirkte ve şikayette rehin kalırsın, hüsran ve ziyan görürsün.

Her şeyi yok etmeğe bak, nefsini kır, yok ol, Aşkın ölmezliği ile serin, hüzün babası (hüzün doğurucu, daimi hüzünlü) olma.

Hızır gibi aşk hayatında hayat bul.

Ne zamana kadar cenin gibi cismin içinde hapsolup kalacaksın? Cenin gibi...

Bu dördü, beşi, altı ile yediyi, sekizle dokuzu, onu bırak.

Güzel aşkı akıl ve nefsine tercih et, böyle yapmak daha güzeldir.

Aşkı iste, aşkı oku, aşkı anla, aşkı tut; Sen tedbiri, fikri, hile ve yalan-dolanı bırak, fenden (fitneden) uzak kal.

Aşk pirinin bilgilerini anlama yeteneğini kazandıysan, gizli ve açık bütün sırların mahzeni olursun.

Hal bilgisinin menfaati çoktur, söze ve dedikoduya gerek kalmaksızın, hal ile, gizlenmiş işaretlerin durumu halledilir.

Eğer fakih (şeriat ilimini bilen) olursan anla ki, Allah “Onlar fakih olmazlar, an layıp anlatamazlar” buyurmuştur; Eğer fakir oldunsa (hiç bir şeyin olmadığını bildinse), güçlük çekmeden cihanın sultanı olursun.

Fakr (yokluk) fıkhiyle yokluk gramerini aşkın sözlerinden öğren.

Uzaktakini yaklaştıran, yabancıyı bildik yapan, aşktır.

Aşksız iki insan, bir gömlek giyseler bile, birbirlerinden uzak kalırlar.

Gönülün uzaklık ve yakınlığı, manevidir; surete, görünüre hacet var mıdır?

Veysel Karani ta Yemenden, Mekkedeki dostunu buldu. Kendisinden geçen ve yok olan Veys, Hak ile ölmezliğe erdi. Onun için Hazreti Peygamber, Veys Yemende olduğu halde, onun nefesinin güzel kokusunu aldı.

Doğu ve Batı ehli, mana meclisinde hazır bulunurlar.

Surette, görünürde ise Yemen halkı, Mekke halkını görmezler.

 

Gönül sakisi Fakirullah (şeyhim ismail Fakirullah Hazretleri) olduğu için, ey Hakkı...

Senin ruhunun bahçesi gül, semen, yasemin çiçekleriyle dolmuştur.

 

Görmek ve Göstermek

Muhabbet ağacının yaprağı şevktir. Şevk, gönülde parlayan sıcak istek ve arzu dur. Aşk, muhabbet ağacının meyvasıdır. Belki şevk, muhabbetin neticesidir. Çünkü şevk ondan doğmuştur. Binaenaleyh şevk, muhabbetin hakikatidir. Mevlasını seven, el bette onu görmeğe müştak (özlemli) olur.

Şevkin kemali, olgunluğu, azayı (uzuvları) şehvetlerden kesmek ve Mevlayı ya kıcı bir arzu ile sevmektir. Şevk, muhabbetin cevheridir; yani özü, asıl maddesidir. Aşk bu ikisinin, yani muhabbetle şevkin canıdır. Şevk, sevgili anıldığı zaman gönülde duyu lan heyecandır. Şevk, insanın kalbinde, kandilin içindeki fitil gibidir. Aşk ise o kandilin yağıdır. Müştakın gönlü, Hak’kın nuru ile nurlanıp parlar, iştiyak (özlem) harekete gel dikçe o nur, yerle gök arasında ışık saçar.

Şiir

Can ki pür şevk ü muhabbettir, eder zevk ü huzur ;

Ol nihandhane-i vahdet doludur nur ü sürur.

Açıklaması:

Şevk ve muhabbeti fazla olan can, zevk ve huzur duyar.

Vahdet (Allahın birliği) sarayı, nur ve sevinç doludur.

 

Rabia Adviyye merhume demiştir ki: “Vallahi be n Allah’a ne cehennemi’nin korkusundan dolayı itaat ederim, ne de cennetine girmek için ibadet ederim. Belki ben O’na ancak muhabbet ve şevkimden ötürü itaat ederim.”

Şevk, herşeyin sevgisini baştanbaşa bir çırpıda yakar. Onun için şevk ile yanan bir kimseyi, cehennem ateşi nasıl yakabilir? Mevlaya muştak olan herşeye müştak olur. Mevlasına müştak olan elbette O’nun dostluk ve huzurunu bulur, yani O’na yakınlık bulur ve onunla olur.

Bir kamile demişler ki, “Rabbine müştak mısın?” Cevaben demiş ki, “Ben ona müştak değilim, çünkü şevk ancak gaybdeki, uzaktaki şeye karşı olur, gaybde olan yaklaşıp görünür olduktan sonra şevk olmaz, müşahede olur.”

Yaradana müştak olan, ona, kalbiyle nida eder, çağırır ve sırrı ile, gizli haliyle ona yalvarır.

Şiir

Şevk beni hayrette bıraktı, şevk beni yaktı.

Şevk beni uzaklaştırdı, şevk beni yaklaştırdı,

Şevk beni boğdu, şevk beni heyecana getirdi.

Şevk beni kararsız kıldı, şevk bana dehşet verdi

Şevk ile iştiyakın (Gizemin) farkı şudur: Şevk, buluşma ile sükuna erer, iştiyak ise buluşma ile artar.

Şevk evliyanın seçkinlerinin halidir, iştiyak ise seçkinlerin seçkinlerine mahsus tur.

İştiyakı elde eden öyle bir şaşkın olur, hayrette kalır ki, eseri görünmez. Arifin bir çok nurları vardır, l. Akıl nuru, 2. Kalb nuru, 3. Tevhid nuru, 4. Mari fet nuru, 5. Şevk nuru, 6. Muhabbet nuru, 7. Aşk nuru, 8. Vecd ve halet (iştiyakın zaferi ile aklın baştan gitmesi ve hal gelmesi).

Bir kamile, “huri kızlarına müştak mısın?” diye sordular. Cevabında dedi ki;

“Hurileri yaradana müştakım, çünkü huri kızlarının yüzlerindeki nur, Yaratanın nurunun gölgeleridir.”

 

Şiir

Hak Teala şevk verdiyse sana,

Gel hemen hayret yolunda kalbine.

Masivadan farig ol, kendin unut,

Ta ki kalsın, canda bir aşk-ı Hüda.

 

Bir arif demiştir ki: “Beni gördüğü halde, benim kendisini göremediğime karşı duyduğum şevkten eyvahlar.”

Müştakın alameti şudur O, sevgilisinden hiçbir şey istemez, ancak ve ancak onun kendisinden razı olmasını ister ve gece gündüz ona yalvarıp, onu görmek diler.

Müştak olan, Haktan başka bir şey bilmez: her şeyi ancak onunla bilir. Hakikatleri bilenlerin en yüksek makamları, halktan kesilmek, Halıka tutulmak ve tutunmaktır.

“Etestü bırabbiküm” (Cenabı Haktan ruhları toplayıp kendilerine, “ben sizin Rabbiniz değil miyim”) dediği meclisteki ilahi nidanın tatlılığını, Ademin soyu duydu ğu için, tatlı, güzel, yanık bir ses duyduğu zaman, insan, ondan zevk ve lezzet alır. Ve bir daha o nidayı duymak ister, o arzuyu çeker.

Rübai (dörtlü)

Senin yüzünü görmeden sükun ve rahat bulamam.

Senin iyiliklerini sayamam.

Eğer her tüyüm dil olsa ve

Binlerce defa şükretsem, yine şükrünü yerine getiremem.

 

Mevlaya müştak olan gönül, cisim ve canı neyler? O, her dalı ve yapağı koyup, ağacın gövdesini kucaklamak ister.

 

Nazım

Terkeyle Firakı aslına gel

Ağyarı koy ehl ü nesline gel

İcmal ile kalma faslına gel

 

Geç ferden, asl-ı aslına gel

Koy firkati, fasl-ı vaslına gel

 

Bilhodluk ile çü ram olursun

azad-ı cemi-i dam olursun

dildar ile berdevam olursun

 

Geç ferden, asl-ı aslına gel

Koy firkati, fasl-ı vaslına gel

 

Cisminle eğerçi sen zeminsin

Şerrişte-i gevher-i yakînsin

çün sırr-ı muhabbete eminsin

 

Geç ferden, asl-ı aslına gel

Koy firkati, fasl-ı vaslına gel

 

Surette esir-i gurbet oldun

Pabeste-i dam-ı mihnet oldun

Manada çü genci devlet oldun

 

Geç ferden, asl-ı aslına gel

Koy firkati, fasl-ı vaslına gel

 

Zahirde tılısım-ı cism ü cansın

Batında define-i nihansın

Can didesin aç ta bak ne kansın

 

Geç ferden, asl-ı aslına gel

Koy fırkati, fasl-ı vaslına gel

 

Hakkı demek olmaz ehl-i halsin

Talile said ü nîk falsin

Çün zade-i pertev-i cemalsin

 

Geç ferden, asl-ı aslına gel

Koy firkati, fasl-ı vaslına gel

Kelime açıklaması:

Firak : ayrılık. Asi: kök, esas, nesil, soy. Ağyar: Yabancılar. Ehla nesil: kendi bildik ve nesli, icmal: Özet Fasıl: Tafsilat, ayrıntı. Fer: türev (ikinci). Asl-ı asl: aslın aslı. Fasl-ı vasi: birleşme faslı, içinde toplanılan kısım ve cemaat Bihodluk: kendinden geçmek. Ram: muti. Azad-ı cemi-i dam : bütün tuzaklardan kurtulmuş, Dildar : sevgili. Cisminle eğerçi sen zeminsin: cismin toprak ise de. Şerrişte-i gevheri yakîn: Allaha yakın olma cevherinin ipucu. Emin: Emanetçi. Surette: Görünüşte. Pabeste-i dam-ı mih net: güçlük ve işkence tuzağına düşmüş, ayağı bağlanmış. Genc-i devlet: devlet hazine-si. Zahir: Dış. Batın : iç. Nihan: gizli. Can didesi: can gözü. Tali: talih. Said : Mutlu. Kan : maden ocağı. Nikfal : falı iyi gelen. Zade-i pertev-i Cemal: güzellik ışığından doğmuş.

 

 

 

(Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz., Marifetnameden.)

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...