Jump to content

La Sonsuzluk Hecesi...


Guest nur yasemin
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

lâ sonsuzluk hecesi

 

lasonsuzlukhecesi1da515321d897e9dby-1.jpg

Nazan Bekiroğlu

 

DÜŞME

Cennetin bütün yaratılmışları. Adem'le Havva'nın utancının ağırlığından, ayıbının dehşetinden daha kurtulamamışken. Bu büyük isyanı unutamamışken. Ama affet yakarışını dinlemiş ve Alemlerinin Rabbi'nin affettiğini de bilmişken. Ferahlamışken.

Çok geçmedi. Uğultu dindi, gölgeler seyreldi, karanlık hafifledi. Belli ki kelâm inecekti cennet sakinlerinin üzerine, ilâhi hitap işitilecekti.

Hitabın haşmetinden, kalbine inen azametten Âdem öyle ezildi ki gözlerini kapadı. Ateşler içinde kaldı. Dizlerine kadar cennet toprağına battı. Duyduğu ses daha evvel duyduklarından bambaşkaydı. Aslında ses aynıydı da Âdem'in duyuşu başkaydı.

Azap etme değil azarlama vardı bu hitapta. Sonsuz ceza değil, kaderin hükmü gerçekleşirken, vasıtasız aracısız son bir kınama. Ses sese katılırken, son bir hatırlatma, uyarma.

Azamet zamiriyle Biz, deniyordu.

Bundan sonrası: Meydan-ı kaza.

Önce başlangıcı duyuldu cümlenin, emir kipindeydi: İnin.

Arkasından asıl kısmı geldi: Düşman olarak yaşayın.

Hükmü tamamlandı: Ve dünyada bir süre kalın.

Yankılanan cümlenin öznesi çoğuldu. Görünürde Âdem'le Havva'ya hitap ediliyordu. Ama belli ki bu çoğulluk dem ve Havva'dan çoktu. Böylece Âdem ve Havva'dan çıktı iki özneli hikâye. Bütün insanların hikâyesi oldu.

Demek cennet burada bitiyordu. Yerler gökler sustu. Bahçeydi seçilmişliğin alemi, alâmeti. Öyle büyüktü ki kaybı Âdem'in, insan neslinden hiç kimse bir daha bir cennet kaybetmeyecekti.

İkisi, başları önlerinde, yine el ele, suçlu çocuklar nasıl yürürlerse. Öyle.

Çıktılar cennetten.

Her şey geride kaldı.

Bir büyük kabahat ve bir utançla fark etmişti insan oluşunun sırrını Âdem. Bir acıyla sürgünlüğünü başladı.

O ikisinin çıkışıyla birlikte bütün bir insan soyunun önünde cennet yolu açıldı. Hayret! Bu çıkış, daha çok insan cennete girsin diye mi, düşünemediler bile. Esenlik dilemeye, veda etmeye, son bir kez meleklerle göz göze, yeşil zümrüt kuşuyla yüz yüze gelmeye de vakitleri olmadı.

Yola çıkmadan önce Âdem, dönüp geriye son bir kez baktı. Bulutlar dizi dizi. Yaslı filbahar ağacı. Sanki cennet her zamankinden daha güzeldi. Kulaklarında ilâhi cümlenin yankısı: Onlar düşecekti. Bu bahçe burada böyle kalacaktı.

Çok acı! Çok acı! Gözü geride kaldı.

Havva ise omuzları bir araya toplanmış, boynu bükük, başı yerde, gözleri minicik ayaklarının ucunda. Nereye gittiğini bile bilmeden, yürümek değil sürüklenmekti bu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Saçları alnına yapışmış, güzel burnu kızarmış, ıslanmıştı. O da son bir kez dönüp geriye bakmak istedi. Başını çevirdi. Ama öyle telâşlıydı ki, saçlarının arasındaki çiçeği düşürdü yere, fark bile etmedi. Havva gitti. Arkasında mavi bir suçiçeği kaldı. Meleklerden biri, aldı onu. Hani, Havva'nın yaratıldığı gün, seyrettiği güzellikten geriye, kalbinin üzerinde bir sezginin hüznü kalmıştı.

Büyük yalnızlığın korkusu evvelâ Havva'nın içini sardı. Gözünü açtığında Âdem'i görmüştü karşısında. Onsuz yaşayamaz, yaşamak ne kelime, adım bile atamazdı. Etrafına bakındı. Oradaydı. Kadın sezgisiyle, arkalarındaki büyük kapının kapandığını, önlerinde çok ama çok bilinmez bir yolun açıldığını hissetti. Ama uzun bir yol arkadaşlığı yapacaklarını düşünürken bile ne kadar uzak bir yere gideceklerini tahmin edemezdi.

Yol?

Daha yeni başlamıştı.

Ve, soluğunu enselerinden hiç çekmeyecek, eksik etmeyecek biri. Yanıbaşlarmdaydı.

Bir cennet ömrüne musallattı.

 

CENNET AZIĞI

 

Her düşüş ya bir kopma ya da kovulma.

Her kovulan ya da kopan telâş içinde bir şey alıyor ya yanına. Onlar da bu hatıra hikâyesinden yanlarına bir şeyler almak istediler. Hepsi de temsil, hepsi de mecaz. Ama meleklerle, yeşil zümrüt kuşuyla bile vedalaşamadıkları. Gözlerini, ağızlarını cennet suyuyla son bir kez yıkayamadıkları bir zamansızlıkta, beklenmedik bir ayrılışta, böyle ani bir hazırsızlıkta. İnsan olan yanına neyi alabilirdi? Beraberinde neyi götürebilirdi?

Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:

Bir: Kelimeler.

İki: Aşk.

Üç: Annelik duygusu.

Kelimeleri Âdem yanına aldı, annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.

Ama aşk çok ağırdı.

İkisinin de, aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca, ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca, bölüştüler yükü. Yarısını Âdem sırtlandı, aşkın yarısı Havva'ya kaldı.

Öyle sert düştüler ki dünyaya, bu fenaya, Âdem'in dizlerinin bağı çözüldü, ciğerleri yandı. Nutku tutuldu. Üçüncü defa, bildiği kelimelerin hepsini önce unuttu. Sonra bir kısmını hatırladıysa da o bir kısmını kıyamete değin unuttu.

Aşk? Daha yollarda sakin durmamıştı bir türlü. Kabına sığ-mamıştı. Bir yarısı yollarda kayboldu. Getirebildikleri ancak öbür yarısıydı.

O gün bu gün yeryüzü kelimeleri yetersiz, aşk bu dünyada

kusurlu.

Annelik duygusu?

Havva'nın cennet duygusu.

Gönül evinde, kadın bedeninde, tastamam duruyordu.

 

GELDİ

Cennetin bir yitik olduğu doğruydu lâkin şu koca dünya da bir ceza yeri değildi.

Sadece, muazzam oluşta bir sınav yeri.

O da yedi lâcivert denizin ortasında güneşe doğru yükselmiş bir küçük adada başlayıverdi.

Yeryüzüne kabahati ile düşmedi Âdem, kabahatsiz geldi. Ayağını bastığı toprak bir günahı karşılamadı, bir günahkârı ağırlamadı. Yeryüzü; geçmişinde dehşetli bir hikâye dursa da, masum bir varlıkla yüz yüze geldi.

Âdem gibi, Havva da dünyaya geldiğinde erkeğini baştan çıkaran, onun yolunu kaydıran ilençli kadın değildi. Bütün bir kadın cinsine üç büyük sancı, üçü de tende, armağan etmemişti.

Lânetlenmemişti.

İlk günahın yüküyle salınmadı bu ilk insan çifti dünyaya. İlk hata: Evet. Ama lanet? Asla!

Yaratan yarattığını lanetlemedi. Hayır. Lanetlenmiş değillerdi.

Ve Alemlerin Rabbi.

Yaratan, sonra yarattığının eylemi karşısında şaşıran, gazaplanan, vuran ve vurduğunu dünyaya başıboş savuran bir Rab değildi. O Alemlerin Rabbiydi. Ne olduğunu elbet bilirdi. Yarattığı hiçbir şey beyhude değildi.

Dünya böyle yaratılmışken, yazısı böyle yazılmışken, Âdem yasak meyveden nasıl yemesindi? Dünyaya nasıl düşmesindi? Nasıl gelmesindi?

Geldi.

Dünya, işte oradaydı. Vardı. Yaratılmıştı. Dadanıp dösenmiş'ti. Hazırlıkları tamamdı.

Konuğunu bekliyordu sadece. Adem, gelmeyip de ne yapacaktı?

O dünyaya uygundu dünya ona hazırdı.

Onunla tamamlandı dünya, demsiz eksik kalırdı.

Dünya dünya olalı, dünyalığını böyle bilmemişti.

Geldi. Asıl sahibiymiş gibi dünya bahçesine girdi. Her şey ona aşina. O her şeye efendi. Tanışıklık ezeli.

Geldi. Serendip'e indi.

 

BULDU REDİFLİ DÜNYA

Söz buraya gelince âdet de yerini buldu. Evveli ahiri cennetti Adem'in. Araya, Buldu Redifli bir dünya doldu. Cennet sürgünü kendisini dünya yolcusu buldu.

Serendip. Bu kelime Beklenmedik Şeylerin Ülkesi, demekti.

Beklenmedik Şeylerin Ülkesi, ama orada dem yedi iklim dört bucağı, hayvanları, bitkileri, maddeyi, ilkeleri, bilgiyi kendisini bekler buldu.

Bir zerre sapma yoktu dünyanın yapısında, çatısında. İlk konuğu, mekânla sınırlanmış, zamanla kuşatılmış dünyayı, fazla fark yoktu arada, bugünküne benzer buldu.

 

Lâkin Âdem için, Âdem'e göre kılınıncaya değin dünya çok merhaleden geçmişti. Halden hale girmiş, munisleştirilmiş, müsait edilmişti. Nice türler var edilmiş, daha Âdem görmeden yok da edilmişlerdi. Velhasıl ne lazımsa Âdem'e, varlığı Âdem'in gelişine yakın, ne lâzım değilse Âdem'e, onun gelişine uzak durdu. Âdem dünya üzerinde geçmiş zamanı buldu.

Bu ilgiyle Âdem bereketli ırmağın, suyu tuzlu denizin yaradılışını, suların göklerden inişini kendi gelişine yakın zamanlı buldu. Arzın sathı topraktı. Yer, patlayan bir yeşil sedef gibi, bitkilerle sarmaş dolaş, dolu. Işıklı, gölgeli, renkli. Yürüyen bir orman, sürünen bir örtü gibi güzeldi.

Güzellik aşkın özü. Aşk dünyanın evveli ve ahiri. Bülbül gülle eş zamanlı, ikisinin yaratılışı da Âdem'in gelişine yakın. Öyle ki Âdem gelişinin az evvelinde bir aşk hikâyesi buldu.

Bülbül ve gül gibi her bir şey de kendi türünde sabitti. Hiçbir şey başka bir şeye dönüşmemiş, bir şeyden diğerine evrilmemişti. Gür yeleli arslanlar, uzun boyunlu zürafalar, çizgili zebralar. Rengârenk ve binbir çeşit. OL, denmişti hepsine, Adem hepsini olgun buldu.

Sürünenleri, uçanları, yüzenleri, koşanları gördü. Kendisini, kimini sever, kiminden ürker korkar buldu. Mağrur ve cazip kedi, o şimdilik yabani. Ama kendisini koruyan, avladığını düştüğü yerden bulup da çıkaran köpek, ilk gün bile sadıktı. Sadakat onun mahzun bakışlarından sorulacaktı. Arı, balını Adem için çoktan hazırlamış, güzel tüylü koyun ve keçi de doğasına evcil yazılmışların arasındaydı.

Sözün özü Âdem, dünya yüzünde sadık dostlar buldu. Onlarla avundu onlarla hayata tutundu. Ama yelesi rüzgârlı at, evcil değildi henüz, uzaktaydı, yabandı. Garip! Demek onun kutlu dostluğunun vakti zamanı vardı.

Yolun üstünde yel, üstünün içinde üstün var. Bu ilk dünya sabahında bile mağara yoktu, mağarada yaşayan yoktu. Âdem kendisini dünyada evinde hissetsin diye, çatısı sazdan, zemini ottan da olsa, ev'i bilgisinin en kıymetlisi olarak buldu. Yani insan kendisini sıfırdan başlayarak değil, birdenbire uygar buldu.

Muazzam bir oluşta hiçbir şeyin varlığı diğerinden bağımsız değildi. Âdem her şeyi diğerinin içinde, yekdiğerine ilgili buldu. Hepsi de Âdem için hazırdı. Her hazırı kendisine nazır buldu.

Bulmakla yazdı Âdem ilk dünyanın redifini. Kafiyesini bu şiirin bir ben öznesi koydu.

Eksik olan bu şiirde bir Âdem bir Havva'ydı.

Âdem geldi, Havva henüz görünürlerde yoktu.

Sesi vardı dağın taşın.

Âdem kendisini kimi kulak kesilmiş kimi kör sağır buldu.

Alkış tuttu cümle âlem Âdem'in teşrifine. Hoş âmedi hoş âmedi.

Hoş buldu dünyayı, dünya onu hoş buldu. Koca cennete sığmamıştı Âdem, dünyaya sığdı.

 

Nazan Bekiroğlu

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...