Jump to content

Allah'a Bağlanış Ve Yönelişte Edeb


arşınca
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Konumuza Hazret-i Peygamber' in bir hadis-i şerifleriyle başlamak isterim. Ebu Davud'un naklettiği bu hadiste Rasûllullah şöyle buyuruyor:

"Büyüklerimizin hakkını vermeyen, küçüklerimizi sevmeyen bizden değildir."(1)

Şüphe yok ki, bu hadiste zikredilen "büyüklerin hakkı"ndan maksat, onların layık oldukları mertebeye yükseltilmeleri ve hak ettikleri saygı ve hürmeti görmeleridir. "Bizden değildir" sözünden maksad da "Gerçek mü'minlerle bir arada anılmaya layık görülmeyişleri"dir. Yoksa bu söz, "dinden çıkar, kafir olurlar" manasında anlaşılmamalıdır. "Büyüklerimiz" tabiriyle de: genel olarak anne ve babalar, insanlık alemine hayırlı ve yararlı işleriyle fayda sağlayan ilim adamlarımız, din büyüklerimiz, öğretmenlerimizle yaşça büyük olan ve saygı ve hürmete değer görülen her insan kasd edilmiş olabileceği gibi özellikle de İslâm, iman ve takva sebebiyle büyük olanların kasd edildiği de muhakkaktır.

 

Büyük, en büyük (ekber) denilince, azîz ve celîl olan Allah'ı anmamak, her an tekrarlanan nimetlerinden dolayı O'na hamd-ü senada bulunmamak aklı başında bir kul için doğru değildir. Zamanın, tesbit edilebilen en küçük bir parçasında dahi bizlerden ilişkisini ve ihsanını kesmesi halinde (hızlan) helakimizin kaçınılmaz olacağı; bizim de her an Allah'ı zikirle görevli oluşumuz bakımından Yüce Rabbimizi tanımamız, hakkı olan ta'zîm ve hürmet görevimizi ifa ederken adab ve erkana riayet etmemiz, bizler için içtenlikle yapılması gerekli bir görevdir. Bu münasebetle Allah' a yönelik taat ve ibadetlerimizde uymamız gereken adab ile konumuza başlıyoruz.

 

ALLAH'A KARŞI MÜ'MÜNLERİN ADÂBI:

Yüce Allah, "Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" (2) buyuruyor.

İbadet kelimesi lügatte: "Boyun eğmek, saygı duymak, yardım istemek, emre itaatin en son mertebesinde bulunmak; Allah'ın emir ve yasakları karşısında asla isyankar bir davranışa girmemek" gibi manalara gelmektedir.

Emre itaatin en son derecesinde olmak anlamına gelen "ibadet" kelimesinin Allah'tan başkası için kullanılması caiz görülmemiştir. Çünkü en büyük nîmet ve ihsanın sahibi olan Allah (C.C.) emir ve yasaklarına boyun eğip ibadet edilmeye de ziyadesiyle layıktır. O'ndan başka ibadete layık hiç bir varlık yoktur. (3)

İnsanlar da birbirlerinin emir ve yasaklarına uyarlar ama, "Allah'a isyan olan yerde kula itaat caiz olmadığı" için, itaatin ibadet derecesi kul için doğru bir davranış olmaz. Kayıtsız şartsız itaat ancak Allah içindir. Bu sebeple, insanın insana "Sana tapıyorum," veya "Kayıtsız şartsız her emrine amadeyim" gibi sözler söylemesi dahi iman bakımından son derece tehlikelidir.

 

1- Allah'a itaat ve ibadette samimiyet:

Aziz ve Celil olan Allah'ın emir ve yasaklarına itaat ederken istekli olmak ve içten gelerek ibadet etmek şüphe yok ki ibadetin ilk şartıdır. İstemeyerek (kerhen) veya başka maksatlarla gösterilen itaatin kabule şayan addedilmeyeceği kelimenin manasından da anlaşılmaktadır. Zira Allah Teâlâ, Hz. Meryem'e hitapla: "Ey Meryem, Rabbına gönülden gelerek boyun eğ (ibadet et) secde et, rüku edenlerle birlikte sen de rüku et"(4) buyururken İslâm Ümmetine de: "Sizden Allah'a ve Peygamberine içten gelerek itaat edip hayırlı işler yapanlara mükafatlarını iki kere veririz. Ayrıca onlar için cömertçe rızık hazırlamışız" (5) ayetiyle, ibadetlerini içtenlikle yapmalarını tavsiye etmiştir.

Bu ve daha birçok ayetlerden anlaşılıyor ki, Allah'ın kullarından beklediği itaat ve ibadetlerin, gönülden isteyerek ve içtenlikle yapılmasıdır.

Hz. Peygamber de ibadetlerin en güzelini "ihsan derecesinde olan" diye belirtmiş ve bunu meşhur Cibril hadisinde şöyle açıklamıştır.

"İhsan: Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O'nu her ne kadar görmesen de O seni mutlaka görmektedir." (6) Bu demektir ki, Allah için ibadet ederken samimi, ihlaslı ve dikkatli olmak; adab ve erkana riayet etmek ve kusur işlememeye gayret göstermek gerekir. Neyi, niçin yaptığının farkında olmadan, ibadetlerin erkanına uymadan, sırf yapmış olmak için yapılan itaat ibadet sayılmaz.

 

2- Allah hakkında konuşurken sözlere dikkat etmek:

Genellikle insan, nimetinden istifade ettiği, zaman zaman fayda gördüğü yahut da iyilik ve merhametini umduğu kimselere karşı minnettar duygular taşır. Böylesi bir şahsa, saygı ve hürmet göstermek ister. Söz ve davranışlarıyla da bu duygularını ifade etmeye çalışır. Mesela, kibar bir insan saygı duyduğu bir büyüğüne "sen" diyerek değil "siz, sizler" şeklinde hitap eder. Hatta daha fazla saygı duyduğunu ifade etmek ve nazik olmak için: "siz" yerine de "zat-ı alîniz" gibi ifadeler kullanır.

 

İnsanlarda, bir nezaket kuralı olan ve içten geliyorsa, gayet yerinde olan bu nevî davranış şekillerine, Kur'an'ın pek çok yerinde de rastlamak mümkündür. Misal vermek gerekirse: Kur'an'ın özeti olarak nitelendirilen Fatiha Süresinin başındaki bir kaç ayeti zikr edebiliriz. Burada "Hamd, alemlerin Rabbı olan Allah içindir. (O) Rahman ve Rahimdir. (O) din gününün (kıyamet gününün) sahibidir" denilirken, her an için Allah'ın huzurunda olan bir kulun, Allah'a (azze ve celle) muhatap olma durumundan kendini aciz kabul edip, yanında olmayana söylüyormuş gibi bir ifadeyle (muhatap yerine gaip sıygasını kullanarak) sureye başlaması, Allah Teâlâ'nin öğrettiği güzel bir nezaket kuralıdır. Çünkü böyle bir ifade tarzı kibar ve nazik olmanın en son derecesidir. (8)

 

Dr. M. Zeki Duman

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...