Jump to content

Süleymaniye Camii


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Kanunî devrinde İslam - Türk mîmarîsinin ölmez eserleri, mîmarlık san'atının yüce devi Sinan vasıtası ile gerçekleştirilmiştir. O'nun en meşhur eseri Süleymaniye külliyesidir. Taşlarının bile yerlerine abdestsiz konmamasına çok dikkat edilmiştir. Halk ağzındaki yaygın şu sözler, gerçeğin tam ifadesidir:

 

"Süleymaniye'nin sahibi Sultan Süleyman, mimarı Sinan, hamuru îmandır!.."

 

Şeyhülislam Ebussuüd Efendi'nin temele ilk taşı koyması ile inşaat başlamış; eser, 1550-1557 tarihleri arasında tamamlanmıştır.

 

Süleymaniye Camîi'nin açılış merasiminde Kanunî, büyük bir kadirşinaslık göstererek:

 

"Bu ulu mabedi Sinan açsın! Zîra en çok emeği geçen O'dur!."dedi.

 

Sinan ise, Hünkar'a:

 

"Hattat Karahisarî bu camii hatları ile tezyin ederken gözlerini kaybetti, ama oldu. Bu şerefi ona bahşedelim!.."dedi.

 

Bu ulu mabedi, taltîfen hattat Karahisarî'ye açtırdılar.

 

Süleymaniye Camî, İslam ruhunun maddede şekillenmesidir. Uzaktan manzarası, ellerini Rabbine uzatan dua halindeki bir insan siluetidir. Mîmarîye ibadetin ruhaniyeti sindirilmiştir. Mana, maddeye ka'bına varılamaz bir mükemmellikle in'ikas ettirilmiştir. İçerisi karanlık olmayan bir loşluktadır. Mü'mini, bir gönül heyecanı içinde derunî bir aleme götürür. Okunmuş su gibidir. Taşı toprağı mana kazanmıştır. Bu mabed, İslam'ın en ulvî bir üslupla maddeye aksedişidir. O, sanki susan ve sükutu ile çok şey anlatan insandır. Zemîninde beş yüz senedir devam eden secdelerin izleri, gelip giden, dönmeyen akıncıların hayalleri vardır. Harcını maneviyyattan alan tarife sığmaz derecede ulvî bir abidedir. Tarih boyu şanlı zaferlere dua mekanı olmuştur. Yahya Kemal bu mabedin rühaniyetini şiirinde ne güzel seslendirir:

 

Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor birbiri ardınca ilahî yapıya..

 

En güzel mabedi olsun diye en son dînin

Budur öz şekli hayal ettiği mimarînin.

 

Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes,

Nice bin dalgalı tekbîr oluyor tek bir ses!.

 

Sinan, bu eserin kıyamete dek ayakta kalması için bütün gayretini sarf etmiş ve sonra bu yolda dua etmiştir. Kendi türbesini mütevazı bir imza gibi bir köşeciğe iliştiren Sinan, bu camîi ziyarete gelenlerden kendisi için de bir dua taleb etmiştir. Osmanlı topraklarında serpiştirilmiş 230 adet eseri vardır. İslam mîmarî san'atını kemal noktasına ulaştırmıştır. Eserlerinin san'at incelikleri ve salabeti ile hala aşılamaması, dünyada hayret uyandıran bir husustur. Bugün dahî, ancak onu taklit edebilen mîmar büyük san'atkar unvanını alabilmektedir. Zîra kendisini aşan biri çıkamamıştır.

 

Kanunî devrinde dünya çapında iki büyük san'at abidesi meydana gelmiştir. Bunlar:

 

Mîmarîdeki Süleymaniye;

 

Şiirde ise, Bakî'nin Kanunî Sultan Süleyman'a yazdığı mersiyesidir:

 

"Ol şehsüvar-ı mülk-i seadet ki rahşına

Cevlan deminde arsa-i alem gelürdi teng"

 

"O seadet ülkesinin şehsüvarı (olan muhteşem sultan), atinin üzerinde (şahlanıp) dolaştığı zaman, bütün yeryüzü O'na dargelirdi.."

 

Kanunî'nin aynı zamanda çok hassas bir kalbe sahip olması, O'nu şiir san'atına da yönlendirmişdir. "Mu-hibbî" mahlası ile çok güzel şiirleri vardır. Dîvanındaki gazellerinin sayısı 3000'e yaklaşır. Hastalığı sırasında yazmış olduğu şu beyti bercestesi, yani seçkin beyti dillerden düşmez:

 

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.."

 

Ulu Hakan, Zigetvar'da kumanda mevkiinde iken vefat etti. Cenaze dört yüz muhafızın nezaretinde İstanbul'a getirildi. Süleymaniye Camî musalla taşına kondu. Cenaze namazı beş yüz müezzinin, tekbîrleri birbirlerine aktarmaları ile kılındı. Cemaatin arka ucu Fatih Camî'ine dayanıyordu.

 

Kanunî'nin naşı, kabre indirilirken bir sandık getirilip "Vasiyyeti gereğidir!" denilerek, o da kabre konulmak istendi. Şeyhülislam Ebussuud Efendi, bu duruma mü-dahele etti. Cenaze ile beraber kıymetli bir şeyin gömülmesinin caiz olmadığını bildirdi. Ebussuud Efendi'ye bunun, Hakan'ın bir gün evvelki vasiyeti olduğu bildirilince, merakla sandığı açtı. Kendisinin Hünkar'a verdiği fetvalarla karşılaştı. Hayretler içinde donakaldı:

 

"Sen kendini kurtardın ulu Hakan!. Biz yarın Ahiret'te ne yapacağız?!." diyerek hüzünlendi ve ağlamağa başladı.

 

Kanunî, hayatı boyunca yapacağı her işin fetvasın almış, ondan sonra icra etmiştir. İhtilale teşebbüs eden oğlu Şehzade Mustafa'nın katli bile böyledir!..

 

Yaradandan ötürü yaradılanlara merhametin, şefkatin ve sevginin müesseseleşmiş şekli olan vakıflar da, O'nun devrinde kemal noktasına ulaşmış, yapılan camîlerin yanına şifahaneler, sebiller, hamamlar, kervansaraylar (misafirhaneler), kütüphaneler ve medreseler açılmış, toplumun maddî ve manevî muvazenesi kurulmuş, imkanlar muhtaçlara camî vasıtasıyla infak edilerek toplumun zengin, fakir, hasta, sıhhatli, çareli ve çaresizlerinin birbirleri ile kaynaştığı muhabbet odağı olmuştur. Bu gayret ve faaliyetler, toplumun muzdarip fertlerine müşfik bir ana kucağının sıcaklığını

 

kazandırmıştır.

 

Sanki ashab devrindeki Ensar ve Muhacirîn'in dayanışmasından emsal alan tesanüd toplumu, feyz ve bereket ile dolmuştur.

 

Bu devirde; dîn-i mübîni, zahirî cephesi ile beraber, batınına da, yani ruhî derinliğine, gönül ve vicdan ufkuna ulaşarak, kitab ve sünnetin ince hikmetleri ile ebedî hayat sermayesi olan ruhanî duyguları tekamül ettiren büyük gönül erleri yetişmiştir. Ümmetin rehberleri ve feyz pınarları olan bu büyük şahsiyetlerden bazıları şunlardır:

 

Silsile-i Sadat'tan Hace Muhammed Zahid Bedahşî (k.s.), Şeyh Sünbül Efendi (k.s.), Şeyh İbrahim Gülşenî (k.s.), Şeyh Merkez Efendi (k.s.), kırklardan Hızır Efendi (k.s.), Şeyh Yahya Efendi (k.s.), Kara Davud, Beyzavî'ye haşiye yazan Şeyhzade (K.s.), Mülteka sahibi Halebî (k.s.), Şeyh Hamîdullah'ın oğlu Hattat Mustafa Dede (k.s.) v.s.'dir.

 

Bu ve emsali zatlar, derin, mehtaplı bir gece gibi imparatorluk semasının gönüllere yansıyan pırıltılı yıldızları olmuştur.

 

Dünya coğrafyasına hükmeden, tarihi elinin çizdiği mecradan akıtan dahî padişah, büyük cihangir, şahsiyeti ve icraatı ile tam bir emsalsiz bir ihtişamın temsilcisidir..

 

Rahmetullahi Aleyh!..

 

Bize miras olarak bırakılan bu topraklar üzerinde, azîz ecdadımızın gönül eseri hatıralarını yaşamak ve onlara olan tehassürümüzü gidermek için bir seyahate çıkmayı arzulasak, altmış devletin konsolosundan vize almamız gerekir.

 

Osmanlılar'ın kuruluşundaki üç yüz atlının maddî, mütevazı gücünün yanında, müessir manevi şahlanışın eseri olan bu muhteşem ülkenin bugünkü hazin akıbeti, bizleri bir vicdan muhasebesine sürüklemelidir!.

 

O günkü kölelerimizi taklit ederek varabileceğimiz hiç bir noktanın olmadığını kavramakta daha fazla gecikmemeliyiz! Bugünkü hazin akıbetimiz meydandadır! Acı bir aldanış ve hüsranın maddî ve manevî buhranları, dehşet verici bir hadde ulaşmış bulunmaktadır!.

 

Maddenin karşısında maneviyatı esir etmek, netice itibarı ile bir cahiliyye devrine dönüştür...

 

Mübarek cedlerimiz, nefsin süfli duygularına ram olmayarak ruhî derinlik ve olgunluk içinde vakarlı bir hayat yaşadılar. Onlar, insanî cevherlerine kavuşabilmenin vicdan huzuru içinde idiler. İslam'ın mahlukata ve insana bakış ve muamele tarzının, ince, hassas, zarif örnekleri oldular. Ulvî davranışları ile, hakimiyeti altında bulundurdukları insanlar ve nesillerine bir seadet rehberi oldular.

 

Rabbimiz; bizlere muazzez ecdadın rühaniyetinden ve gönül iklîminden bir nasîb ihsan edip; yirmi birinci asrı, biçare ve muzdarip İslam Alemi'ni, mübarek bir bayram sevincine gark eylesin!..

 

Amin!..

 

(1) Tefe'ül: Hayra yormak.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

  • Benzer Konular

    • Süleymaniye Camii ve Bir Bakraç

      Osmanlı Devleti döneminde her padişah için, memleketinde herkesin istifadesine açık bir hayır kurumu yaptırmak en büyük ideal idi. İşte bu düşünce ile Kanunî Sultan Süleyman, Süleymaniye Camiini yaptırmaya başladı. Ancak o, yaptıracağı eserin yalnız kendi defterine kaydolmasını arzu ediyor ve hiç kimsenin yardımını kabul etmek istemiyordu. Onun için, tüm çalışanlara sıkı sıkıya tenbihte bulunarak "Kimseden yardım kabul etmeyin" diyordu. Süleymaniye Camii’ nin duvarları günden g

      , Yer: Düz Yazı (Nesir)

    • Süleymaniye Camii'nin Yeri Nasıl Tespit Edildi?

      Rivayete göre Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul'a büyük bir cami inşa etmek istemiş. Ancak yerini tespit etmekte epey güçlük çekmiştir. İstanbul'un farklı yerlerini dolaşmış, fakat camiyi buralara yapmaya karar vermekte hep bir tereddüt geçirmiştir.   Bir gece yoğun duygular içerisinde Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize iltica ederek, istihareye yatmış. Rüyasında O'nu görmüş. Rüyada Peygamber Efendimiz, Kanuni'yi şu anda Süleymaniye Camii'nin bulunduğu yere getirmiş ve orada caminin nasıl

      , Yer: İslamiyet

×
×
  • Yeni Oluştur...