Jump to content

Tebliğ (Davet)


arşınca
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Allah'ın yoluna davet asıldır. Fakat bu davet kılıçla değil, hikmetle ve güzel sözle yapılacaktır. Ve bu yapılırken de zikir devam edecektir. Zikir konusunda gevşek davranmaya müsaade yoktur.

NAHL-125: Üd'û ilâ sebîli Rabbike bilhıkmeti velmev-ızatilhaseneti ve cû dilhüm billetîhiye ahsen.

İnsanların Rabb'lerinin yoluna hikmetle ve güzel sözle güzel delillerle davet et ve en güzel şekilde mücadele et.

İSRA-53: Ve kul liıbâdi yekûlülletî hiye ahsen, inneşşeytâne yenzeğu beynehüm, inneşeytâne kâne lil-insâni adüvven mübina.

Mü'minlere söyle, inanmayanlara güzel söz söylesinler. Şeytan aranıza fesatlık sokmak ister. Çünkü şeytan insan için açık bir düşmandır.

TAHA-42, 43, 44: İzheb ente ve ehûke biâyâti ve lâ teniyâfî zikrî. İzhebâ ilâ fir-avne innehû tağâ. Fekûlâ lehû kavlen leyyinen leallehû yetezekkeru ev yehşâ.

Musa sen ve kardeşin âyetlerimle gidin, beni zikretmekte gevşek davranmayın, firavuna gidin, doğrusu O azmıştır, ona yumuşak söz söyleyin belki öğüt dinler veya huşû sahiplerinden olur.

Her devirde insanları Allah'a davet eden Allah'ın resûlleri vardır. Peygamberlerin yaşadığı devirde bu görev peygamberlere aittir.

Ahzab suresinin 45, ve 46, âyetlerinde "Allah'ın izni ile Allah'a davet eden" ifadesini kullanmıştır.

33/AHZAB-45, 46:Ya eyyühennebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve nezîyren. Ve dâ'ıyen ilallahi biiznihî ve sirâcan müniyren.

Ey Allah'ın Nebî'si! Biz muhakkak ki, seni şahit, müjdeci ve uyarıcı (korkutucu), Allah'ın izniyle Allah'a çağıran bir davetçi, nurlandıran bir ışık, olarak gönderdik.

Allah'a davet eden, Allah'ın görevlendirdiği, Allah'ın peygamberleri vardır. İşte Kasas suresi 50. âyetinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Allah'a davet eden davetçisi olduğunu görüyoruz.

28/ KASAS-50 : Fein lem yesteciybû leke fa'lem ennemâ yettebi'ûne ehvâehüm, ve men edallü mimmenittebe'a hevâhü bigayri hüden minallah, innallahe lâ yehdiylkavmezzâlimiyn

Eğer sana (senin hidayete erdirme davetine) icabet etmezlerse (uymazlarsa), o zaman bil ki onlar hevalarına (nefslerine) tâbî olmuşlardır. Allah'tan (Allah'ın tayin ettiği) hidayetçiye değil de hevasına (nefsine) tâbî olan kişiden daha çok dalâlette olan kim vardır? Muhakkak ki Allah zalim kavimleri hidayete erdirmez.

Ve Mümi'nun suresi 73, âyetinde ise yine Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz'e "Sen onları muhakkak ki Sırat-ı Müstakiym'e davet ediyorsun" derken Sırat-ı Müstakiym'e ulaştıran bir yol olması sebebiyle "Allah'a davet ediyorsun." demektedir.

23/ MÜ'MİNUN-73: Ve inneke leted-ûhüm ilâ sırâtın müstakıym.

Ve muhakkak ki sen onları Sırat-ı Müstakiym'e davet ediyorsun.

Allah'a davet eden peygamber olmayan ama irşada ulaşmış olan Allah'ın davetçileri de vardır. Örneğin; Sahabe. Hepsi irşada ulaşmışlardı.

49/ HUCURAT-7: Va'lemû enne fiyküm resûlallah, lev yütıy'uküm fiy kesiyrin minel'emri le'anittüm, ve lâkinnallahe habbebe ileykümül'iymâne ve zeyyenehü fiy kulûbiküm, ve kerrehe ileykümülküfre velfüsûka vel'ısyân, ülâike hümürrâşidûn.

Bilin ki, içinizde Allah'ın Resûlü var, şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları, îmân kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size küfrü, fıskı, ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar İRŞAD'a ulaşanlardır.

Bu sebeple onlar da Allah'a davet ediyorlardı.

12/ YUSUF-108: Kul hâzihî sebiyliy ed'û ilallahi alâ basıyretin ene ve menittebe'aniy, ve sübhânallahi ve mâ ene minelmüşrikiyn.

De ki; "Benim ve bana tâbî olanların basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol işte bu yoldur. Ve Allah'ı tenzih ederim. Ve ben müşriklerden değilim."

"Ben ve bana tabi olanlar" ; Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabe'dir.

"Görerek davet ettiğimiz yol" ; Sırat-ı Müstakiym'in görülmesinden bahsedilmektedir. Bu ancak gönül gözü ile olabilir. Hikmet makamlarında ayn'el yâkîn'e ulaşan insanlar, varlıklar âlemine gönül gözü ve kulağı ile yakîn hasıl ederler. Onların hepsi daimî zikre ulaşmış ve ihlâs sahibi olmuşlardır. Daha sonra Tövbe-i Nasuh'tan geçerek salâh'a ulaşmışlardır. Ve bir gün irşad etmekle görev alırlar.

Fussilet 33. 34 ve 34'de bu kişilerin özellikleri belirtilmektedir:

41/ FUSSİLLET-33: Ve men ahsenü kavlen mimmen de'â ilallahi ve amile sâlihan ve kaâle inneniy minelmüslimiyn.

Muhakkak ki "Ben Allah'a teslim oldum" diyerek Allah'a çağırandan ve nefsi ıslâh edici ameller işleyenden daha güzel söz söyleyen kim vardır.

41/ FUSSİLLET-34 : Ve lâ testeviylhasenetü ve lesseyyieh, idfa' billetiy hiye ahsenü feizelleziy beyneke ve beynehü adâvetün ke'ennehü veliyyün hamîym.

Hasenat (sevaplar) ile seyyiat (günahlar) eşit değildir. Sen yapılanı ahsen olan (davranışla) söndür (önle). O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi muhakkak ki yakın dost olmuştur.

41/ FUSSİLLET-35: Ve mâ yülakkaâhâ illelleziyne saberû, ve mâ yülakkaâhâ illâ zü hazzın azıym.

Bu haslete (kötülüğü iyilikle önleme hasletine) sadece sabır sahipleri ve en büyük hazza sahip olanlar ulaştırılır.

Sahabe nasıl bu mertebeye ulaşmıştır? Zümer suresi 18. ayette açıklanıyor;

39/ ZÜMER-18 : Elleziyne yestemi'ûnelkavle feyettebi'ûne ahseneh, ülâikelleziyne hedâhümullahü ve ülâike hüm ûlül'elbâb.

Onlar (sahabe) sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (SAV ) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıranlardır). Ve onlar ulûl'elbâbtır (daimî zikrin sahipleridir).

Nasıl ki sahabe Peygamber Efendimiz'e tâbi olmuş ve önce hidayete ermiş sonra daimî zikre ulaşmıssa her devirde peygamberlerin bu vazifelerini yerine getiren devrin imamına tâbi olmak insanları aynı mertebeye yükseltecektir.

Bütün peygamberler ve onların varisleri Allah'a teslim olmuşlardır.

3/ ÂL-İ İMRAN- 104: Veltekün minküm ümmetün yed'ûne ilelhayri ve ye'mürûne bilma'rûfi ve yenhevne anil münker. Ve ülâike hümülmüflihûn.

Sizden (insanları) hayra çağıran, ma'ruf (irfan) ile emreden, kötülüklerden alıkoyan (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarına yardım eden) bir ümmet (mürşidler) oluşsun. İşte onlar, MÜFLİHUN (felaha erenler) un ta kendileridir.

3/ ÂL-İ İMRAN- 114: Yü'minüne billahi velyevmilahıri ve ye'mürune bilma'rufi ve yenhevne anilmükeri ve yüsari'une filhayrat. Ve ülaike minessalihin.

(Onlar) Allah'a ve YEVM-İL AHİR'e îmân ederler, ma'ruf (irfan) ile emreder ve kötülükten alıkoyarlar, (nefslerindeki kötü afetlerden insanların kurtulmasına yardım ederler) hayırlara (iyiliklere) koşuşurlar, işte onlar SALİHlerdendir.

 

DR.İSKENDER ALİ MİHR

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...