Jump to content

Odin Gizemlerinin 9 Dünyası


Mira

Önerilen Mesajlar

Odin’in kişiliğiyle ilgili olarak tatmin edici bir bilgiye ulaşmak zordur. Gerçekten de o İskandinav Gizemleri’nin temelini atan kişiyse, büyük bir ihtimalle budistik bir Doğu okulunun inisiyesiydi. Odin kelimesinin etimolojisi onun Woden, Wotan, Woutan ve Odinn kelimelerinden gelebileceğini göstermektedir. Bu kelimeler “ağaç” veya “rüzgar” anlamlarında kullanılmıştır. Yorulmaz anlam kaşifi Godfrey Higgins bu konuda bir sürü ilginç keşifte bulunmuştur: “Buradan anlıyoruz ki kuzey tanrısı

Woden, tamul dilinde Buda anlamına gelmektedir. (Sir Willam Jones da Buda’nın Woden olduğuna inanır) Bu Woden kelimesinin güney değil, kuzey Hindistan’ gelmiş olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Tamiller (veya Tamullar) Dravidian ırkın bir koludur. Bu ırklar gününüzde Güney Hindistan ile Seylan civarında yaşamaktadır. Woden’ın ismi yoluyla Kuzey Hindistan’daki Aryan kültürün kadim kaynağıyla bağlantılı olması çok ilginçtir. Higgins düşüncelerine şöyle devam eder: “Suriye dilinde Odin, Adonis’tir. Fakat Suriye ve Puşto dillerinde (aynı şekilde Tamul dilinde) O sesi bir artikeldi. Bu durumda Odin, Dn, Dun veya Don olacaktır. Bu sefer de Don kelimesinin bilgelik veya bilgi anlamına geldiğini görüyoruz. Böylece bir kez daha bilgi ağacı veya bilgi bahçesi veyahut Adonis’in bahçesi ile tekrar karşılaşıyoruz.” (Bkz.
Anacalpypsis
) Woden kelimesi hem ağaç, hem rüzgâr anlamına geldiği için, bu sembolik isimde O-Don’da (E-Don, E-Den) büyüyen bilgi ağacıyla ilişki görmek büyük bir hayal gücü gerektirmiyor.

Odin Gizemleri’nin kurulma tarihi belirsizdir; bazı yazarlar bu gizemlerin İsa’dan önceki ilk asırda, diğerleri ise İsa’dan sonraki ilk asırda kurulduğunu ileri sürmektedir. Robert Mocoy, bu gizemlerin kökeniyle ilgili aşağıdaki şu bilgiyi vermektedir: “Kuzeyli tarihi kaynaklara baktığımız zaman Hıristiyanlığın ilk yüzyılında bir Asya kavmi olan Aser’in şefi Sigge, Hazar denizi ve Kafkaslar’dan Kuzey Avrupa’ya göç etmiştir. Kuzeybatı yolunu takip ederek Karadeniz’den Rusya’ya geçmiş, efsaneye göre, Rusya’da oğullarından birini, tıpkı Saksonlara ve Franklara yaptığı gibi lider olarak koymuştur. Daha sonra Cimbria’dan Danimarka’ya geçmiş, Danimarka onun beşinci oğlu Skiold’u yöneticisi kabul etmiş, oradan İsveç’e geçmiş, İsveç’te Gylf bu harika yabancıya biat edip onun gizemlerine inisiye olarak yönetici olmuştur. Kısa bir süre sonra burada en yüksek yönetici olmuş, imparatorluğunun başkenti Sigtuna’yı inşa etmiş, yeni yasalar çıkarmış, kutsal gizem okullarını kurmuştur. Kendine Odin ismini almış ve on iki Drottar’dan (Druidler?) oluşan bir rahip meclisi kurmuştur. Bu rahipler gizli tapıncı yönetmiş, adalet işlerine bakmış, peygamberlik yaparak gelecekten haber vermişlerdir. Bu gizli okulların ritüelleri Balder’in ölümünü kutlamıştır. Bu festival Tanrıların ve insanların onun ölümü için tuttukları yası ve onun dirilişini anar.” (
General History of Freemasonry
)

Tarihsel Odin, ölümünden sonra tanrılaştırılmış, onun şahsiyeti bilgelik tanrısı mitolojik Odin’le birbirine karışmıştır. Odinizm kadim İskandinav panteonun yüce yıldırım tanrısı Thor tapıncını yerleştirmiştir. Efsaneye göre Kral Odin’ingömülü olduğu höyük, Upsala’daki büyük tapınağın yakınlarından hâlâ görülebilir bir yerdedir.

Odin gizemlerini yöneten on iki Drottar, belli ki Odin’in on iki kutsal ve söylenmez ismini kişileştirmektedir. Odin Gizemlerinin ritüelleri, benimsemiş oldukları Yunan, Pers ve Brahmin gizemlerine benzer. Zodyak burçlarını simgeleyen Drottarlar sanatların ve bilimlerin koruyucularıdır. Bunları ancak inisiyasyon sınavından geçmiş olanlara açıklarlar. Birçok pagan kült gibi Odin Gizem Okulları da Hıristiyanlık tarafından yok edilmiştir, fakat asıl yok oluş nedenleri rahipler kastının yozlaşmasıdır.

 

4316d1270934047t-odin-gizemlerinin-9-dunyasi-dokuz-254x300.jpg

 

Odin Gizemlerinin Dokuz Dünyası

Nordik Gizemleri dokuz oda veya dehlizde irşat edilir ve adaylar odaları sırayla kat ederdi. Bu inisiyasyon odaları Drottarların evreni böldükleri şu dokuz dünyayı temsil ederdir:

(1) Asgard, Tanrıların Semavi Dünyası;

(2) Alf-heim, Güzel Elflerin ve Ruhların yaşadığı ışık âlemi;

(3) Nifl-heim, kuzeydeki Soğuk ve Karanlıklar âlemi;

(4) Jotun-Heim, doğudaki Devler âlemi;

(5) Midgard, orta dünya, insanlar âlemi;

(6) Vana-heim, batıdaki Vaneler âlemi;

(7) Muspells-heim, güneydeki Ateş âlemi;

(8) Svart-alfa-heim, yeraltındaki hilebaz Elflerin karanlık âlemi;

(9) Hel-heim, evrenin en altındaki soğuk, ölüler âlemi.

İnsanların yaşadığı Midgard dışındaki bütün bu âlemlerin duyular tarafından algılanamaz olduğuna inanılırdı. Fakat inisinasyon töreni sırasında adayın –rahiplerin gizli gücüyle dünyevi kabuğundan kurtulan– ruhu, bu çeşitli âlemlerin sakinleri arasında dolaşırdı. İskandinavların dokuz âlemi ile Eleusis Gizemleri inisiyelerinin yenilenme ritüelleri sırasında geçtikleri dokuz küre veya plan arasında hiç kuşkusuz yakın bir ilişki bulunmaktadır.

 

Mitoloji, bir gizem okulunun hemen her zaman hem ritüeli hem de sembolizmidir. Kısaca dile getirilirse, Odin Gizemlerinin temelini oluşturan kutsal dram aşağıdaki gibidir:

Bütün her şeyin yaratıcısı görünmez, mutlak Yaratıcı Büyük Baba’dır. Onun doğadaki naibi tek gözlü Odin’dir. Odin’e, tıpkı Quetzalcoatl gibi, Yüce Tanrılık onuru verilmiştir. Drottarlara göre evren nefesiyle kırağı yaratan dev Ymir’in bedeninden çıkmıştır. Ymir, yaradılış öncesi buz ve ateş devlerinin sürekli olarak kar ve ateş attığı büyük uçurum Ginnungagap’ın sislerinden oluşmuştur. Üçtanrı –Odin, Vili ve Ve– Ymir’i öldürüp onun her bir parçasından doğanın farklı bir yanını oluşturarak dünyayı kurmuşlardır. Odin düzeni tesis ettikten sonra bir dağın tepesine Asgard adında harika bir saray yaptırmıştır. Burada on iki Aesir (tanrı), ölümlü insanın sınırlılığından çok uzakta birlikte yaşamışlardır. Ayrıca aynı dağda kahramanca ölenlerin her gün dövüşüp yiyip içtikleri bir yer olan Valhalla vardır. Bu kahramanların yaraları her gece iyileşir ve yedikleri yaban domuzu onlar ne kadar hızla tüketirlerse tüketsin kendini yeniler.

Güzel Balder –İskandinav İsa– Odin’in sevgili oğludur. Balder savaşçı değildir, onun nazik ve güzel yapısı tanrıların kalplerine neşe ve huzur getirmiş, biri hariç bütün tanrılar onu sevmiştir. İsa’nın on iki havarisi arasında Yahuda’nın olması gibi, on iki tanrıdan biri olan Loki kötülüğün kişileşmesidir. Loki kör kader tanrısı Höthr’ün Balder’i bir ökseotu okuyla vurmasına neden olmuştur. Balder’ın ölümüyle birlikte diğer tanrıların hayatından neşe ve ışık uçmuştur. Kalbi kırık tanrılar bu sonsuz hayat ve gençlik ruhunu yeniden diriltecek bir yöntem bulmak için bir araya gelmişler, böylece gizem okullarını inşa etmişlerdir.

Odin Gizemleri, yerin altında, mağara ve dehlizlerde bulunan ve gizemlerin dokuz âlemini temsilen sayısı dokuz olan odalarda irşat edilirdi. Kabul edilmek isteyen adaya Balder’ı ölümden diriltme görevi verilirdi. Aday her ne kadar farkında olmasa da aslında Balder rolünü oynamaktadır. O kendini bir seyyah olarak görür; içinden geçtiği mahzenler doğanın planlarını ve âlemlerini, onu inisiye eden rahipler ise güneş, ay ve yıldızları temsil ederlerdi.

Üç yüce inisiyatör –Yüce, Yüceye Denk ve En Yüce– mason locasının Üstadı Muhterem, Kalfa and Çıraklarına tekabül eder. İnisiye karmaşık dehlizlerde saatlerce dolaştıktan sonra, Gizemlere katılan bütün inisiyelerin prototipi olan Güzel Balder heykelinin huzuruna götürülür. Bu figür kalkanlarla kaplı büyük bir odanın ortasında durur. Odanın ortasında gezegenleri sembolize eden yedi çiçekli bir bitki durur. Aesir, yani Bilgelik evini temsil eden bu odada neofit keskin bir kılıcın altında gizlilik ve saflık yemini eder. İnsan kafatasından yapılmış bir kaptan kutsanmış bir içecek içer ve onu yolundan çevirmek için tasarlanmış bütün işkencelerden ve sınavlardan başarıyla geçmiş olarak nihayet Bilgeliğin kişileştirilmesi olan Odin gizeminin perdesini açmaya hak kazanır. Balder adına ona tarikatın kutsal yüzüğü verilir ve yeni doğan olarak selamlanır; ona ölümün kapılarından geçmeden öldüğü ve yeniden dirildiği anlatılır.

Richard Wagner’in ölümsüz kompozisyonu
Der Ring Des Nibelungen
, Odin kültünün Gizem ritüellerine dayanır. Büyük besteci orijinal hikâyeden ayrılma konusunda çok özgür davransa da, dünyanın sahip olduğu müzikal dram tetralojilerinin en muhteşemi olduğu söylenen bu müzikal dramın, ona ilham veren İskandinav destanının gücünü ve ihtişamını çarpıcı bir biçimde yakalayıp koruduğu söylenir. Bu opera
Das Rheingold
adlı perdeyle başlar,
Die Walküre ve Siegfried
ile aksiyon devam eder ve tüyleri ürperten doruk
Gotterdammerung
“Tanrıların Alacakaranlığı” ile son bulur.

 

Gnoxis

 

Not; Umarım daha önce paylaşılmamıştır.

Gelişmiş arama sistemi çalışmadığından arama yapamıyorum.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...