Jump to content

Ahh Ne kadar Aptalmisim..


ReYHaN

Önerilen Mesajlar

Sanki tüm yaşam o kişi ile ev arasında geçmektedir ve bulabildikleri o "vasat aşk" bile evrenin merkezi olur. Ancak kendileri de rehavet içinde, patates çuvalı gibi şişman, bakımsız, nemrut, kıskançtırlar artık. Aslında kendine güvensiz oluşlarından, bir aşk bulabilmiş olmanın verdiği güven içinde lapa gibi bırakırlar kendilerini..."

Demek istiyordum ki ister aşk, ister dostluk, ister iş yaşamlarında olsun, insanların kendilerini bırakmaları, var olana ömür boyu sürecekmiş gözüyle bakıp gereken değeri vermemeleri, bir çaba, bir özen göstermemeleri sonunda o insanı mutsuz kılar. İnsan yaşamının hiçbir bölümünde ve hiçbir yaşında kendi bakımını bırakmamalı, üretimini durdurmamak, iş ya da aşk, "o nasıl olsa hep var" diye umursamaz olmamalı.

Yazımı okuduktan sonra bana gelen konuğum, yazdığım örneğe öyle benziyordu ki size anlatamam. Sevgilisi ile dört yıllık bir beraberliği olmuş. Sevgilisi de bohem, kılığına kıyafetine pek dikkat etmeyen, doğal bir erkekmiş. Sevgi dolu ve çok iyi imiş. Kadının ailesi ve küçük oğlu ile olan aşırı bağımlı ilişkilerini sorun etmiyor, ne derse kabul ediyor, ona hak veriyor, anlayış gösteriyormuş.

 

Kadın da ailesi, oğlu, işi, sevgilisi arasında mutlu yaşıyormuş. Ama yalnızca kendisi mutlu imiş, geride kalan "dünya" nın farkında değilmiş. Ailesi daha doğrusu oğlu yüzünden; o üzülmesin, o yalnız kalmasın; ya evde sıkılırsa, ya annem ona bakmak istemiyorsa diye sevgilisini çok ender görüyor, onunla gezip tozamıyor, geceleri birlikte uyuyamıyormuş. Çünkü sevgilisi hiç gıkını çıkarmıyormuş, yani kadını öylesine seviyormuş ki, her şeyine razıymış.

 

Ve kadın bu "rahat, kaygısız" yaşam yüzünden 15 kilo almış... Zaten canı makyaj filan yapmak istemiyormuş, yapmasına da gerek yokmuş çünkü sevgilisi ile birbirlerine âşıkmışlar...

Sözü uzatmayayım, aşk bir gün çatırdamış... Kadın tarafı değil ama, erkek tarafı çatırdamış. Kadın bu sade, hareketsiz, ruhsuz yaşama öylesine alışkın, öylesine "razı" imiş ki, farkına bile varmamış olanın bitenin. Adam tam bir yıl boyunca, kendisiyle gezip tozabilen ve henüz şişmanlamamış bir başka kadınla daha birlikte olmuş.

Bizim kadın olan biteni öğrendiğinde gerçekten çok üzülmüş. Neredeyse yemekten içmekten kesilmiş... Ama oturup düşünmüş ki, daha yaşanacak çok şey var... Bu arada bir de bakmış, dört-beş kilosu gitmiş, bu kadar kilonun gidişi bile onu güzelleştirmiş... İltifatlar almaya başlamış... Daha zayıflamış...

Daha da zayıflamış. Makyaj yapmaya başlamış. Kendini beğendikçe ve başkaları tarafından beğenildikçe, acısı hafiflemiş... Ailesi için kendisini feda etmesinin kimseye hiçbir yararı olmadığını anlamış... Zaten ailesi ve oğlunun da böyle bir talebi olmadığını görmüş.

Karşısına çıkan ilk geziye katılmış... İkinci gezide aman da aman "dünya şekeri" bir erkekle karşılaşmış... Bir ara elleri birbirine değmiş...

Konuğumu görseniz...

Ayağında blucini, incecik, yüzünde hafif bir makyaj, neşe içindeydi. "Yaşam biçimim değişti" diyordu... "Şimdi artık geziyorum, eğleniyorum, heyecanlanıyorum... Daha önce aklım neredeymiş. Nasıl gerçekleri görmemişim. Kendimi bırakmışım, hem onu ihmal etmişim, hem dünyanın merkezi saymışım, hem de hiç bitmeyecek sanmışım...

 

Ne aptalca, inanamıyorum... Neyse ki, 30'lu yıllarımın başında uyandım... Şimdi yaşıyorum."

Çok sevindim, ona bir kahve daha içer misiniz, diye sordum. Yüzü pembeleşti, çapkın çapkın güldü, "hayır teşekkür ederim, aşağıda arkadaşım bekliyor" dedi.

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...