Jump to content

Mevlevîlik Seremoni Değil!


İη¢ιѕєℓ
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bütün teferruatıyla ayrıntılı bilgi vermem çok zor, ancak sunu söyleyeyim ki bir tarîkatın, bir mânevi yolun temel bir takım "Ahlâk-ı Muhammedî yolları vardır ki, bu yollar fedakârlık, hoşgörü, merhamet, sevgi, infâk gibi kaçınılmaz, Efendimize (s.a.v) ait meziyetlerle donanması gerekir.

 

 

Hz. Şems'in, Sultan Veled'e verdiği derslerin en önemli ayrıcalığı budur. Yanlız ahlâk öğretmiştir. Şimdi herkes, Mevlevîlik tarîki içerisinde bir takım formüller, formalitesi ehemmiyetli sanır. Bunlar, o kadar dışta kalmış şeylerdir ki... Hz. Şems'in öğrettiği, insan ahlâkıdır Sultan Veled'e...

 

 

Bu ahlâkın içerisinde merhametin, sabrın, hoşgörünün ve insanlara güzel bakmanın tarzı öğretilmiştir. Tabiî bu öğretim sırasındaki her dinleyen için bir soru vardır. Hz. Şems, Kur’an’ın yorumunu intikâl ettirirken, sevdiği insanlara bir tarz, vaaz ve hikmetler verirken, bunların içerisindeki kaynağın özündeki sırları çıkarıp sunması mümkün değildir, bu böyledir, diye ifade eder.

 

Nitekim Hz. Mevlâna'ya bir gün (Şems'ten bir kaç yıl sonra):

 

 

— Böyle kendini parçalıyorsun, harap ediyorsun, onun gaybubetiyle ama biz sana bir soru sormak istiyoruz, müsaade edersen, dediler. Sen Şems gelmeden evvel kimsenin şüphesi olmayacağı dört dörtlük bir mü'mindin, hocaydın, öğretmendin, müderristin, o zamanki Selçuk Üniversitesinin, medresesinin de rektörüydün.

 

(Ne öğrendin ondan? Anlamına getiriyorlar) Sen her şeyi biliyordun, sana üstelik Şam'daki hocan söylemedi mi ‘senin bilemeyeceğin birşey kalmadı’ diye. Hz. Mevlâna,

 

 

— Evet doğrusunuz, doğru söylüyorsunuz, diyor.

 

— Peki, senin ibadetlerinde bir eksiklik var mıydı? Diyorlar.

Mevlâna:

 

— Hayır, diye cevap veriyor.

 

— Peki, sen Şems'den ne öğrendin ki böyle perişansın, şu haline bak, dediler.

 

 

Mevlâna'nın Hz. Şems'in son gaybubetinden sonraki tablosu bembeyaz bir çehre idi. Âşıkların rengi sarı olur, renkleri beyaz bir çehre ile bitmiş tükenmiş manzarasındaydı. İşte onun hikmet-i sebebini sordular, o zaman Hz. Mevlâna'nın mânâ ilimleri ve tasavvufun özüne ait müthiş bir açıklaması oldu. Dedi ki:

 

 

Asıl tasavvuf budur

 

 

— Evet, dediklerinizin hepsi doğru ama ben Şems'e rastlamadan önce, üşüdüğüm zaman ısınıyordum ama Şems'ten sonra artık ısınamıyorum. Çünkü Şems bana bir şey öğretti. ‘Yeryüzünde bir tek mü'min üşüyorsa ısınma hakkına sahip değilsin.’ Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyen mü'minler var, artık ben ısınamıyorum.

 

Eskiden açken bir çorba içince doyardım. Ama şimdi hiçbir şey bana bir besin hazzı vermiyor. Çünkü biliyorum ki açlar var. İşte, Şems bana bunu öğretti. Bu öğrettiği şeylerse Fahr-i Kâinatın ahlâkının tâ kendisidir.

 

 

Efendimizin en hikmetli taraflarından bir tanesi, bütün insanların ızdırabını çekmesidir. Her üşüyen insanın, her aç olan insanın, her darda kalmış insanın ızdırabını çekmesidir.

 

Allah, Efendimize hitap ederken diyor ki; Sure-i İnşirah'ta, (mecaz yoluyla) “Habibim ne kadar yük yüklendin, senin omurganın çatırtısı duyuluyor.” Bu maddî çatırtı olduğu anlamında değil, mânevî çatırtısını, yani o kadar yük yüklendin ki sen bütün beşerin yükünü yükleniyorsun.

 

 

 

 

 

İşte bu, Fahr-i Kâinat Efendimizin sırrıdır, Şems'in Mevlâna'ya öğrettiği Ahlâk-ı Muhammedî de Fahr-i Kâinat Efendimizin sırrıdır. Bu sırdan dolayıdır ki, o öğrendiği şeyi, o yakaladığı, bulduğu şeyi, başka şeylerle kıyas etmemek lâzım.

 

Aslında, Mevlâna'nın Mesnevî hikâyelerinde anlattığı gibi yani, "Sen ölmeden diriliği bulamazsın." İşte o ölümü sağlamak, canlıyken ölümü sağlamak, o bedende ve gerçek diriliği bulmak. O dirilik nedir? Ahlâk-ı Muhammedî'dir.

 

Onun için Hz. Şems'in Mevlâna üzerine etkisini sıradan, gazete okur gibi, pehlivan tefrikası okur gibi seyredemeyiz. Çok müthiş şeylerdir bunlar.

 

 

— Hocam, Hz. Şems'in şehâdetinden sonra, anlattığınız gibi bir de gaybubeti (ortadan kayboluşu) var. Bu gaybubet şart mıydı? Bundan ne anlatmak istemiştiniz?

 

 

— Yani gaybubet olmasaydı da devam etseydi diyorsunuz.

 

— Evet, Hocam.

 

— Hz. Şems'in murâdı şuydu: Hz. Şems gönül aynasından bir şeyler seyrettiriyordu Hz. Mevlâna'ya. Şems varken, Mevlâna vardı, İlâhî sıcaklık, sevgi ancak Şems'in sayesinde vardı. Şems'in olmayışı, onu buruşturup sanki her şeyden, beşeriyetten bile alıkoyuyordu.

 

Hz. Şems ise meydana gelen bu mânevî eserin kendi kendine, kendindeki aşkı bulmasını istiyordu. Yani, Şems kaybolmalıydı ki, Hz. Mevlâna gönlündeki Allah'ı bulabilsin. Bu tasavvufun çok önemli rükünlerinden birisidir.

 

 

Kendindeki Allah'ın sırrı meydana geldikten sonra, bunu bulması lâzım Mevlâna'nın. Ama Şems kalırsa bulamaz. Kendine dönüp kendi gönlündeki İlâhî ceryanı bulamaz. Onun için Hz. Şems'in mutlaka ayrılması lâzımdı.

 

ALINTI

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...