Jump to content

Ahiretin İlk Durağı: Kabir


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Hasta bir insanın geceyi kıvrana kıvrana, her dakikayı bir saatmiş gibi duya duya geçirmesiyle, çok yorgun yatan ve ne zaman sabah olduğunun farkına varamayacak kadar kesintisiz uyuyan bir insanın zamanı algılamaları da farklı farklıdır. Aynen öyle de, berzahta mü’minler namazlarını, Kur’ân’larını, Allah (celle celâluhû) yolundaki hizmetlerini, gönüllerine inşirah ve sürur verici birer enîs, birer dost olarak bulurlar

 

 

 

Ölüm herkes için mukadder, ölümden kaçış ve kurtuluş yok; herkes ölümü tadacağını ve bir gün mutlaka öleceğini biliyor. Ama ölümle her şey bitmiyor. Ölümden sonra ne olacağını da insan merak ediyor ve bilmek istiyor. Acaba ölümden sonra da hayat devam edecek midir, yoksa ölümle her şey bitecek ve insan yok olup gidecek midir? Ölümle yok olup gitmekten hoşlanmayan, ebedilik duygusu ve arzusu ile yaratılmış olan insanoğlu, ölümden sonra da hayatının devam etmesini istiyor. İşte bu noktada ahiret hayatının varlığı gündeme geliyor. Bazıları ahiret hayatının ölümden sonra hemen değil de ebedi hayat için mahşerdeki diriliş ile başlayarak sonsuz devam edeceğini belirtmişlerdir. Bu anlayışa göre ölümle mahşerdeki diriliş arasında insanın kalacağı yer olan kabir ve berzah âlemi, ahiretten ve dünyadan ayrı bir âlem olarak düşünülmektedir. “İki şey arasındaki engel, hâil ve ayırıcı hudut” gibi manalara gelen “berzah” kelimesinin lügat manası bu izaha uygun düşmektedir.

 

Peygamberimiz bir hadislerinde kabir hayatını “ahiret duraklarının ilki”1 olarak nitelendirdiği ve ölümden sonra insan dünyayı terk edip ahirete yöneldiği için biz kabir hayatını ahirete dahil etmenin daha doğru olacağı kanaatindeyiz.

 

Ölümü müteakip çoğunlukla ceset bozulduğu ve aslı olan toprağa dönüştüğü için ölümden sonraki ahval ruhun ölmezliği ve bekâsıyla izah edilir. Nitekim ruhun bedenden ayrı bir varlığı olduğunu kabul edenler, onun bedenin yok oluşundan sonra da yaşayacağını kabul etmişler; ruha cesetten ayrı bir varlık tanımayanlar ise onu genelde cesetle birlikte öldürmüşlerdir. Birincilere göre ölümden sonraki ahvali izah mümkün olurken, ikinciler bunu imkânsız görmektedirler.

 

Kabir hayatı da dâhil, ölümden sonraki ahvalin tümü gayba ait meselelerdendir. Akıl ve duyularla bilgi edinme ve hüküm verme imkânı olmayan bu gibi konularda ancak Allah ve Peygamberinin haber vermesiyle yani Kitap ve Sünnet'le bilgi sahibi olunabilir. Hatta bazen onlar tarafından haber verilenlerin de mahiyet ve keyfiyetini tam olarak anlama imkânına sahip olamayabiliriz. Böyle zamanlarda aklın görevi, verilen haberin doğru olup olmadığını araştırmak, doğru ise olduğu gibi inanmak, kabul etmektir.

 

Ahiretin ilk durağı olan kabirde insan, sual, azap ve nimet olmak üzere üç durumla karşılaşır.

 

1- Kabir Suali:

 

Ölen kimse kabre vardığı zaman ilk karşılaşacağı şey sualdir. Ölü kabre konunca Münker ve Nekir adlı iki melek gelir, kendisini sorguya çekerler. Münker ve Nekir, kabre konulan insana Rabb’inden, dininden ve peygamberinden sual soran iki melektir. Dünyada mü’min olarak yaşamış ve bu iman üzere ölmüş olanlara Allah Teâlâ, meleklerin sorduğu soruların cevabını ilham eder ve -gelen sual meleklerinin heybetinden hiç korkmaksızın- sorulara kolayca cevap verirler. O andan itibaren de nimet ve mutluluk içinde kıyametin kopmasını ve ahiretteki makamlarına kavuşmayı arzu ile beklerler.

 

Dünya hayatlarında iman etme şerefine erememiş, küfür ve isyan üzere yaşamış ve öylece ölmüş olanlar ise, sual meleklerinden müthiş bir şekilde korkarlar; sordukları sorular karşısında şaşırıp kalır, cevap veremez, “Bilmiyorum.” derler. O andan itibaren kendileri için azap ve ceza başlar.

 

Kabir sualinin varlığına, buna işaret eden ayetler ve mana yönünden tevatür derecesine varan hadisler delalet etmektedir. Hadislerde açıkça anlatılan ve olmasında aklın hiçbir imkânsızlık görmediği bu konuda icma da vardır. Bu sebeple kabir sualinin olacağına inanmak gereklidir.

 

Birçok tefsirde açıklandığına göre, Kur’ân-ı Kerim’deki, “Allah, iman edenlere dünya hayatında da, ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder. Allah zalimleri (kâfirleri) şaşırtır, Allah ne dilerse onu yapar.” (İbrahim Sûresi, 14/27) ayeti kabir sualine delalet etmektedir. İbn Abbas, bu ayetin mü’minlerin kabirde sorguya çekileceklerine delil olduğunu söylemiştir.

 

Bera b. Azib’den gelen muhtelif hadislerde de Peygamber Efendimiz’in, yukarıdaki ayetin kabir suali hakkında indiğini bildirdiği ve ayetteki “ahiret” ile, mü’minin kabrinde sorguya çekilip de Allah’ın bir olduğuna şehadet ettiği ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i tanıdığı zamanın kastedildiğini haber verdiği rivayet edilmiştir. 2

 

Abdullah b. Mes’ud da: “Size bir hadis söylediğimiz zaman mutlaka Kitap'tan (Kur’ân’dan) onu doğrulayan bir şey getiririz. Müslim kabrine konduğunda oturtulur ve kendisine şöyle denir: “Rabbin kim? Dinin ne? Nebin kim?” Allah onu sabit söz üzere tesbit eder ve şöyle der: “Rabbim Allah, dinim İslâm, peygamberim de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir.” Bunun üzerine onun kabri genişletilir ve hoşça kokulanır.” diyor ve yukarıdaki ayeti okuyor. Demek ki bu ayeti o, kabir sualine ve bu sualde mü’minin doğru cevap verişine delil olarak getiriyor.

 

Peygamber Efendimiz’den (s.a.s.), “Muhakkak ki bu ümmet kabirlerinde imtihana çekiliyor...” 3 dediğini çok sayıda sahabe rivayet ederler.

 

Ebu Hureyre’den sahih bir isnadla gelen bir hadis-i şerifte ise, kabrine varan kişinin oturtulacağı ve hangi din üzere olduğundan ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkındaki itikadından sorguya çekileceği; ameli iyi olan salih kişilerin soruları cevaplayacağı; bunun üzerine kendisine Cennet ve Cehennem’in ikisinin de gösterilip Cennet’teki makamının bildirileceği haber verilmiştir. Kötü kişilerin ise şiddetli bir korku içinde kalacağı, sorulan suallere “Bilmiyorum.” diyeceği, bunun akabinde kendisine Cennet ve Cehennem gösterilerek, yerinin Cehennem olduğunun haber verileceği anlatılmaktadır. 4

 

İman, tevhid ve herkesin en fazla ihmali görülen hususlar hakkında olacak olan sualler, herkese kendi diliyle ve idrak edip anlayabileceği şekilde sorulacaktır.

 

Bu konudaki haberlerde sual esnasında ruhun, sorgulamayı idrak edip sorulan suallere cevap verebilecek kadar bir canlılık kazandırmak ve sualden sonraki nimet ya da azabı idrak ettirmek için bedene iade edileceği de bildirilmektedir.

 

Ehl-i Sünnet âlimlerinin açıklamasına göre, kabirdeki sual ceset ve ruha birlikte olacaktır. Kabirde görülen nimet ya da çekilen azaptan da ceset ve ruh birlikte etkileneceklerdir.

 

Kabir suali, kabre konulsun veya konulmasın, -Allah’ın sualden muaf olmalarını dilediği kimseler hariç- herkese olacaktır. Suallere cevap verebilmek ise, dünyadaki yaşayış ve amelle ilgilidir. Bunun suallerin cevabını ezberlemekle bir ilgisi yoktur. Dünyada istedikleri kadar ezberlesinler, imanı olmayanlar orada cevap veremezler.

 

Gıybet etmemek, günah sözlerden sakınmak, anlayarak ve düşünerek çokça Kur’ân okumak gibi bazı iyi ve güzel amellerin kabirdeki sorgulamanın kolay olmasına sebep olacağı haber verilmiştir.

 

Kabir suali, umumidir, mükellef olan herkese olacaktır. Ancak Allah Teâlâ’nın, kendilerine bir ikram olmak üzere bazı iyi kullarını bu sorgulamadan muaf tutacağı da bildirilmiştir. 5

 

2- Kabir Azabı:

 

Allah Teâlâ, insanları günahlarından temizlemek için birtakım imtihanlar hazırlamıştır. Dünyada iken günahlarından tamamen temizlenmemiş olanlar berzah âleminde; orada da temizlenemezlerse yani, orada çektikleri azap da onları bütün günahlarından temizlemeye yetmezse, mahşerde; orada da temizlenemezlerse Cehennem’de temizlenirler. Böylece tamamen temizlendikten sonra tertemiz olarak Cennet’e girerler. Çünkü orası temizlerin yeridir. Dünyada iken hiç iman ve itaat etmemiş olanlara ise, berzahtaki ve mahşerdeki temizlik (azap) kâfi gelmez ve bunlar Cehennem’de ebedi kalmak suretiyle cezalandırılırlar.

 

Buna göre, kabirdeki azap ya da nimet, kişinin dünyadaki durumuna göre olacaktır. Yani herkes berzah âleminde karşılaşacağı durumu bu dünya hayatında hazırlar. Orada iyilere iyilik ve mükâfat, kötülere de ceza ve azap vardır.

 

Ehl-i Sünnet âlimleri, kabirde sual, azap ve nimetin olacağı hususunda ittifak etmişlerdir. Yani bu hususların varlığını ittifakla kabul etmişlerdir. Kur’ân ve sünnette kabir azabına açıkça delalet eden nasslar bulunduğundan kabir azabının olacağına inanmak gereklidir.

 

Kur’ân-ı Kerim’de iyilerle kötülere hayatlarında ve ölümlerinde yapılacak muamelenin farklı olacağı haber verilerek şöyle buyrulur: “Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar, kendilerini iman edip salih ameller işleyenler gibi yapacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı sandılar? Ne fena hüküm veriyorlar. Hâlbuki Allah gökleri ve yeri adaletle yarattı. Hem de herkese kazandığının karşılığı verilsin diye (yarattı). Onlara asla haksızlık edilmez.” (Câsiye Sûresi, 45/21-22)

 

Bu ayetler, herkese amelinin karşılığının verileceğine ve adı geçen iki grubun ölümde ve ölümden sonra görecekleri muamelede eşit olmayacaklarına delalet eder. Böylece iman ve iyi ameli olmayanlar ölüm anından itibaren azapta, iman edip güzel işler yapanlar da nimet içinde olacaklardır.

 

Kur’ân-ı Kerim’de kabir azabına açıkça delalet eden ayetler vardır:

 

Firavun ve hanedanının ölümden sonraki hâllerini açıklayan: “Onlar (kabirlerinde kıyamet gününe kadar) sabah ve akşam ateşe arz edileceklerdir. Kıyamet koptuğu gün de: “Fir’avn ve kavmini en şiddetli azaba sokun” denilecektir.” (Mü’min Sûresi, 40/46) ayeti kabir azabına delildir. Çünkü kıyamet gününde onların daha şiddetli bir azaba sokulmaları emredileceğine göre, ondan önce sabah ve akşam arz edilecekleri azap kabirdedir.

 

Allah Teâlâ’nın Nuh kavminin durumunu beyan ederek buyurduğu, “Onlar suda boğuldular ve ateşe atıldılar.” (Nuh Sûresi, 71/25) ayeti de kabir azabının olacağına delildir. Çünkü ayette boğulmalarını müteakip hemen azaba sokuldukları haber verilmektedir. Ölümü müteakip berzah âlemine girdiklerine göre, girdikleri bildirilen azap da berzahtadır.

 

Kabir azabına delalet eden başka ayetler de vardır. 6 Kabir azabı hakkında Peygamber Efendimiz’den pek çok hadis rivayet edilmiştir. Diğer insanların muttali olamadıkları pek çok hakikate Allah’ın izniyle muttali olan Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Eğer ölülerinizi defnetmemeniz endişesi olmasaydı, kabir azabından (bir kısmını) sizlere işittirmesi için muhakkak Allah’a dua ederdim.” (Müslim, Cennet, 17) buyurmuş yine muhtelif zamanlarda ashabına, “Kabir azabından Allah’a sığınınız.” (Müslim, Cennet, 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/296) diye emretmiş ve bizzat kendisi de kabir azabından Allah’a sığınmıştır.

 

Hatta bir defasında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Beni Neccar bahçelerinden birinde bulunan müşrik kabirlerinin yanından geçerken azap sesini duyunca, yanındakilere kabir azabından Allah’a sığınmalarını emretmiş, onlardan birinin: “Ya Resûlallah, onlar kabirlerinde azap mı olunuyorlar?” diye sorması üzerine de şöyle cevap vermiştir: “Evet, onlar kabirlerinde öyle bir azapla azap olunuyorlar ki, (onların azabın şiddetinden attıkları çığlıkları) hayvanlar işitir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/225)

 

Burada Resûlullah’ın işittiği ve hayvanların da işiteceğini söylediği azap sesi, kabrinde azap görmekte olan kişinin feryadıdır. Nitekim bir hadisinde Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kabir sualini anlattıktan sonra, kâfir ve münafıklar cevap veremeyince onlara yapılan azabı şöyle anlatır: “...Sonra demirden bir tokmakla ensesine öyle bir vurulur ve kâfir yahut münafık öyle bir bağırır ki, insan ve cinden başka, ona yakın olan her şey onun feryadını işitir.” (Buhari, Cenaiz 66, 85) Diğer bir hadiste ise bu vuruşla o kişinin toprak olacağı ve ruhu tekrar kendisine iade edilerek azaba devam edileceği bildirilmiştir. 7

 

İnsan ve cinlerin kabirdeki azabı duymamalarının sebebi, onların mükellef varlıklar olmalarıdır. Onlar, görmeden Allah ve Resûlü’nün (s.a.s.) haber vermesiyle inanacaklardır. Yoksa her şeyi görüp duymuş olsalardı, dünyaya imtihan için gelişin gayesi gerçekleşmemiş olurdu.

 

Kabirde kâfir, müşrik ve münafıklar azap göreceği gibi, mü’minlerden günahkâr olan bazıları da azap görecektir. Bu hususta Peygamber Efendimiz’den rivayet edilen hadislerden birinde idrar yüzünden kabirde azabın söz konusu olacağı bildirilmekte ve idrardan sonra iyi temizlenme gereği hatırlatılmaktadır. 8 Adam öldürme, zina ve hırsızlık gibi büyük günahlar yanında küçük sayılan idrardan iyice temizlenmemek ve koğuculuk yapmak gibi günahlar yüzünden kabir azabı olduğu haber verildiğine göre, onlardan daha büyük günahlar için de azabın olacağı tabiîdir. Kabirdeki bu azap günahın çeşidine ve büyüklüğüne göre değişik olur.

 

İmanı olmayanların kabirdeki ve ondan sonraki azapları devamlı olduğu hâlde, mü’minlerden âsi olanların kabirde görecekleri azap, kâfirlerinkinden daha hafif ve geçici olacaktır.

 

Kabir azabını imkânsız görerek inkâr edenlerden bazıları, cesede bakarak cesedin çürüyüp toprak olduğunu gördüklerinden bu zanna kapılmışlar, cesedi çürüyen ölünün azabı veya nimeti hissedemeyeceğini sanmışlardır. Hâlbuki kabir hayatının idraki için cesedin sağlam olması şart değildir. Allah Teâlâ, kabirdeki azabı veya nimeti idrak edecek kadar bir hayatı cesedin her hangi bir parçasında yaratır ve onunla kabir hayatı idrak edilir. Bu bakımdan kabir ve berzah hayatı umumidir. Kabre konmayan, yakılan, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanan veya denize atılan ve balıklara yem olanlar dahi kabir hayatını yaşayacaklar, onlar da kabirdeki sual, nimet ve azabı idrak edeceklerdir.

 

3- Kabir Nimeti:

 

Kabir nimetinin varlığı, buna delalet eden ayetler ve mana yönünden tevatür derecesine varan hadislerle sabittir. Bu sebeple kabir nimetinin olacağına inanmak gerekir. Yukarıda zikredilen mü’minlerle kâfirlere aynı muamelenin yapılmayacağını bildiren ayet-i kerime ile kabir sualine iyi cevap verenlerin hâlini anlatan hadisler aynı zamanda kabir nimetinin de delilleridir. Bunun yanında, şehitler hakkında nazil olmuş olan ayetler de açıkça kabir nimetine delalet etmektedir.

 

Allah Teâlâ, şehitlerin berzah hayatında diri olduklarını ve kendi katında rızıklandıklarını haber vererek şöyle buyuruyor: “Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma. Doğrusu onlar Rab’leri katında diridirler; (Cennet ve meyvelerinden) rızıklanırlar. Onlar, Allah’ın kendilerine verdiği ihsandan dolayı neşeli hâldedirler ve arkalarından kendilerine şehitlik rütbesi ile katılamayan mücahitler hakkında şunu müjdelemek isterler: Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/169-170)

 

Diğer bir ayette ise, “Allah yolunda öldürülenlere, onlar ölülerdir, demeyin; hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlayıp bilemezsiniz.” (Bakara Sûresi, 2/154) buyrularak, onların diriliklerini ve nimetlere mazhar olduklarını, bizim -ölmeden önce, daha hayatta iken- müşahede edemeyeceğimiz haber verilmektedir. Bu ayetlerde geçen hayatın hakiki hayat olup rızıklanmalarının da berzahta devam ettiği görüşünde Ehl-i Sünnet âlimleri ittifak etmişlerdir.

 

Berzah âleminde sadece şehitler değil, imanla vefat etmiş ve kabir azabı olmayan diğer mü’minler de derece ve mertebelerine göre nimetleneceklerdir. Yukarıda meali zikredilen şehitler hakkındaki ayet-i kerimeler, azabı olmayan diğer mü’minlerin de nimetlendiklerine delildir. Ayetlerde sadece şehitlerin zikredilişi ise, onların Allah katında daha yüksek bir mertebe sahibi olduklarına işaret etmek içindir.

 

Bu konuda gelen rivayetlerden anlaşıldığına göre, kabir nimeti çok çeşitlidir: Kabrin genişletilmesi, aydınlatılması, yeşilliklerle doldurularak Cennet bahçelerinden bir bahçe hâlini alması, mü’mine akşam-sabah Cennet'teki makamının gösterilmesi, yine mü’minlere kabirlerinde iyi amellerinin arkadaşlık etmesi bu nimetlerden bazılarıdır.

 

Ahiretin ilk durağı olan kabir hayatı, kabirdeki sual, azap ve nimetle ilgili hususlar, ölümden sonraya ait olmaları bakımından ahiret hâllerindendir. Kur’ân ve Sünnet'ten öğrendiğimize göre, kabir ve berzah hayatı, ölülerin diriltilmesine, yani mahşere kadar devam edecektir. Bu esnada kâfirler devamlı azapta olacaklardır. Mü’minlerden ise kimisinin azabı devamlı olduğu hâlde, bazılarının cezaları bitecek ve azapları sona erecektir. Mü’minlerin nimet içinde olanlarına gelince, onların nimetleri kıyamete kadar devamlı olacaktır. 9

 

 

 

 

 

prof dr Süleyman Toprak

 

Selçuk Üniv. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi

 

Alinti

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kur'an-ı Kerim'de değil kabir azabı,kabir hayatını belirten bir ayet var mı?çünkü hiç alakasız ayetler kabir azabına yorumlanıyor hatta bir sitede kabir azabını belirtmek için ayetin yanına parantez açılıp yorum yazılmış böyle bişey olabilir mi ?

Berzah alemi nedir ? Berzah kelimesi iki denizin birbirine karışmadığını belirten bir ayette te geçer "aralarında bir barzah vardır,birbirinin sınırını geçmezler" diye.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Üniversitede yıllarca çalışan İlahiyat Hocaları, kabir hayatının bazı çevrelerce bir korkutma ve bir sömürü aracı olarak kullanıldığını aslında klasik anlayışın anladığı şekilde kabir hayatı olmadığını, kabirde derin bir uykuya dalışın olduğunu ve uyku içerisinde amellere göre rüyalar görülmesinden başka bir şey olmadığını söylemektedirler. Gerçek hesap yerinin ahiret olduğu ayetlerde geçmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

 

Ayrıca ben bu konunun bir Müslüman için o kadar önemli olduğunu sanmıyorum. Çünkü Müslümanın, salih amel ve iman konusunda ilerleme yoluna girmesi daha üstün bir tercih olur. Sonuçta kabir azabı çeksen veyahut kabirde sefa sürsen ne olacak ki? O hayat bitecek ve ahirette dirilerek sonuçları ebedi olan amelin yönünde hesap vereceksin.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kur'an-ı Kerim'de değil kabir azabı,kabir hayatını belirten bir ayet var mı?çünkü hiç alakasız ayetler kabir azabına yorumlanıyor hatta bir sitede kabir azabını belirtmek için ayetin yanına parantez açılıp yorum yazılmış böyle bişey olabilir mi ?

Berzah alemi nedir ? Berzah kelimesi iki denizin birbirine karışmadığını belirten bir ayette te geçer "aralarında bir barzah vardır,birbirinin sınırını geçmezler" diye.

 

Önce Ayette bekleyecekleri ve kıyamete kadar Ateşte kalacakları söylenmekte , nerde bekliyorlar acaba ?

 

hadislede güçleniyor sanırım ;

"Kabir, âhiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki du­rakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacak­tır" (Tirmizî, “Zühd”, 5; İbn Mâce, “Zühd”, 32)

 

Ayriyeten berzah kelimesi islam ıstılanında bütün alimlerce ölümle kıyamet arasında beklenilen alem olarak kayıtlara geçmiştir, mana olarakta zaten aynı kapıya çıkar ...vesselam

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ruhlar aleminden dünyaya geliş kapısı nasıl bir annenin rahmiyse dünyadan ayrılıp başka bir boyuta geçmenin kapısıda kabir yani mezardır,ruhani boyuttan bedeni boyuda oradan çok daha değişik bir boyuta geçeceğiz sonuçta,dünyaya gelmeden ruhani boyutta bizi dünyada nelerin beklediğini nasıl bilmiyorduysak ahiret alemin boyutundada bizleri nelerin beklediğinide bilemiyoruz,nasıl ki dünyaya gelirken ağlayarak dünyaya geliyorsak ölürkende ağlayarak ayrılırız çoğumuz,aslında bizi ağlatan sevdiğimiz insanlardan alıştığımız hayattan ebedi ayrılmaktan çok bizi gideceğimiz yeri bilmemekten kaynaklanır bu ağlama çoğunlukla,belki gülerek ölenlerde vardır ama ya bunlar ahiret alemini garantiye almış kişilerdir ya gideceği yeri düşünemeyecek kadar sarhoştur veya gideceği yeri hafife alanlardır....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Önce Ayette bekleyecekleri ve kıyamete kadar Ateşte kalacakları söylenmekte , nerde bekliyorlar acaba ?

 

hadislede güçleniyor sanırım ;

"Kabir, âhiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o duraktan kurtulursa sonraki du­rakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa, sonrakileri geçmek daha zor olacak­tır" (Tirmizî, “Zühd”, 5; İbn Mâce, “Zühd”, 32)

 

Ayriyeten berzah kelimesi islam ıstılanında bütün alimlerce ölümle kıyamet arasında beklenilen alem olarak kayıtlara geçmiştir, mana olarakta zaten aynı kapıya çıkar ...vesselam

 

Olmadığını gösteren ayet var ise üstelik açık ve net o zaman hangi imamın naklettiği rivayet ile geleceksin bu sefer ?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Vatikandaki papazda kabir hayatinin olmadigini söylüyor...
bende öyle diyorum:).ceza veriliyorsa benim bildiğim ahiretten sonra veriliyordur.önceden veriliyorsa ahirete gerek yok zaten herşey hesaplanmış dimi?.yada şöyle olabilir zaman kavramı değişiyordur ölünce hesaplanıyordur direk kendi ahiretin oluyordur sonrada cezanı alıyorsundur.
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...