Jump to content

Ahiretin İlk Durağı: Kabir


Visall
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

bende öyle diyorum:).ceza veriliyorsa benim bildiğim ahiretten sonra veriliyordur.önceden veriliyorsa ahirete gerek yok zaten herşey hesaplanmış dimi?.yada şöyle olabilir zaman kavramı değişiyordur ölünce hesaplanıyordur direk kendi ahiretin oluyordur sonrada cezanı alıyorsundur.

 

Kabirde bir azap ya da ödülün olmadığına dair 4 tane ayet var,aksine yorum yapılamayacak kadar net...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

kabir ile alakali cesitli rivayetler var kimi var dior kimi yok acizane sahsi fikrim:

kisi oldugunde amellerine gore berzah alemi denilen yerde iyi hal ve kotu hal olmak uzere bekletilir..

iyi hal e gore ferah bir yerde kotu hale gore korkutucu bir yerde bekler.. nasilki olum aninda azrailin gorunus hali ameline goreyse...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

bu ayetleri paylaşırmısınız merak ettim.

 

Bazı konular hakkında pek çok ayeti tek dosyada topladım bulması biraz zaman alıyor,ilk başta vardı bir ayet onu yazayım buraya...

 

Mesela bu sadece bir tanesi ve konuyu tam anlamıyla vurgulamak için olayın başladığı ayetten itibaren yazdım...

 

TAHA – 102

O gün sûra üfrülür ve günahkârları o gün gözleri gömgök bir halde haşrederiz.

 

TAHA – 103

Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: "Ancak on gün filan kaldınız."

 

TAHA – 104

Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: "Eni sonu, bir gün kaldınız."

 

 

 

Hiç kabirde azap vs görmüşe benziyormu bu insanların tanımı,hemde söylendiği gibi yıllarca...

Direk uyumuş ve uyanmış bir halde çıkmışlar...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

[TABLE=width: 560, align: center]

[TR]

[TD]

Kabirde, hem ruha, hem de bedene nimet ve azap vardır. Buna, böylece inanmak lazımdır. İmam-ı Muhammed bin Hasen Şeybani, Akaid-i Şeybaniyye manzumesinde, (Kabir azabı vardır. Kabir azabı, hem ruha, hem de bedene olacaktır) buyurdu. Yani, kabirde nimetler ve azaplar, ruha ve cesede birlikte olacaktır. Diriler bunu görmezse de, inanmak lazımdır. Gayba iman etmek lazımdır. Buna inanmamak, kıyamet günü mezardan kalkmaya inanmamaya yol açar. Çünkü, ikisi de, Allahü teâlânın kudreti ile olmaktadır. Birine inananın, ötekine de inanması akla uygundur. İnsan kabir azabını, diri iken anlayamıyor ise de, âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ve bu ümmetin önce gelenleri, kabir azabı olacağını haber vermişlerdir.

 

Mutezile fırkası ile vehhabiler, kabir azabına inanmıyorlar ama ruhun ölmediğini de inkâr edemiyorlar. Ruhun bedene olan bağlılığı öldükten sonra yok olmaz. Ölünün kemiğini kırmak ve kabir üzerine basmak, bunun için yasak edilmiştir. Kabirde azap yapılması da, ruhun ölmediğini gösterir. Mümin suresinin 46. âyetinde,

(Firavuna ve adamlarına her sabah akşam gidecekleri Cehennem ateşi gösterilir)buyuruldu. Ölü görmeseydi, gösterilir demek lüzumsuz ve yanlış olurdu.

 

Buhari’deki, (Her ölüye, sabah akşam ahiretteki yeri gösterilir. Cennetlik olana, Cennetteki yeri, Cehennemlik olana, Cehennemdeki yeri gösterilir) hadis-i şerifindekigösterilir sözü, gördüklerini bildirmektedir.

 

İmam-ı a'zam hazretleri buyurdu ki:

Mümin suresinin 46. âyeti, kabir azabını gösteriyor, âyetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. Birincisi kabir azabı, ikincisi ise Cehennem azabıdır. (El-Kavl-ül-fasl)

İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet-i kerime kabir azabını gösteriyor) buyurdu.(İhya)

 

Nuh suresinin, (Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar)mealindeki 25. âyetinde geçen Feüdhılu kelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir. (El-Kavl-ül-fasl)

Al-i imran suresinin, (Allah yolunda öldürülenleri [Şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyeti de, kabir hayatını bildirmektedir. (El-Kavl-ül-fasl)

 

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:

Taha suresinin 124. âyetindeki Maişeten danken kabir azabını bildiriyor. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Mümin kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın 14’ü gibi aydınlatılır. "Feinne lehü maişeten danken" âyeti, kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tinnin yılanı, kâfirleri kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.) [Tirmizi]

 

Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini İleride bileceksiniz demek,Ölürken demektir. 4. âyetindeki Yine ileride bileceksiniz ise Kabirde demektir.(Celaleyn, Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)

İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki:

Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız)mealindeki 25. âyetindeki Oradadan maksat kabir hayatıdır. (Şeyhzade)

Bekara suresinin, (Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek)mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de bu âyetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsir-i Şeyhzade)

 

Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyeti de, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. (Şeyhzade)

Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın birisi kabir azabıdır. (Kadi Beydavi)

Hazret-i Âişe, (Ya Resulallah, bu ümmet, kabirde azap görecek, benim gibi zayıfların hâli ne olacak?) diye sual edince, Resulullah efendimiz, İbrahim suresinin, (Allah, iman edenlere, dünya ve ahirette de sabit sözlerinde sebat ihsan eder) mealindeki 27. âyeti okudu. (Bezzar)

 

Bu âyette, kabir hayatının hak olduğu, müminlere sabit sözlerinde sebat ihsan edildiği bildiriliyor. (Tefsir-i Celaleyn)

Resulullah efendimiz, Bedir’de öldürülen kâfirlerin gömüldüğü çukurun başına gelip, ölülerin ve babalarının isimlerini birer birer söyleyerek, (Rabbinizin, size söz verdiğine kavuştunuz mu? Ben, Rabbimin söz verdiği zafere kavuştum) buyurdu. Hazret-i Ömer, (Ya Resulallah, cansız ölülere neden söylüyorsun?) dedi. Resulullah, (Rabbimin hakkı için söylüyorum ki, siz beni onlardan daha iyi işitmezsiniz. Fakat cevap veremezler)buyurdu. (Buhari, Müslim) [Hazret-i Ömer’in ölünün işittiğini bildiği halde böyle sorması, dindeki bir hükmün vesika haline gelmesi içindir.]

 

Vehhabiler, ibni Teymiye’nin yolunda iseler de, bu konuda ona da uymuyorlar. Çünkü ibni Teymiye diyor ki: (Bedir’de çukurdaki kâfirlerin işitmelerini bildiren hadis-i şerif meşhurdur, her yere yayılmıştır. Zaruri inanılması lazım gelen bilgilerden oldu.) [Dinde inanılması zaruri olan bir şeye inanmayan kâfir olur.] (Kitab-ül-intisar-fil-imam-ı Ahmed)

Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:

Kabirde nimetler ve azaplar olduğuna iman ederiz. Ölülerin birbirleri ile konuştukları, kabirde azap olunanların seslerinin işitildiği bir çok hadis-i şerif ile bildirilmiştir. (C.1, m.182)

Her hadis kitabında kabir hayatı ve azabı bildirilmektedir. Kabir hayatını ve azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını ve Resulullahı inkâr etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Kabir azabı vardır.) [buhari]

(Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.) [Ebu Davud, İbni Mace]

 

(Ateş üstüne oturmak, kabir üstüne oturmaktan iyidir.) [Müslim, Nesai, Ebu Davud]

(Namaz kılmayanın kabri ateşle doldurulur.) [Kurretül Uyun]

 

(Kâfire kabrinde 99 ejderha kıyamete kadar azap eder.) [Ebu Ya’la, İbni Hibban, Tirmizi]

(Cuma günü veya gecesi ölen mümine kabir azabı olmaz.) [Tirmizi, Ebu Nuaym]

 

(Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Beyheki]

(Sadaka, kabir azabından korur.) [beyheki]

 

(Tebareke suresini okumak kabir azabından korur.) [İbni Mürdeveyh]

(Kovuculuk, kabir azabına sebep olur.) [beyheki]

(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.) [İbni Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]

 

(İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır.) [Taberani]

(Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.)[Taberani]

(Dün gece rüyamda , bir kimseyi kabir sıkarken gördüm. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.) [Hakim]

 

(Cuma gecesi "Fatiha" ve 15 kere "İzâ zülzilet" okuyarak iki rekat namaz kılan, kabir azabından emin olur.) [Deylemi]

(Fisebilillah gözcü olarak vefat eden, kabir azabı görmez.) [İ. Ahmed]

 

(Allah’ım, kabir azabından sana sığınıyorum.) [Müslim, Nesai, Hakim, Harâiti]

(Kabir azabından Allah’a sığınınız.) [Müslim, İ.Ahmed, İ.Ebi Şeybe]

 

(Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için Allah’a dua ederdim.) [buhari, Müslim, İ. Ahmed, Nesai]

Peygamber efendimiz, iki kabir yanında durup, (Bunlardan biri idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise, müslümanlar arasında söz taşıdığı için, kabir azabı çekiyorlar) buyurdu.(İbni Mace)

 

Peygamber efendimiz bir cenazede, (Ya Rabbi, bunu kabir azabından koru) diye dua etti. (Müslim, Nesai, Tirmizi)

 

İmam-ı Birgivi hazretleri, Etfal-ül-müslimin risalesinde, (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) hadis-i şerifini yazmaktadır.

 

Ehl-i sünnetin ve Hanefi mezhebinin reisi olan imam-ı a'zam hazretleri buyurdu ki:

(Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) (Kavl-ül-fasl)

İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Rabbani hazretleri, (Kabrin bedeni sıkması vardır) buyurdu. (Mektubat C.3, m.17)

Yine İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Gazali hazretleri de, (Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır) buyuruyor. (İhya-i ulümiddin)

Karada ve denizde ölene de sual sorulur. Bu da ruhun bedene iade edilmesinden sonra olur.(Nuhbet-ül-leâli s.116, Bidaye s.91)

Ruh ve bedene azap

Ruh ve beden beraber günah işledikleri için, kabir azabı da, her ikisine birden yapılacaktır.(El-Müstened)

İmam-ı Süyuti hazretleri Şerh-us-Sudur, Abdurrahman ibni Receb Hanbeli hazretleri Ehvâl-ül-kubur kitabında, İmam-ı Şarani hazretleri Tezkire-i Kurtubi Muhtasarı'nda bildiriyor ki:

Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri, (Yerden boynu zincirli birinin çıktığını, bir adamın bunu dövdüğünü, zincirli adamın yerde kaybolduğunu, böylece toprağa girip çıktığını gördüm) dedi. Resulullah efendimiz, bu zata, (O gördüğün kimse, Ebu Cehil'dir, kıyamete kadar kabrinde böyle azap çeker) buyurdu. (Taberani)

 

İmam-ı Taberani'nin bildirdiği bu hadis-i şerif, mezhepsiz ibni Teymiye’nin talebesi olan ibni Kayyımı Cevziyye'nin Kitab-ür-ruh isimli eserinde de vardır.

 

Özetini aldığımız hadis-i şerifin metninde Ebu Cehil'in, ibni Ömer hazretlerinden su istediği de yazılıdır. Demek ki, Ebu Cehil'in sadece ruhuna değil, bedenine de azap yapılmaktadır. Cehennemde de, çürüyen vücut yerine yeni bir vücut yaratılacak, Cehennemdekilerin böylece hem ruh, hem de bedenleri azap görecektir. Azap görecek olan bu çürüyen beden değildir. Ruhun tasarrufu altında olan beden azap görecektir.

 

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:

Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. (El-mütekaddim)

Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması, hikmete ve ilahi adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlânın, ölüleri diriltmeye gücü yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her şeye kadirdir, Onun kudretinden şüphe eden kâfirdir. (M. Nasihat)

Ehl-i sünnet itikadını en güzel şekilde anlatan meşhur Emali şerhinde buyuruluyor ki:

(Bir kimse kurtlar tarafından parçalanıp yense, yahut ateşte yanıp kül olsa, denizde çürüse, kabir suali olur, kabir azabına veya kabir nimetine kavuşur.)

 

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azabına benzemediği gibi, rüyada görülen azaba da benzemez. Böyle sanmak, kabir azabını bilmemekten ileri gelir. Kabir azabına inanmayan bid'at sahibi olur. "Hakkında hadis-i şerif olsa da, olmasa da, kabir azabına inanmam, akıl ve tecrübe bunu kabul etmez" diyen kâfir olur. (Mektubat-ı Rabbani C.3, m.17- 31)

 

[/TD]

[/TR]

[TR]

[TD] [/TD]

[/TR]

[/TABLE]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Taha suresinde bahsi geçen ayetlerde kabir azabı değilde dünya hayatının bayağılığına vurgu var ...bence bu açık ve nettir ...mahşerde gerekleri yapmayanlar adına Allah ın huzuruna çıkma korkusu var ve bu korkunun sebebi de dünya hayatı...dünya hayatına ebediyeti vermeye değdi mi....oysa o değersiz tarzında anlıyorum....doğrusunu Allah bilir yalnız şu da var....Kuran_ı Kerim bize esasları bildirir ama ölüm ahiret vb olaylar tamamen görünenden ibaret değildir bence... efendimizin ''benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz manalı bir hadisi var...dediğim gibi doğrusunu Allah bilir ve arapça karşılıklarından yorum yapamayacağım için görünen anlamı dışında bir sentezle ''yorumlayamam''

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Taha suresinde bahsi geçen ayetlerde kabir azabı değilde dünya hayatının bayağılığına vurgu var ...bence bu açık ve nettir ...mahşerde gerekleri yapmayanlar adına Allah ın huzuruna çıkma korkusu var ve bu korkunun sebebi de dünya hayatı...dünya hayatına ebediyeti vermeye değdi mi....oysa o değersiz tarzında anlıyorum....doğrusunu Allah bilir yalnız şu da var....Kuran_ı Kerim bize esasları bildirir ama ölüm ahiret vb olaylar tamamen görünenden ibaret değildir bence... efendimizin ''benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz manalı bir hadisi var...dediğim gibi doğrusunu Allah bilir ve arapça karşılıklarından yorum yapamayacağım için görünen anlamı dışında bir sentezle ''yorumlayamam''

 

Kabirde bir azabın olduğununa yorumlanan ayet sadece mümin suresi 46. ayettir çünkü başka ayet yok,onuda araştırırsanız sabah akşam ateşe atılmanın anlamı çıkıyor...

 

Bu tip konuları araştırın bişey kaybetsiniz,bazıları gözünüzü korkutmak için " Buna inanmamak, kıyamet günü mezardan kalkmaya inanmamaya yol açar. " gibi enteresan cümleler kursalar bile,artık ne alakası varsa...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ben sadece kendi fikrimi ''örnek verilen'' ayetlerden üzerinden belirttim...araştırmayan insan zaten bilemez ama dediğim gibi meal(çeviri) üstünden kelimelere bakarak yorum yapmak yorumlamak olmaz...kaldı ki bunlar hakkında net hükümler yoksa hadislere bakılır,orda da yoksa ve evvelden tartışılmamış ise alimlerin düşüncelere bakılır...ama üstünde net bir hüküm olmayan ya da sahih hadis olmayan hiçbir konuda ki yorumlamalar ''net bir kabul sağlamaz''...kabir azabının olup olmamasından ziyade ebedi bir azap ya da rahmetin olacağı kesin ve bunun hangi yollardan kazanılacağı belli...ben buna bakarım...Araştırma yapmakla yorum yapmak farklı,ben araştırırım ama herkesin her konuya hakim olamayacağı gibi ilk anlamı belli olan ayetler hakkında şahsıma ait yorum yürütüp, burda bunu da demek istiyor tarzı yorum yapamam...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kabirde bir azap ya da ödülün olmadığına dair 4 tane ayet var,aksine yorum yapılamayacak kadar net...

Berzah Alemi

 

İnsanın öldükten sonra ilk ayak bastığı alem, berzah alemidir. Kıyamet kopuncaya kadar bu alemde kalacaktır.

 

Berzah kelimesi, Arapça bir kelime olup sözlükte, iki şeyin arasında vaki olarak, onların birbirlerine kavuşmalarına mani olan perde gibi engele denir.

 

İbn-i Manzur berzahı şöyle açıklıyor: "Berzah, iki şeyin arasında olan şeye denir. "Sihah" kitabında berzah iki şeyin arasını ayıran şey olarak açıklanmıştır. Ayrıca berzah, dünya ile ahiret alemi arasında kalan, öldükten mahşer gününe kadar olan duruma denir. O halde kim ölürse, berzah alemine girer."(101)

 

Kur'an-ı Kerim, Rahman Sûresi'nde tatlı su ile acı suyun yan yana olup da birbirine karışmamalarını berzah kelimesiyle beyan etmiştir.

 

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Acı ve tatlı sulu iki denizi, birbirine kavuşmamak üzere salıvermiştir. Aralarında bir (berzah) engel vardır; birbirinin sınırını aşamazlar." (102)

 

Bizim burada bahis konusu yapmak istediğimiz berzahtan maksat, insan ruhunun öldükten sonra kıyamete kadar içinde bulunduğu, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında yer alan bir alemdir. İnsan ruhunun öldükten sonra ilk ayak bastığı menzil, işte bu alemdir. Kıyamete kadar, bu alemde kendisine layık bir hayatla hayatını sürdürüp, büyük kıyamet gününün gelmesini bekleyecektir.

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Tekrar diriltilecekleri güne kadar, arkalarında geriye dönmekten onları alı koyan berzah vardır." (103)

 

Bütün İslam ümmeti, berzah aleminin varlığı ve insan ruhunun ölümden sonra kıyamete kadar bu alemde kendisine layık bir hayat sürdüreceği hususunda ittifak etmişlerdir.

 

Ruhu, maddenin bir çeşit kimyasal özelliği olarak gören materyalist düşünceli pek azınlık bir grup dışında, bütün düşünür ve filozoflar da, insan ruhunun ölmekle yok olup gitmediği ve hayatını sürdürdüğü konusunu akli metotlarla ispatlamışlardır.

 

İslam uleması, bu konuyu kabir suali, kabir azabı bölümünde ele almış ve bütün İslam ümmetinin bu konuda ittifak ettiğini belirtmişlerdir.

 

Ehl-i Sünnet mezheplerinden Hanbeli mezhebinin kurucusu olan Ahmet bin Hanbel şöyle diyor: "Kabir azabı haktır, kula kabirde dini ve Rabbi sorulacak, cennet ve cehennemdeki yeri gösterilecektir." (104)

 

Yine Ehl-i Sünnet'in önde gelen liderlerinden olan, Kadı Abdulcebbar, kabir azabı bölümünde şöyle diyor: "Velhasıl ümmet arasında bu konuda bir ihtilaf yoktur. Sadece Zırar bin Amir'in bu konuda tereddüt ettiği nakledilmektedir. O, ilk önceleri Mutezile mezhebini benimsiyordu. Fakat daha sonra cebir mezhebini benimseyenlere katıldı." (105)

 

Ehl-i Beyt mektebine gelince; aşağıda göreceğimiz üzere; Ehl-i Beyt mektebinde bu konu en açık şekilde ortaya konmuştur.

 

Ehl-i Beyt ulemasının önde gelenlerinden olan Şeyh Saduk "Akaid" adlı kitabında şöyle yazıyor: "Kabir suali konusundaki inancımız, onun şüphesiz hak olduğudur. Kim, o suallere doğru cevap verirse, kabrinde neşe ve rahatlığa, ahirette ise cennet nimetine ulaşacaktır. Kim de, doğru cevap veremezse, kabrinde kaynar su ve yakıcı ateş ile karşılaşacak, ahirette ise, cehennem ateşiyle yakılacaktır." (106)

 

Yine Ehl-i Beyt ulemasının önde gelen liderlerinden olan Şeyh Müfit, Şeyh Saduk'un bu sözünün açıklamasında şunları yazıyor: "Hz. Resulullah (s.a.a)'dan gelen sahih hadislerde mezara defnedilmiş insanlara meleklerin nazil olup dinleri hakkında soru sordukları gelmiştir.

 

Bu konuda gelen hadislerin tabirleri birbirine yakındır. Bazı hadislerde, Allah Teala'nın Nekir ve Münkir isminde iki meleği olduğu ve bunların ölen kimseye nazil olarak ona, Rabbi, dini, peygamberi ve imamı hakkında soru sordukları; eğer doğru cevap verirse, onu nimet meleklerine ve eğer dili tutulur ve doğru cevap veremezse; onu azap meleklerine teslim ettikleri yer almıştır.

 

Bazı hadislerde de, kafirlere nazil olan iki meleğin isimlerinin Nekir ve Münkir, mü'minlere inen iki meleğin isimlerinin ise, Beşir ve Mübeşşir olduğu geçmektedir." (107)

 

Şeyh Müfit daha sonra şöyle devam ediyor: "Açıktır ki, o iki melek ancak, hayatı devam eden kimseye nazil olabilir ve ancak soruyu anlayıp kavrayan kimseye soru yöneltebilir. İşte bu, Allah Teala'nın ölen kulu öldükten sonra dirilttiğine ve hayatını; hak ettiyse, nimetlerden yararlanması veya hak ettiyse, azabını çekmesi için devam ettirdiğine delalet etmektedir." (108)

 

Büyük Ehl-i Beyt fakihi Allame Meclisi ise şöyle yazıyor: "Bil ki, berzah azabı ve mükafatı, önceki ve sonraki bütün İslam ümmetinin ittifak ettiği bir konudur. Diğer ilahi dinlerin çoğu da bunu kabul etmektedir. Müslümanlar'dan itina edilmeyen bir azınlık dışında, kimse buna karşı çıkmamış ve hem önceki Müslümanlar, hem de sonraki Müslümanlar onların görüşünün doğru olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir.

 

Ayrıca, berzah alemiyle ilgili, hem Ehl-i Sünnet, hem de Ehl-i Beyt kanalından muhteva açısından mütevatir olan hadisler nakledilmiştir." (109)

 

Görüldüğü üzere; İslam ümmeti, öldükten sonra kişinin hayatının sürdüğü ve kıyamet gününe kadar durumuna göre, nimet veya azap içerisinde olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. İşte ölümden sonra başlayıp, kıyamet gününe kadar süren bu hayat sürecine berzah hayatı denir.

Kur'an-ı Kerim'de Berzah

 

İslam uleması, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin açıkça veya ima yoluyla berzah hayatına delalet ettiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu ayetlerden bazılarına kısaca bir göz atalım.

 

1- Allah Teala şöyle buyuruyor: "Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu, onun söylediği bir sözdür. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir berzah (engel) vardır." (110)

 

Her ne kadar, İslam müfessirleri içerisinde bu ayette geçen berzah kelimesini, sadece ölen insanın tekrar dünya hayatına dönmesine, ya da mahşer gününden önce kıyamet alemine intikal etmesine mani olan bir engel olarak tefsir edenler olmuşsa da, ancak İslam müfessirlerinin büyük bir çoğunluğu, bu ayetin ölümden sonra başlayıp mahşer gününe kadar devam edecek olan berzah hayatına delalet ettiğini savunmuşlardır.

 

Birinci grup müfessirlere; Zemahşeri'yi, Fahri Razi'yi ve Ebu-s Suud El- İmadi'yi örnek olarak zikredebiliriz.

 

Zemahşeri bu konuda şöyle yazıyor: "Bu ayette geçen berzah kelimesinden maksat, mahşer gününe kadar, insanın dünya hayatına geri dönmesine mani olan engeldir." (111)

 

Ebu-s Suud ise şöyle diyor: "Berzah, kıyamet gününe kadar, ölen insanların geri dönmelerine mani olan engeldir. Bu, insanları tekrar dünya hayatına dönmekten büsbütün meyus kılmak demektir. Kıyamet günü ise, dönüş dünya hayatına değil, ahiret hayatına olacaktır." (112)

 

İkinci gurup müfessirlere ise, Ehl-i Beyt mektebi müfessirlerinden Allame Seyit Muhammed Hüseyin Tabatabai'yi, (El-Mizan tefsirinde) Tabersi'yi, (Mecme-ül Beyan tefsirinde) Ali bin İbrahim El- Kummi'yi, (Tefsir-ül Kummi'de) El Huveyzi'yi, (Nur-üs Sakaleyn tefsirinde) Ehl-i Sünnet müfessirlerinden ise, İbn-i Kesir'i, (Tefsir-ül Kur'an-ül Azim'de) Şevkani'yi, (Feth-ül Kadir tefsirinde) İbn-ül Kayyim'i, (Er-Ruh adlı kitabında) Ebu Hayyan Endulusi'yi (Bahr-ül Muhit adlı tefsirinde) vs. örnek olarak zikredebiliriz.

 

Allame Muhammed Hüseyin Tabatabai bu konuda şunları yazıyor: "Berzahtan maksat, kabir alemidir. O, insanın öldükten sonra kıyamet gününe kadar yaşadığı Misal Alemi denilen alemdir. Ayetin söz akışından bu anlaşılır. Şia kanalıyla Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamları'ndan nakledilen mütevatir niteliğindeki hadisler ile Ehl-i Sünnet kanalından gelen hadisler de buna delalet ediyor." (113)

 

Ebu Hayyan Endulusi ise bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak şunları yazıyor: "İnsanın ölümüyle kıyamet günü tekrar diriltilmesi arasında geçen sürece istiare olarak, berzah ismi verilmiştir." (114)

 

İbn-ül Kayyim ise konu hakkında şöyle yazmıştır: "Kabir azabı ve mükafatı berzah azabı ve mükafatının ismidir. Bu ise dünya ile ahiret arasında olacaktır. Allah Teala "Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir (berzah) engel vardır" buyurmaktadır." (115)

 

Ancak şunu belirtmeliyiz ki, her ne kadar Allame Tabatabai'nin belirttiği gibi, ayetin söz akışı berzah alemine delalet ettiğini açıkça ortaya koyuyorsa da, hatta biz birinci grup müfessirlerin görüşünü kabul edip ve ayette geçen berzah kelimesinin sadece engel manasını ifade ettiğini benimsesek bile, bu ayetin insan ruhunun ölümden sonra tekrar dünyaya dönmesine mani olan bir engel yüzünden dünyaya dönemediğine delalet etmesinden, insan ruhunun öldükten sonra yok olup gitmediği ve varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Zaten berzah aleminden maksat bundan gayri bir şey değildir. O halde bu ayet, her iki taktirde de berzah aleminin varlığına delalet etmektedir.

 

2- Allah Teala şöyle buyuruyor: "Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı iti­raf ettik, buradan çıkmaya bir yol var mıdır?" derler." (116)

 

İslam uleması, Allah Teala'nın kafirlerin kıyamet gününde söyleyeceklerini buyurduğu bu ayette geçen tabirin berzah hayatına işaret ettiğini belirtmişlerdir.

 

Zira bu ayette, iki defa öldürülme ve iki defa diriltilmeden bahsedilmektedir. O halde, birinci öldürülme ile birinci diriltilme dünya hayatındaki öldürülme ile berzah hayatındaki diriltilmeye ve ikinci öldürülme ve diriltilme ise berzah hayatındaki öldürülme ile kıyamet hayatındaki diriltilmeye işaret etmektedir.

 

3- Allah Teala Nuh peygamberin kavmi hakkında şöyle buyurmuştur: "İşte günahlarından dolayı suda boğuldular da, ateşe sokuldular ve Allah'a karşı kendilerine hiçbir yardımcı bulamadılar." (117)

 

İslam uleması, bu ayetin berzah azabına delalet ettiğini belirtmişlerdir. Zira bu ayet, Nuh kavminin boğulmalarından hemen sonra ateşe sokulduklarını belirtmektedir. Bunu, ayette geçen boğulmayla ateşe sokulma arasında kullanılan "fe" harfinden ve ateşe sokulmanın muhakkak gerçekleştiğini gösteren geçmiş zaman kipinin kullanılmasından anlıyoruz.

 

Zira, boğulduktan hemen sonra ateşe sokulmasaydılar, ilk önce; "fe" harfi yerine sonra gerçekleşeceğini ifade eden "sümme" kelimesi kullanılırdı.

 

Saniyen; işin muhakkak olduğunu gösteren geçmiş zaman kipi yerine gelecekte gerçekleşeceğini belirten gelecek zaman kipi seçilirdi. O halde bu ayette geçen ateş kıyamet ateşi değildir. Kıyamet ateşinden önce olan ateş ise, berzah ateşinden başka bir ateş değildir.

 

4- Allah Teala Firavun kavmi hakkında şöyle buyuruyor: "Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet gelip çattığı gün ise, "Firavun'un adam­larını azabın en ağırına sokun"denir." (118)

 

Bu ayet, berzah aleminin varlığını gösteren ayetlerden bir diğeridir. Zira Allah Teala bu ayette Firavun kavminin sabah ve akşam ateşle cezalandırdıklarını kıyamet gününde ise, daha ağır bir azaba sokulacaklarını belirtmektedir.

 

O halde, onların sabah akşam cezalandırıldıkları ateş, kıyamet ateşinden önce olan bir ateş olup, kıyamet ateşi ve azabına oranla daha hafif olan bir azap ve ateş türüdür.

 

Sonra; bu ayette sabah ve akşamdan söz ediliyor. Oysa, kıyamet gününde bunların bir anlamı yoktur. Bu da, bu azabın kıyamet gününden önce olan bir azap olduğunu göstermektedir.

 

5- Yine Allah Teala, gönderilen ilahi elçileri yalanlayan kavmine karşı çıkarak: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun. Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar. Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz. O'nu bırakıp da ilahlar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah, bana bir zarar vermek isterse, o ilahların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar. Doğrusu, o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum. Şüphesiz, ben Rabbinize inandım, beni dinleyin" diyerek, onları ikaz eden Al-i Yasin'in mü'min kişisinin kavmi tarafından şehid edildiğinde; Allah Teala'nın onu, "Cennete gir" diyerek mükafatlandırmasını ve onun ilahi nimetleri görünce: "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" (119) diyerek, öldükten hemen sonra sevincini ortaya koyması, bu mükafatlandırmanın kıyamet mükafatından önce olduğunu ve bu ayette geçen cennetin kıyamet cennetinden önce olan berzah cenneti olduğunu göstermektedir. İşte bu ayet de, berzah hayatını ispatlayan ayetlerden bir diğeridir.

 

6- Allah Teala'nın, Allah yolunda cihad ederken şehid düşenler hakkında nazil etmiş olduğu ayetler, açıkça berzah hayatının olduğunu kanıtlamaktadır.

 

Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridir­ler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızklanırlar, arka­larından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendi­lerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler." (120)

 

Yine Allah Teala şehidler hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz." (121)

 

Bu ayetler, ölümden sonra başlayan berzah hayatını ve o hayatta mükafatların olabileceğini açıkça belgelemektedir. Zira bu ayetlerde, şehidlerin Allah Teala'nın katında ilahi nimetlerden yararlanmakta olduklarını ve henüz dünya hayatında olan mü'min kardeşlerine, kendileri için bir korku ve hüznün söz konusu olmayacağını müjdelediklerini, ancak henüz dünya hayatında olan bizlerin bu hayatı algılamak imkanına sahip olmadığımızı ortaya koymaktadır.

 

Berzah hayatını ispatlayan başka ayetler de vardır. Ancak biz bu kadarıyla yetinip, berzah hayatına değinen hadislere de kısaca bir göz atmak istiyoruz.

 

Hadisler Işığında Berzah Hayatı

 

Berzah hayatıyla ilgili olarak, ister Ehl-i Beyt kanalından, ister Ehl-i Sünnet kanalından bir çok hadis nakledilmiştir. Onların tamamına burada yer vermemiz imkansızdır. Biz konuya ışık tutmak açısından sadece birkaç hadise değineceğiz.

 

Hadisler, berzah alemindeki hayatı çeşitli eziyetler, hüzünler, lezzetler ve sevinçlerle karşılaştığımız uyku alemine benzetmişlerdir. İnsan berzahta dünyadaki bedenine benzer bir bedenle hayata devam edecektir. Eğer iyi amel sahibi ise çeşitli lezzetlerle karşılaşacak, aksi halde azap görecektir.

 

Bu hususta İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Teala birinin ruhunu aldığı zaman, onu dünyada bulunduğu bedene benzer bir bedene koyar. Onlar orada yerler, içerler, aralarına yeni biri geldiğinde, onu dünyadaki şeklinden tanırlar." (122)

 

Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur: "Mü'minlerin ruhları birbirleriyle görüşüp konuşurlar. Öyle ki insan, o Misali bedeni görürse; "İşte o falan şahıstır" der." (123)

 

Yine Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a: "Berzah nedir?" diye sorulduğunda, İmam: "Berzah ölümden kıyamete kadar devam eden bildiğiniz kabir alemidir(124) cevabını vermişlerdir.

 

İshak El-Cevzi diyor: "Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a: "Mü'minlerin ruhları nerededir?" diye sordum. İmam (a.s): "Mü'minlerin ruhları cennet evlerindedir. Cennetin yemeklerinden yer, içeceklerinden de içerler. Birbirlerini ziyaret eder ve: "Rabbimiz! Kıyameti getirip de bize va'de ettiğini gerçekleştir" derler buyurdu.

 

Ben: "Peki, kafirlerin ruhları nerededir?" dedim. İmam (a.s): "Onların ruhları da cehennem odalarındadır. Onlar da onun yemeklerinden yer ve içeceklerinden içerler, birbirlerini ziyaret edip: "Rabbimiz! Kıyameti getirerek bize va'dettiklerini gerçekleştirme" diye yalvarırlar buyurdu."(125)

 

Yine Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) berzah aleminin önemini şöyle beyan etmiştir: "Andolsun Allah'a ki, sizin için korktuğum, sadece berzah aleminde meydana gelen olaylardır. Ama mahşer günü bizim şefaatimiz size ulaşacaktır."(126)

 

Hz. İmam Ali (a.s)'dan nakledilen uzunca bir hadiste Hazret, berzah alemi hakkında şöyle buyurmuştur: "İnsan ömrünün son günü ve ahiret hayatının ilk günü yetiştiğinde, kişi ihtizar halinde iken, o kimsenin malı, evlatları ve ameli tecessüm bularak gözünün önüne gelir. İhtizar halinde olan bu şahıs malına dönerek: "Allah'a yemin olsun ki, seni kazanmak için çok çaba sarf ettim; şimdi söyle senden bana ne hayır vardır" der. Mal cevabında: "Kefenini benden al ve git" der. Sonra evlatlarına dönerek: "Allah'a yemin olsun ki, sizin seveniniz ve koruyanınız idim; şimdi söyleyin bakayım bana ne hayrınız olacak" der. Onlar: "Biz seni mezara kadar uğurlar ve gömeriz" derler. Sonra ameline dönerek: "Allah'a yemin olsun ki, senden yüz çevirirdim, sen bana çok yorucu ve ağır gelirdin. Şimdi senden bana gelecek hayır nedir?" diye sorar. Amel onun cevabında: "Sen ve ben Rabbine sunuluncaya kadar, kabirde ve kıyamet gününde seninle arkadaş olup yanında bulunacağım" der.

 

Eğer dünyadan göçen insan, Allah'ın dostlarından olur ise, ameli onun yanına, en güzel kıyafette olan güzel yüzlü, güzel kokulu bir insan şeklinde gelerek: "Seni bütün üzüntü ve tehlikelerden kurtulmak ve cennet nimetleriyle müjdeliyorum. Hoş sefa geldin" der.

 

İhtizar halindeki o kişi ona: "Sen kimsin?" diye sorar. O, cevabında: "Ben senin güzel ve salih amellerinim" der.

 

Sonra böylece o insan dünyadan cennete göçer. O, kendine gusül vereni tanır ve acele etmesi için ona yemin verir.

 

O cenaze mezara gömüldüğü zaman, onun yanına iki melek gelir. Onlar kabir melekleridir. Tüyleri yerde sürünür ayakları ise yere gömülür, sesleri şimşeğin sesi gibi korkunç, gözleri ise, yıldırımdan çıkan ışık gibidir. Ondan "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?" diye sorarlar. O, cevaplarında: "Rabbim Allah, Peygamberim Muhammed (s.a.a) ve dinim İslam'dır" der.

 

Bunun üzerine, o melekler ona dua ederek, Allah'tan onu sevdiği ve istediği şeyler üzere sabit kılmasını isterler. İşte Allah Teala'nın; "Allah, sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında, hem de ahirette sapasağlam tutar" ayetinin anlamı budur.

 

Sonra, o kimsenin kabrini göz alabildiğine genişletir ve onun için cennetten bir kapı açarlar ve ona: "Rahat bir şekilde, bir gencin bol nimet içerisinde uyuduğu gibi uyu" derler. İşte bu, Allah'ın şu va'didir: "O gün cennettekilerin kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek güzeldir." (127)

 

Ama eğer ölen kimse, Allah'ın düşmanı olur ise, ameli onun yanına en kötü kokular içerisinde Allah'ın en çirkin bir yaratığı kılığında gelir ve: "Seni cehennem ateşiyle müjdelerim" der.

 

O adam da ona gusül verenleri tanır. Ancak onu mezara götürenlere onu geciktirmeleri için yemin vermeye başlar.

 

Sonra o adam kabre bırakılınca, kabir melekleri gelerek onun kefenini açarlar ve ona: "Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin nedir?" sorularını yöneltirler. O, cevaplarında "Bilmiyorum" der. Bunun üzerine melekler ona: "Öğrenmedin ve hidayet olmadın ha!" diye hitap ederler ve demir bir topuzla ona öyle bir şekilde vururlar ki, yeryüzünde cinler ve insanlar dışındaki bütün canlılar bundan korkar.

 

Sonra onun yüzüne ateşten bir kapı açarlar ve ona "En kötü bir şekilde uyu" derler. O, öyle bir darlık içine düşer ki, kabrinin onu sıkması sonucu, o bir mızrak ve mızrak ucu gibi erir ve incelir. Bu sıkma sonucu beyni kulak ve tırnak kısmından dışarı fışkırır.

 

Sonra Allah yerdeki yılan, akrep ve haşereleri ona musallat eder. Kıyamet kopuncaya kadar bedenini ısırıp kopararak ona azap ederler. Bu dönem o kadar zorlu bir dönem olur ki, kıyametin bir an önce koparak, bu zorluktan kurtulmasını arzu eder." (128)

 

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kabir cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur." (129)

 

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri öldüğünde sabah akşam kalacağı yerden ona sunulur. Eğer cennet ehli ise cennetten, eğer cehennem ehli ise cehennemden ona sunulur ve ona: "Bu Allah seni kıyamette tekrar diriltinceye kadar kalacağın yerdir" denilir." (130)

 

Buna göre berzah alemi, insanın ölümden sonra kıyamete kadar dünyadaki bedenine benzer bir bedenle içinde bulduğu ve durumuna göre, zevk-ü safa veya çeşitli eziyetler çektiği bir alemdir.

 

Kabir Suali

 

Ehl-i Beyt İmamları'ndan bize ulaşan rivayetlere göre, insanoğlu kabre konduğu zaman Nekir ve Münkir isminde iki sorgu meleği ona gelip, akide ve inanç esaslarından, Ehl-i Beyt'in velayet ve sevgisinden, hatta bazı rivayetlerde olduğu gibi, ömrünü hangi yolda sona erdirdiğinden, mal varlığını hangi yoldan kazanıp ve nerede harcadığından soracaklardır. Eğer gerçek inananlardan ise, sorulara Allah'ın izniyle doğru cevap verip onun rahmet ve nimetine kavuşacaktır. Aksi takdirde sorulanlara cevap veremeyecek ve azaba duçar olacaktır.

 

Kabir sualinin kesin olacağı ile ilgili İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim üç şeyi inkar ederse bizim şialarımızdan (takipçilerimizden) değildir:

 

1- Peygamber efendimizin Miraca gitmesini

 

2- Kabir sualini

 

3- Biz Ehl-i Beyt'in kıyamet günündeki şefaatini." (131)

 

Kabirde (Berzahta) Nelerden Sorulacağız?

 

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) her Cuma günü Medine'de Peygamber'in camiinde, kabirde insanoğlunun nelerden sorgulanacağına değinerek, halka şöyle nasihat ediyordu: "Ey insanlar! Takvayı seçin çünkü dönüşünüz Allah'adır. Burada iyilik etmiş olan herkes orada iyiliği kendi karşısında bulacak, kötü amel işlemiş olan herkes orada kötülüğü kendi karşısında bulacak ve kötü amel işlemiş olan kimse kendisi ile ameli arasında uzun bir mesafenin olmasını dileyecektir.

 

Allah sizleri çetin bir azapla uyarıyor. Ey insanoğlu! Ne yazık ki sen gaflettesin, ama senden gafil değiller; ölüm her şeyden daha hızlı varıp seni arayacak ve nihayet seni bulacaktır. Sanki o an gelip çatmış, ölüm meleği senin ruhunu almış, tek başına kabir evine gelmiş ve soru melekleri zor bir sorgulama ve imtihan için yanına varmışlardır.

 

Onlar; ilk olarak taptığın Allah, sana gönderilen peygamber, bağlandığın din, okuduğun kitap, velayetini seçip emrine uyduğun imam hakkında, daha sonra da ömrünü hangi yolda harcadığından ve mal varlığını nasıl kazanıp, nerede harcadığından soracaklar.

 

O halde sorgulanmadan önce dikkatli ol, cevaplamaya hazırlan. Eğer imanlı ve takva ehli isen, kendi dinini iyi tanımış, gerçek ve hak imamlara uymuş isen, Allah dostlarını sevmiş isen, Allah dilini hakkı söylemeye açacak, seni cennetle ve kendi rızasıyla müjdeleyecek, melekler nimet ve rızk ile seni karşılamaya gelecekler. Aksi halde dilin tutulacak cevap veremeyeceksin ve ateş sözünü sana verecekler, azap melekleri seni konuklamak için ateşle sana doğru gelecekler." (132)

 

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kabirde beş şeyden soracaklar: "Namaz, zekat, hac, oruç ve biz Ehl-i Beyt'in velayetinden." (133)

 

Berzahta Kimler Sorguya Çekilecekler?

 

Kabir aleminde sorguya çekilecek olan guruplar şunlardır:

 

1- İman ehli olanlar

 

2- Kafir olanlar

 

Bu iki grubun arasında yer alan mustazafların durumunu belirlemek ise kıyamet gününde Allah Teala'ya aittir.

 

Ebu Bekir Hazremi diyor ki; "Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s): "Kabirde sırf iman ve sırf küfr sahipleri sorguya çekilecektir" buyurdu. Ben: "Peki, diğer insanların durumu ne olacaktır?" deyince, İmam (a.s): "Onlardan geçilir" buyurdu."(134)

 

Kabirdeki sorgu ve sualden sonra, ehli takva olanlar cennet müjdesi, kafir olanlar ise azapla karşılaşacaklar.

 

Nitekim Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan (mukarrep olan) ise, bu durumda rahatlık, güzel rızk ve nimetlerle donatılmış cennet onundur. Ve eğer ashab-ı yeminden (amel defterleri sağ ellerine verilenlerden) ise, artık ashab-ı yeminden selam sana. Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise, artık onun için de ala bildiğine kaynar sudan bir şölen vardır. Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da." (135)

 

Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığı üzere, Allah Teala inkarcıları ve hakikati yalanlayanları cehennem ateşine sokacaktır. Önemli bir hakikat olan Ehl-i Beyt İmamlarını inkara kalkışanlar da aynı akıbete duçar olacaklardır.

 

Yunus isminde bir ravi şöyle diyor: "İmam Rıza (a.s)'ın huzuruna vardığımda, Hazret bana dönerek: "Ali bin Hamza vefat etti" dedi. Ben: "Ey Peygamber oğlu! Evet öyledir" dedim. İmam: "O cehenneme dahil oldu" buyurunca, ben irkildim ve korktum. İmam nedenini şöyle açıkladı: "Kabir aleminde ona İmam Musa Kazım (a.s)'dan sonra imamından sorduklarında "tanımıyorum" deyip inkara kalkıştı, dolayısıyla kabri ateşle doldu." (136)

 

Ali bin Hamza İmam Rıza (a.s)'ın imametini kabul etmeden dünyadan giden bir şahıstır.

 

Hz. Resul (s.a.a) şöyle buyurdular: "Allah'ın Nekir ve Münkir isminde iki meleği vardır. Kabirde, ölen şahıstan, Allah'ından, Peygamber ve imamından soracaklar. Hakkıyla cevap verebildiyse cennet meleklerine teslim olunacaktır. Ama eğer o ölen şahıs dili tutulup cevap vermezse azap meleklerine teslim edeceklerdir." (137)

 

Kummi tefsirinde Zureysi Kennasi'ye istinaden şöyle yazıyor: "Zureysi şöyle rivayet etti: İmam Muhammed Bakır (a.s)'a: "Canım sana feda olsun, bana, Allah'ı ve Peygamberi'ni tanıyan, ama günahkar olan ve sizin velayet ve imametinizden haberdar olamayanların durumlarını, açıklar mısınız?" dedim. İmam şöyle buyurdular: "Bu durumda olanlar kabirlerinde kalacaklar. İşlerinde salih amel sahibi olup da biz Ehl-i Beyt'e düşmanlık etmeyenler için, cennetin kapılarından bir kapı yüzlerine açılacaktır, oradan Allah'larına kavuşana kadar, bir çeşit rahatlık esintisinden istifade edeceklerdir. Allah onları iyi ve kötü amellerine göre hesaba çekecektir. Ve bunlar hesapları Allah'a ait olan guruplardandır. mustazafların, akılsızların, çocukların, buluğ çağına girmeyen Müslüman çocuklarının durumları da Allah'a aittir." (138)

 

İmamın bunların durumları Allah'a aittir buyruğu aşağıda zikredilen ayeti kerimeye işarettir:

 

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Diğer bir kısmın da, durumları Allah'a aittir. Ya, azap eder veya tevbelerini kabul buyurur, Allah alim ve hekimdir." (139)

 

Kabir Sıkması

 

Berzah aleminde karşılaşacağımız ikinci bir husus da kabir azabı ve sıkmasıdır. Bu konu Ehl-i Beyt İmamları'nca birçok hadislerde beyan olunmuştur.

 

Ebu Besir diyor, Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a: "Hiç kabir sıkmasından kurtulan olur mu?" diye sordum. İmam (a.s): "Ondan Allah'a sığınırım, çok az kimse ondan kurtulur" (140) buyurdu.

 

Kabir sıkması ve azabı bazıları için yaptıklarının cezası olarak şiddetli olabilir. Ama bazıları için hafif olacaktır. Bu onların günahlarına oranla değişecektir.

 

İmam Cafer Sadık (a.s) Allah'ın Resulünden naklen şöyle buyurdular: "Kabir sıkması, imanlı kişiler için, israf ettikleri ilahi nimetlere karşılıktır." (141)

 

Kabir Sıkmasının Nedenleri

 

Ehl-i Beyt kanalından ulaşan hadislerden anlaşılıyor ki, kabir sıkması en çok şu aşağıda saydığımız amellerden dolayıdır:

 

1- Namazı hafife almak

 

2- Zor durumda kalan mazlumun (çağırdığı halde) yardımına koşmamak

 

3- Gıybet etmek

 

4- Söz dolandırmak

 

5 Ayak üstü idrar etmek ve idrarın sıçrayan damlalarından kaçınmamak

 

6- Kendi helalının (hanımının)doğal isteklerine olumlu cevap vermemek

 

7- Aile fertlerine karşı iyi ahlaka sahip olmamak

 

8- İlahi nimetleri israf etmek. (142)

 

Ders Verici Bir Öykü

 

Peygamberi Ekrem (s.a.a)'in büyük ashabından biri olan Sa'd bin Muaz vefat ettiğinde Allah'ın habibi Sa'd'in cenazesi yıkandıktan sonra, bizzat kendi mübarek elleriyle cenazenin bir tarafından tuttular ve gömüleceği yere kadar geldiler. Sa'd'in bedenini kabre koyup, ashabın yardımıyla bizzat kendisi kabrin üzerini örtüp sağlamlaştırdılar ve Resul-i Ekrem (s.a.a) defin esnasında şöyle buyurdular:

 

"Biliyorum, Sa'd'in kefeni ve bedeni çürüyecektir. Ama Allah işini iyi ve sağlam yapan kulunu sever, bunun için ben de kabrin üzerini ve içini sağlam yaptım."

 

Sa'd'in annesi, Hazret'in oğlunun cenazesine gösterdiği ilgi ve yakınlığı görünce: "Ey oğlum! Cennet sana afiyet olsun" dedi.

 

Peygamberi Ekrem (s.a.a) Sa'd'in annesinin böyle güvenli konuşmasını duyunca, şöyle buyurdular: "Ey Sa'd'in annesi! Oğlun hakkında cennet hususunda öyle kesin konuşma! Senin oğlun aile içerisinde haşin bir ahlaka sahip olduğu için bu anda kabir sıkmasına duçar olmuştur." (143)

 

Ruhun Bu Dünya İle Olan Bağlantısı

 

İslam Peygamberi ve Ehl-i Beyt'inden bize ulaşan rivayetlere göre, ölen kimsenin ruhu, tamamen bu dünyadan alakasını kesmiyor ve bazen yaşadığı eve dönerek aile fertlerini izler.

 

İmam Cafer Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: "Her mü'min ve kafirin ruhu öğle üzeri kendi dünyadaki ailesinin yanına geliverir. Mü'min olan ruh kendi ev halkının iyi amellerle baş başa olduğunu görünce, Allah'a şükreder. Kafir ise kendi ev halkının iyi amele yöneldiklerini gördüğünde, hasret duyar."(144)

 

İshak bin Ammar dedi ki; "Hz. İmam Musa Kazım (a.s)'a: "Ölen insan ailesini ziyaret eder mi?" diye sordum. İmam (a.s): "Evet ziyaret eder" buyurdu.

 

Ben: "Ne kadar bir sürede ziyaret eder?" dedim.

 

İmam (a.s): "Derecelerine göre, cuma günleri, ayda bir veya senede bir ziyaret eden olur. Ölen insan bu ziyaretinde eğer ailesinin hayır amel yaptıklarını ve ferah içinde olduklarını görürse sevinir, ama eğer onları kötü amel üzere bulur veya zorluklar içinde olduklarını görürse üzülür" buyurdu. (145)

 

İlim ve tecrübe yoluyla, ruhlarla irtibat sağlayan bilim adamları da ruhların bu dünya ile olan bağlantılarını savunmaktadırlar.

 

 

 

Kaynak: Berzah Alemi

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...