Jump to content

Nitelikli Şiirler


devrikcumle
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

hani herkesin bir kipi vardır

 

çekimlemek için

 

sonraya saklanılmış bir şarkısı

 

dualarında cem edilmeyi bekleyen nakaratları

dudaklarında mahremiyeti tavaf ettiren dizeleri

hani herkesin dikili bir ağacı vardır

biat etmek için

kimi zaman alamut olur

kimi zaman mirvan

 

kıtmir aşkına!

meryemin şehrinden geliyorum

teslis vakti ayinlerinden

ölüleri semaha durmuştu şehrin

gözlerinde ikindi vaktinin telaşı

müstefilātün kalıbıyla sürüyorlardı develerini

ölü deniz ülkesinin sürgünüydüler

lanetine sığınacak kadar asileşmemişlerdi

ve de çarıklarıyla gezinmemişlerdi

vadisinde kutsalın

devrik cümle kurmaktı sadece yaptıkları

 

nedense hepimiz dar kapı eşiğinde

oyuncaklarımızı kaptırmıştık birilerine

olur da bir gün

şehre bir dilenci gelir

usulca terk etmemizi ister bizden şehri

-mış anında şehir

gizemli bir soytarının

naniklerine şahitlik etmeliydi o gün

 

anlayacağın

şehrimden olsun istiyorum

beni taşlayanlar

bir çingene asaletine bürünsün ölüm

üşüdüğümü görmesin ihtiyar kadın

ihanet etsin gözlerine

 

ağladığın güne yemin olsun ki

ağarmış saçlarıyla ihtiyar bir kadın

deve dikenlerinden üzüm toplama telaşındaydı

şirk bulaşmıştı saçlarına

seninse kirli beyaz kokuyordu sesin

teheccüd vaktinin mahremiyetine halel getirmedeydin

 

sonra sağır olmuştun

sonra dilsiz

ve

sonra kanatlamıştın

kırılgan bir atın şehveti sarmıştı seni

ne kötü bir ticaretti

bir şairin devesine sırtını dönmesi

ortasında çölün

ve dahası

veznine ihanet etmesi

 

hadi çelimsiz bakışlara

yenildiğini farz edelim

gözyaşlarına ne demeli

sualsiz sükutlara...

ebazeri erken oynadın

ve dahi mealen

 

bilesin

harflerin

kelimelerin

bir de cümlelerin

müsvedde hükmünde emanettir bende

 

ifk gününe yemin olsun ki

ökçeleri üzerine gerisin geri dönenler

okumuştu sana vahyi

avuçları günahkardı

gözleri Hayber

sonra yosma kadınlar

ve havariler

sonra

leküm dinüküm veliyedin

 

anlayacağın

 

herkesin ilahını

“herkesler” tanımlamıştı

“sen ve Rabbin...” savaşa yollanmıştı

ve o gün

simsiyah ihramıyla sükut

tavafa durmuştu

 

kıtmir aşkına

bir zılgıt ihanet demekti

bir anneyi öksüz bırakmak demekti

ama bilesin

terk etmemişti Elio seni

 

abdulvahap ballı

 

 

--- Sonraki mesaj ---

 

"böyle olmamalıydı" dedi.

kepenkleri indirdi hızlıca,

elini gömleğinin cebine uzattı,

neden sonra hatırladı, üç gün önce

sigarayı bıraktığını,

 

kör kuyuya düşmüş, mısırlı tacirlerin

yolunu gözlüyor,

kenan!

 

uç uç böceklerini öldürürdü çocukken

onları hatırladı sonra,

sonra o korkunç migren,

yeniden...

 

tur dağından dönen, levhalar emanetçisi.

bastığı toprak, toprak değil,

haykırsa çıkmıyor sesi.

 

tuğla duvarlarda kan lekesi.

 

"boşluk"

ve sustu sonra.

 

tüm aynılığıyla akan zaman,

yeniden buldu ritmini.

 

"solduğuma bakma, hala kırmızıyım"

dedi bir karanfil,

onlar hep uçarlardı

neden öldürdün sanki

 

babil'de çalışan duvar işçisi,

son taşı koyuyordu.

bir adım kalmıştı,

tanrıya uzanmaya halbuki

neden öldürdün...

 

ağlamaklı baktı önce

sonra karanfili de ezdi

sokak lambaları cızırtısı

migren, boşluk...

 

nihayet bir kova saldılar kuyuya

nafile uğraş, takatsiz ruh...

 

ömer faruk özcan

 

 

--- Sonraki mesaj ---

 

568.jpg

 

Yaşarken bana mı sordun… Ölürken soruyorsun…

Seni izledim… Gençliğinin jöleli gülüşlerinden. Çocukluğunun garipliğinden. Merakından. Bana bakarken saatlerce kendine bakışından. Elinde tuttuğun bi eşyaydım. Ne çabuk şey oldum. Garip bi şey. Hayatla hayatsız arasında…. Ölüyle cansız arasında…

 

Saçmasın. Ve sapansın. Kendini bana fırlatma. Beni bununla kırılabilirsin ama buna kırılmam. Öfkeli bir elin beni duvara fırlatması binlerce öfkeli eli göstermem demek. Bunu akletmedin. Ben birken sen birdin. Damarımı kestin ama kendi kanına girdin... Rahatlamış değilsin. Ben kırılırsam delikanlı. Yüzünü bu odaya bildiri diye dağıtırım. Yüzün bunu karşılamaz… Ne varlığın ne yokluğun bu yolu bensiz arşınlamaz…

 

Hangi yola gitsen o sen değilsin, bunu en çok ben biliyorum. Eskimiş ayakkabılarını saklama. Bana gösterme. Bu sen değilsin. Sen hep diğer yolun adamısın, giyilmemiş ayakkabıların en gıcırısın sen. Kendini kandırma…

 

Sen ne bu gerçeğe aitsin ne de bu masala. Aklını katlayıp kayalardan uçurduysan. Süzülerek çakıldıysa yere. Kan akmadıysa benden bilme. Mundar gittiyse benden bilme. Ben gösterdim. Ben hep senin ışık dolu gölgendim. İhanet dolusu bi adamdım. Ama sen orada yoktun. Sadece karşımdayken gördün beni. Benden bilme. Boynuna bıçak çalınmadıysa rahmetten bil. İbrahim’den ve Allah’ın koyunundan bil!

 

Karanlıktı deme, ışık yoktu deme. Baktım, yoktum deme. Tozumdan utana utana kaç yıllarca bekledim seni. Ben hep aynıydım ben hep aynaydım. Hep senin yüzünle bekledim seni. Senin hiç aynı yüzün olmadı. Ben aynıydım emin ol.

 

Ne kaldıysa şimdi. Seni gösterdiğimden. Şu kanlı gözler. Şu öfkeli dudaklar kıpır kıpır. Alnının bu terleri. Boşuna bakıp intihar yüzleri beğenme benden.

 

Hayat çatır çatır, bezler bağladığınız bi yatır. Hurafe murafe ama yaşıyasan eğer … bir kıpırtı daha. Bir mimik daha. Parmağını kıpırdat. Beni tut. Bana bak kendini gör. Madem kanatların seni ölüme götürüyor kendine bir kafes ör.

 

Ben Gazali'den kalma bir adamım. Kalbimden sonrasını bahşiş diye dağıtırım.Bir cümle daha söylesem ey suret..seni gebertene kadar ağlatırım.tarkan başer

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ölebilir olabilir olana;

 

acı

sabah

ılık bir melodidir ölüm

çırılçıplak bir çocuğun

yorgunluğundan serpilen

denizler hüzün

ıpıslak yalnızlık biricik

acı katlanmak kendine

isyankar bir tanrıya

sıkışır yine

gözler

üstüne

ılık bir kar tanesidir intihar

düşer kendine

ölünülebilir diye

güzel yaşamak

 

 

 

kaan ince

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

beni bırakma bu sarsıntıların ve şölenlerin içinde

 

ben yarattığın ihtişama bakıyorum

 

gözlerimi yakıp

 

beni yakma ey ateşin ve suyun sahibi

 

ben bütün bildiklerimi bildiren Sensin diye haykırıp

 

gösterdiğin ırmaktan

 

vadettiğin denize akıyorum...

 

...

 

hayata bir şeyi katıp hiçbir şeyi kül ediyordun

 

herşeyi kendinle susturup gül oluyordun

 

 

 

birgün göğüm sallandı söyledim seni

 

sen zamanı durdurup acıyı örten

 

eşsiz incilerle işlenmiş tül oluyordun....

 

 

 

-aşk-

 

 

 

gökte ilk sarsıntıyı duyunca mecnun

 

gökten hasretin çölüne düşen bir göktaşına

 

leyladır diye ruhunu açtı

 

 

 

1...

 

gökyüzünde deprem oldu

 

yer aletleri ölçemedi büyüklüğünü

 

 

 

sonra bu hengamede bir deli soruyla

 

şenlendirdi bu sarsıntılı -göksel düğünü-

 

 

 

' hiç ölçebilir mi cüce bir terzi

 

bir devin gölgesinin boyunu...'

 

 

 

2...

 

insan deprem olana dek göğe bakmıyordu

 

bakmıyordu ve ibret almıyordu

 

gökten alevli taşlarla değişti feleği bakışların

 

insanlar korkuyla yere uzanıp göğe baktılar

 

göğe

 

bu boşluğun en intizamlısı

 

yaratılmış güzelliğe

 

insanlar o gün

 

toprağı ve göğü yeniden farkettiler

 

toprağın kokusunu

 

ekmekliğini ve hayat dolu olduğunu

 

sonra göğü

 

bu kainatın dipsizliğini

 

sonsuzluğunu

 

 

 

sonra aynı deli elinde bir ayna

 

bağırdı depremle şaşırmış algılara

 

 

 

' hiç göğe şaşkın bakmayan

 

yeryüzünün o eşsiz öyküsünü

 

kendi yazgısında

 

bulabilir mi...'

 

 

 

3...

 

göğün sarsıntısı

 

yıldızların dünyayla izdivaç düşü

 

şaire imge sağnak sağnak

 

düşüdür yere çarpıp kalbine giren yıldız parçaları

 

ve deliyle aynı şarkıyı söyleme vakti

 

delinin şairleşip şairin delirme vakti

 

bütün yaftaları bir idrak askısına germe vakti

 

bütün küçük hesaplı iyilikleri bu dev sarsılmışlıkla yerme vakti

 

göğün sarsıntısını

 

yaşamın bir depremden payımıza düşen kalıntısını

 

yeniden başlamak ve inanmak için

 

yerlebir edip yerlere serme vakti

 

 

 

çünki aynı deli

 

haykırmasın diye göğün depremiyle esneyen damlarda

 

' ne az pay çıkarıyorsunuz acılardan kendi yanılgılarınıza...'

 

 

 

4...

 

bazen herşeyin sonudur sarsılmak

 

yani gökte olmak ve gökyüzü gibi sarsılmak

 

oysa anlamları inşa eden bizim gücümüz değildir

 

biz değilizdir göğü haşmetli ama mütevekkil bir padişah gibi

 

nizamda tutan

 

o yüzden aslında sarsılmak

 

hep kaçtığımız gerçeğin yüzümüze

 

yüzümüzün aynasından ruhumuza

 

gökten gelen kutsal bir mektuptur

 

göksel bir umuttur şaşırmışlığımıza...

 

 

 

yine de biz anlamadan ne olduğunu

 

bütün aymazlığıyla bir deli

 

haykırır durur ruhların yıkıntılarının arasından;

 

 

 

' unutulmuş gibi gezinmeyin dünyanın o mahrem bahçelerinde...'

 

 

 

bazen delinin sözü sarsılmaktan beterdir...

 

 

 

5...

 

gecenin içindeydim

 

şairdim ve duvar örüyordum ruhumun saydam çiçekli bahçesine

 

sarsıldım gökten duvarıma bir ışık düştü

 

duvarım, aynama

 

aynam saydamlığıma

 

sarmaşık olup düştü

 

sarsılıp sarıldım kendi sessizliğime

 

bahçem duvarsız

 

şiirim uzaksız kaldı

 

oturdum saydam bir ağıttı bakışım

 

kendi sessizliğine bir yankıydım o gece

 

o gece bende göğün sarsıntısındaydım

 

 

 

çünki duyuyordum sesini uzaklardan

 

o sarsılmış delinin

 

 

 

' sözün bile senin değildir ey şair boşa sarılma kelimelere...'

 

 

 

6...

 

yüreğimde bir kıpırtı

 

belliki gaybdan bir sarsıntı gelecek

 

ruhumun penceresinden kum dolacak gözlerime

 

mermerlere su dökecek parıltılar ülkesinin

 

tevekkül yüzlü hizmetkarları

 

mermerler güneş ışığıyla ayna olacak

 

ruhunu buhran koridorlarında kaybedenlere

 

bu ışık oyunu incitecek yarasaları

 

 

 

bir kıpırtı

 

bir bekleyiş tedirginliği

 

bulutlardan fal bakar gibi sarsıntı vakti tahmini

 

telaşlı koşmalar yer üstünde

 

benliği ikiye bölen bir ilizyonist kurnazlığı

 

ikiye bölemiyor bu gökten gelen buyruğu

 

 

 

buyruklarla yol bulan deli

 

haykırıyor aklımın uzanan yerlerinden

 

 

 

' hayatın anlamı göğün sarsıntılı derinliğindedir...'

 

 

 

7...

 

insan göğü sarsılınca farketti

 

tıpkı yüreği gibi

 

bir amansız korku ürpertmeden bakışları

 

ve asılmadan acıyla korkunun darağacına

 

kimse hayattır diye koşmadı

 

ebediyete uzanan dağın yamacına

 

 

 

kalbin sahibi göğünde sahibidir

 

kalbine dönene dağlar sunan

 

göğe çevrili nazarlara

 

ışıktan nurdan kanatlar da verebilir

 

 

 

uçmak istedi göğün sarsıntısını duyuran deli

 

baktıki kanatlarının yerinde saydamlaşmış elleri var

 

bir şarkı gibi haykırdı acısını;

 

 

 

' kanatlarınızı verin bana

 

göğü korkusundan görüpte uçurum zannedenler...'

 

 

 

delinin aklını sorgulayana artık

 

zannı zindandır....

 

 

 

8...

 

uzmanı yoktur gökte olmuş bir depremin

 

akıl göğün keskisiyle kesildi

 

ay ikiye bölündü

 

işaretlerin en anlamlısıyla

 

hiçbir bilgi erişemedi bu hale

 

ve hiçbir matematik işlemi çözemez

 

bu bölme-yi

 

 

 

deli elinde bir tuhaf bir çarpım tablosu

 

bilgisizlikle bilgesizliği çarptı

 

bu bir cevaptı....

 

 

 

9...

 

 

 

hiçbir gök sarsıntısında anneler ölmez

 

dualar önce göğü selamladığı için...

 

 

 

delinin gözyaşı bu yüzdendir

 

ağıt gibi donmuştur gözlerinde acı

 

annesinin nefesi

 

bu sarsıntıya kadar kalmadığı için

 

 

 

delinin haykırışı inletti sarsıntıyla

 

yufkalaşan kalpleri;

 

 

 

' annemdir ömrümün en büyük yitikliği...'

 

 

 

10...

 

 

 

deprem sonrası tanımlar oturur yerine

 

renkler şekiller ve eşyaya boyut katan bütün anlamlar

 

yerini arayıp yerlebir olan

 

kendi yüreğine kendisi pusu kuran

 

şairlerin aklı karışıktır hep

 

bir de sızılarla yola çıkan

 

yol türküsüyle dağlara bakan

 

bakışlar

 

bakışlar

 

öylesi donuktur

 

sarsıntı kalbin ezgisine yolculuktur

 

 

 

vasatın özüne bir uyanıştır sarsılmak

 

ve bütün deliler kadar

 

dünyadan uzak olmak...

 

 

 

11...

 

 

 

gök yarıldı nazarı boşluğa düştü insanın

 

ruhuna gal-u bela sezgileri doldu bir anda

 

sözünün prangası bağladı iradesini

 

insan sanki yeniden duydu derunundan

 

hayat verenin o ebedi nefesini

 

 

 

boyun eğdirdi bu gökten gelen kement

 

boyunlar zaten eğilmek içindi bir ve tek olana

 

 

 

yıldızlar göğün, dağlar yerin süsü değildi

 

hiçbir varedilmiş alışılmışlığın örtüsü değildi

 

 

 

nesneler anlamlar ve sözler eksenini sorguladı

 

 

 

gökte düğün yerde cenaze havası

 

gökte visal yerde ayrılık sadası

 

gök ehlinde tevekkül yer ehlinde şaşkınlık

 

herşeyin ortası var da kim bilir nedir bunun ortası

 

 

 

biten ne başlayan ne herşey sorular siciminde kaldı...

 

 

 

12...

 

 

 

hani bir asır sonra sevgilisine kavuşan

 

bin yıllık aşk hikayelerinin

 

binbir gece yanılgılarının

 

acısı vardır ya visalde ayrılık ve trajedi

 

insanın göğü keşfedip göğün sarsıntısıyla irkilmesi

 

boş bulunup ruhunu boşluğa yitirmesi

 

işte böyle bir şeydi

 

 

 

böyle bir gökte savrulma ve akisti

 

uyarılmış gibi şaşkın bir bilinçti

 

az sonra hüzünle bölünecek bir sevinçti

 

 

 

kimse bilmedi

 

bilmek delilikleri meçhul öykülerden menkul

 

meczupların karı değildi

 

o yüzden tutuştu bilenler

 

alev dokunmadı bilgisizliği seçenlere

 

 

 

işte bu ölçüyle aynı deli

 

selamladı yerin ve göğün ilminin sahibiyle

 

bütün bilgileri bilmek denen nimeti kullanarak

 

isyana ve tutsaklığa götürenleri

 

 

 

ve sonra boşluğa doğru ıslık çaldı

 

gülüp geçti..

 

 

 

-gökte yanıyordu yerçekiminin saltanatı-

 

 

 

13...

 

 

 

tek ve hür olmayı seçmiştik

 

oysa böyle bir seçim hakkımız yoktu

 

önce hakkımız olmayanı seçmeyi öğrenmiştik

 

hepimiz kalbini depresif çarpıntılarında anlamaya çalışan

 

biyo-sismolojik trajedilerdik

 

büyük ve kalabalık yollardan

 

küçük ve sessiz evlere girmiştik

 

 

 

evlerde bizi gökyüzünü aritmetik muntazamlıklarda çizilmiş

 

renklerle çizgilerin

 

çizgilerle son darbelerin çarpıştığı

 

resimler karşılardı

 

zaman geçerdi

 

bizim ıssızlığımızla bu sürrealist yalnızlıklar

 

birbirlerine alışırlardı

 

 

 

ah birde inlemeseydi şu kalbimizde duran mavi derinlik

 

 

 

ama bir kere tek ve hür olmayı seçmiştik

 

büyük ve karmaşık yollardan

 

küçük ve gölgesiz evlere girmiştik

 

 

 

birgün haberlerde duyduk gökyüzü depremlerini

 

ah çok şükür kalbimizde duran mavi derinlik

 

sonunda tek ve hür olmayı seçmişti

 

 

 

dar evlerden haz etmeyen bir aklı gölgeli haykırdı;

 

'artık çokluk içinde tek ve hür olma vakti gelmişti...'

 

 

 

14...

 

yalnızlığım tedirginliğim

 

yerden göğe bezgin bakışlarım

 

taşı ve yıldızı aynı özgün cümlelerde kullanışlarım

 

hep bir deprem öncesi takıntılardır

 

gök ellerime düşecek bir öngörü gibi subjektifçe

 

ayaklarımın sağlamlığı başımı bu yüzden bir başka ürkütecek

 

çok değil birazdan çok değil birazdan

 

göğün sarsıntısı insanlığın gündemine düşecek

 

 

 

nuhun ruhu şad olsun

 

nuhun ruhu şad olsun

 

bu gökten gelen soru

 

aklına korunaklar arayanlara bir irşad olsun

 

 

 

Emrullah Emin

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yaralikuslar-1.jpg

 

içinde ölüm yok

nefret yok

öldürmek yok...

 

resital-1.jpg

 

tanrılar içinde

hasretler içinde

yalpalayıp duruyorsun

mızmızlanma artık

çek elini kendinden

 

Romandaki20Hayali-1.jpg

 

martılara bak

güllere öteki kuşlara kertenkelelere

uygarlıkları yok

çünkü zamanları yok

nefrete

ölmeye öldürmeye

 

depremsonrasi-1.jpg

 

çalışmaktan sana ne

ölmekten öldürmekten

bırak

bırak

bırak da rahat bir nefes alsın gövden

martılar gibi

güller gibi

kertenkeleler gibi

 

kahkaha-1.jpg

 

onlar dükkânlarını açsın

onlar arabalarına binip gezmelere gitsin

onlar korksun ölümden

sen yalnızca gülümse

onlar başka

sen başka

 

ask-1.jpg

değil mi ki gidilecek bir yer yok gelecekler

onlardan sana ne

sen yalnızca martılara bak

kırlara karış

rüzgârı dinle

toprağı sev

başka ne var ki

içinde

yalnızca

içinde

sevmekten başka

öpmekten başka

dokunmaktan başka

 

salincak-1.jpg

 

görsen bunu ahh

gözlerindeki keder silinip gitse

yağmurun altında ıslansan

ilk defa kaygı duymadan

bir salıncakta sallansan sallansan sallansan

dünya yeniden hakiki olur

düş

macera

 

Matterhorn-1.jpg

 

sen de yalnızca ol emi

akşam mı sabah mı bilme

veli ol

rüya ol

hakiki ol

akşam ol

bunları bilmekten sana ne

 

gulyapraklari-1.jpg

 

gülün tek düşüncesi gül olmak

kırmızıysa kırmızı bundan sana ne

tasını tarağını çek gülden

ama doğru söylüyorum

hikâyelerini masallarını çek dünyadan

uyan aslına

böyle bak

martıya ağaca atmacaya kaplana güle

ilk defa bak

bir daha

bir daha

ama hepsi ilk olsun

sen de

 

 

 

 

 

Uluer Aydoğdu

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

gün ışığından sıyrılmış ölü ten rengi bakışların

göz kapaklarının altından savrulmak için çırpındıkça

tanıdık bir öfke mesafedir o an günaha

oysa yaşadığın aşk

denk değildir gittiğin yola

 

ben ki hangi bensem bilemedim

sözlerimde mahfuz bir ihaneti sen diye bildim

 

ederi peşin ödenmiş bir kulluk

kaderinin eşiğinde durdukça

gölgesi doğarmış kedere

tenhanda bir ölüm peydahlanıyor

sarıldıkça kendine hasret

tevekkül imana zamansız doğuyor

 

ben ki hangi bensem bilemedim

kollarımda mahfuz bir hasreti sen diye bildim

 

direndikçe kalp bir itaatkâr

aşk bu

kalmaz ki yanına kâr

şimdi dilini savruk bir sitem suçluyor

aynı dilden geçiyor inkar

sesteş isyanların toplandığı mahşeri

ki

orası ne cennet ne cehennem

içimde ikrar

sürme çekilmiş karanlıkta

bahtıma taht diye kuruluyor

 

ben ki hangi bensem bilemedim

alnımda mahfuz bir adı sen diye bildim

 

kör kuyulara sevi yağmuru yağdıkça

iki rahmet çekilir huzura

huzurunda hafız indirince melekleri omzundan

sökülür yutkunduğum düğümler

ahh sevgili...aşk mücerreptir yusuf'un dilinde

bense tam burada ölürken buldum

aşk'ı senin suretinde

 

ben ki hangi bensem bilemedim

ölümde mahfuz bir hayatı sen diye bildim

 

alicengizoyunu

 

(...bir arsızlık kendini intiharına koşarak bırakıyor... bu defa saklanma olur mu, saklanma...)

 

 

 

Alicengiz Akdeniz

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 

 

61365_436521889549_647529549_5186024_236-1.jpg

 

 

 

bilmemek bilmekten iyidir

düşünmeden yaşayalım

mâra

günü ve saatleri ne yapacaksın

senelerin bile ehemmiyeti yoktur

seni ne tanıdığım günleri hatırlarım

ne seneleri

yalnız seni hatırlarım

ki benim gibi bir insansın

 

tanımamak tanımaktan iyidir

seni bir kere tanıdıktan sonra

yaşamak acısını da tanıdım

bu acıyı beraber tadalım

mâra

 

başım omzunda iken sayıkladığıma bakma

beni istediğin yere götür

ikimiz de ne uykudayız

ne uyanık

 

ASAF HALET ÇELEBİ

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Silsile*

 

 

 

-Bana iyi sonlu masallar anlatın, bayım.

 

Dudaklarımdan dökülen suskunluğu

uygun adımlarla göğsüme sardım

Hüzün, kadim bir dost

Doğduğumuzda alnımıza yapıştırılan barkodun üçüncü rakamı!

İlk ikisini yitireli ömür oldu

Benden öteye attığınız her adım, başınıza taş

Gözlerinizde gizlenmiş her sevgi fakir sofralarında

Saman tadında, mutsuzluk getiren aş

Yüreğime çok gördüğünüz insanlık durumu

Dünde kalmış anılar kadar canlı, şimdi

Her görüntü bir bilim kurgu

Her hatıra bir sadizm ürünü

 

-Hanımefendi, ellerinizde maziden kalma bu mavi, sizden almışım ellerimi.

 

Gün dediğin insana umut versin diye uydurulan bir zaman sürümü

Zamanın olmadığı bir yer biliyorum, gel benimle.

Kimse bulamaz bizi orada

Gel iç'ime.

Yalnızlığımda biriktirdiğim gözyaşı koleksiyonumu

Sarsılan sırtımın profesyonel fotoğraflarını

Ellerimi yüzüme gömdüğümde patlayan flaşların

İki yüzlü sanatsallıklarını

Gel de gör bi'.

 

Hayatın kaburga kemiğinden yaratılan acılarıma sarıl benimle

Unutmuşum, haklısınız.

Siz sevmeyi nereden bileceksiniz!

Eğer biliyor olsaydınız,

İçimdeki boşluğa kimyasal maddeler sokuşturup

Donmuş heykelliğimle selamlamazdım doğan güneşi.

Eğer siz biliyor olsaydınız el ele tutuşmayı

Parmak uçlarımdaki kalıcı soğuk

Moskova'daki Napolyon ordusunu darmadağın etmezdi.

Eğer biliyor olsaydınız insanlığı

Nazi kamplarındaki cesetlerin katili olmayı bilemezdim.

 

-Neden gittiniz bayım? Kalmak bu kadar mı çocuk işi?

 

Başının altında ellerini birleştirmiş hüznün

Sigara dumanında boğulduğumdandır yüzümdeki renksizlik

Benim siyah mısralarım vardı

Bir tutam mavi aradım yıllarca

Ellerinizden almak varken çalıp kaçtım

Oysa siz benim dünyaya geliş nedenim.

Oysa ben sizin sekiz dakikalık hazzınızın ürünü.

Oysa ben koca bir hiç'in piçlik hali.

 

Devrimci satırlar karalıyorum kargacık burgacık bir kalem ucuyla

Eğer bilseydim Tanrı bu kadar uzakta bana

Alnımın ortasına çizilmiş hazine haritasını

Bir silahla yok ediverirdim.

 

-İntiharı düşlerim ben çoğu zaman, güzel bayan. Size benzeyen tek yanım.

 

Ne kadar da gevşek kasların var, hayat.

Mutluluğun kapısına geldiğimde, altına kaçırıyorsun, yere saçıyorsun beni.

Yalnız kaldığım her düşte orta yerine ediyorsun koca cennetin

Cehennemin kokusu güzel geliyor o vakit

Anladım ki, cehennem genlerimden kaynaklı bir varış yeri.

 

-Bensiz kaldığım her gece, sizin kadar mutlu olmamıştım, bayım.

 

Bir beşer olma yarışı bu

Yarın'ın geniş pervazlı, kırmızı bahçeleri

Aşağıda sarp kayalıkların senfonisini sunan bir boşluk

Kendi dibime d/üşüyorum

Ölümün koordinatları kodlanmış tenime

Sarıldığım her bedende ruhumun yürek ölümü

Tuttuğum her elde, kahpelik dolu bir koku

Kendime sarıldığımda içimden kaçıyor ruhum

Ölüyor kendi içine.

Gözlerime dolan karanlığı kapayın lütfen

Acılarımı göremiyorum.

 

-Yirmi bahar geçti üzerimden, oysa siz hala güz. Ayrılık.

 

*Sustuğundan yazıyorum. O'nun için. Uzun cümlelerimin baş harfine.

 

 

Hilal Dikmen

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

[h=2]Güzel Kadın[/h] nur zelal — Çar, 12/10/2011 - 00:26

 

 

Dost'a... Zenan'a...

Belkıs'ın gözleriyim yüreğim tarumar

Yurdum! Bu kaçıncı talan

Bu hangi ceza ki ödenmemiş gözyaşından

Sırrını eşiğine işlemiş bir sanatkâr

Ne kadar yalansak o kadar eskidir tarihin

Ne kadar geceyse düşlerin o kadar vurgunuz gözlerine

Sen gece... Hep gece...

Bir kaç dağınık adam sarhoşluk edasıyla

Toplanmış şiirler okuyorlar

Ateşin etrafında

Çadırda bir kadın son kez tarıyor saçlarını

yaldızlı bir aynanın karşısında

Gözleri gözlerimden ilhamla

Kömür karası hüzün

çocuk yanı başında

Uykusu derin, çelik çomak telaşında

Şimdi bitecek bu uğursuz sessizlik

Bir yıldız kayacak şehrin üstüne birazdan

Şairler bu ışığın yanağına dokunacaklar geceden

Bir okşayış parıldayan aşkı, bir serçe ürkekliği

Yazıldıklarını bilmeden gülümseyecekler ateşe

Şairler çocuğun uykusunda, kadının saçlarında

Bir çember, bir kaç tel saç, bir ayaz yürekte

Hadi gün doğsun, uyansın şehir zar uykusundan

Bu son gezinişi şımarık bir türkünün ağızda

Taşın bağrını harlayan topuk sesleri, ince ve narin

Sofada kaygısızca gezinsin, gözleri gün

Belkıs'ım ben, kelimelerim bir şehrin inşası

Gözlerim ödünç bir ay tutulması

iki şehrin kararıyım, eteklerimde kül

Sır tarihimin yazgısı, gölgemden derin

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 

61365_436521889549_647529549_5186024_236-1.jpg

 

 

 

bilmemek bilmekten iyidir

düşünmeden yaşayalım

mâra

günü ve saatleri ne yapacaksın

senelerin bile ehemmiyeti yoktur

seni ne tanıdığım günleri hatırlarım

ne seneleri

yalnız seni hatırlarım

ki benim gibi bir insansın

 

tanımamak tanımaktan iyidir

seni bir kere tanıdıktan sonra

yaşamak acısını da tanıdım

bu acıyı beraber tadalım

mâra

 

başım omzunda iken sayıkladığıma bakma

beni istediğin yere götür

ikimiz de ne uykudayız

ne uyanık

 

ASAF HALET ÇELEBİ

 

 

 

 

insan herşeyi bilmek istemez ama bildiğinde tarumar oluyor elinde değil ki

vursam kırsam parçalasam da öfkemi yensem

artık hiç bir şey bilmek istemiyorum çekip gidip kaybolmak en güzeli

kimsenin bulamadığı bir mekanda yaşamak hayatımı da orda sonlandırmak

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...