Jump to content

Nitelikli Şiirler


devrikcumle
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

o kendi boşluğunda oyalanan günlerde

canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,

ben göğe bakıyorum geceden,

kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim

diyorum, yanında,

o sabahları eğilip öpüyor denizi.

 

çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,

esmerliğin gecemde, öyle kal.

“bulutlara bak, gidiyorlar, hızla” diyorsun,

yağmur bir yalıyor yüzümü,

bir duruyor. sabahları eğilip yüzüme

öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

 

su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,

oysa camdaki sardunya gibi üşür

bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir

bir, çıplağın çıplağımda.

 

rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde

öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

 

-Birhan Keskin-

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

"ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.

 

o yıllarda söylenceler eşkıya türküleriyle başlardı

ninemim sesinden keklik ötüşmeleriyle çınlayan

keklik kokulu ormanlar geçmezdi hiç;

dağlar geçerdi

geçerse;

kanlı,

fermanlı

ve dumanlı dağlar geçerdi.

..

 

ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.

 

o yıllar henüz elektrik gelmemişti baklan'a

geceler şeytan kandilleri ve çıralarla aydınlatılan

birer yalnızlıktı.

güneş görme yetimizin sınırında batınca,

dağlar el ele verirdi hemen;

cinler çoğalırdı yavaş yavaş

ve cinler nedense

hep ninemin tanıklığında evlenirlerdi.

..

 

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

 

yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke,

kokun gelirdi bir bahar

ve gülüşün gelirdi ve bir düş gibi,

ille de kendini kendine vurmuşluğun gelirdi de;

ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü

kim bilir kimin söylediği.

..

 

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

(yalnızlık bende bensizlikti oysa;

ya da bende birçok ben.)

..

 

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

 

sensiz kalmamak için sendim o vakitler

seni uyuyordum sürekli,

seni içiyordum çay diye,

cennet diye seni düşlüyordum

..

 

ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.

 

tenler coğrafyası alışkanlıkla geçiliyordu o vakitler.

sevişmeler tek başına değildi henüz;

her dudakta bir toplum nefes alıyordu,

her bakış pencereler kadardı

ve her dokunuş dokunuşlardan kopmuş

küçük bir bağıştı;

adı vardı sevişmenin,

mühürlenmiş rengi sonra,

tanrısı,

hep vardı.

..

 

ben sizsizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.

 

laleleştirilmiş bir lale açmıştı o gün yastığımızda,

gözleri çırılçıplak bir arzu'ydu güler'ken;

ve biz bedeni küçülmesin diye

adını almıyorduk ağzımıza.

öpe öpe büyütmüştük çünkü onu;

öpe öpe geçmiş

ve gelecekten.

çünkü her zamanki gibi,

şimdi,

şimdide değildi.

..

 

ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde,

 

alevin cürmüydü kum düşü;

bir elma hangi nakışa yakışırsa

ordaydı yaprağın ölümü

ve her pusula kendini gösteriyordu önce,

her bıçak kendine batıyordu

ve gerçekler öyle yalandı ki o yıllarda,

böcekler bile herşeye inanıyordu;

otlar ve taşlar bile,

her şeye.

..

 

ben neyi yalnızlık sanmıştım bir keresinde?

 

sulardan bana akanı bilmiyordum o vakitler,

elmalardan, vitrinlerden, bebeklerden

bana akanı bilmiyordum.

pencere camı çatlasa

İçimde bir cam fabrikası yıkılırmış bilmiyordum.

güzelliklerim güzelliklerinizdendi

güzelliklerimi bilmiyordum.

çirkinlikler varmış insanı büyüleyen,

bilmiyordum...

..

 

ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde? "

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ŞAFAK TÜRKÜSÜ

Beni burada arama anne

Kapıda adımı sorma

Saçlarına yıldız düşmüş

Koparma anne

Ağlama

 

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı

Gözlerim şafak bekledim

Uzarken ellerim

Kulağım kirişte

Ölümü özledim anne

Yaşamak isterken delice

Bugün görüş günü

Günlerden salı

Islak

Sarı bir yağmur

Ülkemin neresine bakarsa ay

Orada yitik bir anne ağlıyor

Sen aralıyorsun yağmuru

Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini

Sonra bir umut koşuyorsun

Yüreğin avcunda

ısırırken

çırpıntı gözlerini

ah verebilseydim keşke

yüreği avcunda koşan

herbir anneye

tepeden tırnağa oğula

ve kıza kesmiş

bir ülkeyi armağan

koşma anne

birdenbire batacak olan

düş denizinde yarattığın umut sandalıdır

oysa benim için gece

ışık hızıyla koşan

kısa ve soğuk bir zamandır

bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak

uykusuz

yorgun

ve korkak

sanırım baytardı

yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken

ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor

boşver hipokrat amca

üzülme ne olur

sen de anne

sen de üzülme

hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi

ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim

ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim

korkak kahraman gecelerimi

düşlerimle sınırsız

diretmişliğimle genç

şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine

usulca açılıverdi

yanağımda tomurcuk

pir sultan'ı düşün anne

şeyh bedrettin'i

börklüce'yi

torlak kemal'i düşün anne

hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde

utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının

onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen

ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın

deniz'i düşün anne

her mayıs şafağında uzun

uzun döverken darağaçlarını

ve o şafaktan doğma

onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları

insanları düşün anne

düşün ki yüreğin sallansın

düşün ki o an

güneşli güzel günlere inanan

mutlu bir yusufçuk havalansın

sıcak omuzlar değerken omzuma

buz üstünde yürüdüm yıllar boyu

bayraklar ve türkülerle

kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

kurşunlar sıktılar alnıma

açık alanlarda ağır

kartalların konup kalktığı

yalçın kayalardan biriydim

ölüp dirildim yeniden

güneşli güneşsiz akşamlarda

mutlu yarınlar adına

özgürlük adına ekmek adına

üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin

dirilip dönmesin diye hiroşimalar

tahtadan atların boynuna çıplak

ölümlerle yatmasın diye çocuklar

aç gözlerle bakmasın diye çocuklar

kardeşlik adına

havadaki kuş denizdeki balık adına

yürüdüm yıllar boyu

dönüp bakmadım arkama

ıraktı gözlerim çok ırak

izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda

kalsa da silinir gider

yalnızca bir ağıt gibi çakılır

ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

tören adımlarıyla ölmek

ne garip şey anne

kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum

bütün gözler üstümde

sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun

masa üstünde üşüyen bir sigara

yanında küçücük bir cam bardak

içinde rengi bu gecenin

cılız titrek bir kibrit

kağıt kalem sandalye geride flu

yağlı büküm büküm bir ip

ve çingene kuralına uygun

değişmez dekoru mudur

idam mahkumunun

kırılacak cammışım gibi davranıyorlar

yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün

oysa birazdan boynumu kıracaklar

pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün

ben ölümü asıl az ötede titreyen

çingenenin kara killi ellerinde gördüm

anladım ki küllenen sigaradır

soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

yani benim güzel annem

alacaşafağında ülkemin

yıldız uçurmak varken

oturup yıldızlar içinde

kendi buruk kanımı içtim

ne garip duygu şu ölmek

öptüğüm kızlar geliyor aklıma

bir açıklaması vardır elbet

giderken darağacına

geride masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem

bağışla beni güzel annem

oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana

elleri değsin istemedim

gözleri değsin istemedim

ağlayıp koklayacaktın

belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

usul adımlarla yürüdüm ömrümü

karşımda kurum kurumlaşan darağacı

tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan

ökse de olsa dört bir yanı

birdenbire acıdı boynum

gelecekler var birbiri ardınca genç

yakışıklı

ne olur işçi kadınım

az yumuşak dik

şu kefenin yakasını

yaşamak ağrısı asıldı boynuma

oysa türkü tadında yaşamak isterdim

çiçekleri kokmak ırmakları akmak

yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak

su başlarında aylak sektirmek kavalımı

sonra bir çocuğun afacan bacaklarında

anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim

o güzel günleri görenler arasında

bir soluk ben de yaşamak isterdim

bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden

öperken siya-u jakond'u tebessümünden

işte o an saçlarından yakalamak dolunayı

bir de yirmibeş kilometreden görebilmek

nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

ölmek ne garip şey anne

bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı

sedef kakmalı bir kutu içinde

vermek isterdim çocukların ellerine

sonra sonra benim güzel annem

damdan düşer gibi

vurulmak isterdim bir kıza

künyemi okudular

suçumuz malum

gecenin kıyısında durmuşum

kefenin cebi yok

koynuma yıldız doldurmuşum

koşun çocuklar çocuklar koşun

sabah üstüme

üstüme geliyor

yanlış mı duydum yoksa

erkenci bir horoz mu ötüyor

keskin bir acı bilenmiş

gitgide yaklaşıyor sonum

iri sözlerim yoktu söyleyecek

usulca baktım yüzlerine

bin yıllık iskeletleri çatırdayarak

göçtü ayaklarının dibine

korkutamadılar beni anne

avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran

darağacı

bir zaman rüzgarda

saçını tarayan telli kavak değil mi

boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız

sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi

söyle anne

o çingene

bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan

bağıra çağıra geçen bohçacı kadını

sevmedi mi çılgınca

kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda

işkenceler zindanlar hücreler

savunmak yok mutlu tok bir yaşamı

açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren

mideme karşı

kısacası bir çiçeği düşünürken ürpermek yok

gülmek umut etmek özlemek

ya da mektup beklemek

gözleri yatırıp ıraklara

ölmek ne garip şey anne

artık duvarları kanatırcasına tırnağımla

şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım

mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım

baba olamayacağım örneğin

toprak olmak ne garip şey anne

ceplerimde el yerine balyoz taşırken

korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini

ve yüreğimin ırmakları taştı

taşacakken

ölmek ne garip şey anne

uçurumlar ki sende büyür

dağdır ki sende göçer

ben yaprak derim çiçek derim

çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim

gül yanaklı çocuğa benzer

yine de oğlunu yitirmek kimbilir

ne garip şey anne

beni burada arama anne

kapıda adımı sorma

saçlarına yıldız düşmüş

koparma anne

ağlama

kırıldıysa düş evinin kapısı

bütün kırık kapıların çağrılışıyım

kızların yanaklarında çukurlaşan

biten başlayan aşkların ortasındayım

her kavgada ölen benim

bayrak tutan çarpışan

her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni

özlem benim kavga benim aşk benim

bekle beni anne

bir sabah çıkagelirim

bir sabah anne bir sabah

acını süpürmek için açtığında kapını

umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur

çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar

o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak

öylece kalkar uykudan şalterler

dişleyip tükürmeden sigaralarını

türkü tadında giyinirken işçiler bir sabah anne bir sabah

acını süpürmek için açtığında kapını

adı başka sesi başka nice yaşıtım

koynunda çiçekler

çiçekler içinde bir ülke getirirler

başlarını koymak için yorgun dizine

sen hazır tut dizini anne

o mükemmel güne

Nevzat Çelik

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hiç kimse katiliyle ikinci kez karşılaşmaz

Eli kanlı ellerini görmez

O donuk yüzü kendisine yeniden dönük hissetmez..

Fail kurbanına bir daha görünmez ve gülüşünü izlemez..

Düşün ki;

Katilden önce bulunur her ölü

Mesela

Hiç kimse görmediği için henüz öldüğümü,kimse seni aramaz

Aldırma sözlerimi ve ''unut beni'' öldürürken,seni gördüğümü..

 

Sana değil

Şeytana uyarı'm..

 

(Gözümün önünde öldürüldüm)

 

''Ölüler bulunur katiller aranırmış''

Anlamadın mı daha ahmak?!

 

Bu işte hep bir terslik vardı

Vardık..

 

 

Emre GÖKCE / Ölü Sevici

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yapmayın çocuklar, kaçmayın…

Yaklaştığımız kadar çokuz aslında birbirimize…

Yapmayın, zilini çalıp kaçtığınız kapılar kadarız hepimiz

ve

içeridekiler kadar yalnızız…

 

Yapmayın,

Vurmayın su bidonlarına dan dun

kaçırıp telaşlandırmayın hüzünlerimizi bu yangın akşamında.

Yapmayın çocuklar, yeter…

Sınamayın beni.

Seviyorum başka seçeneğim yok

Karakollar yemin verdirir geceye,

dilencilerin ömürleri yalan,

yolcu yolundadır her sabah,

Hicaz Nihavend kılığında gezer -ki yakalanır en son-

ve

ben seviyorum…

Başka seçeneğim yok…

Yapmayın,

hemen asmayın yüzlerinizi,

karartmayın ellerinizi,

itelemeyin beni..

Değişen ben değilim, sır köprüleridir ayalarımda oynayıp duran

ve insan

zamanı zamanla aldatan…

Yapmayın çocuklar,

seslenmeyin düşlerime,

açmayın uykularımı

ne olur bağırmayın,

uykusuzluk diz boyu gergefte dokunan,

Dağıtmayın çocuklar, yapmayın…

Atmayın sırtınızdan sevdanızı

bir de

sabahları,

bilmez misiniz körüklü otobüsler ne çabuk götürür onları…

ve

ondan ****** çocuğudur bütün otobüs durakları…

 

 

 

Dinç Çoban

Otobüs Durakları

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yol, kendine bir yer bulamamış

kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte

bulamayan kişi,

onu yolculukta arar.

Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;

bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki

bir durumsa — kişinin durumu da,

hep, öyle, ya da, böyledir...

 

Yerini yitiren kişi,

yola çıkmak zorundadır.

Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur

— ama yola hep bir (eski) yerden

çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de

(yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini...

Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,

yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;

ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan

kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması...

 

Yerleşiklik, herbir yandan bağlandığımız,

hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir

dinginliktir ancak — yani, bir sıkı

kölelik...

Ama, "mutlak kölelik" dışında, her kölelik,

köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek

kadar gevşek tutar onun zincirlerini

— gerginlik, zincirden zincir olarak

uzaklaşma çabasıyla belirir;

böylece de kişi, çok devingen olduğu,

sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığı

bir edilgenlik, bir sürüklenme içinde

yuvarlanıp — gitmez...

Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin

gezginlikte aradığı, aslında,

yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini

bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi

düzeninin peşine düşmüştür.

 

Gezginlik de, öte yandan, hiçbir bağlantı

taşımaksızın, salt gezmek için gezmek haline

gelebilir rahatlıkla, kolayca

— bu kez de tam bir boşluk...

Zincirlerin —gergin ya da gevşek—

tam yokluğu da,

boşluğa köle olmaktır.

Köleliğe tek çare, herhalde,

zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak

değil,

kendi zincirlerini kendisi yapmış,

kendisi kendi ayaklarına takmış, bağlamış

olmaktır — özgürlük de budur... (Hani,

"kendi kendisinin efendisi olmak"tan

söz edilir ya...)

Düşüncenin devinimi, düşünen kişinin devinmesidir

ancak — onunla gerçekleşebilir ancak:

Yerleşik kişinin düşünceleri de durağan olur.

Çünkü, içinde yeniye yer bırakmayan

bir 'düzenliliği' yaşayan kişi, aslında,

üst anlamda bir düzensizlik yaşıyordur

— içinde yeniye yer tanımayan bir 'düzen',

eskinin düzensiz karışımlarından başka bir

yere ulaşamaz.

Her an ayrıyı, aykırıyı, yeniyi yaşayan kişi,

düzenli bir yaşam yaşıyordur.

 

İnsanlar ne sanıyorlar ki 'düzen'i

— kendi dar, çarpık açılarından bakarak :

sabah-akşam, gidiş-gelişlerini 'düzenleyen'

bir 'seyrüsefer nizamnamesi' mi?! — Oysa,

asıl düzen, düzensizlikten çıkarak

düzene ulaşmağa çabalayan bir düzenleme

uğraşısında bulunabilir ancak.

'Verilmiş', 'varolan' düzen,

yoz bir düzensizlik biçimidir.

Düzenlilik gereksinmesinden

—yani, düzensizlikten— çıkmayan

'düzen', beş para etmez, düzen olarak...

 

Kişi, yoldaş diye,

ancak kendi ulaşabildiği yerlere varabilecek,

daha ileriye yürüyemeyecek kişiler seçiyorsa,

kendisi de duruyor demektir... (Oysa:

"...daß Andere sie aufnehmen

und fortsetzen ... mögen ... kommen

und weiterfliegen ...

und es besser machen ...")

Bir yerde ('bir süre için' diyerek)

dinelen kişi için en büyük tehlike,

o yere yakınlık duyması; o yeri,

bütün yollarının sonu,

bütün yönlerinin ereği sayması;

yerleşebileceği bir yer saymasıdır

— en büyük tehlike, huzurlu yerdir:-

Mezardır orası...

Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer,

dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir.

 

Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce,

kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar

— kendi yürümek isteyebileceği yola benzer

bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur —

ama, acaba, o bulduğu yol(lar),

tam da bulduğu yol(lar) olarak,

kendi aradığı yola aykırı değil mi? —

Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi

— ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş)

yollarda?!

Belirli bir yol arayan kişi için en büyük

tehlike, o yolu bir yerde durarak, 'bakarak'

arayabileceğini (hatta, bulabileceğini)

sanmasıdır — çünkü, yollar bulunmaz:

yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur

— onlar, bulunur; artık, yürünmez...

Yola çıkacak kişinin aşması gereken

ilk ve en önemli engel,

kendi yerleşikliğidir :

kendi yeri

— kendisidir...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kurgusunda oynanacak bir rol vardı elbet hayatın

Tümceleri saydama çekildiği kubbeden

Hamiline yazılmış sevdayla dökülürken ten

 

Aşkla acemi yüreğin çırpınışlarını yasallaştırdım

Tam uzanıp alırken

Düşürüp kırdın...

 

Bak! Ellerimde yok artık.

 

Yağmurum gözlerini siliyor

Yedi tepe sahanlığında

Dalgalarıyla filizlenen denizde tuz arama

Yenisiyle ibadet eden kapılar çaldım

Kimse -yok-

Çehresi su dolunca gizler azizi, çaputunda mihmandar -suçlu karanlık-

 

-Buralardan sessizce uzaklaşalım-

 

Bulut Kara

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Eğme kirpiklerini gönlüm dolaşıyor

Dilime garipsi bir tutuklu...k yapışıyor

Gözlerim susuyor yüzünde göz göz

Başımda bir koca kent uğultusu

Eğme kirpiklerini ayrılık yaklaşıyor.

 

Durup dururken eriyor yakınlığın

Araya bilmediğim yollar düşüyor

Ipıslak dönüyorum bir uzun dalgınlıktan

Soluk soluğayım soğuk odalarda

Eğme kirpiklerini yüreğim üşüyor.

 

Gözlerimde salkımsaçak turna bulutları

İçimden incecik türküler geçiyor

Uzak yalnızlığımda beni bulacaklar

Beni ışıtacaklar kesme aydınlığını

Eğme kirpiklerini gözlerin geçiyor.

 

Bir ikindi serinliği kaldı elimizde

O bitmez bildiğimiz günler bitiyor

Şu sıralı kirpik izi yüzünde tel tel

Şu incecik gölgeler akşamın ucudur

Eğ ki kirpiklerini ayrılık başlıyor. Şükrü Erbaş

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

” Ahşap bir kutu.

Açtım.

Öyle duruyordun ve bakıyordun bana.

Göğermiştin.

Göz mıknatısıydın.

 

Ne tuhaf, içimde inanılmaz

Bir istek uyandırdın.

Nilgün, “Sakın ağzına sürme!” diye uyardığında,

Ben çoktan dilimi değiştirmiştim sana.

Acıydın.

Acı.

Şimdi yüreğimde bir taş. “

 

Seyhan Erözçelik

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...