Jump to content

Varoluşun En büyük Gerçeği = Evrim mi? - Tersinim mi?


Guest tersinim
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Bu yazımızın amacı gerçekleri bulmaktır.

 

Varoluşun en büyük gerçeği olmaya aday birbirine zıt evrim ve tersinim olmak üzere iki teori vardır.

 

Evrim ve tersinim teorilerinin kıyaslanması, bilimin terazisinde doğru olarak tartılması, bu yolla gerçeğin bulunması için evrim ve tersinim kavramlarının anlamlarını ve yöntemlerini açıkça belirtmek ve bilmek gerekir.

 

Evrim canlıların zaman içinde değişip pozitif anlamda geliştikleri mantığını temel alır ve yine canlıların evrimleşmeyle türlerden türlere geçtiklerini, geçebildiklerini öngörür.

 

Evrim teorisine göre bu gün şaşkınlık ve hayranlıkla gözlemlediğimiz yaşam dünyası rastlantılarla oluşmuş (Ya da uzaydan gelmiş) bir canlı hücresinin zaman içinde kademeli evrimiyle oluşmuştur.

 

Evrim on milyonlarca senelik çok uzun süreçlere ihtiyaç duyduğundan birebir gözlemlenemez. Fakat yaşam süreçlerindeki değişimleri gösteren izlerle (fosillerle) kanıtlanabilir.

 

Evrim çok uzun süreçlere ihtiyaç duyduğundan birebir gözlenip sınanamaz. Bu nedenle materyalist bilimin gözlem ve deneylerle sınanma şartına uymaz.

 

Evrim teorisi taraftarları yaşamın gelişim aşamalarını gösteren olguların; canlıların basitten karmaşığa doğru geliştiklerinin açık kanıtları olduğunu, bu nedenle evrimin birebir gözlenip sınanmasına ihtiyaç olmadığını iddia ederlerse de sonuçta; teoriyi çok yakından ilgilendiren, temellerini oluşturan bazı konulardaki kimi soruları yanıtlamaktan aciz kalırlar.

 

Taraftarları için evrim (bütün olumsuz işaretlere rağmen) bilimsel kanıtlarla doğrulanmış bir gerçektir.

 

Bir bakıma evrim bilimin hem annesi, hem de babasıdır.

 

Bu nedenle olguları evrim mantığına uygun yorumlamak gerekir. Bu bilimin gereğidir ve olmazsa olmazlarındandır.

 

Fakat temellerini ilgilendiren konularda pek çok sorulara yanıtlayamayan bir teorinin bilimselliğinin doğrulandığı şüphelidir. Tarafsız bir bilim insanı bunu rahatlıkla fark eder.

 

Gerçekliği konusunda derin, güçlü ve kalın şüphe bulutlarının üzerinde dolaştığı bir teoriyi inkar edilemez gerçek, bilimin annesi, babası kabul etmememiz, tüm bilimsel olguları buna uygun yorumlamaya kalkışmamız mümkün değildir.

 

Böyle bir teoriyi bilimin hem annesi hem babası kabul etmek, bilimsel bulguları buna uygun yorumlamak tek kelime ile dine benzeri koyu bir taassup olur.

 

= = =

 

Tersinim düzen ve sistemlerde oluşan azalma, yıpranma, değişme, bozulma hastalanma, ihtiyarlama vb gibi negatif kavramların genel ifadesidir. Bu nedenle tersinim evrenseldir.

 

Tersinim etkilerini gözlemlemek için oluştuğu ortamda farklılıklar gerekir. Bu nedenle tersinim yalnız düzen ve sistem sahibi olgularda gözlenir.

 

Farklılık oluşmadığından düzensizlik ve karmaşalarda tersinim gözlenemez.

 

Bir bakıma tersinim gözlendiği olgunun düzen ve sistem sahibi olduğunun açık kanıtı olur.

 

Tersinim etkisi ve çeşitliliği düzen ve sistemlerin ayrıntılılığı, hassaslığı ve kompleksliği ile doğru orantılı olarak artar ya da azalır.

 

Diğer ifade ile düzen ve sistem sahibi olgular ne kadar hassas, ayrıntılı ve kompleks ise tersinime o kadar açıktır. Tersinim etkisi o kadar çok ve güçlü olur.

 

Bu nedenle canlılık gibi basite indirgenemez kompleks yapıların bütünsel kurgusu olan olgular son derece güçlü ve çeşitli tersinim etkilerinden korunmak için korunma, savunma ve bağışıklık mekanizmalarıyla donatılmışlardır.

 

Tersinim teorisi varoluştaki oluşumları üç şekilde inceler.

 

1)-Rastlantısal oluşumlar.

 

2)-Şartların oluşumları

 

3)-Düzen sahibi sistemler.

 

Rastlantısal oluşumlarda herhangi bir amaç gözetilmeden bir araya gelme söz konusudur. Rastlantıyla amaçsız olarak bir araya gelen olguların içinde şartların oluşumuyla meydan gelenlerle düzen sahibi sistemlerde bulunabilir.

 

Örneğin çeşitli madenlerle bir parça elmasın ve mikro organizmaların bulunduğu herhangi bir kaya kütlesi bir rastlantısal oluşumdur.

 

Buradaki çeşitli madenler (cansızlıktaki kompleks yapılar) bir parça elmas (cansızlıktaki kompleks yapılarla meydana gelen şartların oluşumu) ve mikro organizmalar (canlılıktaki basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusu) her hangi bir amaç gözetmeden meydana gelmişlerdir.

 

Bu nedenle bu kaya kütlesi bir rastlantısal oluşumdur.

 

Düzenli sistemler çok sayıda parçaların aynı amaç için bir araya gelip işlerlik kazandığı olgulara denir.

 

Basite indirgenemez sistemler; sistemleri oluşturan parçalardan birinin olmaması, niteliğinin ya da yerinin değişmesi amaca uygun işlerliğinin bozulması veya durması ile sonuçlanan olgulardır.

 

Örneğin göz bir basite indirgenemez kompleks sistemdir.

 

Basite indirgenemez sistemler amaç için bir araya gelip daha gelişkin ve kompleks yapılar oluşturuyorsa buna basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliği denir.

 

Örneğin gözler, sinir sistemi ve beyin görme amaçlı olarak bir araya gelmiştir.

 

Ve her biri ayrı ayrı basite indirgenemez kompleks sistemlerdir.

 

Görme olayının gerçekleştiği bu olgu bir basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğidir.

 

Canlı vücutları; bu tür sistemlerin yaşam denen amaç için bir araya geldikleri; daha büyük, daha kompleks, daha ayrıntılı ve hassas olguları oluşturduğu, basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgularıdır.

 

Evrim teorisi mantığı gereği varoluştaki sistemlerin varlığını ısrarla ret ve inkar eder.

 

Onlara göre varoluş ilkellikten (basitlikten) karmaşalığa doğru gitmektedir.

 

Fakat karmaşalıkta (karmaşalık tersinim en güçlü hali olduğundan gözlenebilen bir farklılık oluşmaz) tersinim gözlenemez.

 

Fakat varoluşun her aşamasın tersinim gözlenir. Bu nedenle varoluş bir basite indirgenemez sistemlerin kurgusal bütünselliğidir. Bundan en küçük bir şüphe yoktur.

 

Tersinim teorisi hiçbir doğal kanun ve ilke ile çelişmez.

 

Tersinim teorisinin evrim teorisine göre belirli üstünlükleri vardır.

 

Tersinim teorisi evrim teorisi gibi uzun süreçlere ihtiyaç duymaz.

 

Tersinim için anlık olaylarla bir kaç on senelik süreçler yeterlidir.

 

Bu nedenle tersinim olayları varoluşun her olgusunda rahatlıkla gözlenip sınanabilir.

 

Tersinim teorisi evrim teorisi gibi canlıların zaman içinde değiştiklerini kabul eder.

 

Fakat bu değişim pozitif gelişme (evrim) yönünde değil negatif (tersinim) yönündedir.

 

Tersinim teorisine göre canlılar gelişme bir yana zaman içinde gerileme eğilimindedir.

 

Bu nedenle canlılar yapılarını korumaya diğer nesillere eksiksiz aktarmaya çalışırlar.

 

Tüm canlılar kendilerine özel yaşam avantajlarına sahiptirler.

 

Kaçınılmaz olarak bu avantajlar zaman içinde önce zayıflar sonra kaybolur. Artık o canlının yaşam sahnesinden çekilme zamanı gelmiştir.

 

İhtiyarlama ve ölüm tersinimin kaçınılmaz ve doğal sonucudur.

 

Kimi canlılar yaşam şartları ve olguları nedeniyle yaşam avantajlarını zamansız zayıflatıp kaybedebilirler.

 

Yaşam avantajlarını zayıflatmak ve kaybetmek eko sistem gereği yaşamdan elenmenin en önemli nedenidir.

 

Bu nedenle güçlünün zayıfları elemine etmesi (doğal seleksiyon) bu yolla daha güçlü canlıların yaşama hakim olması ve zamanla evrimleşmesi yerine; avantajlarını zayıflatma ve kaybetmeyle oluşan, zayıflama sonucu eko sistem gereği yaşam sahnesinden çekilme (doğal elenme) kanıtlarla desteklenen akıl ve mantığın onayladığı açık bir gerçek olur.

 

Tüm canlıların varoluşlarındaki yapılarını korumaya ve diğer nesillere aktarma çabasında oluşları aklın ve bilimin onayladığı en büyük gerçektir.

 

Kaynak www tersinim.net

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evrim mi? Tersinim mi? -2

 

Yazı dizimizin ana konusu gerçekleri bulma amacıyla evrim ve tersinim teorilerinin kıyaslaması olduğundan evrim ve tersinim kavramlarının anlamlarını belirtmede sayısız faydalar vardır.

 

Varoluşun en büyük gerçeği olmaya aday birbirine zıt evrim ve tersinim olmak üzere iki teori vardır.

 

Evrim ve tersinim teorilerinin kıyaslanması, bilimin terazisinde doğru olarak tartılması, bu yolla gerçeğin bulunması için evrim ve tersinim kavramlarının anlamlarını ve yöntemlerini açıkça belirtmek ve bilmek gerekir.

 

Evrim canlıların zaman içinde değişip pozitif anlamda geliştikleri mantığını temel alır ve yine canlıların evrimleşmeyle türlerden türlere geçtiklerini, geçebildiklerini öngörür.

 

Evrim teorisine göre bu gün şaşkınlık ve hayranlıkla gözlemlediğimiz yaşam dünyası rastlantılarla oluşmuş (Ya da uzaydan gelmiş) bir canlı hücresinin zaman içinde kademeli evrimiyle oluşmuştur.

 

Evrim teorisi en baştan bir Yaratıcı İradenin varlığını ret ve inkar ettiğinden tüm oluşumlar rastlantı-madde-zaman üçlemesinin sonucudur.

 

Evrim on milyonlarca senelik çok uzun süreçlere ihtiyaç duyduğundan birebir gözlemlenemez. Fakat (eğer gerçek ise) yaşam süreçlerindeki değişimleri gösteren izlerle (fosillerle) kanıtlanabilir.

 

Evrim çok uzun süreçlere ihtiyaç duyduğundan birebir gözlenip sınanamaz. Bu nedenle materyalist bilimin gözlem ve deneylerle sınanma şartına uymaz.

 

Evrim teorisi taraftarları yaşamın gelişim aşamalarını gösteren olguların; canlıların basitten karmaşığa(düzen ve sistemlere değil) doğru geliştiklerinin açık kanıtları olduğunu, bu nedenle evrimin birebir gözlenip sınanmasına ihtiyaç olmadığını iddia ederlerse de sonuçta; teoriyi çok yakından ilgilendiren, temellerini oluşturan bazı konulardaki kimi soruları yanıtlamaktan aciz kalırlar.

 

Taraftarları için evrim (bütün olumsuz işaretlere rağmen) bilimsel kanıtlarla doğrulanmış bir gerçektir.

 

Bir bakıma taraftarları için evrim bilimin hem annesi, hem de babasıdır.

 

Bu nedenle tüm olguları evrim mantığına uygun yorumlamak gerekir. Bu bilimin gereğidir ve olmazsa olmazlarındandır.

 

Evrime uymayan bilimsel gerçeklerin, mantıksal çıkarımların düşünülmeden, araştırılmadn ret ve inkar edilmesi rahatlıkla taassup olarak nitelenebilecek bu sakat mantığın ürünüdür.

 

Fakat temellerini ilgilendiren konularda pek çok sorulara yanıtlayamayan bir teorinin bilimselliğinin doğrulandığı şüphelidir. Tarafsız bir bilim insanı bunu rahatlıkla fark eder.

 

Gerçekliği konusunda derin, güçlü ve kalın şüphe bulutlarının üzerinde dolaştığı bir teoriyi inkar edilemez gerçek, bilimin annesi, babası kabul etmememiz, tüm bilimsel olguları buna uygun yorumlamaya kalkışmamız mümkün değildir.

 

Böyle bir teoriyi bilimin hem annesi hem babası kabul etmek, bilimsel bulguları buna uygun yorumlamak tek kelime ile putperestlik benzeri koyu bir taassup olur.

 

Devamı var.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Abi bu konuyu görünce çok mutlu oldum çünkü biyo dersinde evrim teorisini işliyoruz :)

Hocamız dahil hepimiz bu konuda tarafsısız :)Kanıtlanan ve kanıtlanamayan deneyler bu yüzdende teori olmakla kalmış...

Sonuna kadar okuycam konuyu tşkler :)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evrim mi? Tersinim mi?-3

 

 

 

Evrim Teorisi: Charles Darwin’in ortaya attığı Evrim teorisi tarih boyunca insanları en çok etkileyen teorilerin başında gelir.

 

Bir başka deyişle evrim teorisi kadar insanların özel ve sosyal hayatlarını yönlendiren, bu nedenlerle böylesine çok tartışılan, suiistimal edilerek belirli çevrelerce kullanılan bir başka teori daha yoktur.

 

Darwin, bilimsel olduğunu iddia ettiği incelemelerinden türlerin sabit olmadığını, uzun süreler içinde de olsa çevre koşullarına göre en azından fiziksel olarak değiştiğini fark etmişti.

 

Ancak bu değişim sürecini tetikleyen etkenlerin ne olduğu, diğer nesillere aktarılıp aktarılmadığı konusunda herhangi bir fikri yoktu. Gerçekte bu değişimler canlıların genelde dar alandaki çeşitlenmeleri ve çevreye uyumlarının sonucuydu.

 

Darwin'in Beagle gemisiyle yaptığı ve bir dünya turuna dönüşen gezisi sırasında bu konudaki fikirlerinin ağır ağır olgunlaştığı, İngiltere’ye döndükten sonra ilk semerelerini verdiği, bu konu üzerindeki fikirlerini pekiştirecek kimi araştırmalara giriştiği görülür. Bu nedenle evrim teorisi çok uzun bir sürecin mahsulüdür denilebilir.

 

Çok uzun bir sürecin mahsulüdür ama inanılmaz derecede ağır, araştırmacı bir bilim insanına yakışmayan mantık hataları ve saçmalıklarla doludur. (Saçmalıklar bölümüne bakınız)

 

Darwin hazırlamaya çalıştığı Türlerin Kökeni isimli ilk kitabında canlıların zaman içinde değişip evrimleşerek türlerden türlere geçtiklerini savunuyor bu konuda kimi olayları kanıt olarak gösteriyordu.

 

Darwin teorisiyle ilgili fikirlerini derleyip toparlayıp bir düzene koymaya çalışırken Malthus’un Nüfus Üzerine Deneme adlı kitabını okudu.

 

Malthus bu kitabında:

 

-Bütün canlılar bir var olma ya da yok olma savaşı içindedir. Savaşların nedeni nüfus artışıdır, çünkü beslenme kaynakları sınırlıdır ve bunlara sahip olmak için insanlar zorunlu olarak savaşlar yapmak zorunda kalmaktadırlar ve bu savaşta güçlüler zayıfları ezip geçer yazmaktaydı.

 

Malthus’un öne sürdüğü var olma savaşıyla gözlemleri arasında bağ kuran Darwin, ne zamandır aklını kurcalayıp duran fakat bir türlü kesin bir yanıt veremediği evrim teorisinin itici gücünün ne olduğu sorusuna bu sıralarda yanıt buluyor; bu itici gücü ve etkenlerini doğal seçilim (daha sonra evrimcilerce doğal seçilimin yetersizliği anlaşılınca bu mekanizmaya çevreye uyumda katılacaktır) olarak tanımlıyordu.

 

Bir bakıma Darwin teorisinin üzerilerine kurulacağı temelleri bulmuş sayılabilirdi.

 

Bundan sonra yapılacak iş bu temelleri birbirleriyle bağlamak ve aralarındaki boşlukları doldurmaktı.

 

Fakat Darwin yinede çok derin ve keskin, burgaçlı bocalayışlar, tereddütler içindeydi.

 

Öne sürmeye hazırlandığı teorinin bir zamanlar gönülden bağlı göründüğü dine, dolaysıyla dinî objelere aykırı olduğunu biliyor, bu da onu rahatsız ediyor, tereddütlü korkulara itiyordu. Çünkü yaşadığı devirlerde bu tür fikir sahipleri toplum tarafından dışlanır, çok kötü cezalara çarptırılırlardı.

 

Böyle bir teorinin toplumun özellikle dini çevrelerin tepkisini çekeceği bilincinin getirdiği korkuyla birlikte bu bocalayış onu teorisini yayınlamaktan alıkoydu.

 

Bu nedenle notlarını üzerine ölümümden sonra açılacak diye yazarak paketlemiş olarak bir kenarda tuttu.

 

Bu paket ve zaman içinde eklediği diğer notları yirmi seneye yakın bir süre evinin merdiven altındaki süpürgelikte bulunan bir sandıkta durmuştur.

 

Darwin'in, evrim kuramı üzerinde çalışırken aşağıdaki varsayımlardan hareket etmiştir. Bir bakıma teorinin ana temelleri bu varsayımlardır.

 

1-Canlıların dünyası değişmez değildir, sürekli değişim içindedir.

 

2-Tüm canlılar zaman içinde kademeli ve sürekli bir değişim sürecinde tek bir atadan ortaya çıkmıştır.

 

3-Evrim zaman içinde sürekli gelişim gösteren bir süreçtir. Evrim anlık sıçramalarla oluşmaz.

 

4-Tüm canlılar tam bir yaşam mücadelesi içindedirler. Güçlü canlılar güçsüzlere üstün gelerek güçsüzleri elemine edip, yaşam alanlarının dışına iterler. Böylece daima güçlü canlılar yaşama şansı bulduğundan güçlenmeyi başaranlar yaşam sahnesindedir, bu da evrim demektir.

 

Fark edileceği gibi evrimin itici gücü doğal seleksiyondur.

 

Bu varsayımlar Darwin’e göre bilimselliğin gözlemlenebilir ve sınanabilir olma özelliklerine uygun olup, şu olgular üzerindedir:

 

a)-Üreme biçimleri ne olursa olsun, canlılar geometrik diziyle çoğalma eğilimindedir.

 

b)-Bu eğilime karşın türlerde nüfus aşağı yukarı sabit kalmaktadır.

 

c)-Doğal kaynaklar sınırlıdır. Canlıların nüfus artışına paralel olarak değişmez. Bu nedenle canlılardaki nüfus aşağı yukarı sabit olmak zorundadır. Bu sabitlik doğal seleksiyon yoluyla sağlanır.

 

d)-Bir türün iki örneği hiçbir zaman bütünüyle aynı değildir. Her tür içinde gelişmeye yönelik büyük bir değişkenlik potansiyeli mevcuttur.

 

e)-Değişkenliğin büyük bir bölümü nesilden nesle aktarılabilir.

 

Evrim teorisinin saydığımız öngörüleri ve mekanizmaları termodinamiğin ikinci, kalıtım gibi kanunlarla; canlılardaki değişmezlik, rastlantıların bilgi oluşturamayacağı, bozmanın kolay yapmanın zor olduğu, ekolojik düzen gibi doğal kanun ve ilkelerle tamamen çelişir.

 

Devamı var.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evrim mi- Tersinim mi?-4

 

Doğal seçilim diğer adıyla doğal seleksiyon akla mantığa ve bilime uygun gibi görünür. Fakat burada atlanan; bilmezlikten, görmezlikten gelinen küçük fakat son derece önemli bir nokta vardır.

 

Büyük ya da küçük, şu ya da bu türde olsun, istisnasız bütün canlılar yaşamak, beslenmek ve üremek için her tür kendilerine mahsus mükemmel özelliklerle donatılmış olarak dünyaya gelirler.

Bir kaç saatle bir kaç yıl arasında değişen bir süreç sonunda gelişip olgunlaşırlar. Bu dönem canlıların en güçlü, en mükemmel oldukları dönemlerdir.

 

Her tür var edilişlerinde var oluş özelliklerinin kendilerine verdiği avantajları kullanırlar.

 

Fakat bazı canlılar bu avantajlarını çeşitli nedenlerle yitirir ya da zayıflatırlar.

 

Bu nedenlerin başında dış etkenlerle (mutasyonlarla) birlikte hastalık, yaralanma ya da zaman içinde yıpranma yani yaşlılık gelir. Bu da doğal kanunların kaçınılmaz gereğidir ki biz buna TERSİNİM diyoruz.

Avantajlarını yitiren ya da zayıflatan bir canlının ise doğal seleksiyon nedeniyle yaşamını devam ettirmesinin imkânı yoktur. Sonunda bu canlı elemine edilecektir.

 

Bu tür avantajlarını yitirmiş canlıların elemine edilmeleri doğal mekanizmaların gereğidir. Çünkü her canlı doğal düzenin ve beslenme zincirinin bir halkasıdır. Her canının bu halkada bir görevi ve sorumluluğu vardır.

Dikkat edilirse bir canlının doğal seleksiyona uğramasının gerçek nedeni, var oluşlarında yaşamlarını sürdürme konusunda avantajlar getiren özelliklerini zayıflatmaları ya da yitirmeleridir. Gelişim (evrim) söz konusu değildir.

 

Diğer ifade ile var oluşlarında kendilerine verilen ve yaşamlarını, üremelerini sağlayan özellikleri koruyamayan canlılar elemine edilecektir.

 

Bu nedenle evrim teorisinin bir kanıt olarak gösterdiği canlılar arasındaki zorlu yaşam savaşının gerçek nedeni canlıların var oluşlarında sahip oldukları özelliklerini koruma yönündedir.

Bu özelliklerini koruyan canlılar yaşar, koruyamayanlar ise elemine edilir. Gerçek doğal seleksiyon budur.

 

Doğal kaynakların sınırlı olduğu fakat canlıların bu sınırları çok, çok aşan bir hızla çoğaldıkları bu nedenle seleksiyona uğradıkları tezine gelince şunu özellikle belirtelim ki doğal kaynakların sınırını canlıların oluşturduğu ekolojik düzen çizer.

 

Burada göz ardı edilen canlılar arasındaki amansız bir savaştan çok tam bir dayanışmanın ve yardımlaşmanın varlığıdır.

Doğa, ekolojik düzen dediğimiz öylesine bir düzen kurmuştur ki bu düzende her canlının bir rolü vardır.

 

Doğa içinde barındırdığı canlı nüfusunu kendi kendine kontrol eder, dolaysıyla kapasitesini kendisi belirler. Bir canlı diğer bir canlının besin zincirini oluşturur.

 

Fakat hiç bir canlı besin zincirini oluşturan diğer canlıya katliam yapmaz, zevk için öldürmez. ihtiyacı kadarını avlar.

 

İçlerinde zayıf ve hastalıklı ya da yaralı olanları elemine ederek sağlıklı olanların yaşamalarını kolaylaştırır.

Amaçsız, sadece zevk için bir başka canlıyı öldüren tek canlı insandır.

 

Charles Darwin nedense görmezden geldiği canlılar arasındaki dayanışmanın çok güzel farkındadır. Farkındadır ama yine de evrim gibi bilimsel desteği olmayan hayal mahsulü bir teori ortaya atmaktan çekinmemiştir. Bunun nedenleri psikolojik açıdan hayli ilginç olmalıdır.

 

 

Devamı var.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Doğal Seleksiyon (Seçilim) mi? Doğal elenme mi?

 

Darwin, ortaya attığı evrim iddiasını doğal seleksiyon mekanizmasına bağlamıştır denilebilir. Bu mekanizmaya verdiği önem kitabına; Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon Yoluyla ismi vermesinden de açıkça anlaşılmaktadır.

 

Doğal seleksiyon, doğal seçme demektir. Doğadaki yaşam mücadelesi içinde, doğal şartlara uygun ve güçlü canlıların hayatta kalacağı, diğerlerinin eleneceği varsayımına dayanır.

 

Bu varsayımının doğada canlılar arasında mücadele kadar dayanışmanın da var olduğu göz önüne alınmadan ortaya atıldığı açıktır.

 

Darwin’e göre canlılar hayatları boyunca müthiş bir yaşam savaşı içindedirler. Her canlı yaşamak için yeni avantajlar kazanmaya çalışır.

 

Sonuçta güçlü olanlar yaşar, güçsüz olanlar ise elemine edilir, hayat sahnesinden silinirler.

 

Nedense Darwin canlılar arasında var olan kısmî yaşam savaşını görmüş fakat ekolojik dengenin temeli olan canlılar arasındaki o muazzam dayanışmayı görmemiş ya da görmemeyi tercih etmiştir.

 

Ayrıca canlılar arasında amaçsız öldürmenin olmadığını (insanlar dışında), katliamlar yapılmadığını görmekte ve bilmekteyiz.

 

Hayvanlar sadece yaşamak ve üremek için bir başka canlıyı öldürürler. Zevk için öldüren sadece insanlardır. (Ekolojik denge bölümüne bakınız)

 

= = =

 

Konumuz olan doğal seleksiyonun biraz açmaya çalışalım.

 

Evrim teorisi göre doğal seleksiyonu canlılar arasındaki amansız yaşam savaşı olarak tarif etmiştir.

 

Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir geyik sürüsünde zayıf ya da hastalıklı olanlar (hızlı kaçamayanlar) yakalanacak, daha hızlı koşabilen sağlıklı ve güçlü geyikler kurtulacak, dolaysıyla hayatta kalacaklardır.

 

Böylece zayıflar elenecek, hızlı ve güçlü olanlar yaşamlarını devam edecek, geyik sürüsü hızlı, güçlü ve sağlıklı bireylerden oluşacak; bu bireyler hızlarını, güçlerini ve sağlıklarını diğer nesillere aktarma fırsatı bulduklarından daha gelişkin (evrimleşmiş) geyik bireyleri ortaya çıkacaktır.

 

Burada yakalama işi avcının geyik sürüsü içindeki zayıfları, güçsüzleri, sağlıklarını kaybedenleri diğerlerinden ayırabildiği şeklindedir.

 

Diğer ifade ile avcılar zayıf ve hastalıklı olanları diğerlerinden ayırabilmekte, zayıf ve hastalıklı olanları avlayarak sürünün sağlıklı ve güçlü bireylerden oluşmasını sağlamakta, bu yolla doğal seleksiyonu gerçekleştirmektedirler.

 

Bir avcı av sürüsünün içindeki zayıf ya da hastalıklı olanları sağlıklı ve güçlü olanlardan ayırabilir mi?

 

Bu soruya vereceğimiz cevap evettir ve doğal bir melekenin sonucudur.

 

Bu meleke hızlı koşma, keskin dişler, sivri pençeler ve bunlara uygun vücut yapısı gibi avcılara verilmiş avını daha kolay yakalamasına sağlayan özelliklerden sadece birisidir.

 

Böyle bir özelliğin veriliş amacının nedeni de basittir.

 

Böyle bir özellik sayesinde avcılar yaralı, hasta ya da zayıf bireyleri seçip üzerlerine odaklanarak daha kolay avlanmaktadırlar. Şüphesiz ki hızlı kaçamayanları hızlı kaçanlara göre avlamak daha kolaydır.

 

Gerçekten de evrim teorisinin öngördüğü anlamdaki doğal seçilim bir parçada mantıksızdır.

 

Yukarıda verilen örneği göz önüne aldığımızda avcı tarafından avın seçilerek yani doğal seleksiyon sonucu yakalanmasından çok; hızlı kaçamayan hastalıklı ve zayıfların yakalanıyor olması daha mantıklı ve doğal değil midir?

 

Diğer ifade ile avcılar sürüdeki hasta ya da zayıfları kendilerine var oluşlarında verilen avlanmalarına kolaylaştıran özel melekelerle diğerlerinden seçip ayırabilmekte, hasta ve zayıf olanlar kaçamadıklarından daha kolay yakalanmakta, diğer ifade ile avcı daha kolay avlanmaktadır.

 

Görüleceği gibi yakalanma ya da yakalanmama işini bir seçişten çok kaçıp kaçamama olarak görmek daha doğru ve mantıklı olacağı kesindir.

 

Gerçekte doğal seleksiyonun bilime ve mantığa uygun çok daha akılcı bir açıklaması vardır.

 

Tersinim teorisi paralelinde olduğundan evrim teorisi taraftarları bunu kabul ederler mi bilemeyiz.

 

Bilim filanca kişi ya da kişilerin kabullerine bağımlı olmadığından önemli değildir.

 

Aşağıdaki öngörümüz konusundaki delillerimiz canlıların inkâr edilemeyen kompleks yapılarıdır.

 

Bütün canlılar mükemmel olarak yaratılmışlar, kendilerine yaşamak ve üremek için gerekli olan bütün mekanizmalar eksiksiz verilmiştir.

 

Fakat zaman yeninin eskimesi gibi canlıları da eskitmekte, zaman içinde ihtiyarlamakta yaşam avantajları zayıflamakta ve hatta bir kısmını kaybetmektedirler.

 

Dış şartlarda (mutasyonlar) ve canlılar arasında var olan kısmi mücadele bu eskimeyi çabuklaştırabilmektedir. Biz bunların tümünü tersinim diyoruz.

Örneğin bir canlı yaralanır, bir yerini kırar ya da hastalanırsa yaşam avantajlarının en önemlilerinden bir kısmını yitirmiş olur. Bu arada savunma mekanizmaları zayıflar ya da tamamen kaybolabilir.

 

Yaşam avantajını kaybeden bir canlının sonu da şu ya da bu şekilde ölümü, hayat sahnesinden silinmesi demektir.

Anlatmaya çalıştığımız doğal elenme mekanizması Darwin’in görmezlikten geldiği ekolojik düzen ile de tam manasıyla örtüşür.

 

Darwin’in anladığı anlamda oluşan doğal seleksiyon canlıların gelişip evrimleşmesine neden olur mu?

 

Bu soruya vereceğimiz cevap kesin bir dille hayırdır.

 

Yukarıda bahsettiğimiz geyik sürüsünü örneğini tekrar göz önüne alırsak doğal seleksiyon mekanizmasının geyikleri bir başka türe örneğin atlara doğru evrimleştirdiği konusunda hiç bir bilimsel kanıt yoktur. (Doğal seleksiyonla türden türe geçilebilir mi bölümüne bakınız)

 

Devam edeceğiz.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Doğal Seleksiyon ve Darwin

 

Charles Darwin evrim teorisini ortaya atarken doğal seleksiyon mekanizmasını temel almıştır denebilir. Şüphesiz ki bu konuda onu en çok etkileyen Lamarck'ın canlılık konusundaki öngörüleridir.

 

Hatırlanacağı gibi Lamarck canlıların zorlama ve ihtiyaçlara göre değişebileceklerini öne sürmekte, örnek olarak zürafaları göstermekteydi.

 

Lamarck’a göre zürafalar eskiden kısa boyunlu geyik ya da karaca türü canlılardı. Ağaçların tepelerindeki taze filizleri yeme gayretleri zamanla boyunlarının uzaması neden olmuştu.

Fakat gelişen bilim Lamarck’ın bu öngörüsünü yalanlayacaktır. Nitekim Mendel'in kalıtım kanunları ve canlılardaki değişmezlik ilkesi bu öngörüyü temelinden yıkar.

 

Charles Darwin bu gerçeğin farkındadır. Charles Darwin tür konusunda şunları yazmaktadır.

 

-Iranın değişmezliği doğa bilginlerinin özellikle önemsediği ve aradığı şeydir. Üzerinde çalışılan biçimlerin uzun bir dönem farklı kaldığı gösterilebilince ya da umulur hale getirilince bu onları birer tür olarak sınıflamada çok önemli bir gerekçe olmaktadır.

 

Herhangi iki biçimin ilk çaprazlandıkları zaman biraz kısırlık göstermesi ya da döllerinin biraz kısır olması bile genellikle onların türsel başkalıklarının kesin ölçüsü sayılmaktadır.

 

Aynı alanda sürekli olarak birbirleri ile kaynaşmadan kalmaları çoğu zaman ya belirli bir ölçüde karşılıklı kısırlığın ya da hayvanlarda çiftleşmeye karşıtlığın yeter kanıtı sayılmaktadır.

 

Yaşam koşullarındaki hafif değişmelerin bütün canlı varlıklar için yararlı olduğu inancı eski ve yaygın bir inançtır.

Evrim teorisi doğal seleksiyonun sadece güçlü canlılara yaşama izni verdiğini, zayıfların elemine ettiğini, bu nedenle zaman içinde canlıların güçlenip evrimleştiğini varsayar.

 

Bu varsayımına (bilimsel bulgular tam tersini göstermesine rağmen) eski bir inancı temel alır. Ona göre canlılar doğal seleksiyon yoluyla gelişmektedir.

 

Darwin doğal seleksiyona bu anlamının dışında (canlıların zamanla geliştikleri anlamının dışında) bir anlam daha yüklenmiş, bu mekanizmanın zaman içinde yeni türler oluşturacağı öne sürülmüştür.

 

Ne var ki bugün evrimciler dahi doğal seleksiyonun canlıları evrimleştirici bir gücü olamayacağını kabul etmektedirler.

 

Bizzat Darwin’de bu konuda şüpheler içindedir. Bir dostundan aldığı konuyla ilgili mektubu Türlerin Kökeni kitabına almaktan kendini alamamıştır. Darwin’in ağzında dostu şunları yazmaktadır.

 

-Bay Mivart şöyle diyor: Bay Darwin’in teorisine göre belirsiz değişime doğru sürekli bir eğilim olduğu için ve çok küçük ve başlangıç halindeki değişimler her yönde olacağı için bunlar birbirlerini etkisiz kılmaya ve pek çok kararsız değişiklikler oluşturmaya eğilimli olmak zorundadır.

 

Bu sonsuz küçük başlangıçların böylesine belirsiz salınımlarını doğal seçmenin yakalaması ve sürekli kılması için bir yaprakla bambuyla ya da başka bir nesneyle yeterince göze çarpan bir benzerlik yaratması olanaksız değilse çok güçtür.

Darwin'in yakın dostlarından Charles Lyell Türlerin Kökenini okuduktan sonra:

 

-Bu çeşitliliği yapan güç nedir? işte esas mesele budur" diye yazmaktan kendini alamamıştır.

 

Fakat Darwin dostlarının çok güçlü tenkitlerine rağmen doğal seleksiyonu teorisine almaktan çekinmemiştir. Fakat bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen varsayımların uzun ömürlü olmayacağı açıktır.

 

İleriki senelerde evrimin itici gücü kabul edilen doğal seleksiyona evrimin bir diğer mekanizması olarak ortaya sürülen mutasyonlarda desteklemez.

 

Bunun nedeni de genetik bilgiyi geliştiren herhangi bir mutasyonun gözlemlenmemiş olmasıdır.

 

Canlıların basite indirgenemez kompleks yapıları Neo Darwinizmin özü olan küçük değişikliklerin rastlantılarla kademe, kademe birikmesi ve evrime neden olması kavramını tamamen çürütmektedir.

 

Evrim teopri savunucularının canlılığı basite indirgeme çabaları (evrim teorisi savunucuları canlı bedenlerinin basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünlüğü olduğunu kabul etmek istemezler) evrimin bu umarsız derdine çare olmaktan uzaktır.

 

Yale Üniversitesinden Dr. J. Budziszewski doğal seleksiyonun evrimin nasıl gerçekleştiğini açıklamaktan çok uzak olduğunu şöyle özetlemektedir:

 

-Herkes doğal seleksiyonun ispinoz gagalarını uzatacağı konusunda hemfikirdir; ancak birçoğu, doğal seleksiyonun Darwin'in iddia ettiği gibi balıkları kurbağalara dönüştüreceğine katılmamaktadır.

 

...Darwinizm'e gelen en öldürücü darbelerden biri indirge-nemez kompleksliği açıklayamamasıdır. Sistemin çalışması için tüm parçalarının aynı anda bulunması gereken indirge-nemez komplekslik doğal seleksiyon tarafından oluşturula-maz. Çünkü doğal seleksiyonda, canlının sahip olduğu yapılar tek tek evrimleşmeli ve her yeni parça ile sistem biraz daha iyi çalışmalıdır.

Canlıların evrim teorisinin öngördüğü yaşam savaşlarında var edilişlerinde kendilerine verilen melekelerini, yaşam avantajlarını yani mükemmelliklerini korumaya çalıştıkları, başaramayanlar elemine oldukları açıktır. Bu da tersinim demektir.

 

Şüphesiz ki bu varsayım evrim teorisinin öngördüğü canlıların doğal seleksiyon sonucunda daha güçlendiği, bunun sonucunda türlerden türlere geçiş yaptığı varsayımından daha akılcı ve daha bilimseldir.

Evrim teorisinin öngördüğü varsayımları ret eden bilimsel kanıtlar bu varsayımının tamamen zıddını ifade eden tersinim teorisinin bilimsel kanıtlarıdır.

 

Ünlü bir evrimci olan ingiliz paleontolog Colin Patterson, bu gerçeği şöyle itiraf eder:

 

-Hiç kimse doğal seleksiyon mekanizmalarıyla yeni bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir şeyin yakınına bile yaklaşamamıştır. Bugün neo-Darwinizmin en çok tartışılan konusu da budur.

Çağımızın ünlü evrimcilerinden Harvard Üniversitesi paleontoloğu Stephen Jay Gould, doğal seleksiyonun bu açmazını şöyle dile getirmektedir:

 

-Darwinizm'in özü tek bir cümlede ifade edilebilir: 'Doğal seleksiyon evrimsel değişimin yaratıcı gücüdür.' Kimse doğal seleksiyonun uygun olmayanı elemesindeki negatif rolünü inkâr etmez. Ancak Darwinci teori, "uygun olanı yaratması"nı da istemektedir.

Darwin de bu gerçeğin farkındaydı ve Türlerin Kökeni adlı kitabının sonlarında faydalı değişiklikler oluşmadığı sürece doğal seleksiyon hiçbir şey yapamaz demek zorunda kalmıştır.

 

Kalmıştır ama Darwin ve teorisi için doğal seleksiyon vazgeçemeyeceği kadar önemlidir.

 

Bir bakıma doğal seleksiyon dışında evrim iddialarına başka bir mekanizma bulması mümkün değil gibi görünmektedir.

 

Bu nedenle Darwin ve yandaşlarının doğal seleksiyona taassuba dönmüş bir inançla sahip çıktıklarını görmekteyiz.

 

Daha sonra bu anlayış biraz daha gelişecek sonuçta ırkçılığa dönüşecektir.

 

Devam edeceğiz.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

evrim varoluşun en büyük yalanıdır...evrim yok...hiçbir zamanda olmadı...

 

evrim düşüncesinin bilim içerisinde tartışılması ve araştırılmasına karşı değilim...

fakat araştırma sonuçlarını takip ediyorum ve evrim kanıtlanmaktan çok uzak ve bir teori olarak kalacak gibi gözüküyor...

 

ben koyu bir antimateryalist ve anti faşist düşünceye sahibim..bu konuyla ilgili araştırmalarımda var...bununla ilgili evrimcilerle ve faşistlerlede çok tartışmalar yaptım ve gördüğüm şu:

 

evrimin olmadığını en iyi bilenler faşistler ve materyalistlerdir..ama işlerine gelmiyor...bilimi buna alet ediyorlar...

çağımızda iyi - kötü savaşımının yeni boyutu bu....faşistler ve materyalistler ateizmi pompalayarak maddenin ve paranın öne çıkarıldığı ve bunun tek mutluluk kaynağı ve tek gerçek olduğunu savunuyorlar ve hatta evrimle bu karanlık düşünceyi canlılığın hatta insanlığın varoluşuna bile sokmaya çalışıyorlar...

 

işte bugün açıkça şahit olduğumuz , gitgide dünyamızın karanlık,soğuk ve duygusuz bir hale gelmesinin nedenlerinden en önemlilerinden biri faşistlerin ve maddecilerin sürekli gündemde tutmaya çalıştığı evrim zihniyetidir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kuranı Kerim de, açık bir şekilde ve pek çok ayette yaratılışın evrimle gerçekleştiği yazıyor. Ayrıca evrimi kabul etmeyen Müslümanlar düşünmez mi, şu kainatta yaratılan bütün yıldızlar, güneşler ve galaksiler belli süreç de oluşurken insanın bir anda oluşması tutarsızlık olmaz mı?

 

Hatta işi daha öte götürüp diyebilirim ki : "Evrimi kabul etmeyen Allah'ın sünneti kabul etmemiştir. Dolayısıyla gizli bir şirkin içine girmiştir." Şu Müslümanlar artık zihinlerini bulandıran Adnan Oktar'ın yaratılış hakkında ki, hurefelerinden kurtulmalı. Zaten kendisinin misyonerliğini yaptığı ve ekmeğini yediği "yaratılış ile ilgili görüşleri" tamamen Amerikada bulunan bir Hristiyan vakfından alıntıdır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

tıbbi biyoloji ve genetikte okuyan bir arkadaşıma sormuştum evrime hocalarınız siz nasıl bakıyorsunuz bu işin içindesiniz inceliyorsunuz diye.oda dediki evrime inanıyorum ama bu islamı yok saydığım anlamına gelmez.bazı din adamlarıda kuranı kerimin evrimi inkar etmediğini söylüyor.bilim ilerledikte daha iyi anlayacağız inşallah.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...