Jump to content

Yüzey ve Derinlik....


devrikcumle
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Yüzey öylesine çalkantılı ve kirli ki insan bu çalkantıyı yaratan derinliklerde ne olduğuna bakmaya fırsat bulamıyor.

 

Türkiye, hukuktan iyice kopmuş, tek amacı yeni bir 28 Şubat yaratmak gibi gözüken bir hukukçular ordusuyla çarpışıyor.

 

“Hukuksuz hukukçular cephesi” toplumun ayağına bağlanmış ağır bir prangaya dönüştü.

 

Bütün ülkeyi geçmişin karanlığına doğru çekiyor.

 

 

 

Bu cephenin ajanlarının siyasi iktidarın içine de iyice sızdığı ve önemli mevkilere tırmandığı da, sanırım iktidarın zirvesinde oturanlar dışında, herkes tarafından açıkça görülebiliyor.

 

Biz geçmişteki tecrübelerimizle “28 Şubat sendromunun” bir kimyasal reaksiyon gibi zincirleme eylemlerle tırmandığını biliyoruz, zaten çok geçmedi Sabah gazetesinin muhabirine “başı açık” diye saldıran biri de çıkıverdi ortaya.

 

Belli ki daha tatsız gelişmelere de hazır olmalıyız.

 

Eğer hükümet “adalet ve asayiş” konularında gerekli refleksi gösteremez ve evrensel değerlere sahip çıkamazsa kendisi de dahil herkesin başı derde girecek.

 

Türkiye kendi kendisiyle boğuşurken dünyada da tuhaflıklar oluyor.

 

11 Eylül’den başlayan tuhaf provokasyonlar geniş kavisler çizerek yükseliyor.

 

Danimarka ile Norveç gibi dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında kabul edilen iki ülkede birdenbire Hazreti Muhammed karikatürleri yayınlanıyor.

 

O karikatürleri gördüm.

 

Bana sorarsanız Müslümanlardan ziyade mizahçıları kızdırması gereken bir kabalığa sahipler, ilkel bir kışkırtıcılığın işaretlerini taşıyorlar.

 

Danimarka ya da Norveç sanatının övünebileceği eserler olduğunu sanmam.

 

Müslümanlar ise buna dehşet görüntüleri yaratan eylemlerle cevap veriyorlar.

 

Peki, ne oluyor?

 

Dünya niye batısıyla doğusuyla, Müslümanıyla Hıristiyanıyla ürkütücü bir girdabın içinde dolanıyor?

 

Bunu anlamak için biraz derinlere bakmak gerek.

 

İlk söylenecek olan, herkesin bildiği bir gerçek.

 

Bir çağdan bir çağa geçiyoruz.

 

Sanayi döneminin bir insandan beklediği ile bilgi çağının bir insandan bekledikleri çok farklı.

 

Sanayi çağında, kol gücüne sahip her hangi biri hayatını bir şekilde kazanabilirdi.

 

Bilgi çağında ise insanların kaba gücüne duyulan ihtiyaç süratle azalıyor.

 

Bu çağda fiziksel güce değil beyinsel yeteneklere ihtiyaç var.

 

Bütün yeryüzünde küçük esnaf, köylü ve asker yokoluşun eşiğinde.

 

Sanayi çağının insandan bekledikleri ile bilgi çağının insandan bekledikleri arasında öylesine büyük bir fark var ki geçmiş çağlara göre biçimlenmiş olanların yeni çağa uyum sağlayabilmek için çok ciddi bir sıçrama yapması gerekiyor.

 

Büyük kitlelerin kısa sürede bu sıçramayı gerçekleştirmesi imkansıza yakın zorlukta.

 

Bir çağdan kopan yeni çağı da yakalayamayan insanlarda sanırım dehşet verici bir düşme, kaybolma korkusu ortaya çıkıyor.

 

Bu büyük boşlukta kaybolmamak için insanların önemli bir bölümü kendilerine en sağlam gelen ipe yapışmaya çalışıyor.

 

Bu da, milliyetçilik, din ve kutsal düşmanlık.

 

Bir düşmanı olan herkes, bu kaygan hayatta ucundan tutabileceği bir kulp yakalamış oluyor.

 

Herkes kendine bir düşman bulup, hayata o düşman sayesinde yapışmaya uğraşıyor.

 

Hıristiyan alemine kıyasla daha geri kalmış bulunan Müslüman toplumların dine sarılması daha çarpıcı bir biçimde gerçekleşiyor, Hıristiyanlar da Müslümanların çaresizliğini kendi düşmanlarını yaratabilmek amacıyla alabildiğine kışkırtıyor.

 

Sanayi çağının ölmekte olan silah ve petrol sanayi de son kazançlarını bu kutuplaşmadan kazanacağı için çatışmaları destekliyor.

 

Dünyanın, doğusuyla batısıyla henüz olgun bir şekilde çağ değiştirmeye hazır olmadığı gözüküyor.

 

Bir karmaşadan, zaman zaman kanlı da olabilecek kaoslardan gececeğiz.

 

Genelde “Müslüman” kimlikleriyle tanınan ama bence asıl özellikleri fakirlik olan toplumları sarsaladığı kadar zengin Hıristiyan toplumları da çalkalayacak bu çağ geçişi.

 

Dünyayı bu kaostan kurtarmaya kimsenin gücü yetmez.

 

Ama gerçekleri görmenin de hayata yansıyabilecek önemli yararları var.

 

Bu kaosu görürken, “deri değiştirmekte” olan dünyanın sadece yerlerde sürünen eski derisini değil, oluşmakta olan yeni derisini de farkedebilirseniz kendinize ve çocuklarınıza bir rota çizebilirsiniz.

 

Milliyetçilik, dincilik gibi bireyi geride kalabalığı önde tutan yaklaşımlara tutunanlar bir zaman sonra geride kalacak, zihinsel becerilerini, kendi dalında bütün dünyayla rekabet edebilecek yeteneklerini geliştirebilenler geleceği yakalayacak.

 

Tarihin en büyük kırılma noktasından geçiyoruz.

 

İlk kez günlük hayatta, sıradan bir ekmek kavgasında insan beyni böylesine önem kazanıyor.

 

Sanırım, hepimizin büyük bir savaşa girerken komutanların yaptığı o klasik konuşmayı kendimize tekrarlamamız gerekiyor.

 

- Bu savaştan dönmeyecek olanlar olacaktır ama dönebilenler ben o savaştaydım diye övünecekler.

 

 

 

 

Ahmet ALTAN

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...