Jump to content

Dersim İsyanı ve Seyit Rıza..


Mira
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Seyit Rıza (Seyid Rıza ya da Pir Sey Rıza) (d. 1863, Lirtik köyü, Ovacık, Tunceli- ö. 18 Kasım 1937, Elazığ), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk dönemlerinde rejime karşı çıkarılan isyanlardan biri olan Dersim İsyanı'nın liderlerinden olması sebebi ile idam edilen Alevi-Zaza aşiret lideri. Dersimlilerin ve Alevilerin piri olduğu söylenir. Hakkında devletin köylülere dağıttığı toprakları zor kullanarak üstüne geçirdiği, sıcak savaş sonrası Dersim'e hizmete gelen şehir yapılanması uzmanlarına karşı yöre halkını kışkırttığı gibi bir çok iddia vardır. 1863'te Dersim'in, Ovacık ilçesine bağlı Lirtik köyünde Şeyh Hesenan (Şixhesenu) aşiretinin Yukarı Abbasan kolundan Seyit İbrahim'in çocuğu olarak doğmuştur.

 

Seyit Rıza 1924'te Hozat’ı işgal etmiş; çevredeki cumhuriyet yanlısı aşiretleri basmış; devlet içinde devlet gibi davranmış, kendisine yollanan onca nasihat heyetine silahla karşılık vermiştir. 1937 nevruzunda devlet güçlerine karşı ayaklanan da bölgedeki derebeyleri olmuştur. Seyit Rıza; İngiltere’ye 30 temmuz 1937'de yazdığı mektubunda,[1] Türk ordusu ile savaştığını, onları mağlup ettiğini dile getirmiştir. Bu isyan ve Türk subaylarının vahşice parçalandıkları, dönemin İngiliz belgelerinde de yer almıştır.[2]

 

1937'deki Dersim isyanındaki kanlı çatışmalardan sonra barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan'a çağrılmış, bu görüşmeye giderken yolda 5 Eylül 1937'de 72 isyancı ile birlikte tutuklanmıştır. 5-13 Eylül 1937'de Elazığ’da askeri mahkemede yargılanarak bölücü terör örgütü kurmak suçundan idam cezasına çarptırılmıştır. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı'nda infazı gerçekleşmiştir.

 

Seyit Rıza'nın idamı İhsan Sabri Çağlayangil'in anılarından şöyle aktarılmıştır:[3]

“ Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. "Asacaksınız" dedi ve bana döndü: "Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?" Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. "Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz" dedi... Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. "Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir" dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi... Seyit Rıza asılırken ileride oğlunun da sesi geliyordu: "Kulun kölen olam. Sığırtmacın olam. Gençliğime acıyın, öldürmeyin beni!" ”

 

 

 

Bölge gerek coğrafi yapısı, gerekte merkeze uzaklığı nedeniyle merkezi otoritenin tam sağlanamadığı, ağalık ve şeyhlik tarzı feodal bağların kuvvetli olduğu bir yapıdadır. Bu açıdan Osmanlı döneminde de bölgede bir sürü ayaklanma yaşanmıştır. Dönemin içişleri bakanlarından Şükrü Kaya 1876 yılından beri bölgeye 11 askeri harekat düzenlendiğini ama bir çözüm sağlanamadığını belirterek[6], bölgenin bu alandaki geçmişini ortaya koyar. Dersim ayaklanmaları olarak adlandırılan, bölgedeki isyanlar arasında bir önceki isyan 1916 yılına tarihlenir.

 

Ermeni Tehciri sırasında da bazı Dersimli Alevi Kürt[7] aşiretler Dersim Ermenilerini Osmanlı hükümetine teslim etmeyi reddetmişler ve Ermeni kaynaklarına göre 20.000 ile 36.000[8] arası, Dr. M. Nuri Dersimi'nin anılarında yazdığına göre binlerce[9] mazlum Ermeni ailesinin güvenli olarak kaçmasını sağlamışlardır.[7] Dersimlilerin 1915 Ermeni Tehciri sırasında takındıkları tutum onların imhasında ayrı bir rol oynamıştır.[10]

 

Bunun yanında Rus işgalina karşı Dersimliler, Osmanlı hükümeti ile bir anlaşma yaparak özerklik vaadi içinde "savunma savaşı"na girerler.[9] Osmanlı idaresinden aldıkları silah-mühimmatla, doğrudan Osmanlı ordusunun emrine girmeden Ruslara karşı durma karşılığında Dersimlilere "bağımsız çatışma hakkı" tanınır.[9] Ruslar geri çekildikten sonra Osmanlı idaresi tarafından Dersimlilere ve bu aşiretlere madalya ve hediyeler verilir.[9] Seyit Rıza ise ayrıca ödüllendirilerek Erzincan'da "İl İdaresi Üyeliği"ne atanır. Dönemin Erzincan valilerinden Sabit Bey yazdığı bir mektupta -Seyit Rıza ile ilgili olarak- "şimdiye kadar bize din ve namusuyla hizmet etti" ifadesini kullanır.[11] Dersim olaylarının meydana gelmesinde Dersim aşiretlerinin ve önde gelenlerin Ermeni Tehciri'nde Ermenileri kurtarmış olmalarının,[9][10] Rus işgaline karşı kendilerine vaat edilen özerklik durumları[9] ile daha önceki Koçgiri İsyanı'nın etkisi olduğu düşünülür.[9]

 

İsyancılar, Şeyh Hasan aşiretine mensup olan Abasan Aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde, askere gitmek ve vergi vermek istemeyen diğer aşiretlerce de desteklenenince yaklaşık 6.000 kişilik bir grup isyancılara katılmıştır.[12]

Tunceli (Dersim) İsyanını Etkileyen Dış Sebepler

Fransa ve Suriye Faktörü

 

Fransa 1800’lü yıllardan itibaren Ortadoğu ile daha yakından ilgilenmeye başlamıştır. I. Dünya Savaşı devam ederken 1916 yılında İngiltere ile Fransa arasında imzalanan Sykes Picot Antlaşması ile Osmanlı toprakları üzerinde imtiyaz bölgeleri tespit edilmiş, Fransa Türk topraklarının başlıca varisi haline gelmiş ve Mondros Antlaşması ile güney ve güneydoğu Anadolu bölgesini işgal etmiştir [13] Daha sonra 1920 yılında imzalanan Sevr Antlaşması’nın 62. maddesine göre, İngiltere, Fransa ve İtalya Hükümetleri tarafından Fırat’ın doğusunda bulunan ve sınırları ileride tespit edilecek, Ermenistan’ın güneyi ile, Türkiye, Suriye ve Mezopotamya’nın kuzeyi arasında belirtilmiş bulunan bölge için otonomi planı hazırlanmıştır. Fransa Türkiye’ye yönelik propagandaları yönlendirmeye çalışmıştır. Özellikle Şeyh Sait İsyanı, daha sonra 1936 yılı sonlarında Hatay’ın bağımsızlığının ortaya çıktığı günlerde Fransızlar, ajanları İzzettin vasıtasıyla Seyit Rıza ile irtibat kurarak Dersim’de huzursuzluğun artmasına sebep olmuşlardır. İzzettin Mart 1937’de bir isyan için Suriye’deki Fransız gizli teşkilatından Seyit Rıza’ya talimat getirmiş, Dersim olaylarına büyük ölçüde karışmıştır [14]

 

İngiltere Faktörü

 

İngiltere 1800’lü yıllardan itibaren Türkiye ve Ortadoğu’ya göndermiş olduğu misyoner ve ajanlar vasıtasıyla faaliyetlerini artırmıştır. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra İngiliz teşvik ve desteğiyle Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuştur. Sevr Antlaşması’nın imzalanmasıyla, İngiltere Hoybun adı altında bir Ermeni – Kürt Cemiyeti kurulmasını sağlamıştır. Bu faaliyetler sonucu 1924 yılındaki Nasturi İsyanı ve Musul Meselesi dolayısıyla, çıkartılan Şeyh Sait İsyanı, Türkiye’ye güç anlar yaşatarak Musul’un kaybedilmesine sebep olmuştur. 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı’nın devamı niteliğindeki Raçkotan ve Raman isyanları da İngilizler’in kışkırtmaları sonucu gerçekleşmiştir. İngiltere’nin Türkiye’deki Büyükelçilik görevlileri 1937 Tunceli İsyanı’nı yakından takip ederek, gelişmeleri İngiltere Dışişleri yetkililerine sürekli olarak rapor etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’nın yaklaştığı sıralarda Ortadoğu’da güç odakları oluşturmaya çalışan Avrupa devletleri, Türkiye’nin Hatay ve Dersim gibi önemli olaylar karşısındaki tutumunu dikkatle takip etmişlerdir [15]

 

Rusya Faktörü

 

Ruslar 1804 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile ilgilenmeye başlamışlardır. 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı ile Doğu Anadolu’da bazı vilayetleri ele geçirerek bölgedeki faaliyetlerini artırmışlardır. Ruslar’ın Dersim bölgesinde organize ettikleri en önemli isyan 1916 yılında olmuş fakat 1917 Bolşevik İhtilali’nin etkisiyle bölgeden çekilmişlerdir. 1937-1938 Dersim İsyanı dolayısı ile toplanan mahkemede, ifade veren Seyit Rıza, sorgulamasında isyanda Rus kurmay subaylarının yer aldıklarını, Ruslar’ın silah ve cephane gönderdiklerini belirtmiştir [16]

 

Ermeni Faktörü

 

Ermeniler ile Dersim aşiretleri arasındaki ilişkiler 1896 yılından itibaren kurulmuştur. 1900 yılında Tiflis’te Ermenice olarak “Dersim” adlı bir kitap yayımlanmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında Ermeniler’in, cephe gerisindeki faaliyetleri sebebiyle Osmanlı Hükümeti 1915 yılında “Tehcir Yasası” çıkarmıştır. Tehcir sırasında 20.000 kadar Ermeni Dersim bölgesine sığınmış ve bazı aşiretler tarafından korunmuşlardır. 1919 yılı sonlarında Ermeni ve Kürt liderler arasında sağlanan uzlaşma ile ortak hareket etme kararı alınmıştır. Binbaşı Noel de Bölgede görüşmeler yaparak bir Ermenistan ve Kürdistan sınırı tespit etmiştir. Daha sonra Hoybun Cemiyeti’nin faaliyetleri ile 1933 yılında Ermeni Bogos ve M. Nuri Dersimî, Dersim çevresinde gizli görevlerde bulunmuşlardır. 1937 Dersim İsyanı’ndan hemen önce ise Suriye Sınırı’ndan Türkiye’ye kimlikleri belirlenemeyen dört Ermeni Komitacı girmiştir. Bunlar Dersim bölgesine girerek faaliyetlerde bulunmuşlar ve hemen arkasından isyan patlak vermiştir. İsyanın başlangıcı olan Kahmut Köprüsü’nün yakılması olayında da Ermeni asıllı Demirci Mustafa kullanılmıştır [17]

Dersimlilerle ilgili raporlar

Mustafa Kemal Atatürk ve Sabiha Gökçen Pertek Halkevi'nin önünde, 17 Kasım 1937

 

1920'lerin ikinci yarısından sonra Dersim bölgesini tanımaya yönelik pek çok rapor hazırlanmıştır. Özellikle Hamdi Bey'in raporu, "Dersim bir çıbandır. Bu çıban okşamakla tedavi edilemez. Bu yarayı kökünden koparmak gereklidir" gibi söylemler barındırıyordu. Bu söylem daha sonra, 1 Kasım 1936 yılında Atatürk tarafından da meclis kürsüsünden tekrar edilecektir.[6] İsmet İnönü "Doğu raporları"nda "Erzincan beyleri Dersimlileri maraba adıyla çalıştırıyorlar. Bu bir nevi Erzincan beylerinin Kürt himayesine sığınmasıdır", I. Genel Müfettiş Cemal Bardakçı, "Dersim'deki huzursuzluğun sebebi açlıktır", Fevzi Çakmak ise "Dersimlileri askere almayın, silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar" diyecektir.

 

Raporlarda en çok üzerinde durulan noktalar ise, aşiretlerin birbiriyle olan ilişkileri, hangi aşiretin hangi dili (Zazaca, Türkçe) konuştuğu, aşiret yapıları, Dersimlilerin gelenek ve görenekleri, aşiretlerin coğrafi sınırları ve nüfuzları, Dersim'in stratejik noktalarıdır. Bunlar üzerine raporlar sunulmuştur ve başarılı bir Dersim Harekâtı için gereken önlemler bu raporlarda tespit edilmiştir.

 

1926 Koçan tedibinden sonra devlet, bu bölgenin "okşamakla" kazanılmayacağını anlamıştı.

Türkleştirme süreci

İskân Kanunu

 

1930'ların başında Mustafa Kemal'in emriyle kurulan Türk Tarih Kurumu çevresinde hazırlanan Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi’nde özetle, "Türkiye’de yasayan herkes Türk'tür" gibi kanıtlar üretildi. Bu Türkleştirme sürecinde, 2510 sayılı 13 Haziran 1934 tarihli İskân Kanunu ile "Türk olmayan vatandaşların, Türklüğün yoğun olduğu yerlere iskânı" mümkün hale getirildi.[18].

 

Tunceli Kanunu

25 Aralık 1935 tarihinde, 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun çıkarıldı[19][20] ve 4 Ocak 1936 tarihinde Dersim Vilayeti'nin adı Tunceli Vilayeti oldu.[21]

 

Yasanın uygulanmaya başlamasıyla 1937 başlarında yeni olaylar çıktı. Bölgede güvenlik sağlanamadı ve hükûmet otoritesi kurulamadı.

Dördüncü Umumi Müfettişlik

 

Dinî ve etnik azınlıkların Türkleştirilmesi sürecinde[22] otoriteyi sağlamlaştırmak amacıyla TBMM 1164 sayılı ve 25 Haziran 1927 tarihli kanunu çıkardı. Bu kanuna göre kurulan umumi müfettişliklerin geniş yönetsel, askerî ve yargısal yetkileri vardı. 1 Ocak 1928 tarihinde Diyarbakır, Elâzığ, Urfa, Bitlis, Van, Hakkâri, Siirt ve Mardin illerini kapsayan ve merkezi Diyarbakır'da bulunan Birinci Umumi Müfettişlik kuruldu.[23]. Ve Trakya'da yaşanan pogromlardan önce 19 Şubat 1934 tarihinde, Kırklareli, Edirne, Tekirdağ ve Çanakkale illerini kapsayan ve merkezi Edirne'de bulunan İkinci Umumi Müfettişlik kuruldu [24] 25 Ağustos 1935 tarihinde Ağrı, Kars, Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Erzincan ve Erzurum illerini kapsayan ve merkezi Erzurum'da bulunan Üçüncü Umumi Müfettişlik kuruldu[25][26]. 6 Haziran 1936 tarihinde tarihî Dersim Bölgesi (Tunceli, Elazığ ve Bingöl) ni kapsayan ve merkezi Elazığ'da bulunan Dördüncü Umumi Müffetişlik kuruldu ve Umumi müfettişliğe Korgeneral Abdullah Alpdoğan atandı[24].

 

1936 yılında açılan dördüncü umumi müfettişliğin başına getirilen Korgeneral Abdullah Alpdoğan, mahkeme kararlarını imzalamaya, düzeni ve güvenliği sağlamak açısından gerekli gördüğü durumlarda ilde yaşayan kişileri ve aileleri, il sınırları içinde bir yerden bir başka yere göndermeye ve il sınırları içinde oturmalarını yasaklamaya da yetkiliydi.[kaynak belirtilmeli]Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1936 tarihinde yaptığı TBMM konuşmasında Dersim'deki ağalık düzeni sorununu Türkiye'nin en önemli iç sorunu olarak tanımladı.[27]

 

 

Harekatı Tetikleyen Olaylar

 

 

İhsan Sabri Çağlayangil'e göre, 1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü'nün açılışını yapmak üzere Dersim'e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu. İsmail Hakkı adlı bir teğmen'in komutasındaki karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlendi. Karakol yakıldı ve 33 askerin tümü öldürüldü.[28]

 

27 Mart 1937 tarihinde Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprü Haydaran ve Demanan aşiretleri tarafından yakılır. Diğer Türk Birlikleri ile bağlantı kurulmasın diye kürt gruplar tarafından bölgenin telefon hatları kesilir. Jandarma birliklerine pusu kurulur. Pax bucağı karakoluna baskın düzenlenir. Seyit Rıza bizzat Sin Karakolu'nun da basılması için asi milislere emir verir. Bölgedeki 9. Seyyar Jandarma Taburu'na da baskın düzenlenir. Kendi vatandaşlarından kurulu düzensiz gerilla kuvvetlerine karşı savaşmak üzere eğitilmemiş ve bu yönde bir hazırlığı olmayan askeri kuvvetler kendilerini korumakta zaafiyet içine düşerler. Birçok askeri birlik basılarak askerler öldürülür ve yaralanır. Asiler Mazgirt Köprüsü'nü tahrip ederler.[29]

Askerî harekât

Fransa yapımı hafif bombardıman uçağı Breguet 19'un önünde Dersimde atılacak bombayı tutan Sabiha Gökçen.

Birinci Tunceli Harekâtı

 

General Abdullah Alpdoğan'ın düzenlediği ilk harekât başarısızlıkla sonuçlandı. Aşiretler ise bunun verdiği moralle tamamen silahlandı. Bu yüzden isyanı bastırmak iyice zorlaştı. Abdullah Alpdoğan yanına aldığı 50.000 [30][3] asker (üç kolordu ) ile bölgeye gitti fakat dağları bir türlü aşamadı. Bunun sonucunda bir hava saldırısı gerektiğine karar verdi. Gerekli onayı alınca Sabiha Gökçen'i davet etti. Sabiha Gökçen de kabul edip Hava Kuvvetleri'nden 3 uçak filosu ile havadan saldırı gerçekleştirdi. İsyancıların saklandıkları en büyük yer olan Laş mevkiini yerle bir etti.

 

Yapılan harekât başarılı olmayınca, askerler bölgeye girmeyi başaramadı. 13 Eylül 1937'de anlaşmaya çağrılan Seyit Rıza tutuklandı. Askeri harekâttan sonra yapılan yargılama 15 Kasım 1937'de sona erdi. 11 kişi idama mahkûm oldu, fakat yaşların geçkin olmalarından dolayı içlerinden dördü hakkında idam cezası 30 sene ağır hapse tahvil edildi.[19]

 

10-12 Eyül 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza barış görüşmesi için Erzincan Vilayet konağına geldi ve o arada tutuklandı.[31] Ertesi gün, Elazığ'da bulunan Umumi Müfettişliğe nakledildi ve 15 - 18 Kasım 1937 tarihleri arasında Seyit Rıza ve Halvori gözeleri'nde toplantı yapan 6 kişi idam edildi. Çok sayıda ayaklanmacı değişik hapis cezalarına çarptırıldı.[32][33][34]

 

Asılan kişiler şunlardır:

 

Seyit Rıza

Resik Hüseyin (Seyit Rıza'nın oğullarından, 16 yaşında)

Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi)

Fındık Ağa (Yusfanlı Kamer Ağa'nın oğlu)

Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa'nın oğlu)

Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye'nin oğlu)

Ali Ağa (Mirza Ali'nin oğlu)

 

17 Kasım 1937 tarihinde Mustafa Kemal Diyarbakır'dan Elâzığ'a geldi ve Tunceli'nin Pertek kazasına geçerek Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü'nün açılış törenine katıldı.[35][36]

İkinci Tunceli Harekâtı

 

 

Ancak olaylar durulmadı ve 1938'de Kureyşan aşireti intikam için diğer aşiretleri silahlanmaya davet etti.

Başbakan Celal Bayar (görev süresi: 25 Ekim 25 1937 – 25 Ocak 1939) Dersimli isyancılara karşı saldırıyı onayladı ve İkinci Tunceli Harekâtı (2 Ocak - 7 Ağustos 1938) başlatıldı.[37]

Üçüncü Tunceli Harekâtı

 

10-17 Ağustos 1938 tarihinde Üçüncü Tunceli Harekâtı düzenlendi.

Temizleme harekâtı

 

 

6 Eylül'de başlayan temizleme operasyonları 17 gün boyunca devam etti.[38] Direniş amacıyla kırsal alanda kalanların direnişi ise 1948'e kadar sürmüştür.[kaynak belirtilmeli]

 

Harekât sırasında basın üzerinde baskı vardı, 13 Eylül 1938 tarihinde Dersim'de zehirli gazlarla katliam yapıldığı yönünde haber yapan Köroğlu adlı bir gazete hemen kapatıldı. Harekâtın lehinde yayın yapmak ise bir süre sonra serbest bırakıldı.[39]

Hava kuvvetleri

 

Muhsin Batur, Dersim üzerinde yaklaşık iki ay görev yaptı. Fakat hatıralarında okurlarından özür dileyerek hayatının o bölümünü yazmayacağını açıkladı.[40]. Nuri Dersimi, Türk hava birimlerin zehirli gaz bombasını attığını aktardı.[41]

Harekâtın sonuçları

 

Hukukçu yazar Hüseyin Aygün, Dersim Harekâtı ve sonuçları hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı bir araştırma olarak nitelendirilen Dersim 1938 ve Zorunlu İskân adlı kitabında, isyanın açıkça kışkırtılarak çıkarıldığını, Cumhuriyet dönemi ayaklanmaları içerisinde sivillere yönelik eziyetin ve kıyımın en şiddetlisine uğradığını, ardından da isyancılarla beraber aileleri ve hatta isyana iştirak etmeyenlerin eziyete ve kıyıma maruz kaldığını, binlerce sivil vatandaşın öldürülmüş ve kalan on binlercesinin de sürgün edilmiş olduğunu belirtmiştir.

 

Askerî harekât, her ne kadar bazı aşiretleri sürgün etse de, harekât 1938 yılının sonuna doğru sona ermiştir. Harekât sonucunda 13.160[4] ile 40.000 [3] arasında sivil ölürken, 2248 hane, 11.818 kişi başka yerlere sürgün edilmiştir.[4]

 

 

 

İngiltereye yazılan mektup

 

 

seyitrizamektupbc3bcyc3bckboy-1.png

 

Sayın Bakan,

 

Yıllardan beri Türkiye Hükümeti, Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayınlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına zorunlu göçler düzenleyerek bu halka zulmetmektedir.

 

Son olarak Türkiye hükümeti kendisiyle yapılan bir antlaşma sonucu bu baskılardan arındırılmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmıştır.

Bu olay karşısında Kürtler göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için 1930′da Ararat Tepesi’nde, Zilan ve Beyazıt Ovası’nda olduğu gibi silahlara sarıldılar.

 

Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor.

Savaş olanaklarının eşitsizliğine, yangın bombalarının, boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve yurttaşlarım Türkiye ordusunu başarısızlığa uğrattık.

 

Direnişimiz karşısında Türkiye ordusu kasabaları bombalıyor, yakıp yıkıyor…

 

Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor, aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor ya da Türkiye’nin tecrit edilmiş bölgelerine sürülüyor.

 

Üç milyon Kürt, sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.

 

Sayın Bakan en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.

Dersim Generali

Seyid Rıza

 

vikipedi..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...