Jump to content

Yonaguni Tapınağı


Guest danny

Önerilen Mesajlar

Prof. Kimura’ya göre bu piramitler kesinlikle insan elinden çıkma

 

yapılardı ve yaşları 10.000 yıl öncesine değin gidiyordu.

 

Bu gerçekten insanlık tarihinin yeniden yazılması demekti

 

1985 yılı yazında, Yonaguni Jima adası güneyinde dalış yapan balıkadam Kihachiro Aratake 25 metre derinlikte sıradışı bir görüntüyle karşılaştı. Bir yanı 50 metre kadar olan, muntazam kesilmiş kaya bloklar üst üste yükselerek suyun 5 metre altına dek yükselen bir piramid oluşturuyordu. Buluşunu hemen Okinawa Üniversitesi hocalarından su altı arkeolojisi ve jeoloji uzmanı Profesör Masaaki Kimura’ya bildirdi. Kimura

ilk dalışta olağanüstü bir durumla karşılaştığını anlayarak, uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekibi durumu incelemeye çağırdı. İncelemeye ilk katılanlar arasında bulunan Dr. Robert Schoch, kısa birkaç dalıştan sonra, bunun dünya tarihini yeniden yazmaya yol açacak bir araştırma olacağını açıkladı. Çevrede geliştirilen incelemeler bu piramidin tek olmadığını ve daha derinlerde benzer yapıların bulunduğunu ve bunların kimilerinin yöre balıkçılarıtarafından uzun süredir bilindiğini ortaya koydu. Bunlardan bir tanesi 200 x 140 metre bir temel üzerinde 26 metre yüksekliğinde bir yapı görünümündeyken bir diğeri bir yanı 100 metreyi geçerek, 25 metreye dek yükseliyordu. Bu araştırmalar sürerken dalgıçlar bu kez, 1990 yılında adanın daha güneyinde, bir yanı 183 metre ve yüksekliği 27,43 metre olan beş basamaklı bir başka piramid buldular. Bu buluştan sonra uzmanlar arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

 

Prof. Kimura’ya göre bunlar kesinlikle insan elinden çıkma yapılardı ve yaşları 10.000 yıl öncesine değin gidiyordu. Bu gerçekten insanlık tarihinin yeniden yazılması demekti. Mısır piramitlerinin ve ünlü Sfenks’in yaşları yaklaşık 5000 yıl olduğu düşünülürse bundan da bir o denli geri gidilmesi ne anlama gelirdi? Daha tutucu görüş ise bunların bu bölgede sık rastlanan büyük depremler sonucu düzenli bir biçimde kırılan tabakaların üst üste gelmesiyle oluşmuş setler olduğudur. Fransız uzmanlar ise bunların doğal oluşumlar olduğu, ancak kimi bölümlerinin insan eliyle biçimlendirildiğini savunuyorlar. Bu görüşe göre büyük buzulların yaklaşık 9000 yıl önce erimesi sonucu yükselen denizler bazı kara parçalarını su altında bırakmışlardı ve Yonaguni Piramitleri de böylelikle ortadan yok olmuştu.

 

Japon takımadalarının yalnızca 90 km. ötesinde yaklaşık 2600 metre derinlikte bulunan bir platonun bundan 50-25 milyon yıl önce, ok

yanus yüzünden daha yüksek bir konumda olduğu düşünülürse, bu yer değiştirmenin de kabul edilebilir olduğu anlaşılabilir.

 

Tartışmalar bilimsel platformlarda sürüp giderken, Prof. Kimura ortaya yeni birkaç buluş koydu. Bunlar yaklaşık 7 metre boyunda bir insan başı heykeli, su altındaki duvarın üzerinde bulunmuş hiyeroglifler ve yine su altından çıkan taş yontma aygıtlarıydı.

 

Son yıllarda, az rastlanan bir durum da olsa, bilimi yanıltmak pahasına sahte bulgular yaratılabiliniyor. Hatta bir süre önce bir Japon sonra da bir Alman arkeologun itirafları ortaya bilim adına ne sahtekârlıklar yapılabileceğini ortaya koymuştu. Bu yeni bulgulardan duyulan kuşkulardan ötürü kimse saygınlığı tartışılmaz olan Prof. Kimura’yı suçlamadı. Bir olasılık, onun da aldatılmış olması... İnsan başını andıran biçim de doğal olarak oluşmuş olabilir ve başka bir yerde bulunan aletler burada bulunmuş gibi gösterilebilir ve hiyeroglifler de son yıllarda yazılmış olabilir diye düşünenler gene de ikna olmuş değiller.

 

Bunların ötesinde henüz gizemi çözülmemiş benzer su altı oluşumları da durumu daha karışık duruma getiriyor. Bunlara örnek olarak da, Taiwan açıklarındaki Hujing su altı kentinin haç biçimindeki duvarları. Bermuda Üçgeni ve Bahama adaları açıklarındaki uzun duvarlar, onları dik olarak kesen yapılar, sokak, liman, köprü parçaları oldukları sanılan çoğu 30 x 30 x 30 cm. boyutlarındaki taş küpler gösteriliyor. Malta adası yakınlarında yeni buluntular da ortaya çıktı. Anlaşılan dünya suları dibinde daha bir sürü keşfedilmeyi bekleyen giz var.

 

Prof. Kimura’nın tezi, konu üzerinde düşünenleri ister istemez kayıp kıta Atlantis ya da Mu Kıtası’na götürüyor. Bu kıtalar gerçekten var olmuşlar mıydı?

 

1890 yıllarında Hindistan’da görevli İngiliz Albay James Churchward, bir tapınak rahibinden esrarengiz bir yazı elde etti. Uzun çalışmalardan sonra yazıyı sökebilen uzmanlar, burada sözü edilenin eski bir uygarlığa ait bilgiler olup, adının da Mu olduğunu açıkladılar. Bunun üzerine Churchward, konu üzerinde daha derin incelemeler yaptı ve sonunda 1926 yılında “The Lost Continent of Mu” (Kayıp Kıta Mu) ve “The Children of Mu” (Batık Kıtanın Çocukları) adlı yapıtları yazdı.

Bundan 75 yıl önce yazılmış ve bugüne dek okuyanları bir masalla karşı karşıya bıraktığı sanılan bu kitaplar acaba bir gerçeği mi savunuyordu?

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Cok ilgi cekici ve dusundurucu bir paylasim , gun be gun kendi ellerimizle yok etmeye basladigimiz dunyamizin daha nicecozulmeyi bekleyen gizemledolu olduguna inaniyorum yazikki bu gizemleri cozerek insanlik tarihine isik tutmak soyle dursun el birligiyle yer kureyi infilak ettirip asil cehenemi gorme yolunda birbiriyle yarismakda insanoglu....

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...