Jump to content

Tasavvuf Notlarım'dan 'Ebrar Ve Mukarrebun'


Seyyar Diyari
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

Hz.Ömer (r.a) şöyle demiştir:

 

"Cennet ve Cehennem olmasa bile ibadet etmekten vazgeçmem. Hz.Ömer (r.a) Süheyb-i Rumi´yi şu sözlerle taltif ve takdir etmiştir:"Allah´tan korkmamış olsa bile, yine de Cenab-ı Hakk’a karşı gelmezdi."

Ayrıca Hace Azizan hz.leri bir şeyhle müridi arasında geçen şu kıssayı naklederlerdi.

 

Keşif yoluyla bir müride şeyhinin makamı gösterilir. Mürid bakar ki şeyhinin durumu kötüdür. Hemen ondan yüz çevirir. Bu duruma vakıf olan şeyh der ki:

 

-Ey himmeti eksik kişi senin gördüğün durumu ben otuz senedir görüp biliyorum, ama elimden ne gelir. Ben bu durumdan mütevellid muhabbetimi eksiltip gevşemedim. Ben kulum, kulluğun gereği olan ibadet, taat ve duamı hiç azaltmayıp devam ettim...

Şeyh hz.leri demek istedi ki, insanın yaratılışının gaye ve maksadı Allah´ı tanıyıp O´na kulluk gereği ibadet ve taat yapmaktır. Değilse sevap kazanıp cennete gireyim, cehenneme düşmeyeyim diye değildir.

Bir ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor: "Ben insanları ve cinleri sırf bana ibadet etsinler diye yarattım" (Mutaffifin -22-28)

 

Bir Hadis-i Kudside şöyle buyuruluyor: "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim. İşte varlıkları beni tanısınlar bilsinler diye yarattım." (Keşful-HafaII/Hadis no:2016) ( Bu haber, bu lafızlarla hadis olarak Resulullah´dan sabit değildir. Fakat manası uygundur.)

 

Bu sohbetleri dinleyen müridin, mürşidine karşı ve bu yola karşı ihlası daha çok artar. Müridin mutlaka zat-i muhabbet sahip olması gerekir. Böyle olursa onun nazarında elem ve nimet aynı olur.

 

Bu sözlerden sonra şu farşça beyitleri okudu:

Allah´ın hem lutfuna hem de kahrına aşıkım

Ne kadar acaibtir ki her iki durumda da O´na aşığım.

 

Teslimiyyet her zaman olmalı ve hale mahsus kalmamalıdır.

 

Abdurrahmân-i Tâğî daha sonra şöyle buyurdu: Mukerrebûnun Cennetteki içecekleri Tesnim´dir. Ebrarın içeceklerine ise bir damla tesnim karıştırılır. Rahik adı verilen bir içecektir.

 

Cenab-ı Hak bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

 

Mukarrebunların gaye ve maksadlarında sevap elde etmek yoktur. Ama onların sahip olacakları çok büyük sevaplar vardır. Onlarda aynı zamanda Allah´a yakınlık makamı vardır.

 

Ebrâr´ın durumu ise böyle değildir. İmam-ı Rabbani (k.s) Hazretlerinin deyimi ile zahidlere benzerler. Mukarrebunun ve Ebrarın durumunu kıyaslar isek, Mukarrebun bir padişahın vezirlerine benzerler; ebrar ise saray sakileri gibidir.

 

Zahidler, mukarrebundan daha çok riyazet ve nefis mücadelesi yaparlar, ama mukarrebunun makam ve mevkilerini elde edemezler.

 

Bakınız, size şunları da söyleyeyim.(seyda).Gerek haller gerekse tahsil edilen manevi merdivenler ebedi saadeti garanti etmezler. Tersine bu durumlar Cenab-ı Hakk´ın başka bir muradının eseri olarak da meydana gelebilir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

"Cenab-ı Hak bu dini facir biri vasıtası ile de destekletir." (Keşful Hafa,1-373 /Hadis No:720)

 

Abdurrahman-ı Tâği (k.s) hz.leri şöyle buyuruyor:

 

-Kerametleri, haller ve mükaşefeleri saymazsanız bu tarikat Hz.Peygamber´in (A.S.V) şeriatından ibarettir. Akaidde ise ehl-isünnettir.

 

Sözlerine devamla hepimize şeriata sarılmayı, şer´î meseleleri Kitab´ul-Envâr adlı eserden arkadaşlarımıza öğretmemizi emretti. Seyyid Tâhâ hz.leri de fetva meselelerinde bu kitabı esas almıştır. Namaz, zekat, oruç ve hacc ibadetlerinin hiç birinde sünneti ihmal etmemiştir. Şeyh hz.leri sohbetinin bir yerinde şunları da söyledi:

 

-Bakmız; şeriata bağlı olan, ama zayıf bir ehl-i muhabbet kişi, benim yanımda şer’i emirlere uymayan ehl-i muhabbetten daha efdaldir.

 

Sizler, müekked sünnetleri, vitri, işrak namazını ve kuşluk namazını asla terketmeyin.(Emir derecesinde tavsiye)

 

Abdurrahman-ı Tahi hz.leri bizim tarikatımızda salikliğin belirli bir süresi yoktur. Mevlâna Halid Bağdadî hz.leri "Saliklik ne zaman son bulur" şeklindeki bir soruya karşılık:"- Beşikten mezara kadar devam eder"demiştir. Bizim tarikatımız sevgili uğruna ruhu feda etme yoludur. Mürid bu konuda ne zaman ihmalkâr davransa durum aleyhine döner.

 

Müridin kalbi şeyhin sevgisiyle dolu olmalıdır. Mürid bu sevginin dışındaki bütün sevgileri terkedip unutmalıdır. Şu beyitler ne güzeldir:

 

Tevhid yolu iki kıbleyle doğru şekilde aşılamaz.

Ya sevgilinin rızasını veya nefsin arzusunu tercih etmelisin.

 

Bakınız Alâuddîn Attar (k.s) ne diyor:

 

"Aşkı daha çok olanın fena alanındaki mertebesi daha yüksektir."

Gavs´ın (k.s) kapısında, Ali Can ile sûfi Said adında iki mürid var idi. Bunlardan Ali Can´ın Gavs´a çok muhabbeti var idi, ta ki hiç bir muhabbet onun yerini alamadı. Hatta Gavs (k.s) ile beraber Seyyid Tâhâ´nın yanına giderler, sohbet ve teveccühe dahi girmezdi.

Bu duruma Gavs (k.s) itiraz edip neden sohbet ve teveccühe katılmadığını sordu. Ali Can dedi:

 

"Sizin buraya gelmekten maksadınız bir kâr elde etmektir. Ben ise buradan bir şey talep etmiyorum. Bu konuda Gavs (k.s), bir daha konuşmadı.

 

Sûfi Said ise Gavs´dan daha çok muhabbeti başka bir şeyhe besliyordu. Bu yüzden düştüğü hamlık bataklığından kurtulup sülük edemedi. Ali Can ise, seyri sülük yapıp kemale ermiştir.

 

Abdurrahaman-i Tâği (k.s) şöyle buyuruyor: Gavs´ın (k.s) vefatından sonra halifesi Şeyh Halid´e (k.s) mektup ile şeyhimizin oğlu Celaleddîn´in bana yaptığı bir haksızlıktan dolayı şikayet etmiştim. Şeyh Halid (k.s) bana yazdığı cevapta şöyle diyor: Muhabbetin sultanı ortaklık kabul etmez. Sen madem ki Gavs´a (k.s) karşı muhabbet beslediğini iddia ettin o halde mutlak surette bazı belalara mübtela olasın ki, kalbin başkasına meyil etmesin.

 

Ruh öyle bir latifedir ki; nefs gibi sıkıntı ve elemlerden etkilenmez. Bizzat tam tersi olup nefsin elem ve sıkıntılara maruz kalmasından dolayı sevinir.

 

Abdurrahmân-i Tâğî (k.s) buyurdu: Tebehhür denen makamda zahirî ilim harika bir şekilde artar. Cizre tarafından Şeyh Azrai isminde bir halife gördüm. Önceleri birinci derecedeki ilim kitaplarını okutamazdı. Okuttuğu zamanda mahcup olmamak için gizli bir yere giderdi. Halife olduktan sonra ilmi o kadar arttı ki memleketimizdeki talebeler buradaki hocaların ilmiyle kanaat etmeyip uzak olmasına rağmen ona gidip icazet alırlardı. Tebehhür makamı ise Vahdet-i Vücuttan önceki bir makamdır. Bu makamda Vahdet-i Vücudun hayali vardır. Maiyyet seyrinde de zahiri ilim artar. Nitekim üstadımızın halifelerinden birisinin de bu şekilde ilmi arttı.

 

Muhabbetin artmasıyla akıl arttığı için mantık ve akaid ilimleri gibi aklî ilimler de artar. Fıkıh gibi naklî ilimler ise muhabbetle artmaz.

Abdurrahmân-i Tâğî´nin (k.s) bu sohbeti üzerine ben şöyle sordum: Büyüklerin herhangi bir ibareyi okurlarken hem lafız hem de irab bakımından yanlış okuduklarını görüyorum. Bunun üzerine Abdurrahmân-i Tâğî (k.s) şu beyti okudu:

"Surete bağlı kaldığın müddetçe ebediyen mananın kokusunu duyamazsın."

 

Beytini okuyarak büyüklerin manaya önem verdiğini işaret etti. Sonra yanlış okumaları lafza önem vermemelerindendir dedi. Aynı şekilde Gavs-ı Hizani (k.s) şöyle buyurdu: Bu tarikatın büyüklerinden müçtehid çıkamamıştır.

 

Seyda (k.s) Cizreli fazilet sahibi Molla Ahmed´in beyti:

 

"Ey Hüma kuşuna benzeyen mahbubum seni avlamak ümidiyle yalnız Mevla ağ kurmamıştır. Buyurunuz bakınız seni avlamak için hepsi ağ kurmuştur."

Molla Cizrevi’nin bu mısraları öyle bir makama işarettir ki, bu makamda her şeyde Allah´ın tecelliyatı görülür. Her şey Hakk’ın aynasıdır. Bu makamı elde etmek letaif seyrinde hayalini Allah´ta toplamakla olur.

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...