Jump to content

Allah Nazara Karişmadimi?


Guest Muhabbetci
 Paylaş

Önerilen Mesajlar

ALLAH NAZARA KARIŞMADIMI?

 

Bu sözü söyleyerek, Allah’a iftira ediyorlar. Toplumda söylenen, bu sözü hemen hepiniz duymuşsunuzdur. Allah her şeye karışmış ama, nazara karışmamış, Böyle düşünenler, Allah’ın yarattığı insanı koruyamayacak kadar haşa aciz olduğunu düşünüp, Allah’a aczi yeti yakıştırmaktadırlar.

 

23/88 Şunu da sor: "Eğer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, her şeyin melekutu/aslı-esası elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?"

 

23/89 "Allah'tır!" diyecekler. De ki: "Nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?"

 

 

 

Allah ayetinde koruyup, gözettiğini söylemiyor mu? Allah vadinden dönermi hiç, siz Allah’ın korumasına sığınacaksınız, ama Allah’ın sizi koruyamadığını düşünüp bir cam

 

parçasından,yani nazar boncuğundan,muskadan, faldan ,tabiri caizse kıldan tüyden medet umup, nazardan korunmanın yollarını arayacaksınız.

 

 

 

Bu nasıl bir iman ki? Nasıl bir Allah anlayışı ki? Bize şah damarımızdan yakın olan, bize bizden yakın olan Allah’ın korumasına değil de, kendine bile hayrı olmayan, hocaların yani falcıların korumasına sığınacaksınız.

 

50/16 Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.

 

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, komşu komşunun çocuğuna güzel demeye çekiniyor, niye nazar değecek diye, başımız ağrısa nazar değdi, arabamız kaza yapsa nazar değdi, çocuk sınıfta kalsa nazar değdi,ayağımız taşa değse nazar değdi, kısaca başımıza ne gelirse gelsin hepsinin sorumlusu nazar.

 

Hatta insanlara soracak olursanız mezarlarda yatanların yarısı nazardan ölmüş

 

3/145 Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez.Vakti belirlenmiş bir yazıdır o.Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; ahiret yararını gözetene de ondan veririz.Şükredenleri ödüllendireceğiz biz.

 

İnsan bu duygulardan, vesveselerden kurtulmadıkça, musibetler de yakasını bırakmayacaktır.

 

Sahibi Allah cc olan insan ise sığınacağı mercii çok iyi bilir ve sığındığı ilahın onu her türlü kötülükten, tehlikeden, koruyacağını bilir.

 

113/1 De ki: "Yarılan karanlıktan çıkan sabahın Rabbine/ yarılışlardan fışkıran oluşun Rabbine sığınırım.

 

113/2 Yarattıklarının şerrinden,

 

113/3 Çöktüğü zaman karanlığın/ gelip çattığı zaman göz perdelenmesinin/ tutulduğu zaman ayın/ battığı zaman güneşin/ taştığı zaman şehvetin/ soktuğu zaman yılanın/ ümit kırdığı zaman musibetin şerrinden.

 

113/4 Düğümlere üfleyip tüküren üfürükçülerin şerrinden.

 

113/5 Kıskandığı zaman hasetçinin şerrinden."

 

114/1 De ki: "İnsanların Rabbine sığınırım.

 

114/2 İnsanların yöneticisine, yönlendiricisine,

 

114/3 İnsanların ilahına.

 

114/4 Kıvrılıp kıvrılıp saklanan, sinip sinip gizlenen vesvesenin/ o sinsi, aldatıcı şeytanın şerrinden,

 

114/5 İnsanların göğüslerine kuşkular, kuruntular sokar o;

 

114/6 Cinlerden de olur, insanlardan da."

 

 

 

Rabbim, şöyle söylüyor “De ki sığınırım, insanların ilahına, sahibine, yöneticisine” sığınmasını bilirsek ancak o zaman korur.

 

 

 

Buradaki ifade çok önemli, “De ki” diyor bu ne demek, Allah , insana kendisine sığındığı müddetçe onu koruyacağına söz veriyor.

 

Değerli kardeşlerim bizler, gereği gibi ona sığınmasını bilirsek, ve yalnız ondan yardım istersek ,rahman olan Allah’ta bizleri gereği gibi koruyacaktır.

 

Şimdi sözlerimin başına dönecek olursak, Allah’ın yarattığı, görünen görünmeyen, bilinen bilinmeyen ne varsa, karışmadığı bir kural yoktur.

 

Allah nazara karışmamıştır demek, Allah’a iftiradır.

 

İnanan hiç bir insanın da bunu söyleme hakkı yoktur.

 

Bu sözü söylemek yerine ,her türlü kötülüğü yapan vesvesecilere karşı, her şeyin mülkü elinde olan Allah’ın koruması bana yeter demek en güzeli değimlidir?

 

Nazar boncuklarından, muskalardan, falcılardan sıyrılıp Allah’a sığınmak, dileğiyle

 

Allah’a emanet olunuz.

 

(alinti)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

güzel konu :)

 

kaderin önüne geçen bir güç olsaydı o da nazar olurdu (hadis)

 

bi örnek vermek gerekirse :

 

kişinin kendisine nazar değecek bir ortamda bulunması taktir edilmişse;

 

o kişi şuurunda olmadan o gün başka bi yoldan gitmek isteyebilir.

 

herşey taktir edilen netice için özel ayarlıdır kaderde ... ama gözümüze sudan sebepler olarak yansır çoğu zaman

 

 

 

nazara takva üstün gelir...gereği gibi korkan insanın şuuru ve yüksek benliği canlı ve açıktır

 

dolayısıyla tetikte ve emniyettedir

zaten ancak bu ruh haliyle nazar duası ve diğer dualar kabul olunacak surette yaratmıştır Allah c.c.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Allah çarede verdi doktora neden gidiyorsunz söylermisiniz?tetbir,şifa,tevekkül hem ondandı dimi.

 

cünki ALLAHIN Kurani keriminde Lokman hekim gecdigi icin...Lokman hekimin kim oldugun ne yapdigini anlatmaya gerek yokdur sanirim...

 

Buna ragmen kuranda nazar olayi hic gecmiyor..Yusuf suresine baglamaya calismislardir ama onuda yüzlerine gözlerine bulasdirmislardir...

 

Sunu kabullenin, nazar, göz degmesi vesaire bidatdir...Islamdan önceki cahilliye devrindeki inancdir bu...Islam bu tür seyleri kaldirmisdir...

Zaten nazar olsa kuranda kesinlikle gecerdi...Cünki o kuranda diyorki...

En'am Suresi 38 Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 

Sunu kabullenin, nazar, göz degmesi vesaire bidatdir...Islamdan önceki cahilliye devrindeki inancdir bu...Islam bu tür seyleri kaldirmisdir...

Zaten nazar olsa kuranda kesinlikle gecerdi...Cünki o kuranda diyorki...

En'am Suresi 38 Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.

 

 

 

islam nazarı kaldırmamıstır . Nazar haktır . Yılan bile avını önce gözleriyle etki altına alıp sonra hamlesini yapar ... kediler birbirine mırlarken nazarı güçlü olan kazanır obürü geri çekilir . Nazar haktır doğada mevcuttur.

 

şu an bile kimimize nazar değer kimimiz nazar değdirir ...

 

Islam nazar değdirmeyi yasaklamıştır ... Peygamberimizin(SAS) bakışı şevkatli

 

olduğu kadar şiddetli de olduğu için nazar değdirmekten korkup Maşallah

 

derdi, bakışı etki altında bırakıcı olduğu için korkardı Efendimiz nazar değdirmekten... nazar var .

 

kuranda geçmediğini söylemen çok büyük bir gaflettir ...

 

söyler misin kuran meali ne anlama gelir ?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

islam nazarı kaldırmamıstır . Nazar haktır . Yılan bile avını önce gözleriyle etki altına alıp sonra hamlesini yapar ... kediler birbirine mırlarken nazarı güçlü olan kazanır obürü geri çekilir . Nazar haktır doğada mevcuttur.

 

şu an bile kimimize nazar değer kimimiz nazar değdirir ...

 

Islam nazar değdirmeyi yasaklamıştır ... Peygamberimizin(SAS) bakışı şevkatli

 

olduğu kadar şiddetli de olduğu için nazar değdirmekten korkup Maşallah

 

derdi, bakışı etki altında bırakıcı olduğu için korkardı Efendimiz nazar değdirmekten... nazar var .

 

kuranda geçmediğini söylemen çok büyük bir gaflettir ...

 

söyler misin kuran meali ne anlama gelir ?

Simdi evvela kuranda gecmiyor demem büyük gafletdir o zaman buyur nerde geciyormus bir göster...Ayetleri yaz bizde bakalim...Eger yanlismiiz var ise düzeltelim...

 

büyüt ihtimal verecegin ayetleri ben tahmin edebiliyorum biri yusuf suresinde, digeri ise gözleriyle seni devirceklerdi dedigi ayet (su an surenin ismi ve ayeti aklima gelmiyor) Ikisindede okursa ne nazar nede ona benzer birsey dile gelmekde....Ama baska ayetler diyorsan buyur getir görelim..

 

Hadislere gelince , kuranda olmayan birsey hadis naklediyorsa bilki o hadis uydurmadir...Böyle hadisler bolca uydurulmus olmasina ragmen nazar hadisleri aslinda pek azdir...yukarida anlattigin kedi olayi, yilan olayida dilersen uzmanlardan dinleyelim...

 

Yılanların göz kapağı yoktur, gözün ön kısmında gözü tamamen örten saydam bir tabaka vardır, bu sebepten, gözü sürekli açık görünür. Dil uzunca yapılı ve ucu çatallıdır, yılanın ağzı kapalıyken bile dilini, dudakların ön kısmındaki bir yarıktan dışarıya çıkartılabilir.

http://reptile.fisek.com.tr/yilan.htm

 

 

Öbür familya üyelerinde olduğu gibi, gözlerinin ağ tabakasında ışığa karşı büyük bir duyarlılık sağlayan guanin katmanı vardır. Kedi gözünün geceleri güçlü ışık karşısında parlamasına bu madde yol açar. İrice olan gözlerindeki iris, ışığın yoğunluğuna göre genişler ya da ince bir dikine çizgi halini alıncaya kadar daralır. Kediler renkleri belirgin olarak ayırt edemezler.

(vikipedia)

 

hayvan belgeselleri asiri sevdigimden bu konuda hamd olsun bilgim var...Kedi gözleri ile büyüledigi falan yokdur, kedi gözleri ile avlayacagi hayvani takip eder..nasilki bizler Bir sinek yakalamak isteyince gözlerimizi ona dikkatlice dikeriz ayni olay bundada mevcut...Zaten gözleri ile bakmasa mantiksiz olur, nasil avlicak??!!

 

Nazar yokdur!! Bosuna ugrasmayin...

 

Ayetleri getir buyur nerde yaziyomus..;)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İlk yüzyıllardan beri, en ilkel topluluklardan itibaren yeryüzünde görülen bir meslek ve iş vardır;

 

Bu mesleğe "BÜYÜCÜLÜK", yapılan işe de "BÜYÜ" denir.

 

Bu işten gaye, bir insanı etki altına alıp, ona istemediği bir şeyi zorla yaptırmak ve bazen da hastaların iyi olmasını temine çalışmaktır.

 

 

 

BÜTÜN DİNLER, BÜYÜYÜ

 

İNSANA “HARAM” KILMIŞLARDIR!

 

 

Büyü; özü “ALLAH”a dayanan bütün dinleri tebliğ eden Allah Rasûlü’nce yasaklanmıştır.

 

Bütün dinler, büyüyü insana "Haram" kılmışlardır.

 

Kezâ İslâm Dini de büyüyü "haram" kılmış ve büyü yapan ve yaptıranların İslâm Dini’nden çıkmış olacaklarını açıklamıştır.

 

Büyü ve sihrin yeryüzünde en yaygın olduğu devir, Musa (Aleyhisselâm) Nebi’nin devridir. Nitekim o devrin geçer akçesi de "Büyü ve sihir" olması sebebiyle Musa Nebi bu sahadaki mûcizelerle yeryüzünde vazife yapmıştır.

 

İslâm’a göre fal baktırmanın, büyü yaptırmanın yeri de Din’de yoktur. Bu önemli bir suçtur. Büyük vebaldir!. Büyük günahlardandır!.

 

Maalesef günümüzde, pek çok kişi CİNlerle ilişkide olan ve bu yüzden kendini evliya sanan sahte mürşidlerin peşinden koşarak çok kıymetli ömürlerini boşa geçirmektedirler.

 

 

 

 

 

BÜYÜ, NİÇİN YASAKLANMIŞTIR?

 

 

Büyünün yasaklanmasındaki özellik, insanların iradelerinin başkası tarafından zoraki bir şekilde kaldırılması veya kısıtlanmasının önüne geçmek; onlara serbestçe hareket, seçme hakkı tanımaktır. Tâ ki böylelikle insan yaptığından sorumlu tutulabilsin.

 

BÜYÜNÜN KÖKÜ,

 

CİNLERE DAYANMAKTADIR!

 

 

Büyü`nün özü, kökü, CİN`lere dayanmaktadır.

 

Bütün mukaddes kitapların, önceki "sahife"ler de dahil olmak üzere Tevrat, Zebur, İncil ve Kur`ân her bir âyetinin, her bir kelimesinin 8 hizmetlisi yâni "hadimi" vardır.

 

Yâni, her devirde nâzil olmuş bulunan mukaddes kitapların orijinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hadim-hizmetli-vazifeli kılınmıştır... Bunların 4`ü ulvî yâni "melek" cinsinden; 4`ü de suflî yâni "CİN" cinsindendir.

 

Bu kelimelerin "ebced ilmi" denilen bir ilmin verdiği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı; ya da o âyetlerin tersinden okunuşu, o kelimelerin vazifeli CİNini harekete geçirerek, sevkedildiği kişiler üzerinde tesirlerini icra ederler.

 

İşte, "BÜYÜ" denilen olay, bir kelime veya cümlenin belirli sayıda ve bazı yan çalışmalarla da desteklenerek okunmasıyla meydana gelen tesirlerdir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

51- O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (Kalem Suresi 51)

 

 

devirmekten bahsediyor :)

 

gözleriyle devirmekten bahsediyor :)

 

fiziksel müdahale söz konusu değil :)

 

söz konusu olan kem gözlerini dikip baskı altına almak ve hatta ayağını yerden kesicek kadar kuvvetli bir etki oluşturmaktan bahsediyor ...

 

bunun adını sen koy ... nazar zaten göz demek :)

 

bu bariz :) nazar değmesi göz değmesi demek: sabit bir bakış atmak bile yeterlidir :) ayette geçtiği gibi :)

 

ama gene de adını sen koy ... ama dürüst ol ... tartışmacı değil uzlaşmacı olmanı rica ediyorum :)

 

bu arada yılanların ya da kedilerin fiziksel gözlerinin hangi biçimde olduğu hiç önemli değil ...

 

önemli olan karşı tarafa birtakım enerji yüklenmesi... hatta negatif enerji yüklenmesi ... bu enerjinin izledigi yol da Allahın c.c. fizik kanunları gereği gözden göze oluyor ...

 

netice ise ruhta yaşanıyor ... halsizlik,

 

moral düşüklüğü,

 

şuur bulanıklığı, sakarlık,

 

kekeleme,

 

unutma,

 

dikkati odaklayamama vs ...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

51- O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (Kalem Suresi 51)

 

 

devirmekten bahsediyor :)

 

gözleriyle devirmekten bahsediyor :)

 

fiziksel müdahale söz konusu değil :)

 

söz konusu olan kem gözlerini dikip baskı altına almak ve hatta ayağını yerden kesicek kadar kuvvetli bir etki oluşturmaktan bahsediyor ...

 

bunun adını sen koy ... nazar zaten göz demek :)

 

bu bariz :) nazar değmesi göz değmesi demek :) ayette geçtiği gibi :)

 

ama gene de adını sen koy ... ama dürüst ol ... tartışmacı değil uzlaşmacı olmanı rica ediyorum :)

 

bu arada yılanların ya da kedilerin fiziksel gözlerinin hangi biçimde olduğu hiç önemli değil ...

 

önemli olan karşı tarafa birtakım enerji yüklenmesi... hatta negatif enerji yüklenmesi ... bu enerjinin izledigi yol da Allahın c.c. fizik kanunları gereği gözden göze oluyor ...

 

netice ise ruhta yaşanıyor ... halsizlik,

 

moral düşüklüğü,

 

şuur bulanıklığı, sakarlık,

 

kekeleme,

 

unutma,

 

dikkati odaklayamama vs ...

 

Deniz can ben fazla ugrasmak istemiyorum bu konuda , gercekden...Nazar degme konusunu o kadar cok tartisdik, anlattimki ..Insan bir zaman sonra usaniyor artik anlatmakdan....Sen inaniyorsan inan kardesim, ALLAH sizleri mutlu eylesin büyülerinizle nazarlarinizla...Ben lafi Mahmu Özmene birakiyorum...

Nazar

Nazar ya da göz değmesi konusunda halk arasında ve din bilginleri arasında yaygın inanç, onun sanki iman esaslarından biri olmasıdır.

 

Daha doğrusu onlara göre imanın altı şartı vardır. Yedincisi nazara, sekizincisi büyüye, dokuzuncusu muskaya, onuncusu hocaefendiye, onbirincisi türbeye, onikincisi mezheplere, onüçüncüsü tarikatlara, ondördüncüsü cevşene, onbeşincisi... Bunlara inanmazsanız, sizler sapkın kabul ediliyorsunuz. Tüm bunlara hadisleri kanıt getiriyorlar. Bir taraftan da inanç esaslarına ancak mütevatir haber kanıt olabileceğini söylüyorlar. Ne var ki bu konularda kendi ölçülerine göre bile bir tane mütevatir haber yoktur.

 

Nazar: Nazar değmesi, yerleşik tanımıyla, bazı kişilerin; çevrelerindeki insanlara, canlılara, hatta bazı kişilere ait eşyalara zarar verici, bakışlarındaki yıkıcı, çarpıcı ve öldürücü gücü ifade etmektedir.

 

Bu anlayışın sonucu sosyal, siyasal ve ekonomik sektörler doğmuştur: Okuyup üfleyen, hatta tüküren üfürükçüler, nefesi güçlü hocaefendiler, nazarlıklar, mavi boncuklar, kumaş parçaları, kurşun dökmeler, muskalar, tılsımlar, hamaylılar, cevşenler, nazar boncukları ve daha onlarca fetiş(doğaüstü gücü olduğuna inanılan canlı veya cansız varlık: tapıncak veya put) inançlar... Bu inancın yayılması için derin bir uğraş içinde olanlar, bu ve benzeri yollarla halkı kendilerine muhtaç etmesini bilmişlerdir.

 

Nazar ya da göz değmesiyle birçok insan maddi, manevi veya bedensel zarar gördüğüne inanmaktadır. Hatta nazara inanmayanları inançsızlıkla suçlamaktadırlar. Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, onlara göre imanın altı şartı vardır; sanki yedinci şartı nazara inanmak(!), sekizinci şartı büyüye inanmak(!), dokuzuncu şartı efendilerine inanmaktır(!) Eğer inanmazsanız, size kuşkuyla bakmakta, hatta kolaylıkla dindışı görebilmektedirler. Nazar değmesi yoluyla; kimisinin ev eşyalarının kırıldığı, kimisinin elektrik ve elektronik aletlerinin bozulduğu, kimisinin yüzünde çıbanların veya sivilcelerin çıktığı, kimisinin yatağından uzun süre kalkamadığı, kimisinin onulmaz hastalıklara yakalandığı ve doktor doktor dolaştığı, kimisinin işinde veya okulunda başarısız olduğu, kimisinin dostça ilişkilerinin bozulduğu, kimisinin de depresyona girdiği söylenmektedir.

Acaba bu, gerçek neden midir? Olayı nazara bağlarsak, bu sorunları gerçek anlamda çözebilir miyiz? Nazara bağlamak çok mu mantıklı? Hayatımızda gördüğümüz zararların yüzde kaçının, yüzdeyüz nazara bağlı olduğuna somut bir biçimde tanık olduk? Yoksa bir iki kendi kuruntumuz, yüzlerce de başkalarının kuruntularıyla mı olaya gerçeklik kazandırıyoruz?

 

Nazara bilimsel kılıf arama gibi bir hezeyan kulaktan kulağa oldukça yayılmıştır. Dünyadaki din mensuplarının birçoğu, kendi uydurma inançlarına hep bilimsel bir dayanak arayarak, inandıklarını meşrulaştırma yoluna gitmiştir. Oysa bir konunun bilimsel olup olmadığını anlamanın açık bir yolu vardır. Eğer bir çalışma uluslar arası düzeyde kabul görmüş bir bilim dergisinde makale olarak yayımlanmışsa, bu konu bilimsellik kazanmıştır demektir. Bu dergilerin sayısı çok fazla değildir. Bu dergilerin, bilimsel çalışmayı yayımlama kriterleri vardır. Bu kriterlere uyuyorsa, o takdirde yayımlanabilir; yoksa siz 50 yıllık profesör olsanız, 500 kitap yazmış olsanız dahi, bu ölçütlere uymuyorsa yayımlanmaz. Bu dergilerde yayımlanmış bazı konuların bilimsel olup olmadığı yeni baştan tartışılabilir. Ama burada yayımlanmamış bir konunun bilimsel olarak ispatlandığı iddia edilemez. Bu bilimsel dergilere iki örnek vermek istiyorum: Science(Bilim) http://www.science.com ve Nature(Doğa) http://www.nature.com. Nazarın veya başka konuların bilimsel olarak kanıtlandığını iddia eden bir kafa, bu konunun hangi bilim dergisinin hangi sayısında olduğunu belgelerse, bunun bilimsel olduğunu düşünebiliriz.

 

Nazarın dindeki kanıtına Kur’an ve hadis kitapları gösterilmektedir. Şu bilinmelidir ki Kur’an’da açık-net biçimde nazarı ifade eden bir ayet yoktur. Ancak ayetlerin anlamını zorlayarak mantıkdışı birçok konu için her türlü sonucu çıkarmak olasıdır. Bu, Kur’an’ın istismara açık olmasından değil, tüm erdem ve adalet kitaplarının kapsamlı ve ince ayarlı oluşundan dolayı istismarcıların kendilerine pay çıkarabilmesidir. Nazarın açık kanıtını hadis kitaplarında bulabiliriz. Hadis kitapları; esenlik dileğinde bulunduğumuz Peygamber ‘in ölümünden yaklaşık ikiyüz yıl sonra yazılmış, içerisinde doğru sözlerin yanısıra, uydurma sözlerin de karıştığı onlarca ciltlerden oluşan Peygamber ‘e yakıştırılan sözleri içeren kitaplardır. Bir hadis(Peygamber ‘e yakıştırılan söz), Kur’an’a aykırı ise, o söz Peygamber ‘e ait değil, başka birine ait uydurma bir sözdür. Meşhur altı hadis kitabında 4041–4042–4043 ve 7004 no’lu hadisler, nazar konusundaki hadisleri aktarmıştır. Bu hadislerde, nazarın hak olduğunu, nazarı değen kimseye abdest aldırılıp, hatta bacaklarını da yıkatıp, abdest suyunu nazardan etkilenen kişinin üzerine sırtından dökmek gerektiğini anlatır. Bu sözün kesin doğru olduğuna inanıyorsanız, bu tedavi yöntemini tartışamazsınız.

 

Anlamsal zorlamalarla Kur’an’dan nazara kanıt olarak getirilen, nazar duası veya nazar ayeti, 68/Kalem/Suresi,51-52’dir.

 

68/51-“İnkâr edenler, Kur’an’ı dinlediklerinde, bakışlarıyla seni neredeyse devireceklerdi. (Peygamber hakkında)O, bir delirmiştir, diyorlardı.”

 

68/52-“Oysa o(Kur’an), tüm insanlık için bir öğüttür.”

 

Bu ayetlere dikkat edilirse, eğer nazar varsa, diyelim ki var;

 

a)Allah ‘a inananların değil, inkâr edenlerin nazarları değmektedir(!)

 

b)Yine nazar varsa, inkâr edenlerin nazarları her zaman değil, Kur’an’ı dinledikleri zaman değmektedir(!)

 

c)Nazarları değince de, Peygamber ‘e zarar vermek istemişler, ama zarar verememişlerdir(!) Çünkü ayette neredeyse diyor, demek ki zarar verememişler.

d)Aynı ayette, Peygamber ‘i delirmişlikle suçladıklarına göre, bu durumun, kıskançlıklarından değil, öfke, kin ve nefretlerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

 

Ayette asıl konu Peygamber değil, Kur’an karşıtlarının Kur’an ‘a tahammülsüzlükleri olduğunu öğrenmekteyiz. Dinde kendisine önemli bir rol yükleyen katı bir inanır, Kur’an’dan kendi inancına ters bir bilgi geldiğinde, bunun savunucusunu bakışlarıyla delmek, devirmek ve yıkmak istemez mi?

 

Nazara diğer bir kanıt olarak Kur’an’dan Felak ve Nas sûreleri getirilir. Bu iki sûrede de nazara doğrudan bir vurgu yapılmaz.

 

Felak sûresinde; kötülüklerden Allah ‘a sığınmadan söz edilirken, kıskancın yapabileceği kötülüklerden de Allah ‘a sığınılır. İnsanların birbirine yaptığı yüzlerce kötülük varken, nazarın akla gelmesi dinin mantıkdışına itilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır.

 

Gerici dini anlayışlarda; mantığı, doğal dürtüleri ve kadını, ya bastırmak veya dışlamak egemendir. Kıskançlığa en somut örnek, eşlerin veya sevgililerin birbirlerini kıskanmasıdır. Bu kıskançlıkta eşler, acaba gözleriyle mi, yoksa sözleriyle ve davranışlarıyla mı birbirlerini rahatsız ederler?

 

Bu arada, eğer nazar varsa, Müslüman olmayanlar, Felak ve Nas sûresi gibi duaları bilmediklerine göre, nazarla ilgili sorunlarını nasıl çözecekler? Yoksa sadece Müslümanlara mı nazar değmektedir? Müslüman olmayanları nazar etkilemez mi(!)?

 

Kur’an ‘da nazara inanmak bir tarafa, nazar inancını reddeden ayetler oldukça net ve açıktır. 42/Şura Suresi,30: “Başınıza gelen her türlü musibet(bela, kötülük, olumsuzluk), sizin kendi ellerinizin işlediklerinden kaynaklanmaktadır. Allah, çoğunu da affetmektedir.”

 

İkinci ayet, 4/Nisa Suresi,78–79’da buna kanıttır. 4/79: “Sana gelen her iyilik, bil ki Allah ‘tan ‘dır. Sana gelen her kötülük de, kendindendir…” Bu ayetlere göre, insanı derinden etkileyen her türlü olay, BÜYÜ, UĞURSUZLUK, ŞANSSIZLIK, KADER, BURÇ, MUSKA VEYA NAZAR kaynaklı değildir. Kendi yaptıklarımızdan dolayıdır.

 

Allah’ın bilgisi ve kontrolü dışında hiçbir şey gerçekleşmez: (6/En’am Suresi,59) Bu gerçeği göz ardı edip, olayı bu kavrama bağladığımızda ya da bu kavramın gücüne inandığımızda, Allah devredışı kalmış olmuyor mu? Allah’ı edilgen, etkisiz ve yetersiz görmüyor muyuz? Allah ‘tan başkasına insanüstü veya doğaüstü güç yakıştırmak, Allah ‘a ortak arayışı olmaz mı?

İnsanların bakışlarıyla birbirlerini rahatsız etmeleri veya endişeye düşürmeleri dışında bilimsel olarak ispatlanmış elimizde herhangi bir bilimsel bulgu yoktur. Her dinde mensuplarından birçoğunun bilimsel kılıf uydurmaya kalkışmaları, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da geçerlidir.

 

Oldukça kuraldışı(istisna) olarak görülen, özel eğitimden geçmiş bazı kişilerin gösterileri, zaten bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Özel eğitimle, hokkabazlıkla ve illüzyonla (yanılmaca) yapılan gösteriler, konumuzun dışındadır.

 

Bir kasabanın, bir ilçenin veya bir ilin tüm insanlarını incelemeye alalım: Bakışlarıyla, bir binayı, bir ağacı, bir insanı deviren kaç kişi bulabiliriz? Bakışlarıyla televizyonu yerinden indiren, arabayı durduran, insanın kolunu-bacağını kıran, gözünü çıkaran, bir elbiseyi yırtan, üzerimize taş fırlatan, altımızdan koltuğu çeken kaç kişi vardır? Bu ve benzeri inançlar, halkı uyutan ve uyuşturan, kendisinden ve kendi gölgesinden bile korkutan inançlardır. Böylesi inancın yaygarasını koparanlar; nazar ve büyü teraneleriyle, evinde eşya bozulunca faturayı komşuya, çocuk başarısız olunca faturayı bir başkasına çıkararak halkı farkına varmadan birbirine düşürmektedirler. Çünkü onlara göre, nazarın kim de olacağı belli olmaz, kimin kime zarar vereceği de belli olmaz. Onlar; nazar, büyü vb. inançlarla insanların başarısızlıklarını, sıkıntılarını, hastalıklarını ve zararlarını gizemli bir şekilde başkalarına yıkmakta, sorumluluğu başkalarına yüklemekte ve insanları birbirlerine düşman etmektedirler.

 

Nazar; toplumda dedikoduyu, arkadan çekiştirmeyi(gıybeti) ve ikiyüzlü ilişkileri besleyen, insanları birbirine düşman eden, sevgi ve dostluk ilişkilerini ortadan kaldıran, insanları kendi gölgesinden bile korkutan bir anlayışı körüklemiştir. Yaşadığı çoğu sorunu nazara bağlayanların insan ilişkileri son derece yapaydır. Sevgi iddiaları, çürüktür. Saygı gösterileri yapmacıktır. Nazara bağladıkları olaylar, ya kulaktan dolmadır veya kandırmacadır, ya da malzeme olarak kullanacağı binde bir olay, inatçılığı yüzünden önüne çıkarılmış ve sapmasına bir neden bulmuştur. Zaten her türlü uydurma inanç için de kullanacağı bir malzeme ve bahane yok mudur(!)?

 

Kur’an’da nazar, büyü ve uğur gibi gizli ve gizemli güçlere bağlı bir inanç yoktur. Her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğuna, Allah dilemedikçe kimsenin sıkıntı ve zarar veremeyeceğine: (6/17–71, 7/191–198, 10/18, 106–107, 21/66, 22/12–13, 33/17, 39/38, 46/4–5, 48/11) ve başımıza gelen sıkıntıların kendi işlediklerimizin sonucu olduğuna: (4/78–79, 42/30) dair bu ayetler incelenebilir.

 

Nazar(bakışlardaki yıkıcılık) inancının tutarsızlığı(Şans/ büyü/ uğur/ tesadüf-rastlantı / yazgıcılık)

 

1. Allah, bizi hak etmediğimiz bir nedenden dolayı, sırf birisi baktı(nazar etti) diye cezalandırmaz. Cezalandırması, O’nun adalet anlayışına ters düşer: (11/101, 16/118, 43/76)

 

2. İnsanın başına gelenler, kişinin kendi yapıp ettiklerindendir: (42/30, 4/79)

 

3. Birisine(bir çocuğa) veya bir eşyaya sevgiyle baktık diye onun başına gelenlerden biz sorumlu tutulamayız: (52/21, 74/38)

 

4. Birisine(bir çocuğa) veya bir eşyaya sevgiyle bakmak kınanmamıştır: (3/14)

 

5. Allah isteyip uygun görmedikçe kimsenin sıkıntı ve zarar veremez: (6/17–71, 7/191–198, 10/18, 106–107, 21/66, 22/12–13, 33/17, 39/38, 46/4–5, 48/11)

 

6. Kötülüğü ve zararı başkasından bilmek Kur’an’ın öğretisine aykırıdır: (4/78–79)

 

7. Kur’an’da nazara(bakışlardaki yıkıcılık) olur veren bir ifade ve nesnel(somut) olarak kanıtlanmış bilimsel bir bulgu yoktur. 68/51 ‘de, Tanrı karşıtlarının vahiy elçisi Muhammed ‘e olan öfkelerini ve onu doğru yoldan kaydırma isteklerini anlatmaktadır. Nitekim benzer ifadeler başka ayetlerde de vardır: (17/73–76)

 

8. Nazara(bakışlardaki yıkıcılığa) inanmak; sorumsuzluklarımızı, başarısızlıklarımızı, eksikliklerimizi, hatalarımızı, kusurlarımızı başkalarına yüklemektir.

 

9. Nazara(bakışlardaki yıkıcılığa) inanmak; toplum içinde insanları birbirine düşürmek, dedikodu ve bölücülük yapmak, dertlerimiz, sorunlarımız, sıkıntılarımızın kaynağını yanlış yerde aramak ve böylece sorunları katlanarak sürmesine neden olmaktır.

 

10. Milyonda bir olasılığın gerçekleşmesi, bizim kaderimizde yazılı olması, tesadüf, rastlantı veya şansla değil, dürüstlüğümüz, emek ve çabamızladır. ÖSS sınavı gibi..

 

Nazar Hak Olabilir mi ?

 

Kur'an'ın son iki suresine muavvizât/muavvizeteyn de denmektedir. Bu iki sure bazı şerli unsurlardan Rabb'e sığınmak telkin edildiği için bu ismi almışlardır. Besmeleden önce okuduğumuz "eûzü" duası da, yerilmiş şeytandan Allah'a sığındığımız için bu ismi almıştır.

 

Felak ve Nâs surelerinde bazı yaratıkların, karanlığın, düğümlere üfleyenlerin, hasetçinin, vesveseci hannas'ın şerrinden Allah'a sığınılması önerilir; fakat "nazar edenden", "göz edenden" ya da "nazar değmesinden" şeklinde herhangi bir ifadeye yer verilmez. Böyle olmasına rağmen, geleneksel din anlayışında göz değmesi gerçektir ve çoğunlukla Felak suresinin son ayetine istinat ettirilir.

 

"Göz değmesi" ya da "nazar değmesi" mecazi olarak, kötü niyetli bir adamın, uğursuzluk getirmesi sonucu bir felakete uğramak, hasta olmak, bir belaya maruz kalmak anlamında kullanılmaktadır. Anadolu'nun hemen her yerinde görülen bu inanışın dinî bir dayanağı olmadığı gibi, aklî ölçülerle izahı da mümkün görünmemektedir. Eski Türk dinî inançlarından bir miras olduğunu zannettiğimiz bu inanış ne yazık ki halk yığınlarını çok büyük çapta etkilemektedir.

 

Türkiye'de insanlar bazı yeşil gözlü "şerir" insanların nazarının değdiğine, felaket getirdiklerine kesinkes inanmakta, bu düşünceyle hem kendilerini rahatsız etmekte, hem de zann altında tuttukları insanlarla ilişkileri olumsuz yönde etkilenmektedir.

 

Biz, genelde, nazar değmesinin Kur'anî dayanağı olarak kabul edilen Felak suresinin 5. ayeti üzerinde durmak istiyoruz.

 

Bu ayette "haset eden kişinin haset ettiği zaman" şerrinden Felak'ın Rabbi'ne sığınmamız önerilir. Ayetler dikkatlice okunursa burada, "haset eden"den bahsedilmekte ve "haset ettiği zaman" şerrinden sığınmak tavsiye edilmektedir. Altını çizdiğimiz bu hususlar akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Haset etmek, hir nimetin, sahibinden gitmesini, sahibinin onu kaybetmesini temenni etmektedir (1). Hâsid de bu temennide bulunan kişidir. Bunu biraz açarsak şunları söyleyebiliriz.

 

İlk izlerini Adem'in iki oğlundan Kabil'de gördüğümüz kıskançlık insanın fıtratında mevcuttur. Kur'an'ın bazı ayetlerinde de bir toplumun kıskançlığından bahsedilmiştir. (2/109; 5/54 v b.) Hz. Muhammed'i ve O'na gelen vahyi kıskanan Mekkelilerden de söz edilmektedir. Mekke'li kafirlerin Hz. Peygamber'den Kur'an'ı işitince duydukları kinden ve kıskançlıktan adeta kahroldukları, O'nu, devirecekmiş gibi baktıkları anlatılmaktadır (68/5l). Yani kinleri ve hasetleri adeta gözlerinden okunmaktaydı müşriklerin...

 

İnsan, bir zaaf eseri olarak, hemcinsinin elindeki bir nimeti kıskanmakta, bu nimeti kaybetmesini, ızdıraplara garkolmasını canü gönülden arzu etmektedir. Kardeşinin elindeki değerlerden dolayı adeta kendini heder etmekte, kahrolmaktadır. Kafasını kemiren şeytanî duygular, hemcinsindeki o değerlerin yok olup gitmesine kelimenin tam anlamıyla kilitlenmiştir.

 

Kıskanılan değerler para, mal-mülk, servet gibi maddi zenginlikler olabileceği gibi; bilgi, makam, güzellik, huzurlu bir yaşam gibi gayri maddî değerler de olabilir.

 

Kıskançlık bizatihi çirkindir. Başkalarını örnek edinmek, onlar gibi olabilmeyi, hatta geçmeyi istemenin kıskançlıktan bir farkı vardır, fakat Elmalılı M. Hamdi Yazır'ın dikkat çektiği gibi (2), kıskançlık kişinin kalbinde kuvvede (potansiyel halde) kaldıkça insanlar için tehlike arzetmez. Aksine bu durumda, hasetçinin kendisini kahreder, yer bitirir. "Keskin sirke küpüne zarar" hükmü gereğince kıskanç da kendi bâtınını çürütür.

 

Zaten eğer ki sırf birileri diğerini kıskanmakla, kıskanılanlara (haset edilen) zarar verilebilseydi, yeryüzünde hiçbir insanın can ve mal güvenliği olmaması gerekirdi.

 

Herkes islediği kişiyi anında zîr ü zeber ederdi, ki bu, insanın kudretine verilmiş bir imkan değildir.

 

Eğer ki birilerinin hasedi, kıskançlığı diğerini bozguna uğratabilseydi Hz, Muhammed'in nübüvvellen sonra yirmi üç yıl değil, yirmi üç gün bile hayatta kalmaması gerekirdi. Nitekim O'nun kıskanıldığına Kur'an'ın işaretini yukarda vermiştik.

 

Şu halde, haset edenin şerri "haset ettiği zaman" ortaya çıkmaktadır. Yani hasetçi hasedini dışa vurup, hasedinin gereği fiiliyatta bulunduğu zaman ancak tehlikeli olmaktadır. Haset eden kişi, örneğin, kıskandığı insana sözle sataşabilir, saldırıda bulunabilir. Birtakım entrikalar içine girebilir, iftiralar, dedikodular, fitneler çıkartabilir. Özellikle iftira ve dedikodu fitnesi en şiddetli fiilî saldırıdan daha beterdir. Dil yarasının kılıç yarasından Deier olduğunu özellikle yaşayanlar çok iyi bilirler.

 

Kıskanç insanlar çok zaman "eşeğini dövmeyen palanını döver" cinsinden, kıskandığı kimsenin ekinini yakar, ağacını söker, hayvanını zehirler. Artık şimdilerde, tahrip gücü yüksek bir bomba kıskanç kimse için en kestirme bir çözüm yolu oluşturmaktadır... Öyleyse, haset edenin şerrinden Allah'a sığınmamız için çok neden bulunmaktadır.

 

Nazar değmesiyle haset arasında kıskançlık bağlamında bir alaka sözkonusudur. Yani nazarı değdiğine inanılan kişiler de kıskanç kabul edilen insanlardır. Komşusunu çekemeyen insanın bakışlarının (nazarının) sırf bakış olarak kaldığı sürece, muhatabı için bir tehlikesinden bahsetmek olanaklı değildir.

 

Bu, "nazar eden"in kendi sorunudur! Bununla beraber, şu hususa dikkat etmek gerekir:

 

İnsanlar nazar değmesi diye bir hadiseye inanmışlarsa, peşin peşin kendilerini etki (teshir) altına sokmuşlardır demektir. Bu durum insan psikolojisi ile çok yakından ilgilidir (3).

 

Nazar değmesine kendilerini şartlandıran insanlar, başlarına gelen en küçük bir olayı bile nazara atfetmekte sakınca görmemektedirler. Halbuki insan, hayatı boyunca hiçbir sıkıntı ile karşılaşmayan bir varlık değildir.

 

Yani insanlara nazar değmemekte, sadece yorum yapılmaktadır. Nazar spesifik bir kanaati yansıtmakladır.

 

Hiçbir hasetçinin kıskanç bakışları (nazarı) insana uğursuzluk getiremez. Eğer böyle hir imkan olsaydı nazarı en fazla ideolojik alanda kullanmak fonksiyonel olurdu. Silahsız sopasız, düşmanınızı nazarla yere sermek oldukça keyif verici olurdu herhalde... İktidar kavgasında muhalefet liderleri de sanırım nazardan çokça yararlanabilirlerdi

 

Bunun da ötesinde, örneğin, zenginin malı züğürdün çenesini yorar da nazarı ona bir zarar veremez! (Böyle bir şeyi arzu ettiğimiz sanılmasın. Zira sırf zenginliğinden dolayı insanları kıskanmak müslümanın ahlakı olmamalıdır.)

 

Ve nazar ne hikmetse genelde orta halli ailelerde ve bilhassa yeni doğan çocuklara değer!

Allah Ali İmran suresinin 110-120. ayetlerinde kıskanç/kindar insanların şahsiyetlerinden bir kesit sunmaktadır. Bizim dışımızdaki inkarcıların bize olan kin ve kıskançlıklarından dolayı parmaklarını ısırdıklarını bu ayetler bildirmektedir. Ama sabreder ve Allah'dan korkarsak bunların hilesinin bize hiçbir zarar veremeyeceği -çok şükür ki- müjdelenmektedir!

 

İslamî kardeşliğin olmadığı dünyada insan insanın kurdudur. Fakat insan hayatı, bir diğer insanın gözlerinden çıkacak "nazar manyetik dalgalarıyla"(?)tehlikeye düşecek kadar da pamuk ipliğiyle bağlı olamaz, olmamalıdır.

 

Nazarı gözden yayılan manyetik ışınlarla v.b. izah etmenin tamamen zorlama ile kotarılan bir yorum olduğuna inanıyoruz. Bu yorumlar spekülasyonlarla doludur. Şu var ki, kem gözlü ve şom ağızlı insanların hitap biçimleri, kullandıkları kelimeler, yüz hatları v.s. karşısındaki kişiyi olumsuz yönde etkileyebilir. Bu bağlamda insanın arkadaşından duyduğu bir tek kelime bile o gün hayatını zehir etmeye yetebilir. Bunlar ise nazarla alakalı şeyler değildir.

 

Nazardan korunmak için başvurulan çareler ise bazan çok komik, bazan da üzücüdür. At kafasından kurbağa iskeletine, merkep gübresinden mavi boncuğa kadar bir dizi enstrüman, tevhide inanan bir halkın, medet umduğu aracılar olmamalıydı! Bu araç gereçler folklorik bir kıymet ifade ederlerse de, dini bakımdan hiçbir şey ifade etmezler. Hatta sahibini, inanç durumuna göre şirke bile düşürebilirler.

 

Halbuki, Allah dilemedikçe hiçbir kimse hiçbir kimseye zarar veremez. Bu konuda 10/1O7. 48/11 ve 72/21 gibi ayetlerin dikkatlice okunması yararlı olur kanısındayız.

 

Sonuç olarak, insanları Allah'ın dışında, anlamsız korkularla zaptu rapt altına almak onlara yapılacak en büyük zulümdür, diye düşünüyoruz. Müslüman, Allah'ın izin vermediği bir biçimde, yani öyle bir imkan tanımadığı halde, nazar gibi mevhum korkularla endişeye kapılmamalıdır. Mitolojik kalıntılarla kendimizi kuruntulamamız doğru olmaz. Bununla beraber, insanlardan gelebilecek her türlü sözlü ve fiili saldırılara karşı da Allah'dan sabır ve dua ile yardım istemeliyiz.

 

NOTLAR:

 

1- Müfessir Hazin, Mecmuatut Tefasir, 6/600; E, Hamdi Yazır, 9/357.

2- Elmalılı, 9/357.

3- Bu konuda AKAŞA yayınlarının, J.E.Addington'dan çevirdiği Yüzde Yüz Düşünce Gücü adlı kitapdaki ilginç izahlardan yararlanılabilir.

 

İktibas dergisi1996

--------------------

haaa son olarak Arapca Kalem suresi 51 ayeti ekliyeyimde...NAZAR diye kelime hic geciyormu görelim...

 

51. Ve in yekadulleziyne keferu leyuzlikuneke biebsarihim lemma semi'uzzikre ve yekulune innehu lemecnunun.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

 Paylaş

×
×
  • Yeni Oluştur...