Jump to content

Cinlerin Görünmesi


Guest EBRU

Önerilen Mesajlar

Cinlerin Görünmesi Suyun buharlaşması, katı maddelerin gaz, sıvı ve buhar haline dönüşmesi, atomun parçalanıp enerji dalgaları ve kuantlar haline gelmesi, yıldızların karadelikler halinde ortaya çıkmaları gibi, hayatımızda ve kâinatta görülen âlemden görülmeyene doğru bir faaliyet, bir akış ve bir hamle mevcuttur. Bu İlâhî icraatı tersine düşündüğümüzde ise, görülmeyenden görülene ve bilinmezden de madde olarak müşahede edilir hale gelmeye doğru bir akışın varlığını gözlemek mümkündür. Gazlar sıvı olur; kristalleşir cisim olur; buharlaşan su zerrecikleri, "Bizi yok zannetmeyin, görülmüyoruz ama, kaybolmadık" der gibi, damlalar haline gelip başımızı ıslatır; gök tarlasındaki pamuk yığınları, yer aynasına kar örtüsü olarak yansır... Hattâ, buhar halinden çıkan su, daha da kesafet kazanayım ve şekillenip görüneyim diye buz olur, demirden de olsa kabını parçalar. Beynimizde plânladığımız nice görünmezler, dış âleme intikal edip görünür ve maddî vücut kazanırlar. İşte, görünmeyen varlıklar olan melek, cin ve ruhanîler de, her ne kadar kendilerine has yapılarıyla bu âlemde görülmeseler bile, bu âleme has vasıtaları kullanıp, kılıf ve elbise giyerek görünebilirler. Meleklerin ve cinlerin bu şekilde görünmelerine "temessül" diyoruz. Kur'ân, temessülü anlatırken (Meryem, 19/17), "(Melek, Meryem Validemiz'e) "tastamam bir insan şeklinde temessül etti" der. Efendimiz (sav)'e vahiy getiren melek, bazen kendine has keyfiyetle, bazen bir muharip şeklinde, bazen de daha başka suretlerde geliyordu. Benî Kureyza üzerine yürüneceği zaman Cebrail (as), tozu toprağı üstünde bir muharip suretinde gelmiş ve -Ya Rasûlullah, siz zırhlarınızı çıkardınız, fakat biz melekler taifesi çıkarmadık, demişti. Yine aynı melek, bazı zaman oluyordu ki, Dıhye (ra) suretinde geliyor, bazı zaman da, dinî tâlim maksadıyla üzerinde hiç de yolculuk emaresi taşımayan bir misafir kıyafetinde geliyor ve "İman, İhsan, İslâm nedir?" şeklinde suâller sorup, verilen cevapları "Doğru" diye tasdikleyip gidiyordu... Cinler ve şeytanlar da, melek gibi temessül edebilir. Hüseyin Cisrî'ye göre, Allah'ın (cc) kendilerine verdiği yaratılış biçimi sayesinde havadan, esirden veya benzeri bir maddeden istedikleri kadar alıp yoğunlaştırarak istedikleri şekle sokar ve o şekli âdete bir elbise yapıp, o elbise içinde insanlara görünürler. İmam Şiblî, Ebu Ya'lâ'nın beyanına dayanarak, cinlerin ve şeytanların kendi kendilerine şekil değiştiremeyeceklerini, buna güç ve takatlarının olmadığını, fakat Allah'ın (cc) kendilerine öğrettiği kelime ve isimlerden âdeta şifre vazifesi yapan birini söylediklerinde, Allah'ın (cc) onları bir şekilden diğer şekle, bir halden başka bir hale soktuğunu belirtir. Bu, kendi âleminden başka bir âleme, o âleme ait bir vasıta ile geçebilmek için sanki sınırda söylenmesi gereken bir kelime, gösterilmesi şart bir vize ya da askerin geçit için sorduğu parola gibidir. Cinler ve şeytanlar, kendi kabiliyet ve irâdeleriyle bu tebdil-i kıyafeti (transformasyon) yapamazlar; yapmaya kalkıştıklarında, bünyeleri parça parça olur ve hayatiyetlerini kaybederler. Cinlerden olan şeytan da, insan kılığına girebilir. Nitekim, onun Bedir Savaşı öncesi Necid'li bir yaşlı sûretinde Kureyş'e gelerek, kurdukları tuzak için onlara tahrik edici fikirler verip, çareler tavsiye ettiği rivayet edilir. Aynı şekilde bir başka defa, ganimetlere nöbetçilik yapan bir sahâbinin şeytanı ganimete zarar vermek isterken yakaladığı ve onun yalvarıp yakarması karşısında da salıverdiği nakledilir. Hâdise üçüncü defa tekerrür edince şeytan, kendisini Allah'ın Rasulü'ne götürmeye karar veren sahabiye, -Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi söyleyeyim, der, Sahabi,-O nedir?, diye sorunca da, -Ayetü'l-Kürsî, cevabını verir. Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav), -Habis yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar. Cinler, insan kılığında görünebilecekleri gibi, hayvan şeklinde de görünebilirler. Yılan, akrep, sığır, merkep ve kuş kılığına girdikleri de anlatılmaktadır. Nitekim, Nahle Vadisi'nde Efendimiz (sav), onlardan biat kabul ederken, akrep ve kelb gibi herhangi bir hayvan kılığında görünmemeleri veya kendi suretlerinde, ya da daha başka munis bir surette tezahür etmeleri teklifinde bulunmuş, ümmetine de, -Siz evinizde böyle bir haşere gördüğünüzde, ona önce üç defa "Allah rızası için git" deyin; belki o cin arkadaşlarınızdan olabilir. Eğer gitmezse, o zaman cin değildir; zarar verecekse, öldürebilirsiniz, buyurmuşlardı. Bu, bir bakıma iki ayrı taifenin, iki ayrı cinsin veya iki ayrı sınıfın mukavelesi gibiydi ki, onun bu teklifine karşı cinler de, "Ümmet'in her şeye besmele çeker, her şeyi kapatır ve muhafaza ederse, biz onların yiyecek ve içeceklerinden ne yer, ne de içeriz" şeklinde söz vermişlerdi. Tabiî ki, cinlerin bizim yediklerimizden nasıl istifade ettiklerini bilemiyoruz. Belki havasından, belki kokusundan, belki de müteaffin keyfiyetinden istifade etmektedirler. Nitekim bir hadîs-i şerifte, "Tezek ve kemiklerle taharetlenmeyiniz; çünkü onlar cin kardeşlerinizin yiyecekleridir", buyurulur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

-Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi söyleyeyim, der, Sahabi,

-O nedir?, diye sorunca da,

-Ayetü'l-Kürsî, cevabını verir.

Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav),

-Habis yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar.

 

güsel bi şekilde okunursa cogu şeyi anlatıyor... Saolasın

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

-Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi söyleyeyim, der, Sahabi,

-O nedir?, diye sorunca da,

-Ayetü'l-Kürsî, cevabını verir.

Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav),

-Habis yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar.

 

 

Konu güsel bi şekilde okunursa cogu şeyi acıklıyor...saolasın

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

görülmeleri üç şekilde olur. 1-) beyni uyararak ( bu durumda sizden başkası görmez ve halüsinasyon da denilebilir) 2-) trans halindeki kişinin psişik artıkları ( bu konu için Rene Guenon- ruhcu yanılgı kitabına başvurabilirsiniz. en azından medyum güruhunun sahte dinlerine karşı da bilgisel bir kalkan olur) gözükmek isteyen cin-kişi tarafından kalıp gibi kullanılır. bu eğer yeterince güçlü biri tarafından yapılır ve enerji kaybından güme gitmezse diğerleri tarafından da görülür. nitekim bilimsel araştırma yapacağım diyip seanslara katılan pek çok bilimadamının sonraları kafayı sıyırmasına ve şeytani yeni çağ tarikatlarına katılmalarına da bu "deneyim"ler neden olmuştur. yeri gelmişken, günümüzdeki kaos hali, maddiyata tutsaklık, pekçoğumuzu farkında olmaksızın rehin kılan positivist-materyalist önyargılar bu tür deneyimleri daha da tehlikeli kılıyor. deneyimi yaşayan şahıs, bu deneyimin yüce maneviyattan olacağına inandığı ve kendini varoluşun en dibinde sandığı (sandırıldıı) için de şeytani-kafir cinlerin türlü yalanlarını hakikat sanıyor. tabii işin içinde bu tür seansların akıl kitlenmelerine yol açması da var ki- ben kendim bir süre sonra çocukların dahi güleceği şeylere salak gibi inanmaya başlamıştım. ancak herşeyi bilen Allah' a "beni ve onları bilen Allah' ım. eğer dogru söylüyorlarsa inanayım ta ki bana kırgın olmasınlar, yok yalan söylüyorlarsa beni uyandır ve koru" diye dua ettim. bu aşamaya kadar yüzlerce seans yaptım, işte bu ikinci tür görme bana öğretilen bir takım kelimelerin belli sayıda tekrarıyla yapılıyordu. sanırım transa girmemi ve ayrıca psişik şey ( her terim bi akıma atfedileceğinden şey diyorum sadece) in onlarca yogunlaşmasını kolayaştıran kelimelerdi ve telaffuzları çok zordu. ( bazı terkiplerde salavatın geçmesi bunların dinen caiz oldugu yönündeki telkinlere de daha kolay inanmama neden oldu.) gene de her yanlış şey doğruya kılavuzlayabilir, yeter ki Asıl Yöneltenin kim oldugunu unutmayalım. böylece her tecrübe bilgiye ve bilince yol açar.

3-) bu tarz gözükme ifrit taifesinin bildiğimiz anlamda maddi gözükmesidir-ki bu şekle bürünme esnasında çok fazla zayıf düştükleri bildirilmiştir. haliyle etrafta can yakabilecek potansiyelde bir insan varsa bunu denemezler pek. Müslüman bir cinin ifadesiyle, eğer bu iş korkutma amacıyla yapıldıysa o kişi ya zalim veya cahildir. çoğu kez bu tarz görüşlerin çocuklara ve bizden daha hassas olan kadınlara yapıldıgını düşünürsek bu düpedüz zalimliktir ve cehalet ise bu eylemin o cinin ölümüne neden olabilecek olmasıdır. unutulmaması gereken en önemli şey şu duadır -ki inandığımı ifade etmem gerekirse, şer'i olarak ne yapıp yapmadıgınız , müslüman olup olmamanız değil ( yargılayıcı biz değiliz) samimiyetinizdir. dua ise Fatiha suresindeki "ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz" dir. evet, biz kime kulluk ettiiğimizi sanarsak sanalım, kime yakardığımızı düşünürsek düşünelim. yardım eden de O' dur ( vesile ne olursa olsun) kulluğun yöneldiği de.. çünkü güç ve kuvvet ancak O'nundur. -dini empozeler gibi bi niyetim yok-kimseyi gücendirmek niyetinde değilim. fakat Allah tüm sınırlandırmalarımızdan münezzehtir. herhangi bir seansa katılmak arzusu taşıyan arkadaşlara iyice düşünmelerini salık veririm. kandırma konusunda özellikle başlarda çok zekidirler. akıl kilitlenmesinden sonra her tür saçmalık gelir. bilinçaltını okuma yeteneklerinden dolayı ( buna içini açmak diyorlar) her tür hissi oluşturabilirler. her hal-ü karda kutulmanın yolu duadan geçiyor ( özellikle anlamını bildiğiniz dualar) türkçe çevirilerinden bir tür çıkış noktası oluşturup üstüne düşünmekle oluşan anlamdan bahsediyorum. saygıyla...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Suyun buharlaşması, katı maddelerin gaz, sıvı ve buhar haline dönüşmesi, atomun parçalanıp enerji dalgaları ve kuantlar haline gelmesi, yıldızların karadelikler halinde ortaya çıkmaları gibi, hayatımızda ve kâinatta görülen âlemden görülmeyene doğru bir faaliyet, bir akış ve bir hamle mevcuttur. Bu İlâhî icraatı tersine düşündüğümüzde ise, görülmeyenden görülene ve bilinmezden de madde olarak müşahede edilir hale gelmeye doğru bir akışın varlığını gözlemek mümkündür. Gazlar sıvı olur; kristalleşir cisim olur; buharlaşan su zerrecikleri, "Bizi yok zannetmeyin, görülmüyoruz ama, kaybolmadık" der gibi, damlalar haline gelip başımızı ıslatır; gök tarlasındaki pamuk yığınları, yer aynasına kar örtüsü olarak yansır... Hattâ, buhar halinden çıkan su, daha da kesafet kazanayım ve şekillenip görüneyim diye buz olur, demirden de olsa kabını parçalar. Beynimizde plânladığımız nice görünmezler, dış âleme intikal edip görünür ve maddî vücut kazanırlar.

İşte, görünmeyen varlıklar olan melek, cin ve ruhanîler de, her ne kadar kendilerine has yapılarıyla bu âlemde görülmeseler bile, bu âleme has vasıtaları kullanıp, kılıf ve elbise giyerek görünebilirler. Meleklerin ve cinlerin bu şekilde görünmelerine "temessül" diyoruz. Kur'ân, temessülü anlatırken (Meryem, 19/17),

"(Melek, Meryem Validemiz'e) "tastamam bir insan şeklinde temessül etti" der

Efendimiz (sav)'e vahiy getiren melek, bazen kendine has keyfiyetle, bazen bir muharip şeklinde, bazen de daha başka suretlerde geliyordu. Benî Kureyza üzerine yürüneceği zaman Cebrail (as), tozu toprağı üstünde bir muharip suretinde gelmiş ve -Ya Rasûlullah, siz zırhlarınızı çıkardınız, fakat biz melekler taifesi çıkarmadık, demişti. Yine aynı melek, bazı zaman oluyordu ki, Dıhye (ra) suretinde geliyor, bazı zaman da, dinî tâlim maksadıyla üzerinde hiç de yolculuk emaresi taşımayan bir misafir kıyafetinde geliyor ve "İman, İhsan, İslâm nedir?" şeklinde suâller sorup, verilen cevapları "Doğru" diye tasdikleyip gidiyordu...

 

Cinler ve şeytanlar da, melek gibi temessül edebilir. Hüseyin Cisrî'ye göre, Allah'ın (cc) kendilerine verdiği yaratılış biçimi sayesinde havadan, esirden veya benzeri bir maddeden istedikleri kadar alıp yoğunlaştırarak istedikleri şekle sokar ve o şekli âdete bir elbise yapıp, o elbise içinde insanlara görünürler. İmam Şiblî, Ebu Ya'lâ'nın beyanına dayanarak, cinlerin ve şeytanların kendi kendilerine şekil değiştiremeyeceklerini, buna güç ve takatlarının olmadığını, fakat Allah'ın (cc) kendilerine öğrettiği kelime ve isimlerden âdeta şifre vazifesi yapan birini söylediklerinde, Allah'ın (cc) onları bir şekilden diğer şekle, bir halden başka bir hale soktuğunu belirtir. Bu, kendi âleminden başka bir âleme, o âleme ait bir vasıta ile geçebilmek için sanki sınırda söylenmesi gereken bir kelime, gösterilmesi şart bir vize ya da askerin geçit için sorduğu parola gibidir. Cinler ve şeytanlar, kendi kabiliyet ve irâdeleriyle bu tebdil-i kıyafeti (transformasyon) yapamazlar; yapmaya kalkıştıklarında, bünyeleri parça parça olur ve hayatiyetlerini kaybederler.

 

Cinlerden olan şeytan da, insan kılığına girebilir. Nitekim, onun Bedir Savaşı öncesi Necid'li bir yaşlı sûretinde Kureyş'e gelerek, kurdukları tuzak için onlara tahrik edici fikirler verip, çareler tavsiye ettiği rivayet edilir. Aynı şekilde bir başka defa, ganimetlere nöbetçilik yapan bir sahâbinin şeytanı ganimete zarar vermek isterken yakaladığı ve onun yalvarıp yakarması karşısında da salıverdiği nakledilir. Hâdise üçüncü defa tekerrür edince şeytan, kendisini Allah'ın Rasulü'ne götürmeye karar veren sahabiye, -Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi söyleyeyim, der, Sahabi,

-O nedir?, diye sorunca da,

-Ayetü'l-Kürsî, cevabını verir.

Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav),

-Habis yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar.

Cinler, insan kılığında görünebilecekleri gibi, hayvan şeklinde de görünebilirler. Yılan, akrep, sığır, merkep ve kuş kılığına girdikleri de anlatılmaktadır. Nitekim, Nahle Vadisi'nde Efendimiz (sav), onlardan biat kabul ederken, akrep ve kelb gibi herhangi bir hayvan kılığında görünmemeleri veya kendi suretlerinde, ya da daha başka munis bir surette tezahür etmeleri teklifinde bulunmuş, ümmetine de,

-Siz evinizde böyle bir haşere gördüğünüzde, ona önce üç defa "Allah rızası için git" deyin; belki o cin arkadaşlarınızdan olabilir. Eğer gitmezse, o zaman cin değildir; zarar verecekse, öldürebilirsiniz, buyurmuşlardı.

Bu, bir bakıma iki ayrı taifenin, iki ayrı cinsin veya iki ayrı sınıfın mukavelesi gibiydi ki, onun bu teklifine karşı cinler de,

"Ümmet'in her şeye besmele çeker, her şeyi kapatır ve muhafaza ederse, biz onların yiyecek ve içeceklerinden ne yer, ne de içeriz" şeklinde söz vermişlerdi. Tabiî ki, cinlerin bizim yediklerimizden nasıl istifade ettiklerini bilemiyoruz. Belki havasından, belki kokusundan, belki de müteaffin keyfiyetinden istifade etmektedirler.

Nitekim bir hadîs-i şerifte,

"Tezek ve kemiklerle taharetlenmeyiniz; çünkü onlar cin kardeşlerinizin yiyecekleridir", buyurulur

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

baskalarınına nasıl göründügünü bilemem ama bana bir gece aniden ugradılar dogrusu gördügüm şey herneyse cok korkunctu ... isteyen ugraşan merak eden arkadaşlar denesinler meraklarını gidersinler diyorum... kolay gelsin..9_9

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arşivlendi

Bu konu artık arşivlenmiştir ve başka yanıtlara kapatılmıştır.

×
×
  • Yeni Oluştur...