Jump to content

Kuzey Kutbundaki Garip Ülke


Önerilen Mesajlar

Aşağıda yazacağımız anılar 1947 yılının Şubat ve Mart Aylarında yazılmıştır. Kutup Kaşifi Amiral Byrd'ın içinde bulunduğu koşullar dayanılabilir ve güvenilirdi. Başka kişiler tarafından da bir hayal olayının yaşanmadığı yönünde güvence verildi. Aşağıda yazılanlar Amiral Byrd'nin birebir sözcükleridir. Kuzey Kutbu'nun uzun bir gecesinde yazılmış ve ciddi bir kaşifin ve bilim adamının parlak gün ışığı altında yaşadığı gerçeği anlatmaktadır.

ADMIRAL RICHARD B. BYRD'IN GÜNLÜĞÜ ŞUBAT-MART 1947"

Kuzey Kutbu'nda bir keşif uçuşu İç Dünya ; Benim Gizli Günlüğüm "Bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. Yazdıklarım Artrik'de 1947 yılı Şubat'ının 19.gününde yaptığım uçuşla ilgili. Zamanı geldiğinde , muhakkak insanlar daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Yazdıklarımı açıklama özgürlüğüne sahip değilim , belki de bunlar asla toplumsal bir incelemenin ışığını göremeyecektir ama bir gün herkesin okuyabilmesi için bunları kaydetmek benim görevim. Bu açgözlü ve sömürücü dünyada kesin eminim ki , insanoğlu gerçekleri daha fazla bastıramayacaktır.

"UÇUŞ SEYİR DEFTERİ"

19 Şubat 1947 Artrik Üssü Kampı

Saat 06. 00 : Tüm hazırlıklar tamamlandı. Kuzeye doğru uçacağım , tüm yakıt depoları dolduruldu.

Saat 06. 20 : Sancak motoru daha güçlü gibi. Ayarlama yaptık şimdi daha iyi.

Saat 07. 30 : Üsle radyo ilişkisi kontrolü yaptık. Herşey yolunda .

Saat 07. 40 : Sancak motorunda zayıf bir akıntı var gibi. Yağ basıncı normal.

Saat 08. 00: Uçuyorum. Uçuş normal görünüyor. 7000 m 'de uçuyorum. Türbülans normal .Herşey yolunda.

Saat 08. 15: Üsle telsiz kontrolü normal.

Saat 08. 30: Türbülans oluştu. 1000 m'ye kadar inmeye karar verdim , uçuş koşulları yumuşak görünüyor.

Saat 09. 10: Çok büyük bir buz alanı altta kar yağıyor. Görüntü muhteşem. Kırmızıdan mora kadar tüm renkleri görüyorum. Pusula olduğu yerde dönüp duruyor , her iki pusulam da yani manyetik ve gyro pusulalar dengelerini iyice yitirdiler ,titreşip duruyorlar. Güneş pusulasını kullanıyorum. Kontroller yavaş tepki veriyorlar ama bir buzlanma belirtisi yok.Üsle tekrar ilişki kurduk ve gördüklerimi anlattım.

Saat 09. 15: Uzakta dağlar görüyorum.

Saat 09. 49: Dağları gördüğümden bu yana 29 dakika geçti. Görsel bir yanılgı yok. Bunlar daha hiç görmediğim bir sıradağ halindeler.

Saat 09. 55: Altimetre 8900 metreyi gösteriyor ; güçlü bir türbülans var.

Saat 10. 00: Hala kuzeye doğru uçuyorum ve altımda küçük bir dağ sırası var , bunu tanımlıyorum ve soruşturmam gerek. Çünkü böyle bir dağ oluşumu haritalarda yok. O da ne ? Dağların arasında ve tam ortada küçük bir nehir akıyor , aşağıda yeşil bir vadi ; olamaz ! Burada garip ve normal olmayan bir şeyler var. Buz ve kar olmalıydı ama ben dağların yamaçlarında yeşil ormanlar görüyorum. Yön bulma araçlarım hala çılgınca dönüyorlar. Jiroskop hala öne ve arkaya doğru titreşip duruyor.

Saat 10. 05: 4500 metreye indim ve alttaki vadinin üzerinde sola doğru sert bir dönüş yaptım. Aşağıda yeşille örtülmüş bir alan var. Burada ışık farklı , güneşi göremiyorum. Sola biraz daha döndüm ve aşağıda çok büyük garip hayvanlar gördüm. File benziyorlar ,ama , hayır bunlar birer Mamut. İnanılmaz ama oradalar. 3000 metredeyim , dürbünle bakıyorum ve hayvanlar görüyorum; oradalar. Bunu üsse bildirmemiz gerek.

Saat 10. 30: Yeşil renkli tepelere yaklaşıyorum. Dış ısı , termometrenin gösterdiğine göre 23 derece. Düz olarak uçmaya devam ediyorum. Göstergeler normal ama ben bir bulmacanın içindeyim. Yine üssü arıyoruz ama telsiz çalışmıyor.

Saat 11. 30: Eğer normal kelimesini bu ortamda kullanırsam her şey yolunda. İlerde bir yer var ,Sanki bir kente benziyor. Uçak çok hafifledi , bir tüy gibi dalgalanarak uçuyor.Kontroller emirlerimi dinlemiyorlar. Tanrım!,Normal tepkiler vermeyen bir araç içinde uçuyorum ve yeterince hızlı değilim ama ilerde uçan garip bir araç var.Disk şeklinde ve parlak bana doğru yaklaşıyor , üzerindeki işareti görüyorum; bu bir gamalı haç. Fantastik ! Neredeyiz ? Ne oluyor ? Kontrolleri geri almaya çalışıyorum ama olmuyor.

Saat 11. 35: Telsizden çatırtılar geliyor , İngilizce bir ses ama derinlerden geliyor. Aksan İsveç ya da Alman şöyle diyor ; "Bölgemize hoş geldiniz Amiral. Sizi 7 dakika içinde indireceğiz. Güvenli ellerdesiniz rahat olun." Uçağımın motorları bir anda durdu ve garip bir gücün kontrolü altında uçmaya devam ediyorum. Şimdi uçağım kendi çevresinde dönmeye başladı.

Saat 11. 40: Bir diğer telsiz mesajı. İniş olayı başladı. Uçak şiddetle titriyor , aşağıya doğru iniyor , sanki görünmeyen dev bir asansörün içinde gibiyim. Artık çok rahatım hiçbir şey umurumda değil. Hafif bir sarsıntıyla uçağım yere temas ediyor.

Saat 11. 45: Seyir defterime aceleyle son cümleleri yazıyorum. Uçağıma doğru gelenler var ; Hepsi uzun boylu ve sarı saçlılar. Uzakta büyük ve parlak binaların bulunduğu bir kent var, gök kuşağına benzer renk dalgaları nabız gibi atarcasına kentin üzerinde yükseliyor. Ne olduğunu anlamış değilim ama ortada tehlikeli bir şey yok, hiçbir silah görmüyorum. Kargo kapısını açarken bir sesin ismimi söylediğini duyuyorum. Herşeye razıyım.(Kaydın sonu)

KRİSTAL KENTE GİRİYORUM

Bundan sonra olanları hafızama güvenerek yazdım. Telsizcimle beraber uçaktan çıktık , içten ve samimi bir karşılama bu. Tekerlekleri olmayan küçük bir platformun üstüne bindik. Şimdi hızla , parlayan kente doğru gidiyoruz. Kent sanki kristalden yapılmış gibi, içeri girerken daha önce hiç görmediğim büyüklükte binalar görüyorum. Bu yapılar Frank Lloyd Wright'in çizimlerinin ötesinde. Yada bir Buck Rogers filminin setindeyim. ( Yine dönemin sinemasında canlandırılan bir bilim kurgu kahramanı ). Daha önce hiç tanımadığım sıcak içecekler ikram ediliyor, çok lezzetliler. On dakika kadar sonra iki hostes geliyor , çok güzeller ve kendileriyle beraber gelmemi söylüyorlar. Yapacak bir şey yok , gidiyorum ama telsizcim kalıyor. Kısa bir yürüyüşten sonra asansöre benzer bir yere giriyor aşağıya doğru inmeye başlıyoruz , araç duruyor ve kapı yukarıya doğru sessizce açılıyor .Uzun bir koridorda ilerliyoruz , gül kurusu renkte bir ışık her yerden yayılıyor , sanki duvarların içinden geliyor. Büyük bir kapının önünde duruyoruz. Kapının üzerinde okuyamadığım bir yazı var , kapı ses çıkarmadan açılıyor , girmem için işaret ediliyor. Hosteslerden bir tanesi ; " Korkacak bir şey yok Amiral , Üstad'ın huzuruna kabul edileceksiniz." diyor.

ÜSTAD'IN SÖYLEDİKLERİ

İçeri giriyorum , çarpıcı renkler görüyorum , oda büyüleyici ve çok etkileyici. Karşımda çok güzel bir insan var , gördüklerimi anlatamıyorum , bildiğim sözcükler buna yeterli değil. İnsan gibi ama daha çok ötesinde , huzur ve mutluluk yayıyor. Düşüncelerim kesiliyor , melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor ;" Yerimize hoş geldiniz Amiral " O , bir erkek , yüzünde çok uzun yılların izleri var , uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp bana oturmam için gösteriyor. Oturuyoruz , bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor ; " Sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz. " Dünyanın yüzeyi mi ? diyor ve soluğumu tutuyorum . Gülümsüyor ve ;

" Evet şu anda İç Dünya'nın ARIANNI bölgesindesiniz. Sizi görevinizden fazla alıkoyamayacağım , güvenle yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral sizi neden buraya getirdiğimizi söyleyeceğim. Irkınızın Japonya'da Hiroshima ve Nagasaki de patlattığı iki atom bombasıyla çok ilgiliyiz . Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık , biz bunlara "FLUGELRAD " diyoruz. Sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar . Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral , ama biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. İnsanlık için uygun olmayan doğal bir gücü , yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlileriniz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. Irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü , bilimimizi göreceksiniz Amiral ."

Sözünü kesiyor ve benimle ne yapacaklarını soruyorum. Üstad delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir müddet sonra cevap veriyor; " Irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var. " Başımı sallıyorum ve devam ediyor ; " 1945'de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı , FLUGELRAD'larımıza ateş açılıp , düşürüldüler. Savaş uçaklarınız , kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana şunu söylüyorum oğlum ; Dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta , kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden , artarak birikiyor . Silahlanmanızın bir anlamı yok , biliminizde güvenli bir yer yok , kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip , yok ediliyor ,tüm insanlar ve canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin bir başlangıcı. Biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz.

Söylediklerimde bir yanlış var mı ?"

Hayır , bu eskidende oldu , karanlık çağlar geldi ama 500 yıl önce sona erdi diyorum . Üstad devam ediyor ; " Evet , oğlum . Karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor , karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var , fazlası söylenmemeli. Çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasında yeni bir dünya doğacak , kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz , belki savaşın ve çekişmelerin boş yere olduğunu bir gün öğreneceksiniz , ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. Şimdi oğlum bu mesajlarla beraber yüzeye dönebilirsin. " Bu sözlerle beraberliğimiz sona ermiş görünüyor. Bir an için duruyorum , bu bir rüya olmalı ama ben bu gerçeği biliyordum. İki güzel hostesimin gelip "Bu yoldan Amiral" demeleriyle kendime geldim. Çıkmadan önce bir kez daha dönüp Üstad'a bakıyorum. O mitolojik yüzde yumuşacık bir gülümseme var; " Elveda oğlum " diyor ve ince uzun elini kaldırarak bir barış harekatı yapıyor. Hızla geri dönüyor ve yukarı çıkıyoruz. Hosteslerimden birisi bana dönüyor ve "Acele etmeliyiz Amiral . Üstad , sizi geciktirmememizi istedi , mutlaka geri dönmeli ve mesajı vermelisiniz." Bir şey demiyorum. Olan her şey inancın ötesinde. İlk geldiğimiz yere dönüyoruz ,telsizcim orada , çok gergin ve yüzünde endişeli bir ifade var . Onu " Her şey yolunda Howie ," diyerek sakinleştiriyorum. Yine uçan platformla uçağımızın yanına götürülüyoruz. Motorlar çalışıyor ve hemen biniyoruz. Kapı kapandıktan sonra görünmeyen güç , uçağı kaldırıp bir anda 8000 metreye çıkarıyor . Onların araçlarından iki tanesi belli bir uzaklıktan bizi izliyor. Çok hızlı gidiyoruz ama hız göstergesini okuyamıyorum , ileriye doğru gidiyoruz. Telsiz çalışıyor ve ses; "Şimdi sizi terk ediyoruz Amiral , kontrollar serbest . Auf Wiedersehen" diyor. Almanca bir veda . Howie ve ben Flugelrad'ların soluk mavi gökte kaybolmalarını izliyoruz. Uçağım birden sarsılıyor ve aşağı doğru dalışa geçiyor. Toparlanıyor ve kontrolü alıyoruz . Şimdi uçuş normal , kimse konuşmuyor ,ikimizde kendi düşüncelerimizle başbaşayız.Uçuş Seyir Defterinin Devamı

Saat 22 . 00 :Yine sonsuz buz ve kar çölündeyiz. Üsse uzaklığımız yaklaşık 27 dakika. Haberleşiyoruz , cevap geliyor . Bütün koşullar normal . Üstekiler bizden haber aldıkları için çok memnunlar.

Saat 22 . 30 : Üsse yumuşak bir iniş yapıyoruz . Bir görevi bitirdim ama çok daha büyük bir görev şimdi beni bekliyor.

Bu yaşadıklarımdan sonra bu olayla ilgili olarak 11 Mart 1947'de Pentagon'da bir toplantıda hazır bulundum. Olanları anlattım , keşfimi açıkladım ve Üstad'ın mesajını aktardım. Herşey gereğince kaydedildi . Başkana bilgi aktarıldı ama geciktirildiğimi veya alıkonulduğumu hissediyorum. Yüksek Güvenlik Örgütü ve bir tıp ekibi ile uzun görüşmeler yaptırdılar , bir kasıt algılıyorum . Büyük bir sıkıntı içindeyim , ABD Ulusal Güvenlik koşulları gereğince , sıkı kontrol altındayım. Ve sonunda emri aldım ; bildiğim her konuda kesin olarak sessiz kalmam isteniyor , bunu insanlık adına yapacakmışım.İnanılmaz ama ben bir askerim ve emirlere uymaktan başka yapacak bir şeyim yok.

30.12.1956 SON SÖZLER

1947'den bu yana yıllar geçti. Günlüğümü tamamlamam gerekiyor . Kapatırken kendimden eminim . Bu sırrı yılla boyunca inançla sakladım . Bu benim tüm moral değerlerime ve haklarıma karşıydı. Şimdi sonsuz gecenin geldiğini hissediyorum ve bu sır benimle beraber ölmemeli . Ama gerçek eninde sonunda galip gelecek. İnsanlığın tek umudu bu . Gerçeği görüyorum ve ruhum bir an önce serbest kalmak için çırpınıyor . Askeri canavarlığın kalbi olan endüstri için görevimi yaptım.Şimdi uzun gece başlıyor ama bu bir son olmayacak Uzun Artrik gecesinde olduğu gibi , gerçeğin parlak güneş ışığı yine gelecek ve karanlıklardan ışık doğacak . Çünkü ben Kutbun ötesinde varolan ülkede en büyük bilinmeyeni gördüm.

Amiral Richard E. Byrd.

ABD Deniz Kuvvetleri 24 Aralık 1956.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bilgi iki şekilde sınıflandırılabilir: Olayların kayıtları ve buna bağlı açıklamalar. Bilgi sadece bellekte varolur ve zihnin algılamadığı bilinemez. Bu nedenle bildiklerin, yalnızca beş duyunla yorumlayabildiklerinle sınırlıdır. Varoluşun farklı boyutlarını ancak yeni duyuların açıldıkça, algılamaya başlarsın. Yine de edinebileceğin bilginin bir sınırı vardır, çünkü algılaman varoluşun duvarında durur. Onun ötesinde yatanı sadece tahmin yoluyla kavramaya çalışırsın. İşte bu nedenle, bilgimi paylaşmak ve bir şeyler öğretmek benim için her zaman önemle üzerinde durduğum bir uğraş olmuştur. Yine de, kozmogoniyi yani kâinatın yaratılışını ve insanlığın tarihini tutarlı bir şekilde yazıya dökmek çok kolay bir iş olmasa gerek.

Evrensel bilgelik yolunu amaçlayıp bir evren bilgesi olmak isteyen her kes öncelikle Yaratılış, Mikro ve Makro Kozmos, Mu, Atlantis, Sirius Gizemi, Okültizm, Ezoterizm, Sembolizm, Kutsal Geometri, Sayıların Gizemi, Elementler, Akaşa, Kabala, Ezoterik Astroloji, Maji, Ritüel Maji, Mistisizm, Tarot, Remil, Simya, Evrensel Şifa Teknikleri, Astral, Telepati, Durugörü, Duruişiti Telekinezi, Levitasyon gibi birçok ruhsal, ezoterik ve okült konuda sıkı bir eğitim almalıdır. Derece sistemine dayalı bu öğretilerin amacı, kişinin gelişimine yardımcı olarak onu İnsan-ı Kâmil/Grand Master/Üstat mertebesine ulaştırmaktır. Öğretiler, Mu, Atlantis, kadim Mısır, Sümer, Grek, Kelt, İnka, Aztek, Maya, Hint, Tibet, Dogon gizemlerini, İbrani ve Altın Şafak Hermetik Kabalası’nı, Gül Hac Gizemi, Hıristiyan sembolizmi, İslami Tasavvuf ve Havvas’ını, Hint Tantrik uygulamalarını kapsar.

Günümüzde özellikle ya Altın Şafak Hermetik Cemiyeti öğretilerinde olduğu gibi İbrani-Yahudi-Kelt ya da Budik, Tantrik ekoller nedeniyle Hint-Sanskrit kültür ve anlayışının etkisi altında kalmış gibi görünen Evrensel Bilgelik Yolu Öğretileri, sanıldığı gibi ne yalnız bu cemiyet ve ekollerin tekelinde, ne de kültür ve anlayışının etkisindedir. Evrensel Bilgelik Yoluna girmek isteyenlerle, kadim günlerde olduğu gibi günümüzde de mutlaka, bu öğretilerin esas kaynağı ve okulu olan Sirius bağlantılı ve Agartha, dolayısıyla, Mu, Atlantis ve Eski Mısır kökenli inisiye merkezleri ve bu merkezlerce yetiştirilmiş Üstatlarca gerek astral gerekse maddesel boyutta temas kurularak eğitilmeleri sağlanmaktadır.

“Dünyanın Kalbi”, “Yüce Ülke”, “Bilgeler Ülkesi” gibi çeşitli adlarla belirtilen Agharta, teosofik ve ezoterik kaynaklara göre önceki “devre”nin sonlarına doğru Mu ve Atlantis'ten göç eden bilge rahipler tarafından kurulmuş bir uygarlıktır.

Önceleri yeryüzü uygarlıklarıyla açık temas halinde olan bu insanlar, bu “devre”nin koşullarından ötürü gizlenme gereği duymuş ve yerleşim yeri olarak birbirine tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentlerini tercih etmişlerdir.

Agharta, dünya insanlarının gelişiminde sorumluluk sahibi olup, Kozmik Hiyerarşiye hizmet etmektedir. Dünyanın Efendisi ve “Kutup” olarak ifade edilen, “Brahatma” veya “Brahitma” adıyla belirtilen Agharta'nın lideri, Dünyayı yöneten Kozmik Hiyerarşinin fizik alemdeki temsilcisidir. Rene Guenon'a göre tradisyonlarda “Kutsal Dağ”, “Dünyanın Merkezi” olarak ifade edilen yerler, kayıp uygarlıklara indirilmiş dinler, kozmik öğretiler, Agharta arşivinde kayıtlı olup, birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir. Hatta, bazıları burada "inisiasyon"dan da geçmiştir. Agharta'nın yeryüzüne açılan kimi kaynaklara göre yedi, kimi kaynaklara göre dört ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve inisiyatik toplulukların Aghartalılarla ilişki içinde oldukları ileri sürülür. Rene Guenon'a göre, bu durum en çok, Türklerin yaşadığı Orta Asya'da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, “ataların kutsal mağaraları” ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan “gizli ülke” inanışında Agharta' nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Aghartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agharta'nın lideri yeryüzündeki olumsuzlukları yok edecektir.

Agharta sözcüğü, pek belirli olmayan ve hatta bazen çelişkiler de arz edebilen kavramları içeriyor olmasına rağmen, nice okültiste yine de hayaller kurdurabilmiştir. Söz konusu ülke, Tibet-Moğolistan sınır bölgesindeki alanda kurulmuş bir yeraltı ülkesi midir, yoksa bilmecemsi bir gizli dernek merkezi midir? Her iki görüşün de yandaşları vardır, ama konu derinlemesine incelendiğinde, bu görüşlerin her ikisinde de bir gerçek payı görülmektedir.

Agharta ismini ilk olarak, geçen yüzyılda; sinerjinin habercisi ve bir simyacı olarak tanınan, çok iyi düzeyde İbranice ve Sanskritçe bilen ve bu özelliğinden dolayı Kabal'ın ve Brahmanizm’in kaynaklarına kadar çıkma olanağı bulan, Martinist tarikatının gözde mürşitlerinden biri ve ilginç bir okültist olan Saint-Yves d'Alveydre kullanmıştır.

Saint-Yves d'Alveydre' in ardından, Fransız konsolosu Jacoliot “Hint'teki Tevrat”; teosofinin kurucusu olan H. P. Blavatsky de “Gizli Doktrin ve Gün Işığına Çıkarılmış İsis” adlı eserlerinde Agharta'yı tekrar gündeme getirmişlerdir. Bir süre sonra konuyu bu kez Rene Guenon ele almış ve “Dünyanın Kralı” adlı eseriyle okurlara Agharta hakkında kucak dolusu bilgi sunmuştur.

Rene Guenon’a göre, binlerce yıl önce oluşan bir tufan, o sıralarda bugünkü Gobi yöresinde yer alan çok gelişmiş bir uygarlığı yerle bir etmiştir. Bu yörede yaşayan ve “Öteye Ait Zekâların Oğulları” diye anılan spiritüel mürşitler, tufan sırasında, Himalayaların altında yer alan olağan üstü bir mağara ağına sığınmışlardır. Ancak; çok geçmeden iki gruba ayrılan bu gruptan “sağ elin yolu” diye anılan grup Agharta'ya, yani dünya hayatından uzak kalarak murakabe ve mükaşefede bulunma ülkesine, “sol elin yolu” diye anılan diğer grupsa, Shambhalla'ya yani kaba güç ülkesine yerleşmiştir.

Agharta konusuna ilişkin en eksiksiz ve en şaşırtıcı bilgileri gün ışığına çıkaran kişi Ferdinand Ossendowski olmuştur. Bolşevik ihtilaline direnen Amiral Koltchak hükümetinde bakanlık yapmış olan bu Polonyalı, Kızıl Ordunun bastırması üzerine Moğolistan'a oradan da Çin'e kaçmıştır. Serüvenlerle dolu yolculuğu sırasında birçok Lama manastırında konaklamış ve oralarda ilk elden sağlamış olduğu bilgileri 1924'de yayınlamış olduğu “Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar” adlı eserinde bir araya getirmiştir.

Kaldığı manastırlarda Ferdinand Ossendowski'ye, altı bin yıldan da fazla bir zaman önce kutsal bir insanın bütün bir oymakla birlikte muazzam bir mağarada kayıplara karıştığı ve orada, yitip gitmiş bir bilim yardımıyla, Agharta adlı bir yeraltı krallığının temelini attığı anlatılmıştır. Bu krallığın tahtında, tabiatın bütün güçlerini tanıyıp bilen, insanların gönüllerini ve yüce kader kitabını okuyabilecek kudrete sahip bulunan Dünya Kralı oturmaktadır. Gözle görülemez yapıda olan bu kral, emirlerini icraya her an hazır durumda bulunan sekiz yüz milyon insana hükmetmektedir.

Günlerden bir gün Lama Turgut, Ferdinand Ossendowski'ye şunları söylemiştir: “Başkent Agarti' nin çevresinde, büyük rahipler ve bilim adamlarının oturduğu kentler yer almaktadır. Bu başkent, mabet ve manastırlarla dolu bir dağın zirvesinde bulunan Dalay Lama'nın sarayını, yani Potala'yı andırmaktadır. Dünya Kralı, iki milyon adet bedenli tanrıyla çevrelenmiş durumdadır. Bunlar, aziz panditlerdir. Sarayın çevresinde, Yerkürenin, Cehennemin ve Cennetin her türlü görünür ve görünmez güçlerine sahip bulunan ve de insanların yaşamı ve ölümü konusunda elinden her şey gelen Goroların sarayları bulunmaktadır. Çılgın dünya insanlığı bunlarla mücadeleye kalkışacak olsa, bilin ki yeryüzü bir baştan öbür başa dümdüz edilir ve çöl haline dönüşür.”

Bu haline bakılacak olursa, Agharta efsanesiyle, “Sihirbazların Sabahı” adlı eserlerinde Louis Pauwels ve Jacques Bergier tarafından gerçeklikleri su yüzüne çıkarılmış Dokuz Meçhuller geleneği arasında bir ilişki olduğu söylenebilir. Bu geleneğin kökeni, M.Ö. 273'de hüküm sürmüş ve Hint'e Budizm’i benimsetmiş olan İmparator Asoka devrine kadar çıkmaktadır. Kıtayı yakıp yıkmış olan bir dizi savaşın ardından Asoka, insanlara, bilimi kötü amaçlarla kullanmayı yasaklamış ve mevcut bütün bilim kitaplarını dokuz bilgeye teslim ve emanet etmiştir.

Pauwels ve Bergier, kitapta şöyle demektedirler: “On asırdan daha fazla bir zaman boyunca üst üste yığılmış deney, çalışma ve belgelerden dolaysız bir anlamda yararlanabilmekte olan dokuz insanın sahip bulunduğu sırların kudretini bir tahayyül edin! Bu insanların amacı nedir acaba? Elbette, tahrip araçlarını, kutsal şeylere saygı duymayan insanlardan korumak ve insanlığın hayrına olan araştırmalara devam etmek. Bu insanlar, çok uzak geçmişten kaynaklanıp yığılmış olan teknik sırları muhafaza etmektedirler ve yerlerini, bırakmak gerektiğinde ancak kendi seçtikleri üyelere bırakmaktadırlar.”

Ayrıca, Agharta yeraltı ülkesine ait sırlarla Lobsang Rampa tarafından alınıp, gözler önüne serilmiş ifşaatlar (vahiyler) arasında da bir ilişki mevcuttur. Üçüncü Göz adlı eserinde, bu lama, inisiasyonun son aşamasına ulaştıktan sonra kendisinin üç büyük lamalık metafizikçisi tarafından, içinde Tibet'e ait gerçek sırrın saklı bulunduğu derin bir Lhassa mahzenine götürüldüğünden söz etmektedir.

İkinci Dünya Savaşının ertesinde, yüksek derecede bir inisiye olan Kut Humi Lal Singh-Kwang adlı araştırmacının bu konudaki ifşaatlarının İnisiasyon ve Bilim adlı okültist dergide yayınlandığı güne kadar Agharta'dan pek söz edilmemiştir. Bu zat, yeraltı ülkesi hakkında gerçi o güne kadar söylenmişlerin dışına çıkmamıştır, ama gizli dernek terimi üzerinde yine de ısrarla durmuştur. İfadesinde bireysel anlamda bir inisiasyona özellikle yer vermiştir ki bu da, uzun bir çile evresinden sonra, yani bireysel bir inisiasyon çalışmasından sonra inisiye olunur tezini benimsemiş olan Rene Guenonlun görüşünü teyit etmektedir.

Kut Humi şunları söylemektedir: “Agharta'ya girmek, katılmak ve özellikle de oraya atanmak ya da orası için seçilmek diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak, spiritüel anlamda olmak üzere, bileğinin hakkıyla Aghartalı olunabilmektedir. Kişi, ancak tanrının sıfatıyla tekrar bütünleşip özdeşleşebilecek düzeye ulaştığı takdirde Aghartalı olabilmektedir ki bu düzeye ulaşmanın yolu da uygulama ve gerçekleşme sürecinden geçer. Çünkü; bedensel varlığı en tam ve en aşkın biçimde değişime uğratan ve güçlendiren tek şey ancak spiritüel bilimdir. Aghartalı’nın hali, Himalayalardaki veya Tiyen Ti Huan'daki yogilere, ya da ilk İbranilerdeki “semavî insana” özgü halin en derinidir. Gerçek Aghartalılar, kendilerini diğer Aghartalılarda görmekte, bulmakta ve dünya sakinlerinin bilinçlerinde genişleme ve açılma meydana getirmek ve kendilerinin spiritüel anlamda ulaşmış bulundukları duygu ve düşünce birliğine onları da ulaştırmak amacıyla kendi aralarında işbirliği yapmaya her an hazır durumda bulunmaktadırlar.

Agharta'da zaman zaman kurultay da toplanmaktadır; ama bu kurultay, daima meskûn veya uygarlaşmış merkezlerden, tedirgin edici densizliklerden, kaba akışkanlardan ve kalabalıklardan uzak yerlerde gerçekleştirilmektedir. Orada kararlar hep oybirliğiyle alınmakta ve bu kozmik egregor'un majik kudreti, yüksek seviyeli bilgeliği tarafından derhal yürürlüğe konmaktadır. Bu kurultayın psişik, astral ve spiritüel gücüyle, sahip bulunduğu olağanüstü maddi olanaklar, özellikle bir sorun söz konusu olduğunda, son derece müthiş bir hale gelmektedir.”

Kut Humi, söylenebilecek her şeyi gerçi açıklıkla dile getirmiştir, ama; Agharta'ya özgü sırların birçoğundan yine de söz etmemiştir. Ancak küçük bir bölümü tercüme edilebilmiş olan bu sırlar, Tibet' teki Lamalık saraylarının kutsal arşivlerinde mi muhafaza edilmektedir acaba? Bu mümkündür, ancak ne var ki, Tibet'in Çin'e ilhak ediliş tarihinden beri bu kutsal kitaplara ulaşmak bir türlü mümkün olmamaktadır.

Burada, yukarıda Kut Humi’nin açıklamalarında geçen egregor sözcüğünü de kısaca açıklamak istiyorum. Bu sözcük Yunanca'da “uyanık kalmak” anlamına gelen “egregorein” fiilinden türemiştir. Bu fiil, Enoch'un Kitabında, Hermon Tepesine yerleşip, orada “uyumadan beklemeye and içmiş olan asî melekler” için kullanılmıştır. Yeminlerine sadık kalmış olan bu melekler, Adem'in üçüncü oğlu Seth'in kızlarıyla birleşmişler ve böylece dev ırkının doğuşuna öncülük etmişlerdir. Bu ırk daha sonra Tufan sırasında yok olup gitmiştir.

Kabalistlere göre egregor'lar ya insan bedenli melek görünümüne ya da sırf bedensiz varlık görünümüne sahiptirler. Yehova geleneğindeyse genellikle, diğer melekler gibi göçebe yıldızlar veyahut da ateş topları görünümünde tasvir edilmektedirler.

Parapsikolojideki egregor’sa, psişik bir gücün özgürleşmesiyle oluştuğu sanılan gizli bir gücün ortaya çıkışıdır. Vasat psişizmli bir çok, ya da üstün seviyeli psişizme sahip bir avuç insan tarafından tahrik edilmiş olan egregor'lar, telekinezi (uzaktan etki) fenomenlerinde ortaya çıkan güce benzer bir maddi güce sahiptirler. Deneysel parapsikolojide, bu egregor'lar, psişizmleri bir manyetizör tarafından uyarılmış ve bir medyum tarafından da katalize edilmiş olan bir grup insanın iradelerini yoğunlaştırmasıyla elde edilebilirler. Psişik senkronizasyon tesis edildiği anda, egregor, düşünceden türemiş bir varlık ya da maddesel olmayan bir güç görünümü altında ortaya çıkar. Bu, zor bir işlemdir, ama koşullar elverişli olduğunda pekala başarılabilmektedir.

Alman yazar, K.K. Doberer “The Goldmakers” adlı kitabında şu düşünceyi belirtir :

“Atlantis' in bilge kişilerinin görüşlerine göre büyük tehlikeden kaçmanın bir yolu da göç etmektir. Onlar da, Akdeniz üzerinden doğuya doğru ilerleyerek Asya topraklarına varıp Dünyanın Damı’nda (Himalayalar' da) koloniler kurmuşlardır.”

Bu, şaşırtıcı bir tahmin olmasına rağmen, belki de gerçeklerden pek uzak değildir. “İyi Kanun”un yüksek rahipleri ve prensleri kültür ve teknolojilerini, yeryüzünün güvence içindeki uzak bir köşesine havadan taşımış ve ilimlerini, küçük, tümüyle tecrit edilmiş topluluklarda, günümüz akademisyenlerince hayal bile edilemeyecek düzeyde geliştirmiş olabilirlerdi. Görünürde fantastik olan bu kurama ağırlık kazandıracak kanıtlar mevcuttur.

Mahabharata Destanı'nda, göklerde uçakların uçtuğu ve kentler üzerine tahrip edici bombaların atıldığı, kanlı savaşların yapıldığı ve kötülüğün serbestçe hükmettiği eski bir devirden söz edilir. Jeolojik tufandan az önce olanların olası görünümünü, eski yazıtlardan ve çoğu ırkların efsanelerinden yararlanarak yeniden kurabiliriz.

Kültürlerinin sonunun geldiğini ve insanlığın ilerleyişinin tehlikeye girdiğini fark eden bir grup açık görüşlü filozof ve bilgin, dünyanın erişilmesi olanaksız bölgelerine çekilmeye karar verdiler. Dağlarda gizli yeraltı sığınakları inşa edildi. Himalayalardaki saklı vadiler, uyanış meşalesini geleceğe ulaştıracak birkaç seçkin kişiye tahsis edilmişti.

Okyanus, Atlantis'i kapladığı zaman bundan kurtulan koloniler, yıkılmış olan İmparatorluğun hatalarını tekrarlamaktan kaçınarak bir ütopya inşa etmek üzere ayakta bırakılmışlardı. Barbarlık ve cehaletten uzakta kalan bu topluluklar, tecrit olmakla korunarak geliştiler. Daha başından, dış dünyayla ilişkinin kesilmesine karar verilmişti. Hiçbir engelle karşılaşmayan bilimleri gelişerek, Atlantis' in başarılarını geride bıraktı.

Bu anlatımlar bir fantezi mi? Sanmıyorum... Olası bir nükleer yıkıma karşı, yeraltı sığınakları ve hatta yeraltı kentleri günümüz bilim adamlarınca düşünülüyor da; insanlığın ahlaki çöküşü ve "Brahma' nın onbinlerce güneş gibi parlayan silahı"nın tehlikesiyle karşılaşıldığında Atlantis'in spiritüel liderleri buna benzer bir projeyi gerçekleştirmemiş olsun?

Nükleer fiziğin öncülerinden Prof. Frederick Soddy, 1909' da, eskilerin bilimsel geleneklerinin, "dünyanın kaydolunmamış tarihindeki, geçmiş birçok devirlerin birinden, bugün bizim yürümekte olduğumuz yolu önceden tamamlamış bir insanlık çağından, kopup gelen bir yankı" olabileceğini söylemiştir.

Bir medeniyetin ürünlerini, yıkıcı savaşların ve jeolojik afetlerin tehlikelerine karşı belirsiz bir süre boyunca koruyabilmek için, yeraltı sığınaklarından daha etkin bir şey olamaz.

İnsanın, bu gezegen üzerindeki yaşam hikayesinden birçok sayfa, “Zaman”nın eli tarafından yırtılarak çıkarılmıştır. Ancak, efsaneler, ileri bir medeniyeti yok eden devasa bir afetten bahseder. Buna göre, bu afetten kurtulanların çoğu vahşilere dönüşmüştür. Ancak bunlardan bazıları “İlâhi Haberciler”ce rehabilite edilip, ilkellikten kurtarılarak kökenimizin dayandığı geçmiş tarihin uluslarını oluşturmuşlardır.

Lütfen aşağıdaki bölümü daha dikkatli okuyun, çünkü aşağıda anlatılanlar ABD Deniz Kuvvetleri Amirallerinden Richard E. Byrd’ün 1947 yılının Şubat-Mart aylarında kaleme aldığı günlüğünden alınmış olup, bire bir kendi anlatımıdır.

“Kuzey Kutbu'nda bir keşif uçuşu, İç Dünya; Benim Gizli Günlüğüm”.

“Bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. Yazdıklarım Artrik'de 1947 yılı Şubat'ının 19.gününde yaptığım uçuşla ilgili. Zamanı geldiğinde, muhakkak insanlar daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Yazdıklarımı açıklama özgürlüğüne sahip değilim, belki de bunlar asla toplumsal bir incelemenin ışığını göremeyecektir; ama bir gün herkesin okuyabilmesi için bunları kaydetmek benim görevim. Bu açgözlü ve sömürücü dünyada kesin eminim ki, insanoğlu gerçekleri daha fazla bastıramayacaktır.”

 

 

Richard Evelyn Byrd - “Uçuş Seyir Defteri”

 

19 Şubat 1947 Artrik Üssü Kampı

 

Saat 06. 00 : Tüm hazırlıklar tamamlandı. Kuzeye doğru uçacağım, tüm yakıt depoları dolduruldu.

Saat 06. 20 : Sancak motoru daha güçlü gibi. Ayarlama yaptık şimdi daha iyi.

Saat 07. 30 : Üsle radyo ilişkisi kontrolü yaptık. Her şey yolunda.

Saat 07. 40 : Sancak motorunda zayıf bir akıntı var gibi. Yağ basıncı normal.

Saat 08. 00 : Uçuyorum. Uçuş normal görünüyor. 7000m.de uçuyorum. Türbülans normal. Her şey yolunda.

Saat 08. 15 : Üsle telsiz kontrolü normal.

Saat 08. 30 : Türbülans oluştu. 1000m.ye kadar inmeye karar verdim, uçuş koşulları yumuşak görünüyor.

Saat 09. 10 : Çok büyük bir buz alanı altta kar yağıyor. Görüntü muhteşem. Kırmızıdan mora kadar tüm renkleri görüyorum. Pusula olduğu yerde dönüp duruyor , her iki pusulam da yani manyetik ve gyro pusulalar dengelerini iyice yitirdiler, titreşip duruyorlar. Güneş pusulasını kullanıyorum. Kontroller yavaş tepki veriyorlar ama bir buzlanma belirtisi yok.Üsle tekrar ilişki kurduk ve gördüklerimi anlattım.

Saat 09. 15 : Uzakta dağlar görüyorum.

Saat 09. 49 : Dağları gördüğümden bu yana 29 dakika geçti. Görsel bir yanılgı yok. Bunlar daha önce hiç görmediğim bir sıradağ halindeler.

Saat 09. 55 : Altimetre 8900 metreyi gösteriyor; güçlü bir türbülans var.

Saat 10. 00 : Hala kuzeye doğru uçuyorum ve altımda küçük bir dağ sırası var, bunu tanımlıyorum ve soruşturmam gerek. Çünkü böyle bir dağ oluşumu haritalarda yok. O da ne? Dağların arasında ve tam ortada küçük bir nehir akıyor, aşağıda yeşil bir vadi; olamaz! Burada garip ve normal olmayan bir şeyler var. Buz ve kar olmalıydı ama ben dağların yamaçlarında yeşil ormanlar görüyorum. Yön bulma araçlarım hala çılgınca dönüyorlar. Jiroskop hala öne ve arkaya doğru titreşip duruyor.

Saat 10. 05 : 4500 metreye indim ve alttaki vadinin üzerinde sola doğru sert bir dönüş yaptım. Aşağıda yeşille örtülmüş bir alan var. Burada ışık farklı, güneşi göremiyorum. Sola biraz daha döndüm ve aşağıda çok büyük garip hayvanlar gördüm. File benziyorlar, ama, hayır bunlar birer Mamut. İnanılmaz ama oradalar. 3000 metredeyim, dürbünle bakıyorum ve hayvanlar görüyorum;

oradalar. Bunu üsse bildirmemiz gerek.

Saat 10. 30 : Yeşil renkli tepelere yaklaşıyorum. Dış ısı, termometrenin

gösterdiğine göre 23 derece. Düz olarak uçmaya devam ediyorum. Göstergeler normal ama ben bir bulmacanın içindeyim. Yine üssü arıyoruz ama telsiz çalışmıyor.

Saat 11. 30 : Eğer normal kelimesini bu ortamda kullanırsam her şey

yolunda. İlerde bir yer var, sanki bir kente benziyor. Uçak çok hafifledi, bir tüy gibi

dalgalanarak uçuyor. Kontroller emirlerimi dinlemiyorlar.Tanrım!..Normal tepkiler

vermeyen bir araç içinde uçuyorum ve yeterince hızlı değilim, ama ilerde uçan garip bir araç var. Disk şeklinde parlak bana doğru yaklaşıyor, üzerindeki işareti görüyorum; bubir gamalı haç. Fantastik! Neredeyiz? Ne oluyor? Kontrolleri geri

almaya çalışıyorum, ama olmuyor.

Saat 11. 35 : Telsizden çatırtılar geliyor, İngilizce bir ses ama derinlerden geliyor. Aksan İsveç ya da Alman şöyle diyor; “Bölgemize hoş geldiniz Amiral. Sizi 7 dakika içinde indireceğiz. Güvenli ellerdesiniz rahat olun.” Uçağımın motorları bir anda durdu ve garip bir gücün kontrolü altında uçmaya devam ediyorum. Şimdi uçağım kendi çevresinde dönmeye başladı.

Saat 11. 40 : Bir diğer telsiz mesajı... İniş olayı başladı. Uçak şiddetle titriyor, aşağıya doğru iniyor, sanki görünmeyen dev bir asansörün içinde gibiyim. Artık çok rahatım hiçbir şey umurumda değil. Hafif bir sarsıntıyla uçağım yere temas ediyor.

Saat 11. 45 : Seyir defterime aceleyle son cümleleri yazıyorum. Uçağıma doğru gelenler var; Hepsi uzun boylu ve sarı saçlılar. Uzakta büyük ve parlak binaların bulunduğu bir kent var, gök kuşağına benzer renk dalgaları nabız gibi atarcasına kentin üzerinde yükseliyor. Ne olduğunu anlamış değilim ama ortada tehlikeli bir şey yok, hiçbir silah görmüyorum. Kargo kapısını açarken bir sesin ismimi söylediğini duyuyorum. Her şeye razıyım. (Kaydın sonu)

 

“Bundan sonra olanları hafızama güvenerek yazdım. Telsizcimle beraber uçaktan çıktık, içten ve samimi bir karşılama bu. Tekerlekleri olmayan küçük bir platformun üstüne bindik. Şimdi hızla, parlayan kente doğru gidiyoruz. Kent sanki kristalden yapılmış gibi, içeri girerken daha önce hiç görmediğim büyüklükte binalar görüyorum. Bu yapılar Frank Lloyd Wright'in çizimlerinin ötesinde. Yada bir Buck Rogers filminin setindeyim. (Yine dönemin sinemasın da canlandırılan bir bilim kurgu kahramanı). Daha önce hiç tanımadığım sıcak içecekler ikram ediliyor, çok lezzetliler. On dakika kadar sonra iki hostes geliyor, çok güzeller ve kendileriyle beraber gelmemi söylüyorlar. Yapacak bir şey yok, gidiyorum ama telsizcim kalıyor. Kısa bir yürüyüşten sonra asansöre benzer bir yere giriyor aşağıya doğru inmeye başlıyoruz, araç duruyor ve kapı yukarıya doğru sessizce açılıyor. Uzun bir koridorda ilerliyoruz, gülkurusu renkte bir ışık her yerden yayılıyor, sanki duvarların içinden geliyor. Büyük bir kapının önünde duruyoruz. Kapının üzerinde okuyamadığım bir yazı var. Kapı ses çıkarmadan açılıyor, girmem için işaret ediliyor. Hosteslerden bir tanesi; “Korkacak bir şey yok Amiral, Üstadın huzuruna kabul edileceksiniz.” diyor.” (Sevgili okurlar, burada Gerhard Kremer tarafından 1595 yılında çizilen Kuzey Kutbu Haritasında ortadaki kara parçasının tam ortasında yer alan adaya dikkatinizi çekmek isterim. Amiralin uçuş tarihinden tam 352 yıl önce çizilen bu haritada, tam amiralin tarif ettiği yerde bir adanın gösterilmesi size de gizemli gelmiyor mu?)

“İçeri giriyorum, çarpıcı renkler görüyorum, oda büyüleyici ve çok etkileyici. Karşımda çok güzel bir insan var, gördüklerimi anlatamıyorum, bildiğim sözcükler buna yeterli değil. İnsan gibi ama daha çok ötesinde, huzur ve mutluluk yayıyor. Düşüncelerim kesiliyor, melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor; “Yerimize hoş geldiniz Amiral”. O, bir erkek, yüzünde çok uzun yılların izleri var, uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp bana oturmam için gösteriyor. Oturuyoruz, bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor; “Sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz.” “Dünyanın yüzeyi mi?” diyor ve soluğumu tutuyorum. Gülümsüyor ve;

“Evet şu anda İç Dünyanın ARIANNI bölgesindesiniz. Sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım, güvenle yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral, sizi neden buraya getirdiğimizi söyleyeceğim. Irkınızın Japonya'da Hiroshima ve Nagasaki de patlattığı iki atom bombasıyla çok ilgiliyiz.

Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık, biz bunlara “FLUGELRAD” diyoruz. Sizi gözlüyor ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral, ama; biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. İnsanlık için uygun olmayan doğal bir gücü, yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlilerimiz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. Irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü, bilimimizi göreceksiniz Amiral .”

Sözünü kesiyor ve “benimle ne yapacaklarını” soruyorum. Üstat delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir müddet sonra cevap veriyor; “Irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var.” Başımı sallıyorum ve devam ediyor; “1945'de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı, FLUGELRAD'larımıza ateş açılıp, düşürüldüler. Savaş uçaklarınız, kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana şunu söylüyorum oğlum; Dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta, kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden, artarak birikiyor. Silahlanmanızın bir anlamı yok, biliminizde güvenli bir yer yok, kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip, yok ediliyor, tüm insanlar ve canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin bir başlangıcı. Biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz. Söylediklerimde bir yanlış var mı?”

“Hayır, bu eskidende oldu, karanlık çağlar geldi ama 500 yıl önce sona erdi” diyorum. Üstat devam ediyor; “Evet oğlum. Karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor, karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var, fazlası söylenmemeli. Çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasında yeni bir dünya doğacak, kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar. Zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz, belki savaşın ve çekişmelerin boş yere olduğunu bir gün öğreneceksiniz, ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. Şimdi oğlum bu mesajlarla beraber yüzeye dönebilirsin.”

Bu sözlerle beraberliğimiz sona ermiş görünüyor. Bir an için duruyorum, bu bir rüya olmalı ama, ben bu gerçeği biliyordum. İki güzel hostesimin gelip “Bu yoldan Amiral” demeleriyle kendime geldim. Çıkmadan önce bir kez daha dönüp Üstada bakıyorum. O mitolojik yüzde yumuşacık bir gülümseme var; “Elveda oğlum” diyor ve ince uzun elini kaldırarak bir barış hareketi yapıyor. Hızla geri dönüyor ve yukarı çıkıyoruz. Hosteslerimden birisi bana dönüyor ve “Acele etmeliyiz Amiral. Üstat, sizi geciktirmememizi istedi, mutlaka geri dönmeli ve mesajı vermelisiniz.” Bir şey demiyorum. Olan her şey inancın ötesinde. İlk geldiğimiz yere dönüyoruz, telsizcim orada, çok gergin ve yüzünde endişeli bir ifade var. Onu “Her şey yolunda Howie,” diyerek sakinleştiriyorum. Yine uçan platformla uçağımızın yanına götürülüyoruz. Motorlar çalışıyor ve hemen biniyoruz. Kapı kapandıktan sonra görünmeyen güç, uçağı kaldırıp bir anda 8000 metreye çıkarıyor. Onların araçlarından iki tanesi belli bir uzaklıktan bizi izliyor. Çok hızlı gidiyoruz ama hız göstergesini okuyamıyorum, ileriye doğru gidiyoruz. Telsiz çalışıyor ve ses; “Şimdi sizi terk ediyoruz Amiral, kontroller serbest. Auf Wiedersehen” diyor. Almanca bir veda. Howie ve ben Flugelrad'ların soluk mavi gökte kaybolmalarını izliyoruz. Uçağım birden sarsılıyor ve aşağı doğru dalışa geçiyor. Toparlanıyor ve kontrolü alıyoruz. Şimdi uçuş normal, kimse konuşmuyor, ikimizde kendi düşüncelerimizle baş başayız.”

 

Uçuş Seyir Defterinin Devamı

 

Saat 22 . 00 : Yine sonsuz buz ve kar çölündeyiz. Üsse uzaklığımız yaklaşık

27 dakika. Haberleşiyoruz, cevap geliyor. Bütün koşullar

normal . Üstekiler bizden haber aldıkları için çok memnunlar.

Saat 22 . 30 : Üsse yumuşak bir iniş yapıyoruz . Bir görevi bitirdim ama çok

daha büyük bir görev şimdi beni bekliyor.

 

 

“Bu yaşadıklarımdan sonra bu olayla ilgili olarak 11 Mart 1947'de Pentagon'da bir toplantıda hazır bulundum. Olanları anlattım, keşfimi açıkladım ve Üstadın mesajını aktardım. Her şey gereğince kaydedildi. Başkana bilgi aktarıldı ama geciktirildiğimi veya alıkonulduğumu hissediyorum. Yüksek Güvenlik Örgütü ve bir tıp ekibiyle uzun görüşmeler yaptırdılar, bir kasıt algılıyorum. Büyük bir sıkıntı içindeyim, ABD Ulusal Güvenlik koşulları gereğince, sıkı kontrol altındayım. Ve sonunda emri aldım; bildiğim her konuda kesin olarak sessiz kalmam isteniyor, bunu insanlık adına yapacakmışım. İnanılmaz ama ben bir askerim ve emirlere uymaktan başka yapacak bir şeyim yok.”

 

30.12.1956 SON SÖZLER

 

“1947'den bu yana yıllar geçti. Günlüğümü tamamlamam gerekiyor. Kapatırken kendimden eminim. Bu sırrı yıllar boyunca inançla sakladım. Bu benim tüm moral değerlerime ve haklarıma karşıydı. Şimdi sonsuz gecenin geldiğini hissediyorum ve bu sır benimle beraber ölmemeli. Ama gerçek eninde sonunda galip gelecek. İnsanlığın tek umudu bu. Gerçeği görüyorum ve ruhum bir an önce serbest kalmak için çırpınıyor. Askeri canavarlığın kalbi olan endüstri için görevimi yaptım. Şimdi uzun gece başlıyor ama bu bir son olmayacak Uzun Artrik gecesinde olduğu gibi, gerçeğin parlak güneş ışığı yine gelecek ve karanlıklardan da ışık doğacak. Çünkü ben Kutbun ötesinde varolan ülkede en büyük bilinmeyeni gördüm.”

 

alıntıdır

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Benzer Konular

    • Kuzey

      Güneşin soğuk rüzgarları esiyor bu topraklarda. Aşk kırmızı rengini maviye bırakmış, Yer yer yeşil başka da göremezsin... Soğuk ısıtır,ısırır,kıstırır bir köşeye. Sağa sola öteye gidiş yok hep beyaz. Kuzey kutbunda her yer güneye bir çıkış. Tabi daha makul topraklara.

      , Yer: Üyelerimizden Şiirler & Denemeler

    • Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülke Açıklandı! Son Sıra Şaşırttı...

      Kadınlar İçin En Tehlikeli 10 Ülke Açıklandı! Son Sıra Şaşırttı Thomson Reuters Vakfı'nın yapmış olduğu bir araştırmaya göre kadınlar için en tehlikeli 10 ülke belli oldu. Liste, kadına yönelik suç oranlarına göre şekillendi. HİNDİSTAN AFGANİSTAN SURİYE SOMALİ SUUDİ ARABİSTAN PAKİSTAN DEMOKRATİK KONGO CUMHURİYETİ YEMEN NİJERYA ABD  

      , Yer: Serbest Kürsü

    • İsim,Şehir,Hayvan,Bitki,Ülke

      İsim,Şehir,Hayvan,Bitki,Ülke   evettt..bu oyunun hepimiz oynamışızdır sanırım..ben A harfi ile başlatıyorum...benden sonra gelen hem A harfiyle ilgili cevapları versin sonrada istediği bir harfi alttaki gelecek üye için seçsin...     oyunnn başlasınnn...   alttaki üye; A Harfi ile İsim,Şehir,Hayvan,Bitki,Ülke söyle bakalım..

      , Yer: Forum Oyunları

×
×
  • Yeni Oluştur...